Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Tevekkül Eden, Baba Ve Annesine İyi Davranan Sâlih Evlad

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2010

9 ana babaya hutmet,ana baba hakki, copy.jpgss

Tevekkül Eden, Baba Ve Annesine İyi Davranan Sâlih Evlad

Kıssa:

İsrail oğullarında sâlih bir adam vardı. Onun küçük bir oğlu ve buzağısı vardı. Adam buzağıyı alıp, bir meşelliğe (ormana) götürdü, ve:

Allahım! Bu buzağıyı oğlum için sana emânet ediyorum. Oğlum büyüyünceye kadar onu koru ve sakla,” dedi. Adam öldü. Buzağı, meşelikte büyüdü. Tam yaşına geldi. Yaşlılık ile gençlik arasına girdi. Yabani büyüdüğü için buzağı gördüğü her şeyden kaçıyordu. 0 sâlih adamın oğlu büyüdüğünde, anne ve babasına hayırlı bir evlâd oldu. 0 çocuk geceyi üçe bölerdi. Gecenin üçte birini namaz kılmak, üçte birini uyumak ve diğer üçte birini de annesinin başı ucunda geçiriyordu. Sabah olduğu zaman bu çocuk, sırtına odun alır, onu pazara götürür, Allah’ın dilediği bir fiyat ile satardı. Sonra o paranın üçte birini sadaka olarak dağıtır, üçte birini geçimi için kullanır ve diğer üçte birini annesine verirdi. Bir gün annesi ona:

-“Oğlum! Baban sana bir buzağı miras olarak bırakmıştı. Onu götürüp, meşelikte bırakarak Allah’a emânet etmişti. Git, İbrahim, İsmail ve İshâk’ın İlâhından onu sana geri vermesi için dua et. Onun alâmeti, ona baktığında seni hayal (dünyasına götürüp sevinç) verir. Sanki güneşin şuaları (ışınları) onun san olan kıllarında çıkmaktadır.” O sığıra güzelliğinden ve sarılığından dolayı altn sığır diyorlardı. Onun süslü ve insana hoş gelen bir sarısı vardı. İnsana burukluk veren kötü bir sarıya sahip değildi. Genç meşeliğe gitti. Onu gördü. Otluyordu. Genç o sığıra seslendi:

-“Sana İbrahim, İsmail, İshâk ve Yakub’un İlâhı ile azimet ediyorum (emrime uy, yanıma gel), dedi. Sığır, o gencin sesine kulak verdi. Onu kabul edip, koşa koşa yanına geldi. Hatta önünde

uslu  uslu  durdu.  Genç sığırın,  boynunu tuttu.  Bağladı.  Sığır Allah’ın izniyle dile gelip konuştu.

-“Ey annesine iyilik yapan genci Sırtıma bin seni istediğin yere götüreyim bu sana çok kolaydır,” dedi. Genç:

-“Annem bana bunu emretti. Ve bana onu boynundan tut dedi,” Sığır:

-“İsrâiloğullarının peygamberlerinin hakkı için! Eğer sen bana binecek olursan, ebediyyen bana gücün yeter ve ben de ebediyyen seni taşırdım. Eğer sen dağa yerinden oynaması için emretsen, dağ yerinden sökülür. Seninle beraber hareket eder. Bütün bunlar senin annene olan iyiliğindendir,” dedi. Sonra genç o sığırı alıp annesine götürdü. Annesi ona:

-“Oğlum! Sen fakirsin.  Hiçbir malın yok. Geceleri namaz kılmak ve gündüzleri de odun taşımak artık sana meşakkat verip zor geliyor. Git bu sığırı sat,” dedi. Oğlu: -“Kaça satayım?” dedi. Annesi:

-“Üç dinara sat. Bana danışmadan satma,” dedi. O gün o sığırın pazarda edebileceği değer üç dinardı. Genç, sığırı alıp pazara götürdü. Allahü Teâlâ, o gence annesine yapmış olduğu iyilikten ona nasıl bir hayır yapacağını bildirmek için ona bir melek gönderdi. Ondan haberdar olan Allah onu imtihan etmek için ona bir melek göndermişti. Melek ona:

-“Bu sığın kaça satıyorsun?” dedi. Genç:

-“Üç dinar! Annemin rızası şartıyla” dedi. Melek:

-“Ben bunu altı dinara alıyorum! Anneni işin içine sokma,” dedi. Genç:

-“Sen bana bu sığırın, ağırlığınca altın versen, ben anneme danışmadan ve onun rızasını almadan yine satmam.” dedi. Genç gidip, durumu annesine aktardı. Sığırın değerini ona haber verdi. Annesi:

-“Dön! Git onu benim rızam ile alt dinara sat dedi. Genç, sığır ile yine pazara gitti. Melek geldi.

-“Annen ne buyurdu?” diye sordu: Genç:

-“Annem! Bunu altı dinardan aşağı satmamamı emretti. Bu değerden noksan bir değer ile satmam,” dedi. Melek:

-“Annene gidip danışmaman üzere bunu senden on iki dinara satın alıyorum,” dedi. Genç, satmaktan kaçındı. Yine annesine geldi. Bunu ona haber verdi. Annesi ona:

-“Oğlum! Sana gelen kişi insan suretine girmiş bir melektir. Seni imtihan etmek istiyor. Sana geldiğinde, ona, “Sen bu sığırı satmamızı emreder misin yoksa etmez misin?” diye sor. Ona göre hareket et,” dedi. Genç, sığırı ile pazara gitti. Yine melek geldi. Annesinin söylediklerini meleğe sordu. Melek:

-“Annene git. Ona bu sığın tutup satmamasını söyle. Bunu Mûsâ bin Imrân senden İsrail oğullan içinde öldürülmüş olan bir maktulün katilini bulmak için satın alacaktır. Bunu ancak, derisinin dolusu altın ile satarsın. Allahü Teâlâ Hazretleri, İsrail oğullarının içine bu sığırın kesilmesini takdir etti,” dedi. Çok geçmeden, İsrailoğullan, kesecekleri sığırın vasıflarını sormaları üzerine, Allah, onlara bu sığın tarif etti. O genç annesine iyilik yaptığından Allah, kendi fazlü kereminden bir rahmet olarak o fakir gencin elinde bulunan sığırın vasıflarını saydı.

Yahudilerin Sığır Kesmekle Emir Olunmalarının Hikmeti

Kesilmesi gereken hayvanın başka değil de, sığır olmasının hikmeti, Yahûdîlerin, sığır ve buzağılara tapmalarındandır. Bu hayvanlar onlara çok sevimli olduğu içindir. Allahü Teâlâ buyurduğu gibi: “Dinledik, isyan ettik!” dediler ve küfürlerîyle danayı’kalblerin’de iliklerine işlettiler… Sonra tevbe ettiler. Allah’ın taatine ve ibâdetine döndüler. Allahü Teâlâ onları çok aşın sevdikleri şeyle imtihan edip; tevbelerinin hakikatinin ortaya çıkmasını ve kalblerinde bulunan sığır sevgisini kökten koparıp atmak istedi. Denildi ki, o zaman onlara en yakın ve faziletli kurbanları sığır idi. Allah, onların sevdiği ve onlar için en faziletli olan hayvanı keserek kendisine yaklaşmalarını istedi.

Dediler,

(Yahûdîler, sığırın kesme emrini alınca şaşırdılar. Şaşkınlıkları geçtikten sonra konuşmaya başladılar) Sanki şöyle denilmektedir:

-“Bundan (sığın kesme emrinden) sonra Mûsâ Aleyhis-selâm’ın kavmi ona ne dedi? Emrini yerine getirmeye yöneldiler mi?” Onlar Ey Mûsâ, “Bizim için dua et,” dediler. Bizim için sor.

Rabbin bizim için açıklasın,  beyan etsin,” vuzuha (açıklığı) kavuştursun ve onu tarif etsin.

Nedir o?

Burada u “ne” mübteda, haberidir. Cümle “açıklasın” ile nasb makammdadır. Yani bize bu sualin cevabını açıklasın. Yahudiler, o sığırın halini ve vasfını sormuşlardı. Kesil¬miş bir sığırın bir parçası ile o ölen kişiye vurulduğunda, adamın dirileceği hakikati israil oğullarının kulaklarını tırmalıyordu. Onlar başta, hep inanmak istemiyorlardı. Bu gücü veren Allah olduğunu unutup sığırın vasıflarını sormaya başladılar. Buradaki hal ve vasfın sorulması, şöyle bir şeydir: Mesela sen birine,  Zeyd nasıl biridir? Diye sorarsın o’da: iyidir veya âlim’dir der. Yani o sığırın yaşı nedir? Sıfatı nedir? Küçüklük ve büyüklükte durumu nedir?  Dedi”

Dua edip vahiy geldikten sonra Mûsâ Aleyhisselâm, dedi. Muhakak O” Yani Allahü Teâlâ, buyuruyor ki,  o, yani sizin  kesmekle emir olunduğunuz sığır.  (şu vasfi taşıyan) sığır değildir. O pek yaşlı, yani yaşlı değildir.

pek yaşlı,” kelimesi, kesmek manasına olan  kelimesinden gelmektedir. Sanki o sığır, yıllarını bitirmiş sonuna yaklaşmış değil.pek taze de değildir.”

Yani küçük bir yavru da değildir. Burada “ne pek yaşlı, ne de pek taze,” kelimeleri müennes olarak gelmedi. Çünkü bu iki kelime dişilere mahsus olmadahaiz kelimesi gibidir. (haiz görme işi kadınlara mahsus olduğu için ayrıca. bu kelimenin müennes gelmesi gerekmez. Zaten onun müzekker veya müennes mi olduğu biliniyor.) durumu, Yani o sığır vasıflanır. bunun arasında, yani zikredilen yaşlılık ve tazeliğin arasında bir yaştadır.

Hemen yapınız“…

Bu, Mûsâ Aleyhisselâm tarafından bir emirdir. Mûsâ Aleyhis¬selâm, daha önce kesilmesi gereken sığırın vasfından fariğ olduktan yani boşaldıktan, sığırı anlattıktan sonra onlara, emre-dilen hayvanı hemen kesin, dedi.

emrolunduğunuz şeyi,… Emir    olunduğunuz  şey;    sığırın    kesilmesinden    emir olunduğunuz şey manasınadır. Burada car (harfi cer) hazfolundu. Bu fiil He kullanılması çok yaygındır. Hatta iki mefûle müteaddi olan fiillere bile ilhak etti.

israil oğulları dediler“…

Sanki şöyle denilmektedir. İkinci beyandan sonra İsrailoğulları ne yaptı? Emir tekrarlanmaktadır. Dediler denildi;

Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın.

Renklerden. Kesmekle emir olunduğumuz sığır bize tam ayan beyân olsun Renk, bazı

cevherler üzerinde kendisini gösteren bir arazdır. Dedi,” Yani, Allah’a dua edip Allah’dan sorunun cevabını aldıktan sonra Mûsâ Aleyhisselâm, buyurdu: Muhakkak o,” Allahü Teâlâ: Muhakkak o sığır, sarı renkli biridir, diyor.”

Sarılık, siyah ile beyazın arasında bir renktir. O bilinen sarılıktır. Sarılık siyahlığın başlangıcıdır. Çünkü devenin siyahlığı zamanla sarılığının üzerine çıkar. parlak bir rengi vardır (sapsarıdır).” Bu cümle mübteda ve haberdir. Cümle sığırın sıfatıdır, sanlığın  koyu  ve  diğer  renklerin  karışımından   halis  olması demektir. Tekid manasında: sapsarı denir. simsiyah denildiği gibi. Kendisi renklenenin vasfı olduğu halde, renge isnâd edilmesinde ise, onunla olan bir ilgi ve yakınlıktan dolayıdır. Tekid’in manaya verdiği üstünlük inkâr edilemez. Sanki şöyle denilmektedir: Sanlıkta şiddetli sarılığı olan bir sarılık. Ciddiyetinde çok ciddidir, kelimesinde olduğu gibi. Denildi ki, bütün sarılık demektir. Galiz bir sarılığa yakın bir sarılık demektir.

Sarı renk bakanlara sürür veren,  (san bir sığırdır).”

Sarı Renk

Ona bakanlara, güzelliğinin acaibliğinden ve renginin saflığından sürür gelir. Hilkati tamam olduğu için bakanların kalblerine ferahlık verir. Letafeti kendisinde toplaması ve koyu bir renge sahip olması ve kalbte bir lezzet ve sürür vermesi, bir faydanın hâsıl olması anında veya koyuluğuna bakmakladır.

Hazreti Ali (r.a.).’dan rivayet olundu. Sarı nalin giyenin üzüntü ve düşüncesi azalır. Zîrâ Allahü Teâlâ: sarı renk, bakanlara sürür vericidir”, diyor. İbnüz-Zübeyr ve Muhammed bin Kesir, siyah nalin giymekten menetti. Çünkü o, üzüntü verir. İnsanın içini karartır. Zikir olundu ki: Kırmızı mest, Firavun’un mestidir. Beyaz mest, Fiavunun veziri Hâmân’m mestidir. Siyah mest ise âlimlerin mestidir. Rivayet olundu. Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinin mestleri siyah idi.

Onlar, Dediler” O sığır, salma yani serbest dolaşan bir inek mi, yoksa çalışan yani sahibi tarafından çifte ve su çekiminde çalıştırılan bir sığır mı?

Keşşafta buyuruldu: Bu sığırın hali ve vasfını soran suâlin tekrarıdır. Beyanın (sığırın durumunun açıklanmasının) artması için onun durumunu soran sualler arttı. Kısaltmak burada uygun olmaz. Ömer bin Abdulazîz Hazretlerinden rivayet olundu: “Ben sana falanca kişiye koyun (cinsinden bir hayvan) vermeni emrettiğimiz zaman onun koyun mu ve keçi mi olduğunu benden sorma. Bu sence anlaşıldığı zaman, bana onun erkek veya dişi mi olduğunu sorma. Bunu sana açıkladığım; erkek veya dişi mi olduğunu açıkladığımda sen onun siyah mı veya beyaz mı olduğunu sorma. Sana bir şey sorduğumda (o kunuda insiyâtifıni

kullan ve bana soru sorma, hemen emrimi yerine getir,” dedi. Hadis-i şerifte şöyle buyuruldu:

“Muhakkak cürüm bakımından insanların en büyük günahkârı, haram olmayan bir şeyi soran ve o kişinin sorularından dolayı, o şeyden mahrum edilmesi (ve o şeyin ona) haram olmasıdır

“Muhakkak o sığır, biraz karışık geldi,” Durumu ve sanlığı vasfedilen sığır cinsi, çoktur. Bu bize benzetilip karışık bir hale geldi. Sığırlardan hangisini keseceğini bilemiyoruz. Sığır kelimesi, cinsi murad edilmiştir. Veya cemiinin harfleri, müfredinin harflerinden daha az olan bir ceminin müfred veya müzekker olması caizdir.

Bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz.” dediler.

Yani kesilmesi gereken sığın inşallah buluruz. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdu:

“Eğer İsrâiloğulları, “inşaallah” (Allah dilerse) demeselerdi, hiçbir zaman istenen sığın bulamayacaklardı.

Mûsâ Aleyhisselâm söyledi.

Muhakkak O,” Allahü Teâlâ,

Rabbim buyuruyor ki o, koşulur bir sığır değildir.” İş için terbiye edilip, boğun eğdirilmemiş.

Yani ziraat için, yerin üstünü altına çevirmeyen. Bu cümle, kelimesinin sıfatıdır. Sanki şöyle denilmektedir. Çalıştırılmak ve tarla sürmek suretiyle ezdirilmeyen demektir. ‘”Ekin sulamayan,” Yani ekin sulamak için dolaba koşulmamış hayvan demektir. Birinci “vela” kelimesi nefiy (olumsuzluk) içindi, ikincisi ise mezîd’dir. Birincisini tekid etmek için fazladan gelmiştir. Çünkü bu cümlelerin manası; o (sığır), ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, demektir. Bu iki fiilde yani  tarla sürmek (çift sürmek) ve sulamak, dolapla koyudan su çekip ekin, bağ ve bahçeyi sulama fiilleri, kelimesinin sıfatıdırlar. O sığır, sulamak ve ekin sürmek için boyunduruk altna alınmamış bir sığırdır. Keşşafta olduğu gibi.

İmam Ebu Mansur (r.a.) Hazretleri buyurdu. Bu âyeti kerime, Isrâiloğullarının kesmekle memur oldukları sığırın erkek olduğuna delildir. Zîrâ çift sürülme ve dolab ile su çekme işi, erkek sığırların (öküzlerin) işidir. Amma kendisine raci olan kinayelerde lafızların müennes olması ise, “Bir taife söyledi,” kavli şerifinde olduğu gibidir. Buradaki o (te) harfi müenneslik için değil, tevhid (birlik) içindir. Ebu Yusuf , buna muhalefet etti. Bu zamanda sığırların erkeği (öküz) ile çift sürüldüğü ve bu hizmetlere koşulduğu gibi o zaman (İsrail oğulları döneminde) dişi sığırlar (inekler) ile çift sürülürdü. selimdir. Allah onu ayıplardan korumuştur. Veya onu iş yapmaktan muaf tutmuştur. Ehlini ondan selim kılmıştır. Veya renklerini selim kılıp diğer renklerden halis kılmıştır. Yani onun sarılığı diğer renklerden hiç birine benzemez. Devamla şöyle teyid edilmektedir.  “onda hiç alacalık” yoktur.

Derisinin renginde karışıklık yoktur. Hepsi sandır. Hatta boynuzları ve karnının altı alın ve kuyruğu bile sarıdır. “alaca” kelimesinin aslı, vaadetmek, vasfetmek ve u; tartmak kelimeleri gibidir. Bu kelimelerin asli;  ve  dir. Bu kelimenin iştikakı, bu da üretiminde değişik renklerin kullanılması demektir.

Dediler,” bu sıfatlan işittikten sonra dediler ki, “el‘ân-şimdi” Bu vakit.

Bu kelime işaret manasını tazammun etmek için bina edilmiştir.

Sen hak ile geldin.”

Sığırın bütün vasıflarını doğru anlattın, sığırın artık anlatılmayan bir vasfı kalmadı.

Onu boğazladılar, kestiler.” genişlik içindir. Bütün bu vasıf ve nitelikleri taşıyan sığır kendilerine hâsıl oldu. Onu gencin yanında buldular. Derisi dolu altın ile (yani ağırlığınca altın vererek) satın aldılar. Kestiler.

neredeyse, az kalsın, yapmayacaklardı.

Cümle, Onu boğazladılar, kestiler.” Fiilinin zamirinden haldir. Onu kesmek istemedikleri bir halde kestiler, demektir. Bunun özeti şöyledir: (i/160)

Sığırı kestiler ama, bekledikten ve uzun bir zaman geçtikten sonra kestiler. Sığırı kesme emrini almaları ile sığırı kesmeleri arasında tam kırk sene geçti. Akıllı kişiye gereken hemen emre riâyet etmektir. Halin hakikatini araştırmayı terketmesidir. Zîrâ tevhid kazıyyesi bunu gerektirir.

Mesnevî’de buyuruldu: Dostu hayal etmede sırlar vardır.

Atâiyye hikmetlerindendir: Seni, beşeriyetin her vasfından çıkarttı. Seni, Yahudilerin bozmak istedikleri ve karşı çıktıkları her vasıftan çıkarttı ki, senin katında hak, güzel ve sevimli olsun diye. Onun yüce rahmetindendir ki, kahrını selâmete yakın kıldı. Bu, Allahü Teâlâ tarafından varlığın muhafazasını gerektirir. Hatta kul bir günahdan dolayı elem çekmez. Eğer elem çekseydi, o günahı işlemezdi. Eğer ondan sadır olsaydı ona sabredemezdi. Zîrâ hıfz günahtan imtina etmeyi gerektirir. Günahın vuku’u caiz olduğudur. (Yani, İnsanlar, tarafından vuku bulduğu bir realitedir.) Günah’m vuku bulmasının, helal olmamakla beraber, “ismet” günahtan korunmanın mümteni olmamasıdır. Günahların vuku’u peygamberler için “ismef’tir. Peygamberler, günahlardan korunmuştur. Evliya ise “hıfz”dır. Evliya günahlardan muhafaza edilir. “İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun.” Kavli şerifi, günahtan dönmeye delâlet etmektedir. Israrın olmadığı ve bu sadece imandır.

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi

..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: