Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 28 Nis 2010

Cennetin Esintisi, Kokusu Ve Kokusunun Etrafa Yayılması

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2010

Cennetin Esintisi, Kokusu Ve Kokusunun Etrafa Yayılması

Cennetin Esintisi, Kokusu Ve Kokusunun Etrafa Yayılması

Cennetin Esintisi, Kokusu Ve Kokusunun Etrafa Yayılması:

Cennetin güzel kokusu bir kaç senelik yoldan ve çok uzak mesafelerden dahi hissedilir.

Bununla ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur:

Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz. Onları doğ­ru yola eriştirir, durumlarını düzeltir. Onları, kendileri için kokulandırdığı cennete koyar.” (Muhammed, 47/4-6)

Ebû Davud et-Tayalisî… Abdullah b. Amr b. As’tan rivayet etti ki; Ra­sûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bir kimse gerçek babasından başka bir adamın oğlu olduğu iddiasında bulunursa. Cennetin kokusunu alamaz. Oysa cennetin kokusu, elli senelik -başka bir rivayete göre ise yetmiş senelik- yoldan hissedilir.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr’dan rivayet etti ki; RasûluI­Iah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bir kimse gerçek babasından başka bir adamın oğlu olduğu iddiasında bulunursa, cennetin kokusunu alamaz. Oysa cennetin kokusu yetmiş senelik yoıdan hissedilir. Kasıtlı olarak bana yalan isnadında bulunan kimse, ateşte­ki yerini hazırlasın.

Buharî… Abdullah b. Amr’dan rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Bir zİmmîyi öldüren kimse, cennetin kokusunu alamaz. Oysa cennetin kokusu kırk senelik yoldan hissedilir.”

İmam Ahmed b. Hanbel… Abdullah b. Amr’dan rivayet etti ki; Rasûlul-lah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Zimmilerden bir maktulü öldürmüş olan kimse, cennetin kokusunu ala­maz. Oysa cennetin kokusu bir senelik yoldan hissedilir.”

Ebû Davud ile Tirmizî’nin… merfb olarak Ebû Hüreyre’den yaptıkları rivayette ise şöyle denilmektedir:

“(Oysa cennetin kokusu) yetmiş güzlük (senelik) yoldan hissedilir.” Abdürrezzak… Ebû Bekre’nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a-v.)’in şöyle buyurduğunu işittim:

Cennetin kokusu, yüz senelik yoldan hissedilir.”

Saîd b. Arube’nin, Katâde’den yaptığı rivâyetteyse şöyle denilmektedir:

“…Cennetin kokusu beşyüz senelik yoldan hissedilir.

Hafız Ebû Nuaym Isfahanî’nin, Sifatu’l-Cennet kitabında Ebû Hüreyre’den yaptığı merfu rivayet ise şöyledir:

Cennetin kokusu beşyüz senelik yoldan hissedilir.”

Mâlik… Ebû Hüreyre’den şöyle bir rivayette bulunmuştur:

Giyinik -çıplak (yani yari çıplak), erkeklere meyleden, erkekleri de kendilerine meylettiren kadınlar cennete girmezler ve cennetin kokusunu da almazlar. Oysa cennetin kokusu beşyüz senelik yoldan hissedilir.”

Taberanî… Câbir’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Cennetin kokusu bin senelik yoldan hissedilir. Ana babasına ezâ ve ce­fâ eden, akrabalık bağlarını koparan kimse -Allah’a yemin ederim ki- Cen­netin kokusunu alamaz.

Buharî ve Müslim  sahihlerinde şöyle anlatılır:

Sa’d b. Muaz, Uhud savaşında şehid edilen Enes b. Nadr’m cesedinin yanı başına gitti. Vücudundaki yaraların çokluğu nedeniyle onu tanıyamadı. Kız kardeşi Rebi binti Nadr de onu ancak parmak uçlarından tanıyabildi. Vu’cudunda seksen küsur kılıç, mızrak ve ok darbesi gördü. Allah ondan razı ol­sun. Sa’d dedi ki: “Enes, Cennetin kokusunu aldı.” 

Kaynak – Ölüm ve Ötesi

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | 1 Comment »

İmam Azam Ebû Hanîfe Hazretleri

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2010

İmam Azam Ebû Hanîfe Hazretleri

İmam Azam Ebû Hanîfe Hazretleri

İmam Azam Ebû Hanîfe Hazretleri

İmam Azam Ebû Hanîfe Hazretleri; Tabiînden. İslâm âleminde, Ashab-i kiramdan sonra yetişen evliyanın ve âlimlerin en büyüklerindendir. Ehli sünnetin reîsi ve Hanefî mezhebinin kurucusudur. 699 (H. 80) senesinde Kûfe’de doğdu. Aslen İranlıdır. Dedesi Zûtta müslüman olup, Hazreti Ali’nin sohbetlerine katıldı. İyi bir tahsil gördü. Ashab-ı Kiramdan, Enes bin Mâlik, Abdullah bin Ebî Evfâ, Vasile bin Eskâ, Sehl bin Sâide ve Ebü’t-Tufey! Amir bin Vâsile’yi (r.a.) görerek onların sohbetlerinde bulunma şerefine nail oldu.

Yirmi sekiz yıl hocası Hammâd bin Ebî Süleyman’ın derslerine devam etti. Bütün ömrünü okuma ve okutmaya verdi. Tasavvuf İlmini Cafer-i Sâdık hazretlerinden aldı. Takva1 ile amel eden bir velî ve âlimdi. Kırk sene yatsı abdesti ile sabah namazını kıldı.

Abdestin bir adabını terkettiği için kırk yıllık namazını kaza etti. İlimde altmış binden fazla mesele çözdü. Elli beş kere hacca gitti. Binlerce talebeye icazet verdi. Bir çok kitap yazdı. Geçimini esnaflık ile sağlıyordu. Devletten bir görev ve maaş almadı. Halife Mansurun kendisine verdiği. Temyiz Mahkemesi Reisliğini kabul etmediği için zindana atıldı. İşkence ettikten sonra, ayaklarının altından kanlar akan ve halsiz düşen İmamı Azam Hazretlerini, zorla sırtı üstü yatırıp ağzına zehirli şerbeti dökerek, 767 (H. 150) senesinde Bağdat zindanlarında şehid ettiler.


Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi – cilt 1

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İmam-ı Azam, İslam Alimleri | Etiketler: | Leave a Comment »

Yedi denizi, dağları, yerleri ve cehennemi özet olarak bildirir.

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2010

cehennemhellazapkabir-azabimarifetnameyedi-denizi-daglari-yerleri-ve-cehennemi-ozet-olarak-bildirir

Yedi denizi, dağları, yerleri ve cehennemi özet olarak bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ yerleri ve gökleri yaratmak murat eyledikte; daha önce anlattığımız yeşil cevherlerin suyundan, cennetler ve hazineler altında kalan artığının saf ve lâtifinden yedi göğü yaratıp, ondan kalan bulanık suyu ve tortuyu birbirine vurmuştur. O zaman, bunun özü yüzüne çıkıp, dalgaları yükseldikte; o öz ve dalgalarını dondurmuştur: Yerler ve dağlar olmuştur. Dağlar dahi yerin direkleri olmuştur. Sonra Hak Taâlâ, bütün dağların damarını, yeri kuşatmış olan kaf dağına bağlamıştır. Bir büyük meleği, zelzeleye müvekkel edip, dağların damarlarını onun eline vermiştir. Şu halde Hak Taâlâ, bir yein halkını isyanlardan men ve yasak etmek murat eyledikte; o melek, Hak’kın emriyle o yerin damarını hareket ettirir. Ta ki oranın halkı, o zelzeleden korkuyla kendilerine gelip, Hak Taâlâya yöneleler ve itaatkâr olalar.

Bundan sonra yedi denizi yaratmıştır ki, en küçüğü yerin çevresini, kaf dağının ötesinden kuşatır. Onun nâmı bahr-i muhit olmuştur.

Onun gerisindeki ikinci denizdir ki, namı: Kaynes’tir.

Onun ötesindeki üçüncü denizdir ki, nâmı: Esam’dır.

Onun ötesindeki dördüncü denizdir ki, nâmı:  Muzlem’dir.

onun ötesindeki beşinci denizdir ki, nâmı: Mırmas’dır.

Onun ötesindeki altıncı denizdir ki, nâmı: Sâkin’dir.

Onun ötesindeki yedinci denizdir ki, nâmı: Bâki’dir.

Yedi denizin sonuncusu odur. Bütün bu denizler, birbirini kuşatmıştır. her birinin eni beşyüz yıllık yoldur. Hak Taâlâ, yeşil cevherin artığından her iki deniz arasında, ilk denizle yerin çevresi arasında ve yedinci denizin ötesinde birer yeşil kaf dağı yaratmıştır ki, sayıları sekize yetmiştir. Bu dağların her birinin eni beşyüz yıllık yoldur. Bundan sonra Hak Taâlâ, kudretiyle, çadırla misali yedi dağı üzerine yedi göğün kenarlarını kubbeler gibi kuymuştur.

Sekizinci kaf dağı ise, dünya göğünün içinde, bahr-i muhit ile yer arasında hepsinden mücerre ve sade kalmıştır. Hak Taâlâ o yeşil dağı, göğün içinden güneş ışığı, ay e yıldızların nuruyla aydınlatıp, şuaları kaf dağından havaya aksettiğinden, renksiz hava yeşil renk gösterip, halk bunu göğün rengi zannederler.

Hak Taâlâ, yedi göğün her birisini, balıklar gibi binlerce çeşit yaratıkla dopdolu etmiştir. Yedi göğün duvarı olan kaf dağının ötesinde bir büyük yılan yaratmıştır. Yılan, büyük dağı halkı gibi kuşatıp, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Kıyamete dek Hak Taâlâ’ya yüksek savtıyle tesbih eder. Bu denizler ortasında yedi yer, bir gemi gibi hareketli ve huzursuz iken, Hak Taâlâ bir büyük melek tayin etmiştir ki, yerlerin etrafını kavrayıp, bir omuzu üzerinde sâki kılmıştı. Sonra Hak Taâlâ, o meleğin ayağı sağlam dursun için yeşil yakuttan bir büyük kare biçiminde kaya yaratmıştır ki; onun en üst düzeyinde bin vâdi yaratıp, her birini bir deniz ile ve her denizi binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. Daha sonra Hak Taâlâ, o kayayı sabit tutmak içi bir büyük kırmızı öküz yaratmıştır ki, onun kırkbin başı, kırkbin boynuzu, kırkbin ayağı vardır. Her iki ayağı arası bir yıllık yoldur. Kayayı, boynuzları ve sırtı üzerine yüklenmiştir. Bu öküzün adı: Liyunan’dır. Sonra Hak Taâlâ, onun ayaklarını sabitleştirmek için bir büyük balık yaratmıştır ki, yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir. Sonra Hak Taâlâ, o balığın altında bir büyük deniz yaratmıştır ki, büyük balık, bu büyük denizde sükûn ve karar etmiştir. Sonra Hak Taâlâ, o denizi altıda, yedi tabaka cehennem yaratmıştır. O büyük deniz, cehennem üzerinde sâkin olmuştur. Sonra Hak Taâlâ, yedi cehennemin altında sert rüzgâr yaratmıştır ki, sair ve sakar (cehennemin iki tabakası) onun üzerinde karar kılmıştır. Daha sonra Hak Taâlâ, o rüzgârın altında karanlık ve onun altında pere yaratmıştır. Yaratıkların ilmi o perdeye dek yetmiştir. Mülkünü ve mülkünde olanları Allah daha iyi bilir.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: