Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 20 Nis 2010

Cennet Köşklerinin Yapısı Nedendir?

Posted by Site - Yönetici Nisan 20, 2010

Cennet Köşklerinin Yapısı Nedendir?

Cennet Köşklerinin Yapısı Nedendir?

Cennet Köşklerinin Yapısı Nedendir?

imam Ahmed b. Hanbel… Ebû Hüreyre’nin şöyle dediğini rivayet etmiş­tir: Bizler, Allah Rasûlü (s.a.v.)’e dedik ki:

Ya Rasulallah! Seni gördüğümüz de kalbimiz yufkalıyor ve ahiret eh­li kimseler oluyoruz. Ama senin yanından ayrıldığımızda dünya hoşumuza gidiyor, kadınlar ve çocuklar bizi kendilerine bağlıyorlar.

Benim yanımdayken büründüğünüz halinizi her zaman devam ettire­cek olsanız, melekler ellerini uzatıp sizinle tokalaşır ve sizi evlerinizde ziya­ret ederler. Hiç günah işlemeseniz, Allah -kendilerini bağışlamak için- gü­nah işleyen bir kavim getirir.

Ey Allah’ın Rasûlü! Bize cennetten bahset. Onun yapısı nedendir, na­sıldır?

Bir kerpiç gümüşten, bir kerpiç altındandır. Harcı misktir. Kumu, in­ci ve yakuttur. Toprağı safrandır. Cennete giren, nimete garkolur. Asla peri­şan olmaz. Ebediliğe ve ölümsüzlüğe erer. Elbiseleri çürümez. Gençliği yok olmaz.

Ebubekir b. Ebi’d-Dünyâ… Enes’ten rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cenab-ı Allah Adn cennetini kendi eliyle yarattı. Bir kerpiç beyaz in­ciden, bir kerpiç kızıl yakuttan, bir kerpiçten yeşil zebercedden. Harcı misk­tir. Kumu incidir. Otu safrandır. Sonra Cenab-ı Allah, cennete: “Konuş” der. Cennet şöyle der: “Müminler saadete ermişlerdir.” Yüce Allah da: “Onur ve üstünlüğüme yemin ederim ki; senin içinde cimri kimse bana komşu olamaz.” Böyle dedikten sonra RasûluIIah (s.a.v.) şu âyet-i kerimeyi okudu: “Nefsinin tamahkârlığından korunan kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.

Ebubekir b. Merdeveyh… ibn Ömer’den rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) -kendisine cennet sorulduğunda şöyle buyurmuştur:

Cennete giren (ebedi) yaşar, ölmez. Nimete gark olur, mahrumiyet gör­mez. Elbiseleri çürümez, gençliği de yok olmaz.” Ashab: “Onun yapısı nasıl­dır ya Rasulallah?” diye sorunca buyurdu ki: “Bir kerpiç altundan, bir ker­piçte gümüştendir. Harcı, halis misktir. Kumu, inci ve yakut, toprağı da saf­randır.

Bezzâr… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle buyur­muştur:

Cenab-ı Allah, cenneti bir kerpiç altundan, bir kerpiç gümüşten, harcı da miskten olarak bina etti. Sonra ona:Konuş” dedi. O da:Müminler sa­adete ermişlerdir” dedi. Melekler, ona: “Ne mutlu sana! Hü­kümdarların konağısın sen” dediler.”

Beyhakî’nin ve diğerlerinin rivayetine göre bu sözü ona Cenab-ı Allah Söylemiştir.

Davud b. Ebi Hind… Enes’ten merfu olarak şöyle bir rivayette bulun­muştur:

Doğrusu Cenab-ı Allah, firdevs cennetini kendi eliyle yarattı. Onu müşrik ve içkiye devam eden her sarhoşa yasaklamıştır.

Ebubekir b. Ebi Şeybe… İbn Ömer’den rivayet etti ki; RasûluIIah (s.a.v.) -cennetin yapısı nasıldır? diye sorulduğunda- şöyle buyurmuştur:

Bir kerpiç gümüşten, bir kerpiç altundan. Harcı misktir. Kumu, inci ve yakuttur. Toprağı da safrandır.”

Taberanî… Muhacir b. Meymun’dan rivayet etti ki; Hz. Fatıma, Pey­gamber (s.a.v.) efendimize şöyle bir soru sormuş:

Annemiz Hatice nerededir?

İçi delikli inciden yapılmıştır köşktedir. Orada boş sözler ve yorgun­luk yoktur. Meryem ile Firavun’un karısı Âsiye’nin arasındadır.

Kamıştan yapılmış bir evde midir?

Hayır. İnci, mercan ve yakutla örülü bir köşktedir.

Ben derim ki: Bu garip bir hadistir. Ancak Sahih-i Buharî’de bunu teyid edici bir rivayet vardır. Şöyle ki: “Doğrusu Allah bana, Hatice’ye, kendisi için cennette inciden yapılma bir köşk hazırlandığını müjdelememi emretti. Orada gürültü ve yorgunluk yoktur.

Bazı alimler dediler ki: Hz. Hatice’nin cennetteki köşkü, tele geçirilmiş inci dizileriyle inşâ edilmiştir. Çünkü o, ‘Bi’setin başlangıcı’ hadisinin de de­lâlet ettiği gibi, Aziz ve Celil olan Allah tarafından elçi olarak gönderildiğin­de Hz. Peygamberi tasdik yarışında ipi göğüslemişti. ilk imân eden, o olmuş­tu. İlk vahiy geldiğinde Hz. Peygamber: “Vallahi aklımı yitireceğimden korktum” deyince Hz. Hatice ona şöyle demişti: “Hayır, yemin ederim ki Al­lah seni asla rüsvay etmeyecektir. Çünkü sen akrabalık bağlarını muhafaza ediyor, sözünü doğru söylüyor, sabrediyor, yoksulu kazandırıyor ve zamanın musibetlerine maruz kalanlara yardım ediyorsun.”

Bu hadiste Meryem ile Âsiye’den bahsedilmesi, Rasûlullah (s.a.v.)’m âhiret yurdunda bunlarla evleneceğine bir işarettir. Bazıları bu manâyı şu âyetlerden çıkarmaya çalışmışlardır:

Ey peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine yasak edi­yorsun?” (Tahrim, 66/1)

Rabbi ona dul ve bakire eşler verebilir.” (Tahrîm, 66/5) Sonra da bu sure­nin nihâyetinde Âsiye ile Meryem’den söz edilmiştir.

Berâ’ b. Azib’den veya ondan başka seleften bu yolda rivayetler varid olmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

Kaynak –  Ölüm ve Ötesi

.

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Mal Toplamak

Posted by Site - Yönetici Nisan 20, 2010

Mal Toplamak

Mal Toplamak

Mal Toplamak

Mal toplama meselesine gelince, Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Kim dünyayı, helâl olarak ve kötülüklerden arınmış olarak isterse, Allahü teâlâ’ya yüzü ayın öndördü gibi parlayarak ulaşır. Kim ki, sadece övünmek ve malını çoğaltmak niyeti ile toplarsa, Allahü teâlâ ona kızmış olduğu halde ona kavuşur.“122 Buna delil de şudur: Meşru yollarla mal toplamak mubahtır. Rasûlullah (sas) Allah’a şöyle duâ ediyorlardı:Ey Allah’ım yaşlandığımda ve ömrümün sonunda rızkımı genişlet.” 123 Nitekim ömrünün sonunda diledikleri şekilde oldu. Son zamanlarında sütlü kırk koyunu, Fedek arazisi ve Hay-ber’den de bir hisseleri vardı.

Mal Toplamaktan Kaçınılması

Mal toplamaktan kaçınmaya gelince, Hz. Aişe (ra) validemizin Rasûlullah’tan (sas) naklettiğine göre, bu da aynı şekilde mubah bir yoldur. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Âdemoğlunun altın dolusu iki vadisi olsa, ikisine ilâveten üçüncüsünü ister. Âdemoğlunun karnını ancak toprak doyurur. Tevbe edenlerin tevbesini de Allah kabul eder.“124 Rivayete göre, bu Kur’an’da Yunus Suresinde olup namazda ikinci veya üçüncü rükuda okunur idi. Fakat sonraları tilâveti neshedildi ve bir rivayet olarak kaldı. 125′

Bu mesele ile ilgili Rasûlullah’ın (sas) diğer hadisleri de şunlar: “Mala yazıklar olsun.” Bir başka rivayette de “Altın ve gümüşe yazıklar olsun.”126 “Çok mal toplayanlar helak oldular. Ancak malı için şöyle şöyle diyenler müstesna.” 127 Yani ihtiyaç sahihlerine verenler hariç. “Şeytan der ki: Şu üçten birisi olan mal sahibi benim elimden kurtulamaz: Ya o malı onun gözünde güzel-leştiririm. O da bilimsiz olarak, iyice ölçüp biçmeden, onu toplar. Veya malı onun gözünde kötülerim. Yine düşünmeksizin onu verir. Veya ona malı sevdiririm. Böylece Allah’ın hakkını vermez.128 Bu hadisler de gösteriyor ki, mal toplamaktan uzak durmak daha emniyetlidir. Daha salim olan yolu seçen için de bir ayıplama yoktur.

Mal, Allah’a Yaklaşmak İçin Bir Vesiledir

Bundan sonra İmam Muhammed’in (rh) açıkladığına göre, kesb, Allah’a itaat ve yaklaşmaya bir vesiledir. Hangi çeşit kazanç elde etme olursa olsun bu böyledir. İsterse ip eğirme, bardak ve testi yapma veya dokumacılık gibi işler olsun. Çünkü bunlar, Allah’a itaat ve yakınlaşmaya bir vesiledir. Meselâ namaz kılmak, ancak taharetle mümkün olur. Bu da suyu temin etmek için kova ve ipi gerektirir. Namazı edâ etmek için avret mahallinin örtülmesine ihtiyaç vardır. Bu da ancak dokumacılıkla mümkün olur. Bütün bunlar bize gösteriyor ki, bu saydıklarımızın hepsi de, Allah’a kulluğu yerine getirebilmek için gerekli olan sebeblerdir. Hz. Ali (ra) şu sözüyle buna işaret ediyor: “Dünyaya sövmeyiniz. Mü’minin dünyayı âhirete vesile yapması ne güzeldir.” Ebû Zerri’l-Gırarî’ye (ra) bir adam imandan sonra en güzel amelin ne olduğunu sorduğunda, şöyle cevab verdi: “Namaz kılmak ve ekmek yemek” adam hayretle ona bakınca dedi ki:Eğer ekmek olmazsa, Allah’a ibadet de olmaz.” Yani ekmeğin yenilmesiyle insan güç kuvvet sahibi olur ve nesil devam eder. Böylece Allah’a ibadet de mümkün olur.

Kazanç Yolları Mübahlık Açısından Aynıdır.

Cumhuru fukahaya göre, kesb, yani kazanç çeşitleri arasında bir üstünlük olmaksızın hepsi de müsavidir. Sathî düşünen bazıları dediler ki: İnsanlar arasında aşağılık olarak görülen kazanç çeşitleri ile meşgul olmak, ancak zaruret halinde caizdir. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Mü’minin nefsini zelil kılmaya hakkı yoktur.” 129 “Allah, âlî olan işleri sever. Süflî olanlarına ise buğze-der.”130 Hadiste geçen “safsâf in manası, kendi hasisliği ile yapanı da aşağılayan iş demektir.

Bu meselede bizim delilimiz ise şu hadislerdir: “Günahların öyleleri vardır ki, onlara ne oruç ne de namaz keffaret olur.” Denildi ki: “Ya Rasûlallah (sas) onlara ne keffaret olur? Onları hangi amel affettirir?” Buyurdular ki: “Çoluk çocuğun rızkını kazanmak için gösterilen gayretler.” 131 “Helâl olan rızkı aramak, kahramanlarla savaşmak gibidir. Helâli elde etmek niyeti ile geceleyen kimse, affedilmiş olarak gecelemiştir.“132 “Amellerin en faziletlisi, evlâd-ü iyâline harcamak için kazanmaktır.” *33

Şayet dilenmekte, utanma ve istiğnadan başka bir şey olmamış olsaydı, teşvik edilirdi. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyor: “Dilenmek, kulun en son başvuracağı bir kazanç yoludur.“4 Yani dilenen Kıyamete kadar zillet içinde kalır. Rasûlullah (sas) Hakîm b. Hizâm’a (ra) veya bir başkasına şöyle dedi: “İster versinler, ister vermesinler, insanlardan bir şey istemenden, seviyesi düşük bir yerden kazanman senin için daha hayırlıdır.”1 Hem insanlar arasında zemmedilen, kesb olmayıp; hıyanet, vadinde durmamak, yalan yere yemin etmek ve cimriliktir.

Kaynak : İmam Muhammed Şeybani – İslam İktisadında Helal Kazanç

Dipnotlar: Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, İslam İktisadında Helal Kazanç | 1 Comment »

Güneş, ay ve yıldızların doğuş ve batışını ve bazı durumlarını bildirir.

Posted by Site - Yönetici Nisan 20, 2010

yedi-gogun-altinda-dunya-gogune-bitisik-olan-denizin-icinde-gunes-ay-ve-yildizlarin-dogus-ve-batisini-ve-bazi-durumlarini-bildirir-marifetname

Yedi göğün altında, dünya göğüne bitişik olan denizin içinde güneş, ay ve yıldızların doğuş ve batışını ve bazı durumlarını bildirir.

Ey aziz, malûm olsun ki, bazı müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ, dünya göğü altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır ki, bu deniz, dünya göğünün içini kaplar. Bunun dalgaları, hava üzerinde Hak’kın emriyle karar ve sükûnet bulmuştur; bir damlası havaya düşmez. Allah, güneşi, ayı ve yıldızları kendi arşının nurundan yaratıp, bu su denizinin içinde balıklar gibi yüzücü eylemiştir. Bütün yıldızlardan, güneşi daha büyük ve nurlu edip, bundan sonra da ayı büyük ve nurlu etmiştir. Sonra Cibril aleyhisselâm kanadıyla ayın yüzünü mesh edip, ışığını yoketmiştir ki, nuru sönük olup, gece gündüzden fark ola. Onunla senelerin sayısı ve ayların hesabı malûm ola. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim’inde buyurmuştur: “Bir delil olan geceyi, kaldırıp, yine bir delil olan gündüzü aydınlık kıldık.” (17/12) Bunun içindir ki, ayın yüzünde çizgiler gibi görünen siyah belirtiler nurunun mahvolmasındandır. Hak Taâlâ bu deniz içinde, güneş için üçyüz altmış kulplu elmas cevherinden bir araba yaratıp, güneşi üzerine koymuştur. Her kulpu tutan bir elek yaratmıştır. Ta ki onlar, güneşi arabasıyle o denizde doğudan batıya çekip götüreler.

Hak Taâlâ ay için de üçyüz kulplu, sarı yakuttan bir araba yaratmıştır. Ayı onun üzerine koymuştur. Her bir kulpu kavramak için bir melek tayin etmiştir. Ta ki onlar, ayı arabasıyla doğudan batıya götüreler. Yine ay için lacivert cevherden altmış kulplu bir mahfaza yaratmıştır ki, ona altmış melek tayin etmiştir. Ay, arabasını yöneten melekler tarafından güneşten gün gün uzaklaştırıldıkça, mahfazasını tutan melekler de, aydan mahfazasını azar azar yaklaştırdıkça, mahfazasını dahi öte taraftan gün gün yaklaştırıp, ay güneşe yakın oldukta, mahfazasını tamamıyla ona giydirirler. Bu minval üzere kıyamete kadar gider. Bunun içindir ki, ay bazan kaybolur, bazan hilâl, bazan yarım, bazan da dolunay olur.

Yıldızların büyüklerine onar melek, küçüklerine birer melek tayin olunmuştur. Ta ki, hakim ve güçlü olan Allah’ın takdiri üzere onları, o denizde hareket ettirip, belirli vakitlerinde doğdurup batırırlar. Kaf dağının gerisindeki o deniz içinde, yıldızların her birini yine kendi doğuş yerlerine götürürler. Gökte kayan ateş parçalarıyla, oralarda kulak misafiri olan şeytanları taşlarlar ve yakarlar.

Hak Taâlâ kudretiyle güneş, ay ve yıldızlardan ancak beşi için yerin iki tarafında müteaddit doğuş ve batış yerleri yaratmıştır. Bunun içindir ki, bunlara yedi gezegen derler. Bunlar, her gün başka bir yerden doğup, başka bir yere batarlar. Güneş için doğu tarafında kaynayan siyah balçıktan yüz seksen ateş çıkartıp, batı tarafında da siyah balçıktan çıkan yüz eksen kaynak var etmiştir ki şiddetli ateş üzerinde kaynayan kazanlar misali kaynarlar.

Güneş, aziz ve alim olan Allah’ın takdiriyle, altı ay boyunca her gün yeni bir doğuş yerinden doğup, yeni bir batış yeri içinde batar, Altı ay sonunda yine önceki doğuş ve batış yerlerine döner. Senenin bitiminde tekrarına gelir. Seni boyunca güneyden kuzeye, kuzeyden güneye kayarak hareket eder. Bunun için, kışın güneşin doğuş ve batış yerleri güneyde olup, yaz günlerinde kuzey yönünde doğar ve batar. Ta kıyamete dek bu minval üzere gider. Eğer bu yakıcı güneş ışınları, o deniz içinden süzülmeyip doğrudan havaya gelseydi; o bize yakın olup, yeryüzünde bulunan yaratıklar tümden yanarlardı. Eğer güzel ayın nurlu yüzü, o denizle örtülü olmayıp, açıktan müşahede olunsaydı; cihan halkı, ayın güzelliğine meftun ve hayran olup, onu Tanrı edinirlerdi diye haber ve vârit olmuştur.

Kaynak : Marifetname – Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: