Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 12 Nis 2010

Mâlik bin Dinar Hazretleri kimdir !

Posted by Site - Yönetici Nisan 12, 2010

Mâlik bin Dinar Hazretleri kimdir !,c59feyh-abdc3bclhvc3a2hid-bin-zeyd-k-s-hazretleri-kimdir

Mâlik bin Dinar Hazretleri kimdir !

Mâlik bin Dinar Hazretleri, Büyük âlim ve velilerdendir. Künyesi Ebû Yahya’dır. Gençliğinde günahlarından tevbe edip, Hasan Basri Hazretlerinin talebesi olmuştur. Bir çok büyük tabiiynden ders aldı. Hattatlık yaparak geçimini sağlıyordu. Birinde gemiye bindiğinde gemiciler kendisinden para istedi. Parasının olmadığının farkına vardı. Parası olmadığı için gemiciler onu Ölesiye kadar dövdüler ve denize atacaklardı. Denizdeki balıkların her biri ağzından birer altın ile gemiye doğru fırladılar. Mâlik bin Dinar Hazretleri sadece iki altın alıp gemicilere verdi. Bu hadise üzerine kendisine Mâlik bin Dinar (Dinar sahibi) denildi. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 748 (H. 131) tarihinde Basra’da vefat etti.

H.z Allah şefeatlerine nail eylesin.

Kaynak: Ruhu’l Beyan Tefsiri Tercümesi – cilt – 1

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Kadın hakları savunucuları Abdülhamid’i hatırladı mı?

Posted by Site - Yönetici Nisan 12, 2010

Kadın hakları savunucuları Abdülhamid’i hatırladı mı?

Kadın hakları savunucuları Abdülhamid’i hatırladı mı?

Kadın hakları savunucuları Abdülhamid’i hatırladı mı?

Geçen hafta sonu sultan 2. Abdülhamid’in vefatının 92. Yıldönümü idi. Ölümünün üzerinden bir asra yakın zaman geçmiş olmasına rağmen onunla ilgili kanaatler hâlâ gerçek zeminini bulamamıştır.

Türkiye’nin 20. Yüzyılında olumlu seyreden işleri konusunda Abdülhamid’in adının anılması bir aralar kesinlikle mümkün değildi. Resmi ideoloji, son büyük Osmanlı padişahını kötüleme konusunda sınır tanımıyordu.

Cumhuriyetin kabul edilebilirliği, Abdülhamid’in “kızıl sultan, müstebid, cahil, korkak, hain...” olmasına bağlanmıştı. Bu kara propaganda büyük hükümdarın yaptığı büyük işleri görünmez hale getirdi. Cumhuriyet 10 yılda yaptığı demiryolları ile öğünürken, Türkiye sınırları içinde Abdülhamid döneminde yapılan demiryolları daha fazla idi!

Cumhuriyetin bütün övündüğü modernlikle ilgili işler onun zamanında başlatılmış veya bir noktaya vardırılmıştı. Hatta bazı hususlarda Cumhuriyet onun seviyesini koruyamadı, hızını yakalayamadı.

Mesela maarif/eğitim bunlardan biri idi. Abdülhamid büyük bir maarifçi idi. Zamanında her seviyeden mektepler açtırdı, eğitim sistemini düzene soktu. Cumhuriyet bütün şişinmelere rağmen eğitimde Abdülhamid’in seviyesini 1950’lerde yakalayabildi. 1895’te bugünkü sınırlarımız dahilinde 835 rüşdiye (ortaokul) ve idadi (lise) varken 1923’te 95’e düşmüştü. Bu durum 1. Dünya Harbi ve İstiklâl Harbi’nin ağır şartlarına bağlanabilir. Fakat, tek parti döneminde ilköğretim dışındaki öğretim alanlarında ciddi bir gelişme kaydedilemedi. Geleceğin Cumhurbaşkanı Demirel bu yüzden 1940’larda doğduğu vilayette değil, komşu vilayet Afyon’da lise tahsili görmek zorunda kaldı. Bu lise de Abdülhamid döneminde açılmıştı!

Abdülhamid tahta çıktığında, 250 olan rüşdiye (ortaokul) sayısını 1909’da 900’e çıkarmıştı. 6 olan idadi (lise) sayısını 109’a ulaştırmıştı. Her yıl ortalama 400 ilkokul açıldığı düşünülürse, Cumhuriyet döneminde dahi bu rekorun kırılamadığı tahmin edilebilir!

Cumhuriyet, kadın hakları konusunda kendisine rakip tanımaz. Propaganda bu yöndedir. Cumhuriyetin kadın hakları konusunda yaptıkları büyük abartılarla propaganda edilir. Kadınların eğitimde, sosyal hayatta ve siyasetde rol sahibi olmaları övülür.

Bunlar için başlangıç Cumhuriyet midir? Cumhuriyet neden kadın hakları vurgusunu üst seviyede yapar?

Kız çocuklarının eğitim ve öğretimi konusunda milat Cumhuriyet dönemi değildir. Abdülhamid döneminde modern öğretim sistemi içinde çok sayıda kız okulu açılmıştır.

Abdüllatif Subhi Paşa ilk defa bir kız sanat okulu açma konusunda tereddüt gösterince Sultan Abdülhamid’in, “Ben arkandayım” teşviki ile sonuca ulaşmıştır.

Cumhuriyet neden çok “kadın hakları” vurgusu yapar? Bu oryantalistik bir tutumdur. Batılılar, İslâmın kadını geri plana ittiğini, eve (veya hareme) hapsettiğini, cahil bıraktığını öne sürmüştür. Cumhuriyetin İslâm karşıtı mücadelesinde kadınları devrimci bir güç olarak devreye sokmak istediği, bunda da belli ölçüde muvaffak olduğu açıktır.

Abdülhamid’in ölüm yıldönümünde kadın hakları savunucularının büyük padişahın türbesini ziyaret edip, teşekkürlerini duaya dönüştürmelerini beklerdik! Fakat onların asıl niyetleri kadın hakları değil, kadını sefalete sürükleyen, alçaltan modernizm yalakalığıdır!

D.Mehmet Doğan – Vakit

Bu yazıyı gönderen M.Emin Özler bey’e teşekkür ederiz.

..

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

İsrâiloğullarına kudret helvası ve bıldırcın etinin inmesi

Posted by Site - Yönetici Nisan 12, 2010

İsrâiloğullarina kudret helvası ve bıldırcın etinin inmesi

İsrâiloğulları, Mûsâ Aleyhisselâm’dan yemek istediler. Mûsâ Aleyhisselâm Rabbine dua etti. Allah duasını kabul etti ve şöyle buyurdu:

Ve biz üzerinize kudret helvası (menni) indirdik.

Gökten inen kudret helvası, kardan daha beyaz idi. Yağ ile yoğurulmuş bal macununa benziyordu. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

Mantar, menn’dendir. Onun suyu göze şifâdır. Yani kimsenin ekim ve yorulması olmadan Allahü Teâlâ’nın kullarına olan nimetidir. Zahirî olarak onun suyunun mücerred olarak şifâ olmasıdır. Efendimiz (s.a.v.) hazretleri, onu mutlak zikretti. Herhangi bir şeye karıştırmaktan söz etmedi. Ebu Hüreyre (r.a.) hazretleri buyurdular:

Ben üç mantar aldım. Veya beş veyahut yedi (mantar aldım) onların suyunu sıktım. Sularını bir şişeye koydum. Gözleri ağrıyan cariyemin gözlerine onlarla sürme çektirdim. Allah’ın izniyle gözleri iyileşti.

îmam Nevevî (r.h.) Hazretleri buyurdular; “Zamanımızda bir kör gördük. Gözlerine sadece mantar suyunu sürme olarak çekiyordu. Adam şifa buldu. Görme gücü kendisine geri döndü.

İsrâiloğulları, kudret helvasını yemekten bıktılar. Mûsâ Aleyhisselâm’a geldiler.

-“Ey Mûsâ! Kudret helvasını yemekten usandık. Bu kudret helvası tatlılığı ile bizi öldürdü. Rabbine dua et, bize et indirsin,“dediler. Bunun üzerine, Allahü Teâlâ, onlara “bıldırcın” kuşu etini indirdi. Ve şöyle buyurdu:

Ve bıldırcın (indirdik).”

Bu sekizinci nimettir. Üzerlerine kuzey rüzgarı eserdi. Rüzgâr, bıldırcınların boğazını, keser, karnını yarıp içini temizler tüylerini yolardı. Güneş de onları kızartırdı. İsrâiloğulları da yelin (rüzgarın) kestiği, temizlediği ve güneşin pişirdiği bıldırcınları, kudret helvası ile beraber ve taşlardan fışkıran sulardan içiyorlardı. (Ekmek yelden su göl’den geçiniyorlardı). Müfessirlerin çoğuna göre ise, İsrâiloğulları, bıldırcınları yakalayıp kesiyorlardı.

Menn (kudret helvası), onların üzerine yağıyordu, tıpkı kar’ın yağışı gibi yağıyordu. Kudret helvası, fecrin doğuşundan (tanyerinin ağarmasından) itibaren tâ güneşin doğuşuna kadar yağardı. Bıldırcın da onlara gelirdi. Herkes kendisine ertesi güne yetecek kadar alırdı. Ancak cuma günü hariç; cuma herkes iki günlük alırdı. Cumartesi günü, inmiyordu. Çünkü Cumartesi günü, çalışma günü değil, ibâdet günüydü. Bir kişi kendisine yetecek şeyden az fazla bir şey alacak olsaydı, o aldığı fazlalık hemen bozulurdu.

Yiyin.” Yani biz onlara yiyin dedik.:

temiz şeylerden” Helâl olan şeylerden.

Sizi rızıklandırdıklarımızdan,”

Kudret helvası ve bıldırcın etinden. Onlardan biriktirmek için bir şey kaldırmayın. Benim emirlerime isyan etmeyin. Bütün bunlara rağmen, Yahûdîler, gizli gizli eti kaldırdılar, biriktirdiler, depolamaya çalıştılar. Tükenir korkusuyla Allah’ın katında hesap­sız olarak indirdiği bıldırcın etlerini taşların üzerine koyarak, güneşte kuruttular. Eğer onlar, böyle aç gözlülük etmeselerdi, bu nimet devam ederdi. Tabiatıyla afiyet vermeyen temiz şeyler, şer’an mekruh değiller. “Onlar, zulmü bize etmediler,”

Yani onlar, bu güzel nimetlere nankörlük etmeleriyle, kendilerine yasaklandığı halde, onlar bıldırcın etlerini ve kudret helvasını, depolamakla, zulmü bize etmediler. Onlar bu davranışlarıyla hakkımıza zarar vermediler.

Lâkin   kendi nefislerine zulmediyorlardı.”

Onlara azabım vâcib (ve hak) oldu. Onlar her gün üzerlerine çalışmaksızın ve yorulmaksızın; âhirette hesabı olmayan ve sürekli üzerlerine inen nimetin kesilmesine sebeb oldular. İsrâiloğullarının bize tevekkülü olmadığı için bu nimetleri onlardan kaldırdık.

Mesnevide buyuruldu:

Nice yıldır yersin de Cenâb-ı Allah’ın lütfü eksilmez. İstikbâli bırak maziye bak.

Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri buyurdular:

Eğer İsrâiloğulları olmasaydı, yiyecekler bozulmaz, etler kokmazdı. Eğer Havva olmasaydı, kadın cinsi hiçbir dönemde kocasına ihanette bulunmazdı. O vakitten beri, et ve yemeklerin kokuşması devam edegeldi. Çünkü, başlangıçta bir şeyi yapmak, onu başkası için yüklenip edegelen gibidir. Yine bu şekilde kadınlarda ihanet devam edegelmektedir. Çünkü kadınların annesi, İblisin iğvâsı ile hiyânet etti. Âdem Aleyhisselâm’dan önce yasaklanan ağaçtan yedi. Sonra onu Âdem Aleyhisselâm’a getirdi ve süslü gösterdi ve Âdem Aleyhisselâm’ın yemesini sağladı. Ve bu ihanet, o günden beri Hazreti Havva’nın kızları tarafından kocalarına yapıla gelmektedir.

Sadî buyurdu:

ihanet ilk bayındırlıktan beri vardır.

Allah rahmetiyle seni ihanetlerden korusun

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | 5 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: