Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 04 Nis 2010

Sıhhat ve Sıhhate İ’tinâ Vazifesi

Posted by Site - Yönetici Nisan 4, 2010

Sıhhat ve Sıhhate İ'tinâ Vazifesi

Sıhhat ve Sıhhate İ’tinâ Vazifesi

Sıhhat ve Sıhhate İ’tinâ Vazifesi

“Bedeni korumak, onun sıhhatini te’min ve hıfzetmek akdem-i ferâizdendir (en önde gelen farzlardandır). Mevlâyı Müteâl, «Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın…» (S.Bakara, 195) buyuruyor. Bu emirde; beden ve sıhhat tehlikesinden korunmak, onun kapılarını seddetmek (kapatmak) birinci dereceyi ihrâz eder. Her iş sıhhate vâbestedir (bağlıdır). Bu olmadıkça gerek dîn ve gerek dünya işleri tam ve kâmil olmaz. Onun için bâzı ekâbir (büyükler), “el-ilmü ilmân: İlmü’l-ebdân, sümme ilmü’l-edyân” (ilim ikidir: Beden ilmi sonra da din ilmi) sözlerini söyleyerek ilm-i ebdânı (tıp ilmini) ilm-i edyân üzerine tercih eylemiştir. Bu sözlerden murâd-ı sırf, sıhhate ehemmiyet vermek noktasına mâ’tûftur.

Biz her işin kemâline (tam ve mükemmel olanına) tâlib olacağız. Aşağısı ile veyahut vüstâ (orta) ile iktifâ etmeyeceğiz. Sıhhat niam-i azîme-i Mevlâ’dandır (Mevlâ’nın çok büyük nimetlerindendir). Fakat, devamı zamanında en az takdir olunur. Ona şükür, vazîfe-i ibâdet ve ubûdiyettir. Bu nimet-i uzmâyı elden gidermek, muhafaza etmek, yahut onu tahrip eylemek kendi elimizdedir.

Her halde irâdemizi, vaktimizi, sıhhatimizin hüsn-i muhâfazasına sarf etmeliyiz. Bu bâbda aslâ ihmâl göstermemeliyiz. İrâde-i Hakk, irâde-i beşere tâbidir. İrâde-i beşer müessirdir. İrâdenin müteallikâtını halk (istenenleri yaratmak), Mevlâ’ya aiddir. Bütün irâdetlerimizi (arzu, istek ve recâlarımızı) iyi ve kemâl cihetine sarfa memuruz ve bununla mükellefiz.”

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

EBU MUSA EL-EŞ’ARİ

Posted by Site - Yönetici Nisan 4, 2010

EBU MUSA EL-EŞ'ARİ

EBU MUSA EL-EŞ'ARİ

EBU MUSA EL-EŞ’ARİ

Ne  olursa olsun,  ihlâs…

Emirulmü’minin Ömer Ibnu’i-Hattâb kendisini vali olarak Basra’ya gönderdiğinde o, halkı toplayıp şu konuşmayı yapmıştı:

«— Mü’minierîn Emiri Ömer, beni size, Rabbinizin “kitabını, peygamberinizin (s.a.v.) sünnetini   öğretmek ve yollarınızı   temizlemek üzere gönderdi!...»

Halkı bir dehşet ve hayret kapladı. Çünkü onlar idarecinin halkı kültürlü hale getirmesi ve onlara dinlerini öğretmesinin nasıl bir gö­rev olduğunu biliyorlardı. Yalnız, yolları temizleme görevi onlar için yeni  bir şeydi, hatta enteresan ve tuhaf birşeydi.

Hasan-ı Basrî’nin, hakkında;

«— Basra’ya halk için ondan daha iyi bir yolcu gelmedi» dediği bu vali  kimdi  acaba?.

İşte o, Ebû Musa ei-Eş’ârî künyeli, Abdullah İbn Kays’ti…

Mekke’de tevhidi anlatan, bilerek Allah’a davet eden ve güzel ahlâkı emreden bir peygamberin (s.a.v.) çıktığını duyar duymaz ora­ya  gitmek üzere  memleketi Yemen’den  ayrıldı.;.

Mekke’de Resûlüllah’ın {s.a.v.) huzuruna oturdu ve ondan hidâ­yet ve kesin imanı aldı…

Kelime-i tevhidi alarak memleketine döndü. Daha sonra, Hayber’in fethi bittikten hemen sonra Resûlüllah’a (s.a.v.) gitti.

Onun gelişiyle, Cafer İbn Ebî Talib’le arkadaşlarının Habeşistan’­dan dönüşleri aynı vakte rastladı ve peygamber (s.a.v.) de onlara ka­tıldı…

Ebû Musa bu gelişinde yalnız gelmemiş, onunla birlikte, kendile­rine İslâm’ı telkin’ ettiği Yemen halkından elli küsur kişi ve onun Ebû Ruhm ve  Ebû  Burde isimli  iki kardeşi  de gelmişti…

Peygamber (s.a.v.) bu heyete bir isim verdi…

Hepsini  «Eş’ârîler» diye isimlendirdi…

Peygamber (s.a.v.) onları en yufka yürekli insanlar diye niteledi…

Çoğunlukla onları ashabına en büyük misal olarak verir onlardan şöyle söz ederdi:

«— Eş’ârîler’in bir savaşta erzakları tükenir veya ellerindeki yi­yecekler azalırsa, onlar mevcut olanları bir torbada toplar sonra onu eşit olarak taksim ederler. Onlar bendendir… Ben de onlardanım!..»

O günden itibaren Ebû Musa, kendilerine Resûlüliah’ın (s.a.v.) ashabı ve öğrencileri olmak, bütün çağ ve zamanlarda dünyaya İslâm’­ın taşıyıcıları olmak nasip olan müslüman ve mü’minler arasındaki devamlı   yerini aldı…

Ebû Musa büyük vasıfların garip bir karışımıydı…

O, savaşmaya mecbur kalırsa cesur bir asker ve yürekli mir mü-câhiddi…

O, barışçıydı, iyiydi ve son derece sakindi!…

O, anlayışlıydı, sağlam kararlıydı, zekiydi, kapalı konulan doğru anlamada iyi idi, fetva ve hüküm vermede önde gelenlerdendi. Hatta şöyle denilmişti:

«— Bu ümmetin kadıları, (hakimleri) dörttür: Hz. Ömer, Alî, Ebû Musa ve Zeyd İbn Sabit’tir».

Buna rağmen, temiz bir fıtrat sahibiydi ki, Allah rızası konusunda onu kim aldatırsa, onun için aldanırdı!…

Onun sorumluluklarına bağlılığı büyüktü… İnsanlara güveni çoktu…

Eğer hayatındaki bir olaydan bir parola seçmek istesek, mutla­ka şu cümle olurdu:

«Ne olursa olsun, ihlâs..

Cihâd  yerlerinde el-Eş’ârî,  şerefli   bir atılganlıkla sorumlulukla­rını yüklenirdi. Bundan dolayı Resûlüllah (s.a.v.) onun hakkında: «— Yiğitlerin efendisi Ebû Musa’dır» demiştir.

İşte o bize, bir asker olarak hayatından bir tablo gösteriyor:

«—Resûlüliah’la (s.a.v,) birlikte bazı savaşlara gittik. O savaş­larda ayaklarımız parçalandı. Benim ayaklarım prçalandı, tırnaklarım düştü. Hatta ayaklarımızı bez parçalarıyla sarmıştık!...»

O, iyi niyetliliği yüzünden savaş halindeki bir düşmana karşı ha­reket etmezdi…

O, böyle bir yerde işleri tam bir açıklıkla görür ve kesin bir şe­kilde karara bağlardı…

Müslümanlar İran’ı fethederlerken e!-Eş’ârî ordusunu, ona cizye vermek üzere anlaşma isteyen ve onun da bu anlaşmayı kabul ettiği İsfahan’da konaklatmıştı…

Ancak Isfahan halkı bu anlaşmasında samimi değildi… Onlar kal­leşçe bir darbe için fırsat arıyorlardı.

Fakat, Ebû Musa’nın gereken yerlerde kaybolmayan-ihtiyatı bun­ların durumunu ve geceleyin yapmak istediklerini araştırıyorlardı. On­lar darbeye niyetlenince komutan gafil avlanmadı. Bu arada onlara savaş ilân etti. Öğle olmadan büyük bir zafer kazandı.

Müslümanların Acem imparatorluğuna karşı yaptıkları savaşta Ebû Musa el-Eş’ârî’nin büyük bir kahramanlığı ve yüce bir cihâdı vardı.

Özellikle, Hürmüzan’ın ordusuyla içine çekilip orada korkunç bir ordu topladığı Tüster savaşının kahramanı Ebû Musa’ydı.

Emîrulmüminin Hz. Ömer o gün başlarında Ammar İbn Yâsîr, el-Berâ İbn Malik, Enes İbn Mâlik, Meczeetü’l-Bekrî ve Seleme İbn Ra-câ’nın bulunduğu büyük bir sayıdaki müslümam ona takviye olarak göndermişti…

İki ordu karşılaştı… Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennetlikler Uyumazlar

Posted by Site - Yönetici Nisan 4, 2010

Cennetlikler Uyumazlar

Cennetlikler Uyumazlar

Cennetlikler Uyumazlar:

Hafız Ebubekir b. Merdeveyh… Câbir’den rivayet etti ki; RasÛlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Uyku ölümün kardeşidir ve cennetlikler uyumazlar.”

Taberanî… Câbir’den rivayet etti ki; RasÛlullah (s.a.v.); kendisine. ‘Cen­netlikler uyurlar mı?’diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:

Uyku, ölümün kardeşidir ve cennetlikler uyumazlar,”

Beyhakî… Abdullah b. Ebi Evfâ’dan rivayet etti ki; adamın biri, RasÛ­lullah (s.a.v.)’e şöyle bir suâl sordu: “Cenab-ı Allah, dünyada gözlerimizi uy­kuyla dinlendiriyor. Şu halde cennetlikler de uyurlar mı?” RasÛlullah (s.a.v.) ona şöyle cevap verdi:

Doğrusu uyku Ölümün ortağıdır. Cennette Ölüm yoktur.

Peki ya cennetliklerin dinlenmesi nasıl olacaktır? diye sorduklarında RasÛlullah (s.a.v.) şöyle cevaplandırdı:

Doğrusu orada usanç yoktur. Onların bütün işleri rahattır.

Bunun ardından Cenab-ı Allah şu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu:

Orada bize ne bir yorgunluk gelecek, ne de bir usanç gelecektir.

Cennetliklerin İlahî Hoşnutluğa Mazhar Olmaları:

Bu da onlardaki fazilet ve üstünlükten dolayıdır.

Yüce Allah buyurdu ki:

Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennet şöyledir: Orada temiz su ırmakları, tadı bozulmayan süt ırmakları, içenlere zevk veren şarap ırmakları, süzme bal ırmakları vardır. Onlara orada her türlü ürün ve rable-rinden mağfiret vardır.” {Muhammed, 47/15)

Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, temelli kalacakları, içlerin­den ırmaklar akan cennetler, Adn cennetlerinde hoş meskenler vâdetmiştir. Al­lah’ın hoşnud olması en büyük şeydir. İşte büyük kurtuluş budur.

Onur Ve Üstünlük Sahibi Olan Allah, Cennet Ehlinin Üzerine Sürekli Hoşnutluğunu İndirir:

Mâlik b. Enes… Ebû Saîd’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Yüce Allah, cennetliklere şöyle seslenir:

Ey cennet ehli!.

Buyur ey Rabbimiz. Emrine amadeyiz.

Hoşnud oldunuz mu?

Yaratıklarından hiç birine vermediğini bize verdin. Artık ne diye hoş­nud olmıyalım?!

Size bundan daha üstün olanını verdim.

Ey Rabbimiz! Bundan daha üstün olan nedir?

Hoşnudluğumu üzerinize indireceğim ve bundan sonra size artık hiç kızmayacağım.

Ebubekir eI~Bezzar… Câbir’den rivayet etti ki; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

Cennetlikler cennete girdiklerinde yüce Allah onlara: “Size bundan da­ha üstün olanı vereyim mi?” der. Onlar da: “Bundan daha üstün olan şey ne­dir ki ey Rabbimiz?” diye sorarlar. Yüce Allah: “Hoşnudluğum bundan daha büyüktür” diye cevap verir.

Bu hadis, Buharî’nin sıhhat şartlarını taşımaktadır ama diğer hadis kitap­larının sahipleri bunu bu kelimelere tahric etmiş değildirler.

Kaynak – Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

..

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: