Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Peygamberimizin Üzerine Vacib Olan Özelliklerden Biri De, Borçlu Ölen Bîr Müslümanın Borcunu Ödemesidir

Posted by Site - Yönetici Mart 17, 2010

Peygamberimizin Üzerine Vacib Olan Özellikler

Peygamberimizin Üzerine Vacib Olan Özellikler

Peygamberimizin Üzerine Vacib Olan Özelliklerden Biri De, Borçlu Ölen Bîr Müslümanın Borcunu Ödemesidir

Evet, Peygamberimiz’in özelliklerinden biri de borçlu olarak ölmüş ve karşılığı mal bırakmamış bir müslümanın borcunu ödemesidir. Nitekim îbni Mâce’nin Câbir bin Abdullah’tan rivayet ettiği bir hadîslerinde ayner şöyle buyurmuşlardır:

Bir müslüman öldüğü zaman, bir miktar mal bırakmış olursa, bu bıraktığı mal, onun ehlinindir. (Vârislerinindir.) Eğer borç bırakır, bunun karşılığı olarak da mal bırakmamış olursa, onun bu borcunu Ödemek bana aittir! Bıraktığı çoluk çocuğuna bakmak da bana aittir.”  [16]

Buhari ve Müslim Ebû Hüreyre’den şöyle rivayet ederler: Müslümanlardan biri vefat ettiği zaman, Peygamber’e (s.a.v.) getirildi. Peygamberimiz de onun namazım kıldırmazdan önce: “Borcunu ödeyecek miktarda mâl bırakmış mıdır?” diye sorardı. Eğer, kendisine “Evet” cevabı verilirse, getirilen o cenazenin namazını kıldırırdı. Eğer “Borç bırakmıştır amma, mal bırakmamıştır!” cevâbı verilecek olursa, o cenazenin namazım kılmaz ve müslümanlara hitaben: “Arkadaşınızın namazını siz kılınız!” buyururdu Fakat islâmî fetihler başlayıp Beytü’l-Mâl meydana geldikten sonra, Peygamber Efendimiz’in cenazelerle ilgili sözü de değişti. Bu sefer şöyle buyurmaya başladı:

Ben, müslümanlara kendi öz canlarından daha yakın bulunmaktayım! Mü’minlerden her kim vefat eder ve geride borç bırakacak olursa, onun borcunu ödemek benim üzerime vâcibdir! Eğer mal bırakacak olursa, şüphesiz bu mâl, onun vârislerine aittir!” [17]

Peygamberimizin Ailelerini Muhayyer Kılması Ve “Allah Ve Resulünü Seçenleri” Tutması Ve Asla Onları Boşamaması Da Kendisi İçin Vacibdi…

Anmed ve Müslim, Câbir’in şöyle dediğini bildirirler: Ebû Bekir ve Ömer Peygamber’in (s.a.v.) yanina gittiler. Peygamberimizin etrafında ise hanımları vardı. Kendisi ise hiç konuşmuyordu. Ömer dedi ki: “Ben, Resûlüllah’ın yanına sokulup O’nunla konuşacağım… Belki kendisini güldürebilirim…” Sokuldu ve konuştu… Şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü, Zeyd’in kızı olan hanımım bana, dünyalık talebinde bulundu. Ben de kensinin sırtına bir yumruk attım…” Peygamber Efendimiz bunu duyunca güldü ve: “işte etrafımdaki benim hanımlarım da, benden nafaka istemek için toplanmış bulunuyorlar!” buyurdu. Bunu duyan Ebû Bekir ve Ömer, Peygamberimiz’in hanımları arasında bulunan kızlarını dövmek istediler ve onların üzerlerine yürüyerek: “Siz, ne cesaretle, Pey-gamberimiz’in yanında olmayan bir şeyi O’ndan istiyorsunuz?” diyerek bağırdılar. İşte bu olay üzerine Yüce Allah, Peygamber Efendimiz’e, hanımlarını, Allah ve Resulü ile dünyâ malı arasında bir seçim yapmaya çağırmasını emretti ve ilgili âyetini inzal buyurdu. Bu âyet şu mealde idi: “Ey Peygamber! Eşlerine şöyle: Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size müt’a (boşama bedeli) vereyim ve sizi güzellikle salayım!”  [18]

Peygamberimiz de, Allah’ın emri gereği eşlerini iki seçim arasında muhayyer (serbest) bıraktı… Önce ise Aişe’den başladı. Ona dedi ki: “Sana Allah’ın emrini tebliğ ediyorum… Fakat seçimini yaparken acele etme… Ana ve babana danışırsan, senin için daha iyi olacağı kanâatindeyim…” Peygamberimiz ona böyle söyledi ve Allah’ın inzal buyurduğu ilgili âyeti okudu. Aişe validemiz ise, hiç tereddüt etmeksizin: “Ben, Senin hakkında mı anam babamla istişare edeceğim? Ben, hiç kimseyle istişare etmeksizin Allah’ı ve Resûlü’nü seçiyorum! Kararını budur ve kesindir!” cevâbını verdi.”

îbni Sa’d Ebâ Cafer’den şöyle rivayet eder: “Bir gün Peygamberimiz’in hanımları kendi aralarında konuşurken, Peygamberin vefatından sonra, nikâhta kadına bir hak olarak terettüp eden mehr bakımından, en pahalı kadınlar biz oluruz… şeklinde konuştular. Bu Yüce Allah’ın gayretine dokundu ve Peygamberine, onları yirmi dokuz gün yalnız bıraktıktan sonra muhayyer kılması için emretti… Peygamberimiz de kendilerini çağırıp durumu anlattı ve onları muhayyer bıraktı...”

Yine îbni Sa’d, Amr bin Şuayb kanalıyla onun dedesinden şöyle nakleder: “Peygamber Efendimiz kadınlarını toplayıp iki seçim arasında muhayyer kıldığı zaman, önce Aişe’yi çağırıp durumu anlattı… Aişe ve diğerleri, hep Allah’ı ve Resulü’nü seçtiler. Ancak el-Amiriye, dünyâyı ve kendi kavmini seçti ve kavmine döndü… Fakat sonra buna çok pişman olup: “Ben bir şakıyyeyim; bedbahtım… Allah ve Resûlü’nü bırakıp dünyayı seçtim” derdi. Deve dışkısı toplar onları satardı. Bâzan Peygamberimiz’in eşlerine gelir onlardan birşey ister ve: “Ben bir şakıyyeyim!” diye konuşurdu…” –

(Yine Ibni Sa’d’ın, tbni Mennâh’tan rivayetine göre, Allah ve Resûlü’nü değil de dünyâsını seçen bu hanım, sonraları aklını yitirmiş, ve ölünceye kadar dâ bu durumdan kurtulamamıştır.)

îbni Sa’d, bu sefer de Ikrime’den şöyle bir haber naklediyor: Resûlüllah Efendimiz, eşlerini muhayyer bıraktığı zaman, Yüce Allah şu âyetini indirdi:Habîbim! Bundan sonra artık sana başka kadınlarla evlenmek, bu kadınlarını başka eşlerle değiştirmek helal değildir.”  [19]işte bu âyetiyle Yüce Allah; o sırada Peygamberimiz’in nikâhında bulunan dokuz kadın ki, bunlar hep Allah ve Resûlü’nü seçmişlerdir, bunlardan başka kadınlarla evlenmesini Efendimiz’in üzerine haram kılmış oldu.”  [20]

îbni Sa’d’ın Aişe’den de bir rivayeti var.- O şöyle demiştir: Peygamberimiz (s.a.v.) vefat etmeden önce, başka kadınlar alabilmesi için Yüce Allah tarafından serbest bırakılmıştı. Bir başkasının nikahında olmayan herhangi bir kadınla evlenebilecekti. Fakat evlenmedi. Bu izni kendisine veren şu mealdeki âyet idi: “Onlardan dilediğini geri bırakır dilediğini de yanma eş olarak alabilirsin.”  [21]

(Ibni Sa’d’ın; Ümmü Seleme, tbni Abbas, Ata bin Yesâr ve Muhammed bin Ömer bin Ali bin Ebû Tâlib’ten de bu anlamda bir rivayeti vardır.)

Peygamberimizpin bu şekilde eşlerini muhayyer kılmasının hikmeti üzerinde, âlimlerimiz muhtelif görüşler bildirmişlerdir, tmam-ı Gazali demiştir ki: “Kişinin eşi hakkındaki gayreti, onu başkasından kıskanır olması; onun kalbinde sıkıntı ve kin duygularının meydana gelmesine sebep olur. Peygamberimizin kalbinde böyle bir şeye mahal bmkmamak üzere Yüce Allah; O’na hanımlarını muhayyer kılmasını emretmiş, onlar da onu seçmişler. Dünyada ve ahirette O’nun eşleri ol¬muşlardır.”

İmam-ı Râfîi ise şöyle demektedir: ‘Yüce Allah, Peygamberimizi fakirlikle zenginlik arasında muhayyer bırakmış, O da fakirliği seçmiş, fakirliğin getireceği çeşitli sıkıntılara katlanmayı tercih etmişti. Bu sefer eşlerini muhayyer kılması emredilmiş, o da eşlerini muhayyer kılmış, eşleri de severek fakirliğe (nafaka istememeğe) razı olmuşlardır. Böylece, O’nun eşleri de, kendi serbest iradeleriyle, vaktiyle o’nun kendi nefsi için seçip razı olduğu şeye razı olmuşlardır.”

Bazıları da bu hususta şöyle demişlerdir: “Peygamberimiz’in onları muhayyer kılmasının hikmeti: Onların kendisi için en hayırlı eşler olması içindir,” Nitekim El-Ravza adlı kitapta ve diğerlerinde bildirildiği gibi, onlar bu en güzel seçimi yaparak, hem o’nun en hayırlı eşleri olmuşlar, hem de cennetlik olmuşlardır. Nitekim: “Biliniz ki Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük bir mükafat hazırlamıştır!”  [22] mealindeki âyette de buna işaret ve delâlet bulunmaktadır!” Sonra Yüce Allah; Peygamber Efendimiz’e eşlerinin üzerine eş almasını haram kılmak ve onları boşayıp yerlerine başka kadınlar nikahlamasını yasaklamak suretiyle imtihana tabi tuttuğu Peygamber eşlerini böylece şereflendirmiş oldu. Daha sonra ise, Resûlüllah’m eşleri üzerinde tam bir iyilik ve minneti olması bakımından nazil olan bir âyetle, bu yasak kaldırılmıştır. Peygamberimiz de yasak olmamasına rağmen, eşlerinin üzerine bir başkasını almadığı gibi, onlardan herhangi birinin yerini de değiştirmemiştir. Yukarıda sözü edilen yasağı kaldıran âyet şu mealdedir: “Ey peygamber, Biz sana, mehrlerini verdiğin eşlerini helâl kılmışızdır.”  [23] Böylece hanımları üzerindeki minnet de, Peygamberimiz’e ait olmuştur.” [24]

Ahmed, Tirmizi, îbni Hıbban ve Hâkim Aişe’den şöyle rivayet e-derler: “Peygamber (s.a.v.) vefat etmezden önce, başka kadın alması kendisine helâl kılınmıştı.”

Bu rivayetin isnadı sahihtir.

Peygamber Efendimiz’e nikahlanması helâl kılinan kadınların, hangi kadınlar olduğu üzerinde ihtilâf edilmiştir. Bir başkasının nikahında olmayan bütün kadınlar mı, yoksa sadece hicret etmiş olan kadınlar mı, diye üzerinde ittifaka varılamamış ve böylece iki görüş belirmiştir. Her iki görüşü de îmam el-Mâverdi nakletmiştir. ikinci görüşe göre, demek oluyor ki; hicret etmemiş bir kadınla evlenmenin haram oluşu da, Peygamberimiz’e has bir şey olmakta ve bu görüşü Tirmizi’nin Ümmü Hâni’den olan rivayeti teyid etmektedir. Bu riyayet şöyledir: “Ben, hicret eden kadınlar arasında bulunmadığım için, Resûlüllah’a helal kılınmış bulunanlardan değildim,” Fakat buna rağmen, birinci görüş tercih edilmiş ve: “Nikah meselesinde ümmetten birine helal olanın, Peygamber’e helal olmayarak bu hususta o’nun ümmetinden eksik kalması, doğru değildir. Hem o, bundan sonra Safiye ile evlenmiştir. Safîye ise, hicret eden kadınlardan değildi” denilmiştir.

Evet, böyle denilerek bu kavil tercih edilmiştir amma, buna da şu cevab ve itiraz verilmiştir: “Peygamberimiz, nikah mevzuunda ümmetinden daha eksik olamaz” denilmesi, çok sağlam bir söz değildir. Zira ümmetine ehl-i kitaptan olan bir kadınla evlenmesi caiz iken, Peygamber hakkında bu caiz değildir. Peygamberimiz’in Safîye’yi nikahlamış olmasına gelince: Bu, âyetin inişinden önce idi. Binâenaleyh, ileri sürülen iddia hakkında delil olmaz. Tarihen bilinen bir husustur ki, Peygamberimiz Safîye’yi yedinci hicret yılında Hayber’de nikahlamıştır, ilgili âyet ise, dokuzuncu senede nazil olmuştur.”

Şafii mezhebi âlimleri: “Peygamberimiz için, hanımlarından bazısını boşamak ve yerine başka bir kadınla evlenmek mübâh kılınmış idi. Bunu haram kılan âyet, bir başka âyetle neshedilmiştir” derler. Hanefi mezhebi imamı Ebû Hanife ise, Şâfiilerin bu görüşünü kabul etmemiş ve şöyle demiştir: “Bunun, Peygamber Efendimiz için haram oluş hükmü devam etti ve neshedilmedi.”  [25]

Yukarıda arzedilen iki görüşten bize göre en sağlamı ve İmam-ı Şafii’nin kelâmı ve Mâverdi’nin kesin olarak hükmettiği şudur: “Peygamber’in (s.a.v.) üzerine, o’nu tercih etmiş bulunan eşlerini boşamak haram idi. Nitekim o’nu seçmeyen bir eşini de tutması haram idi. (Bu mes’ele az ileride müstakil olarak da ele alınacaktır.) Imam-ı Şafii’nin mezhebinde bulunan âlimler ise bu hususta iki şık üzerinde durmuşlardır. Birinci şık: O’nu seçmeyen eşinden ayrıldıktan sonra, artık dünyayı tercih etmiş bulunan bu eşini bir daha ebediyen nikahına alması Efendimiz’in üzerine haram olması idi. Artık ahirette dahi bu, O’nun eşi olamazdı. Bu birinci kavle göre, işte bu husus da O’nun özelliklerinden birini teşkil ediyordu. Zira o’nun ümmetinden olan herhangi bir kimsenin eşi, bu şekilde muhayyer bırakıldıktan sonra, kocasını seçmemiş ve bu suretle kocasından ayrılmış olsa; ebediyen bu kocasına haram olmaz. Bir başkasıyla evlenip, ondan da ayrıldıktan sonra, bu eski kocasıyla tekrar evlenmek isterse, evlenebilir. Fakat Peygamberimizin durumu¬nun böyle olmadığını gördük. [26]

Peygamberimize Vacib Olan Bazı Özelliklerine Ait Bir Bölüm

Denilmiştir ki: “Peygamberimiz’in özelliklerinden biri de, O’nun hoşuna giden bir şey gördüğü zaman,Lebbeyk! înnel-ayşe ayşü’l âhirâtidemesi, üzerine vacibdi.” Bunu, el-Râfii nakletmiştir.  [27]

Yine denilmiştir ki: “Peygamberimiz’in farz namazlarını, hiç bir halel ve eksik bırakmaksızın edâ etmesi üzerine vâcib idi.” Bunu da bu şekilde nakleden el-Mâverdi olmuştur. Başkaları da bunu benimsemiştir.  [28]

Îbnü’l-Kâs’m Telhis adlı kitabında anlattığına, el-Kaffâl’m dediğine ve Nevevi’nin Zevâidur-Ravza’da naklettiğine göre; Peygamber’e (s.a.v.) vahiy geldiği zaman, kendisinden ve dünyasından geçerdi. Fakat bu halde dahi kendisinden namaz, oruç ve diğer hükümler sakıt olmazdı.” Bunun böyle olduğunu, Ibni Seb’ ise, kesinlikle hükmetmiştir.  [29]

Peygamberimiz’in üzerine vacib olduğu kabul edilen özelliklerinden biri de, niyet edip başlamış olduğu nafile ibâdetlerden herhangisi olursa olsun, onu tamamlamasıdır. Bu da Ravza adlı kitapta anlatılmıştır.”  [30]

O’nun vacib olan özelliklerinden biri de, insanlarla haşirneşir o-lurken, onların arasında bulunup onlarla konuşurken bile Allah’ı müşâhade etmekten hiç ayrılmamasıdır.  [31]

Keza o, bütün insanların tamamı itibariyle mükellef bulundukları ilim ve irfana, tek basma mükellef idi ve herhangi bir şeye, en güzel karşılık ne ise, onunla karşılık vermekle mükellef idi.  [32] Keza bir diğer özelliği de, bazen kalbine darlık veya dalgınlık gelirdi. O da Rabbi’ne günde yetmiş defa istiğfarda bulunurdu. [33]

Bunların hepsini, Şafii mezhebi âlimlerinden Îbnü’1-Kâs, Telhis adlı kitabında anlatmıştır. îbni Seb de… Allame Cürcani ise, el-Şâfîi adlı eserinde, O’nun özelliklerinden biri olarak da şunu söylemiştir: ‘İmamlığın fazileti, Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)’in hakkında, müezzinlikten daha üstündür. Başkaları hakkında ise böyle değildir. Zira Peygamber Efendimiz, sehiv ve galat üzerinde bırakılmaz. Başkaları ise, sehiv ve galatından haberdar olmamış olabilirler,”

Ben de derim ki: Peygamberimizin bu özelliği üzerinde; kesin ola¬rak bunun böyle olduğuna hükmetmek suretiyle ihtilafa mahal bırakmamak lazımdır. Fakat başkaları hakkında, imamlık mı af dal, yoksa müezzinlik mi afdal diye, ihtilaf edilebilir.” [34

KAYNAK : Peygamberimizin mucizeleri – imam suyuti

Dipnotlar :

[16] Bu hadisi, buna yakın bir anlamda, Müslim de rivayet etmiştir.

[17] Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri, Uysal Kitabevi: 2/447-448.

[18] Ahzab suresi, 28

[19] Ahzab suresi, 52

[20] Bu, onlar için büyük bir ilâhî lütuf ve mükâfattır. Zİrâ onlar Allah ve Resûlü’nü seçmişlerdir. Bu suretle Yüce Allah onları, dünyada da, ahirette de Resûlü’nün esteri kılmış¬tır. Bunun için artık onlar; peygamberden sonra başkalarıyla evlenemezlerdi. Cennette Resûlüllah’a kavuşup o ebedî hayatta da O’nun eşleri olacaklardır. Onlar, kendi seçimleri ile bunu haketmİşler, bu büyük şerefe ermişlerdir

[21] Ahzab suresi, 51

[22] Ahzab suresi, 29

[23] Ahzab suresi, 50

[24] Az ilende açıklanacağı gibi, İmâm Ebû Hanîfeye göre, bu âyet, Peygamberi¬miz’in üzerindeki “başka kadın nikahlama yasağı”nı kaldırmış değildir.

[25] İmâm Ebu Hanîfe’nin bu sözü, âyetten açıkça anlaşılmış olan şeydir. Eğer Pey¬gamberimiz’e, eşlerini muhayyer bırakıp onların da Peygamberimizi seçmelerinden sonra, bir başka kadınla evlenmesi mübâh olursa; bu takdirde Allah’ın peygamberimizin hanımları¬na olan lütuf ve minneti, hükümsüz kalır. Bu ise mâkûl bir şey değildir. Bunun için Ebu Hanîfe’nin sözü, mâkul ve makbul olan sözdür

[26] Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri, Uysal Kitabevi: 2/448-452.

[27] Sahîh olarak sabit olduğuna göre, Efendimiz hoşuna giden bir şey gördüğü za¬man; “İyi ameller, ancak kendisinin nimeti sayesinde tamamlanan Allah’a hamdolsun!” diye¬rek hamdederdi. Kerîh bir şey gördüğü zaman ise; “Her hal üzerine Allah’a harnd olsun!” diyerek hamdederdi.

[28] Bunu, Efendimiz’in bir hususiyeti saymanın doğru olmayacağı kanâatindeyiz… Zira her mükellef kul dahi, namazını bir halel ve eksik bırakmaksızın edâ etmekle mükelleftir. Bundan dolayıdır ki, namazını kötü bir şekilde kılana hitaben: “Git namazını kıl, zira sen namaz kılmadın!” buyurulmuştur.

[29] Bazân Peygamber Efendimiz namazda iken dahî, vahiy geldiği olurdu. Nitekim namazdayken, ayakkabılarını çıkarmış, O’na uyarak ashâb dahî çıkarmıştı… O’nun ashaba: “Siz niçin ayakkabılarınızı çıkardınız?” diye sorması üzerine; “Sana uyarak çıkardık” ceva¬bını almış ve: “Ben Cebrail’in bana vahiy getirip ayakkabımda pislik olduğunu bildirmesi ü-zerine çıkarmıştım. Sizler mescid’e girmeden ayakkabılarınızı kontrol ediniz, bir pislik varsa gideriniz. Sonra giyip namazı onunla kılınız!” buyurulmuştur.

[30] Hanefî Mezhebine göre bu, herkes için böyledir. Peygamberi m iz’e hâs bir keyfi¬yet değildir. Herkes, başladığı nafile ibâdetini, bir özür sebebiyle bırakmış bile olsa, sonra bunu kaza etmesi gereklidir.

[31] Bu, bâzı tasavvufçulara âit bir sözdür. Onlar bu sözle demek isterler ki: “Pey¬gamberim iz’den başkası, Hakk’ın müşahedesinde müsteğrak olduğu zaman, halktan fânî oiur. Artık Hakk’tan başka bir şey görmez…” Onların fena fillah dedikleri böyle bir hâl ve makam ile ilgili olarak, Allah’ın dininde bir emir ve övgü ise yoktur. Ashâb-ı Kiram efendileri¬miz, evliyanın en büyükleri oldukları halde, asla “fena fillah, cezbe, istiğrak…” gibi şeyler iddia etmemişlerdir. Halbukî onlar, dâima Hakk’ın müşahedesinde ve tâatinde idiler

[32] Bu ona bir  teklif değil, Allah’ın kendisini bununla bir teşrîfi idi. Bununla birlikte O: “Rabbim, ilmimi artır!” niyazında bulunurdu.

[33] O, günde yetmiş defa istiğfarda bulunur ve bu kendisine vâcib olursa, bizlerin hakkında bu daha vâcib (daha gerekli) olmaz mı?…

[34] Celaleddin es-Suyuti, Peygamberimizin Mucizeleri ve Büyük Özellikleri, Uysal Kitabevi: 2/452-453.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: