Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 30 Oca 2010

Âlimin İlmi ile Amel Etmesi ve Bilmeyenlere Öğretmesi Farzdır

Posted by Site - Yönetici Ocak 30, 2010

Âlimin İlmi ile Amel Etmesi ve Bilmeyenlere Öğretmesi Farzdır

Âlimin İlmi ile Amel Etmesi ve Bilmeyenlere Öğretmesi Farzdır

İlmi öğrenmek farz olduğu gibi, âlimin ilmini insanlara öğretmesi de farzdır. Çünkü âlimin ilmi ile amel etmesi güzel görülmüş, onun tersine hareket etmesi de kötü görülmüştür. İlim öğretmek, emr-i bilma’ruf, nehy-i anilmünker yapmak demektir. Bu da bu ümmete farzdır. Allahü teâlâ şöyle buyuruyor: “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten menedersiniz ve Allah’a inanırsınız.. .”15°

Ulemâ meselenin tafsilâtında ihtilâf ettiler: Bir kimse bir veya iki meseleyi öğrense, bunu bilmeyene öğretmesi farz olur mu, olmaz mı? Meşâyihimizin bazısına göre, öğretmesi gerekir. Fakat çoğunluğa göre ise, böyle bir şey gerekmez. Bu ancak insanların sözüne itimad ettikleri ilmi ile meşhur olmuş kimselere vacibtir. Bu kitabda müellif her iki görüşe de işaret etti. Buradaki mezkûr lâfız umumî olmasını gerektirir.

Bundan sonra müellif şöyle dedi: Âlimlerden basiretli olanların, insanlara fıkhî hükümleri açıklamaları gerekir. Bu da gösteriyor ki, farziyyet hassaten ilmi ile meşhur olanlaradır.

Birinci görüşün delili şu âyetlerdir:Gerçekten indirdiğimiz o açık açık âyetlerimizi ve doğru yolu Kitabda insanlara açıkladıktan sonra gizleyen kimseler var ya, onlara hem Allah lanet eder, hem lânetçiler lanet eder.”151 “Allah, kitab verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştır. Onlar ise, onu arkalarına atıp az bir değere değiştiler. Alışverişleri ne kötüdür.”152

Bu iki âyetten anlaşılıyor ki, ilmi gizlemek haramdır. İlmi açıklamak ise zarurîdir. Bu hüküm kendisine ilim ulaşan herkesi içine alır. Kendisine ulaşan ilmi gizlediği tasavvur edilirse, onu izhar etmesi ona farz olur. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyor: “Kim yanındaki ilmi gizlerse, Kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur.”153 “Şayet bû ümmetin sonda gelenlerinin öncekilere lanet ettiklerini görürseniz, yanında ilmi olan ilmini ortaya koysun. O gün ilmi gizleyen, Hz. Muhammed’e (s.a.v) Allah’ın indirdiğini gizleyen gibidir.”154

Şüphesiz ilmi öğretmek, zekâtı eda etmek gibidir. Herkesin zekâtını kendi nisabından ödemesi gerekir. Bir tek çeşit maldan nisaba malik olanla bir kaç çeşit maldan nisaba malik olan müsavidir.

Diğer görüşün delillerine gelince: Âlimler her zaman peygamberlerin vârisleridir. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Âlimler peygamberlerin vârisleridir.”155 Bilindiği gibi, Rasûlullah (s.a.v) zamanında, dinî meselelerde ihtiyaç duyulan bilgileri, insanlara bizzat Rasûlullah’ın (s.a.v) kendisi açıklıyorlardı. Allahü teâlâ da Kur’an’da onu böyle vasfetti ve buyurdu ki: “… Sana da insanlara gönderileni açıklayasın diye Kur’an’ı indirdik. Belki düşünürler.”15″ Onun huzurunda Kur’an’dan bir şey açıklamak başka birine gerekmez. Bu her zaman böyledir. Onun yerini başkaları ile değil de, ilmi ile meşhur olan âlimlerce doldurulması gerekir. Âdeten insanlar, ilmi ile meşhur olan âlimlerin sözlerine itimad ederler. Bakasina itimad eden pek azdır. Hatta çoğu kez, insanlardan bazıları ilmi ile meşhur olmayan kimselerden duyduğu şeyi hafife alır. Bunun için de özellikle ilimde meşhur olanların açıklaması gerekir.

Hasan-ı Basrî (rh) dan şöyle dediği nakledildi: “Bedir’de bulunmuş yetmiş sahabiye yetiştim. Onların hepsi de inzivaya çekilmişlerdi. İnsanlara bir şey öğretmekle meşgul olmuyorlardı.” Çünkü onlara ihtiyaç duyulmuyordu. Tabiîn ulemâsı ra (rh) yine böyle idiler. Onlardan bazıları fetva ve ta’limle meşgul oldular. Bazıları ise, ilim sahibi olmalarına rağmen bundan uzak durup inzivaya çekildiler. Çünkü bunların ilmi başkalarına öğretmeyi bırakmaları bir noksanlık meydana getirmiyordu. Maksad başkaları ile de hasıl oluyordu.

Bunun sebebi de şudur: İlmin iki meyvesi vardır: Bilmek ve öğretmek. Âlimlerden bazıları kendisinde ilmin bu iki meyvesini de toplama imkânını bulur, ilim ile öğretmeyi cemeder. Bazıları ise her ikisini de elde edemez, sadece ilmi öğrenme meyvesi ile yetinir. Bunlar da gösteriyor ki, bu konu oldukça geniştir. Ehl-i ilimden meşhur olanlarla maksad hasıl olmuştur.

Şayet ilim taleb etmek farz olmamış olsaydı, insanların günahtan kurtulmaları da mümkün olmazdı. Günahları işlemekten kaçınmak farzdır. Kur’an’da şöyle buyuruluyor: “De ki: Rabbim sadece açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmanızı, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyi söylemenizi haram kılmıştır.”157 Günahtan kaçınmak ta ancak ilimle olur.

Şayet insanlar ilim öğrenmeyi terketseler, hak bâtıldan, doğru hatadan, iyilik kötülükten ayrılmaz. Halbuki hak ile bâtılın arasının ayrılması dinin esasıdır. Buna da ancak ilimle ulaşılabilir. Allah, şöyle buyuruyor: “…Allah bâtılı mahveder, hakkı sözleriyle gerçekleştirir...158 “…Halbuki suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve bâtılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.” 159 Şüphesiz her müslümana, Allah’ın doğru kabul ettiği şeyle, bâtıldan kaldırdığı şeyin arasını temyiz etmesi farzdır. Aynı şekilde herkesin doğru olana yapışması ve kendi gayreti ile hata olanlardan kaçınması gerekir. Buna ulaşmanın yolu da ilimdir.

Âlimlerin insanlara menfaati olan bir şeyi kendilerinden öncekilerden aldıkları zaman, bunu anlatmaları gerekir. Yani işitilen rivayetlerin açıklanması âlimler üzerine vacibdir. Nitekim bu meselede Rasulüllah (sas) şöyle buyuruyorlar: “Allah, şu kimsenin yüzünü ağartsın ki, bizden bir hadisi işitti. Onu işittiği şekilde ezberledi. Sonra da onu işitmeyen birisine nakletti. Fıkhı fakih olmayana nakleden nice fıkıh hamilleri vardır. Nice hamil-i fıkıhlar da vardır ki, fıkhı kendisinden daha fakih olana nakleder.”160 “Siz (birisinden) dinlersiniz. Sizden de (birileri tarafından) işitilir. Sonra da sizden işitenden dinlenilir.”1^1 “Dikkat edin, hazır olan olmayana tebliğ etsin.“162

Hem sonra insanlara menfaati olan şeyi açıklamak farzdır. Meşhur ve sahih olan nâsih âyetleri bilmek gibi. Men-suh âyetlere gelince, onların rivayeti gerekmez Çok yayılmış olan şeylerde de durum aynıdır. Çünkü bunların rivayetinde insanlar için bir menfaat yoktur. Hatta bazan fitneye de sebeb olabilir. Fitneden kaçınmak ta evlâdır. Bu meselede asıl olan Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edilen şu sözdür: “İşittiğim her şeyi rivayet etmiş olsaydım, beni taşlarla recmederdiniz. “ı63

Hz. Muâz’ın (ra) yanında kelime-i şehâdetle ilgili bir hadis vardı. Vefatı ânı yaklaşıncaya kadar onu rivayet etmedi. Sonra arkadaşlarına dedi ki: ” Rasûlullah’dan (s.a.v) işittim. Şayet Allah’ın emri, yani ölüm gelmemiş olsaydı, bu hadisi size rivayet etmezdim. Rasûlullah (s.a.v) in şöyle dediğini işittim: “Kim kalbinden Lâilâheillâİlah derse, Cennet’e girer.”164 Hz. Muâz (r.a), insanların bu hadise güvenmemeleri için, ömrünün son zamanlarına kadar onu rivayetten kaçındı. Fakat vefatı ile hadisin kaybolacağından korktuğu için onu arkadaşlarına rivayet etti. Böylece bu hadis, açıkladığımız bu mesele için bir asıl oldu.

Sen görmez misin ki, şayet bizim üzerimize ilmin gereğini edâ farz olmasaydı, bizden öncekilere de farz olmazdı. Bu böylece sahabe ve tabiîne kadar giderdi. Bu da gösteriyor ki, ilmi nakil konusunda insanların hepsi de birdir. Rasûlullah (sas) şöyle buyuruyor: “Bu dini her haleften âdil olanlar naklederler. Ondan ibtal edenlerin tahrifini ve cahillerin te’vilini nefyederler.”1^5 Şayet müteahhirînin ilmi nakletmeyi terketmelerine cevaz verecek olsak, bunun aynısına mütekaddimîn için de cevaz vermemiz gerekir. Bu söz de neticede Rafızîlerin görüşüne götürür.

Bu meselede Rafızîler şöyle diyorlar: “Allahü teâlâ, Hz. Ali’nin (ra) fazileti hakkında âyetler indirdi. Rasûlullah (sas) onun fazileti ve halife olarak seçilmesine dair hadisler söyledi. Fakat diğer sahabeler (ra) ona hased ettikleri için bunu gizlediler.” Ehl-i Sünnete göre, bu hüküm yalandır ve uydurmadır. Sahabeden bir tanesi hakkında bile böyle düşünmek caiz olmadığı halde, nasıl hepsi hakkında böyle bir zanda bulunulabilir? Şayet bununla ilgili bir şey bulunsa idi, bu mutlaka şöhret bulurdu. Rafızî mezhebinin binası yalan ve iftira üzerine kurulmuştur.

İmam Muhammed Cih), bu istişhad ile şuna işaret ediyor: Sahabe-i Kiramın (ra) hepsi de dinî meselelerle ilgili bir şeyi nakletmekten geri kalmadılar. Onlardan sonra gelenlerin de bu meselede onlara uyması gerekir.

Kaynak: İmam Muhammed Şeybani – İslam İktisadında Helal Kazanç

Dipnotlar : Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar, İslam İktisadında Helal Kazanç | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: