Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 21 Oca 2010

Camiler kiliseye mi dönüşüyor!

Posted by Site - Yönetici Ocak 21, 2010

Camiler kiliseye mi dönüşüyor!

Camiler kiliseye mi dönüşüyor!

Camiler kiliseye mi dönüşüyor!

Koltuk değnekleriyle camiye gelen bir engelli vatandaşı görüyorum. Cami merdivenlerinden zorla çıkarak kendini içeriye zar-zor atıyor. Namaz kılmak için oturacağı bir sandalye arıyor. Çok geçmeden cami kenarında dizilmiş sandalyelere gözü ilişiyor ve oraya yönelerek bir sandalye çekip oturuyor.

Bir yandan, engelli olmasına rağmen ibadet gayretine imrenip ona gıpta ile bakarken diğer yandan “bu camide ne kadar da çok sandalye varmış” diyorum. Camiye ve cemaate gelmek onlar için gerekli olmasa da (çünkü evlerinde kılmaya ruhsat var) keşke diyorum engelli kardeşlerimize çok daha rahat hareket edecekleri güzel mekanlar ve imkanlar sunulsa diye içimden temennilerde bulunuyorum.

Az ötede bastonunu ters çevirip halılara bastırarak gelen bir başka müslümanı görüyorum. Onun da gözü oturacağı sandalyeyi arıyor. Sonuçta aynı yerden bir sandalye de o çekerek duvar kenarında yerini alıyor. “İhtiyarlık bu, kolay değil!” diyorum ve cemaat sayısını artırdığı için yaşlı amcaya da minnetle bakıyorum. Onlar da olmasa camiler boş kalacak diyorum.

Gözüm orta yaşlı bir başka kişiye takılıyor. O da ne?! Normal yürüyen ve hiçbir şeyden destek almadan gelen bu kişinin de sandalyelerin bulunduğu tarafa doğru yöneldiğini görüyorum. Önce “galiba diyorum, engelli veya yaşlı bir müslümana yardım etmek istiyor!” diye düşünürken tahminim boşa çıkıyor. Bu kişinin de oradaki sandalyelerden birini altına çekerek güzelce oturduğunu şaşkınlıkla izliyorum.

Yarım yüzyılı çoktan devirmiş yaşımla maziye kısa bir yolculuk yapıyorum. Önceki yıllara göre çok fazla miktarda camilerde sandalye sayısının son zamanlarda hayli arttığını fark ediyorum. Hatta, camilerde sandalye, tabure, koltuk ve benzeri oturakların hiç mevcut olmadığı zamanları da düşünerek bugünleri görünce yarınlardan endişe edip “acaba, camilerimiz giderek kiliseye mi dönüşüyor?!” diyor, korku ve endişe arası bir düşünceye kapılıyorum!

Bu düşünceler beni Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ateşli tartışmalara götürüyor. Camileri modernleştirme adına mecliste yapılan konuşmalarda bazı mebusların “camilere kiliselerdeki gibi masa sandalye koyalım, müslümanlar ibadetlerini sandelyede oturarak yapsınlar!” şeklinde teklifler sundukları dönem aklımıza geliyor. O dönemde şiddetle reddedilen bu teklifi acaba biz cami cemaati olarak kendi ellerimizle hayata geçirmenin adımlarını mı atıyoruz?…

Camilerde sandalye sayısı o kadar çok arttı ki, korkum bu gidişle cemaat safları sandalyelerle dolacak!… O sandalyelerin sahipleri de belli olduğu için yerinden kaldırılmayacak olan o sandalyeler, camilerin sedirleri gibi oturma mekanları haline gelecek!..

Oysa, ne engelliler ne de yaşlılar için dinen böyle bir uygulamaya hiç ihtiyaç yok! Hz.Peygamber efendimiz (a.s) döneminde engelli yok muydu? Yaşlı mevcut değil miydi? Hem de fazlasıyla. Doğuştan engelliler, savaş mağdurları, gaziler, ihtiyarlar ve sakatlar için, ne asr-ı saadette nede sonraki halifeler ve mezhep imamları dönemlerinde böyle oturaklı bir uygulamaya gidilmemiştir!

Peki bu insanlar namazlarını nasıl kılacaklar? Bunun da cevabı fıkıh kitaplarında etraflıca verilmiştir. Ayakta durabilecek kadar gücü olanlar ayakta başlayarak, buna gücü yetmeyenler de yere çöküp oturduğu yerden güçleri nereye kadar yetiyorsa oraya kadar namaz rükünlerini yerine getirerek namaz kılacakları bütün ilmihal kitaplarında anltılır. İma (ki vücut ve baş eğerek yapılan hareketler) ile namaz kılmak bile mümkün olduğuna göre camilere sandalye koymaya, bunları çoğaltmaya gerek var mı?
sandelyede kilinabilir diye cumhuriyet donemine kadar uygulayan olmusmu?

Hele hele çarşıda pazarda rahatça dolaşıp camiye yürüyerek gelen bir müslümanın sandalyeye oturarak namaz kılması, kabul edilebilir bir durum olmasa gerek!

M.Emin ozler – Hollanda

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Leave a Comment »

ECDADIN VAKIF ANLAYIŞI

Posted by Site - Yönetici Ocak 21, 2010

Sultan Abdülhamid'e şükran borçluyuz.

Sultan Abdülhamid'e şükran borçluyuz.

Sultan Abdülhamid’e şükran borçluyuz.

Darülaceze’nin kuruluş yıldönümü vesilesiyle gazetemize konuşan Darülaceze Müessesesi Müdür Yardımcısı İlhan Uğur, “Abdülhamid Han, külliye ve vakıf sistemini egemen kılarak buranın bütün ihtiyaçlarını kendi bünyesinde karşılayacak şekilde burayı kurdurtuyor. Bu sebeple biz Sultan Abdülhamid Han’a şükran borçluyuz. Kendilerini rahmet ve şükranla yad ediyoruz. Mekanı cennet olsun” dedi.

FAHRETTİN DEDE’NİN HABERİ…

Darülaceze Müessesesi dün itibariyle 115 yaşına bastı. Ulu Hakan II. Abdülhamid’in emriyle 20 Ocak 1895 yılında hizmet vermeye başlayarak bugüne kadar 100 bin insanın gelip geçtiği Darülaceze Müessesesi bunun haklı gururunu yaşıyor. Şimdilerde 563 sakinine 474 personeliyle hizmet veren Darülaceze’nin en ilgi çekici özelliklerinden biri de avlusunda cami, kilise ve havrayı bulundurması… Karlı bir İstanbul gününde; Darülaceze’nin dünü, bugünü ve yarınını müessesenin müdür yardımcısı İlhan Uğur’la konuştuk.

– Darülaceze’nin 115. yılı kutlu olsun… Geride kalan 115 yılı değerlendirmek gerekirse neler söyleyebilirsiniz?

– En başta Darülaceze’nin kuruluş yıllarına gidelim isterseniz… Kuruluş fikrinin ortaya atılması 1877’deki Osmanlı-Rus Savaşı yıllarına gidiyor. Savaş yıllarında yetimlerin ve bakıma muhtaç insanların çoğalması böyle bir fikrin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Nitekim Balkanlar’dan gelen göç de bu fikri kuvvetlendirince Sultan II. Abdülhamid Han, Darülaceze’nin kurulması için emir buyuruyor. Böylece tarihimizdeki ilk Darülaceze burada kurulmuş oluyor. Kendi giderlerini karşılaması amacıyla iş ocakları, rehabilitasyon merkezleri, poliklinik, fırın ve ayrıca üç dinin mabedi de burada yer alıyor. Şu ana kadar 100 bini aşkın insan buradan gelip geçti… Dolayısıyla buradan ‘kimler geldi, kimler geçti’ diyebiliriz.

– Evet…

– Darülaceze kurulurken Dahiliye Nezareti’ne bağlı olarak kuruluyor. Cumhuriyet döneminde ise Bakanlar Kurulu kararı ile Belediye’ye bağlanıyor. 1999 yılı Mart’ından sonra da İstanbul Valiliği bünyesinde faaliyet gösteriyor. İstanbul Vali yardımcılarından biri dönüşümlü olarak Darülaceze müdürlüğü görevini yürütüyor. Halen 16 Mart 1920 tarihli nizamname geçerliliğini koruyor. Darülaceze’nin cami, kilise, havra ve yönetim binası SİT alanı kapsamında değerlendiriliyor. Dolayısıyla bu alanlarda bir restorasyon yapılırken Anıtlar Kurulu’ndan izin alınıyor. 1980’lerde Sabancı tarafından yaptırılmış bir personel lokantası bulunuyor.

– İş ocaklarında neler var?

– İş ocaklarımızda elektrikhane, sıhhi tesisat, marangoz gibi bölümler var. Burada personellerimiz çalıştığı gibi onun dışında sakinlerimizin de bazılarının çalıştığı oluyor. Sakinlerimiz de bu şekilde zaman geçirmiş oluyor.

– Osmanlı’dan günümüze kalmış birçok yapıda Sultan Abdülhamid Han’ın izine rastlayabiliyoruz… Darülaceze’nin kurucusunun da Sultan Abdülhamid Han olması dikkatimizi çekiyor…

– Sultan II. Abdülhamid Han, Darülaceze’nin kuruluş masraflarını karşılamak üzere 7 bin altın lira kıymetindeki eşyasını hediye ediyor ve ayrıca 10 bin lira altınını bağışlayarak burayı kurdurtuyor. Bu çok güzel bir şey… Ve kendi özel mülkünden bağışlıyor bu altınları… Abdülhamid Han’ın yaptığı, ecdadımızın yaptıklarını gösterir nitelikte bir harekettir. Buna da medeniyet diyoruz zaten. Abdülhamid Han, buraya külliye ve vakıf sistemini egemen kılarak buranın bütün ihtiyaçlarını kendi bünyesinde karşılayacak şekilde burayı kurdurtuyor. Bu nedenle biz Sultan Abdülhamid Han’a şükran borçluyuz. Kendilerini rahmet ve şükranla yad ediyoruz. Mekanı cennet olsun.

– Biraz da Darülaceze sakinlerine değinecek olursak…

– Şu an 563 sakinimiz var. 184 bayan, 347 erkek, 32 de çocuğumuz burada kalıyor. Bu sakinlerimize tam 474 personelle hizmet veriyoruz. Personellerimiz 3’lü vardiya sistemiyle çalışıyor. Bu sayede 24 saat hizmet veriyoruz. Bunların içinde teknik hizmet personellerimiz, klinik personellerimiz, din hizmetleri personellerimiz bulunuyor.

“ÇOCUKLARIMIZA AİLE ŞEFKATİ VERME GAYRETİNDEYİZ”

– 0-6 yaş arası çocukların bakımını nasıl sağlıyorsunuz?

– 0-6 yaş arası 32 çocuğumuzun bakımını şu an biz yürütüyoruz. Daha sonra ise Çocuk Esirgeme Kurumu İl Müdürlüğü ilgileniyor bu çocuklarımızla… Buradaki çocuklarımızı mümkün olduğunca aile ortamından yoksun bırakmamaya çalışıyoruz. Bir aile çocuğuna nasıl eğitim veriyorsa biz de buradaki çocuklarımıza o eğitimi verme gayretinde oluyoruz. Bunda da başarılı oluyoruz.

– Ne tür etkinlikler düzenleniyor burada?

– Kutsal Çatı adında bir dergi çıkartıyoruz. Zaman zaman gezi ve çeşitli eğlenceler düzenliyoruz. Bazen il ve ilçe müftülüklerimizden din görevlilerimiz gelerek; sakinlerimizin manevi boşluklarını dolduruyorlar. Sakinlerimizin de büyük ilgi gösterdiklerini gözlemliyorum.

TÜRK HALKI KADİRŞİNAS

– Darülaceze’ye halkın bakışını nasıl gözlemliyorsunuz?

– Halkımız hakikaten kadirşinas bir halk. Halkımız sürekli gelip ziyaret ediyor, sakinlerimizi de bu şekilde sevindirmiş oluyor. Sadece bayramlarda ziyaret edildiğimiz algısı da yanlış aslında… Mutlaka bayramlarda daha fazla oluyor ziyaretler; ama diğer günlerde de ziyaretlerin olduğunu görüyorum; ama mutlaka Darülacezemize halkın daha fazla ilgi göstermesi gerekiyor. Burası halkın bağışları ve kendi iç dinamikleriyle faaliyetlerini sürdürüyor.


M.Emin Ozler – Hollanda

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Osmanlılar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: