Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Aralık 2009

Yılbaşı neyimiz olur?

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2009

yilbasi-neyimiz-olur

Yılbaşı neyimiz olur?

-Yılbaşı neyimiz olur? diye soruyorum. Fakat,

-29 Ekim’imiz midir, 30 Ağustos’umuz mudur, Ramazan Bayramı’mız mı, Kandilimiz mi, Kurban Bayramı’mız mı? diye sual açmak da yersiz olmazdı.

Biz muharremlerle, martlarla başlayan yıllar da biliriz… ki, hiçbiri böyle şımarıklıkla, böyle ayyaşlıkla, böyle kumarbazlıkla açılmazdı. Hepsi efendi yıllardı.

Memleketimize, herhalde, Beyoğlu’ndan giren, Haliç’i atlayarak Fatih’lere, Aksaray’lara, sonra Rumeli’ye ve Boğaz’ı aşarak önce Kadıköy’lere, Moda’lara ve sonra Üsküdar’lara ve oradan Anadolu’ya geçen bu bunak neyimiz olur: Babamız mı, dedemiz mi, amcamız mı, yoksa Avrupalılıktan pirimiz mi?

İstanbul’un Tepebaşı’ndan Adana’nın Tepebağı’na kadar her yeri bilen, her yere uğrayan bu moruk kimdir, necidir?

Bir resmine bakarsanız Havarilere, öteki resmine bakarsanız Rasputin’e benzeyen bu iskambil papazı, aramızda nenin nesidir… bunu hiç merak ettiniz mi?

Siz bırakın da ben söyleyeyim onun kim olduğunu: O Haçlı Seferlerinden kalma bir kılınç artığıdır. O zaman silahla giremediği yerlere, şimdi beyaz sakalıyla saygılar ve sevgiler toplayarak girebiliyor.

O evimize girerken eşeğini kapımızın halkasına bağlayan bir Piyer Lermit’tir… Kardeşlerini Mukaddes savaşa hazırlamaktan geliyor.

O, adıyla sanıyla bir misyonerdir ki, şu memlekette ocağına incir dikildikten sonra, kılığını değiştirmiş… ve bizi avlamaya, kucağında getirdiği oyuncaklarla en can alıcı noktamızdan; çocuklarımızdan başlamıştır.

Bu cömertliğinin karşılığını istemeyecek mi sanıyorsunuz, fedakârlığının sebebini düşünmediniz mi?

Bırakın onun hakkından ben gelirim: İşte sakalını çekince gördünüz… sakalı elimde kaldı ve altından Lüsifer çıktı.

Bilirsiniz ki casuslar da kıyafetlerini ekseriya böyle değiştirirler.

Bu, mezar beğenmeyen hortlağa ya mezarını gösterin, yahut bırakın: Haç’ında çarmıha gereyim onu.

Tehlikeyi sezer de kendiliğinden gitmeye kalkarsa çıkarken ceplerini yoklamayı unutmayınız: Muhakkak bir şeyimizi çalmıştır.

Arif Nihat Asya / Noel Baba

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Âdem Aleyhisselâm Nereye İndirildi ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2009

Âdem Aleyhisselâm Nereye İndirildi ,adem-a-s-h-z-adem-adem-peygamber-ademademadem-habilkabilhabil-ile-kabil-habilin-katledisi-habilin-kardesi

Âdem Aleyhisselâm Nereye İndirildi ?

Âdem Aleyhisselâm. indiğinde Hindistan toprağında bulunan Serendib Dağı’nin üzerine indi. Bundan dolayı bu vadinin ağaç­larının kokusu güzeldir. Bu, Âdem Aleyhisselâm ile beraber cennet kokusu bulunduğu içindi. Başı bulutlara değiyordu. Bundan dolayı saçları döküldü. Bu durum evladına da geçti. Hazreti Havva da Cidde’ye düştü. İkisinin arasında, yediyüz fersah vardı. Tavus, Hindistan ovasına; yılan Sicistan veya İsfehân’a, İblis ise, Ye’cûc ve Me’cûc seddine düştü. Sicistan yılanın en çok olduğu memlekettir. Eğer savaş olmazsa, yılanlar o şehri yer ve orada onların çoğu yok olur. Ve elbette Sicistan, yılanlardan dolayı bomboş kalırdı. Onlar cennetteyken en güzel haldeydiler.

Allahü Teâlâ Hazretleri, Adem aleyhisselâmı ziraat (çiftçilik) ve kazanma ile mübtelâ etti.

Hazreti Havva’yı, hayız, ip (eğirmek), talak, akıl ve miras noksanlığı ile mübtelâ etti.

Allahü Teâlâ, yılanın ayaklarını karnında ve yiyeceğini de toprak kıldı.

Tavus kuşunun ayaklarını da çirkin etti.

İblise, en kötü ve çirkin şekli verip, onu rezil bir hale getirdi.

Âdem Aleyhisselâm ile Hazreti Havva’nın cennette kalma süreleri, âhiret günleriyle öğle vaktinden ikindi zamanına kadardı. Âhiret günlerinden her bir gün, dünya günleriyle bin sene kadar uzun bir zaman dilimidir.

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi cilt 1


Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Adem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Etiketler: | 3 Comments »

EHL-İ KÜFRE BENZEMEYE ÇALIŞMAKTAN SAKINMAK

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2009

ehl-i-kufre-benzemeye-calismaktan-sakinmak

EHL-İ KÜFRE BENZEMEYE ÇALIŞMAKTAN SAKINMAK

İbn-i Ömer (r.a.) teşebbüh (benzemek) hakkında şöyle buyururlar:Bir kimse müşriklerin arzına ev bina edip, onların bayramlarına katılmak suretiyle onlara benzerse, o kimse kıyamet günü onlarla beraber haşrolunur.” (Feyzü’l-Kadir, 104)

İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani Hazretleri de: “İki dini tasdik eden dahi, şirk ehlinden sayılır. İslam hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden dahi müşriktir. Hâlbuki küfürden teberri etmek (uzaklaşmak) şirk şaibelerinden sakınmak tevhiddir.” buyurarak, şöyle devam eder:
Hinduların büyük bildikleri günlere tazim, Yahudilerce bilinen adetlere uymak, küfrü icap ettirir. Nitekim ehl-i İslam’ın cahilleri, bilhassa kadınlar, küffarın belli günlerindeki küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar… Böylelikle o merasime tam manası ile itina ederler. (Mektubat-ı imam-ı Rabbani, 3/41)

Yine Mektubat-ı Şerife’nin 1. cildinin 266. mektubunda buyuruyorlar ki:
Bir defasında, bir hastanın ziyaretine gittim. Ölümü yaklaşmıştı. Haline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi şiddetli zulmet içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların menşei dahi küfür ehli ile dost geçinip durmasıdır. Bundan sonra belli oldu ki bu zulmetlerin def’ii için teveccüh yerinde bir iş değildir. Zira onun bu zulmetlerden temizlenmesi cehennem azabına kalmıştır. -Ki küfrün cezası da odur.- Ve bana malum oldu ki, onda imandan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedi kalmaktan kurtulacaktır.

Fazilet Takvimi – 31 Aralık 2008 Çarşamba


Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

İSMAİL ve İSHAK ALEYHİSSELAM

Posted by Site - Yönetici Aralık 30, 2009

20120603_194f237-copy

İSMAİL ve İSHAK ALEYHİSSELAM

Hz. İbrahim (a.s)’ın hanımı sare’nin hiç çocugu olmamıştı.Hz Sare bundan dolayı Hacer adındaki cariyesini kocasına bagışladı. Ondan Hz İsmail Aleyhisselam dogdu.

Bu sefer Sare çok üzülüp kederlendi.Cenab-ı Hakk da ona merhamet ve inayet etti.İhtiyarlık çagında,Hz İshak Aleyhisselamı dünyaya getirdi.

Sonra  da Hacer ile oglu İsmail’i kıskandı ve kocası İbrahim Aleyhisselam’a  ‘’ Bu diyardan ırak olsunlar ! ‘’ diye ayak diredi.Hz İbrahim Aleyhisselam çaresiz kaldı. Bunun üzerine Hacer ile İsmail’i aldı ; Mekke’ye götürüp orada bıraktı. Cürhüm kabileleri o vakit Mekke civarındaydılar. Hz İsmail Aleyhisselam onlara yakınlık kurdu ve onlardan kız aldı. On iki çocugu oldu.Bu münasebetle cürhüm kabilelerinden bazıları gelip Mekke’ye yerleşmişlerdir.

Ondan sonra Cenab-ı Hakk’ın emriyle Hz İbrahim Aleyhisselam Mekke’ye gitti ve Hz İsmail Aleyhisselam ile birlikte Ka’be-i Şerif’i yeniden bina ettiler.

İsmail Aleyhisselam, Yemen kabilelerine ve Amalika’ya Peygamber gönderildi. O vakit Amalika kabileleri Arap yarımadasının Şam tarafında otururlardı.

Sonra Hz.İsmail’in ogulları ve torunları çogaldı ve etrafa yayıldı.Nereye vardılarsa galip oldular ve Amalika’yı o topraklardan sürüp çıkardılar.

Hz.İbrahim Aleyhisselam vefat edince yerine Hz.İshak Aleyhisselam geçti. Onun iki oglu oldu.Bunların biri Ays,digeri Ya’kub idi.

Ays amcası İsmail Aleyhisselam’ın kızı ile evlendi ve ondan çok çocugu oldu.Onlar da çogaldılar ve Dimeşk ( Şam ) tarafına sahip oldular.

Hz.Ya’kub Aleyhisselam ise babası H.z İshak Aleyhisselam’ın vefatından sonra Peygamber oldu. Atasının yurdu olan Ken’an ilinde kaldı. Onun da o diyarda çocuk ve torunları çogaldı.

Hz Ya’kub Aleyhisselamı’ın lakabı İsrail idi.Onun için ogullarına ve torunlarına Beni İsrail ( İsrail ogulları ) denir.

Kaynak : Fazilet takvimi 28 Aralık 2009


Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, H.z İsmail, Yorumlar | Etiketler: | 3 Comments »

Ayın, Allah’ın kudretiyle tesirlerini bildirir.

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2009

ayin-allahin-kudretiyle-tesirlerini-bildirir

Ayın, Allah’ın kudretiyle tesirlerini bildirir.

Ey azizi, malûm olsun ki, filozoflar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Kadir ve aziz olan Allah’ın takdiri ile yüksek cisimlerin mertebelerine göre, alçak cisimlere çeşitli tesirleri vardır. Güneşi en fazla tesiri, sıcaklığı ile olduğu gibi, ayın dahi en fazla tesiri, rutubeti iledir. Allah, bu aya, kendi kudreti ile nice özellikler bahşetmiştir. Bunlardan biri, ay deniz ufkundan doğar. Deniz suyu onunla med olup sahiline yükselir. Ay, denizdeki gün yarısına geldiğinde denizin meddi bitip, Ay, gün yarısı dairesinden indiğinde denizin suyu sahilleride cezr olup çekilir. Ay, deniz ufkuna ininceye kadar cezr devam eder. Ay, ufuktan indiğinde cezr de nihayet bulur. Şu halde med ve cezr bu minval üzere olur. Ayın özelliklerindendir ki, ayın artışı zamanında yani ayın ilkyarısında sıcaklık ve rutubet çok olup kanın kabarmasıyle dolan insan ve hayvan bedenleri kuvvet bulur. Dolunaydan sonra yani ayın ikinci yarısında kuruluk ve soğukluğun çoğalması ile dört unsurun karışımı bedenlerde bulunduğundan kanın kabarması azalıp, büyüme ve gelişme az olur. İnsan ve hayvan bedelleri zaaf bulur. ayın özelliklerindendir ki, ayın ilk yarısında hasta olanların bedelleri kuvvetli

bulunup, çoğunun hastalığı defolur. Ayın ikinci yarısında hasta olanların bedenleri zayıf olup, hastalıkları çoğalır. Ayın özelliklerindendir ki, ayın nurunun çoğaldığı günlerde ruh sahiplerinin beyin dokuları ziyade olup, ayın nurunun azıldığı günlerde beyin dokuları dahi azalır. Ayın özelliklerindendir ki, aylı gecede insan aya karşı uyusa veya çok otursa bedenine gevşeme ve tembellik gelip baş ağrısı ve nezle olur. Ayın özelliklerindendir ki, aylı gecede hayvan eti kalsa az zamanda tadı ve kokusu değişir. Ayın özelliklerindendir ki, ayın nurunun çoğaldığı günlerde nehirlerde ve denizlerde balıklar yağlı olup suyun yüzüne çıkarlar. Ayın nurunun azıldığı günlerde balıklar zayıf olup suyun dibine giderler. Ayın özelliklerindendir ki, ayın ilk yarısında yerdeki haşereler yeryüzüne çıkar ve çoğalır. Yırtıcı hayvanlar ceset yemeye çok hırslı olur. Ayın ikinci yarısında haşerele ve yırtıcı hayvanla aksi hareket ederler. ayın

özelliklerindendir ki ayı ilk yarısında dikilen ağaçlar fazla uzar ve gelişir. İkinci yarısında dikilenle zayıf olur veya kurur. Ayın özelliklerindendir ki, ayın ilk yarısında bütün meyveler, çiçekler, otlar, bitkiler fazla büyür ve gelişir, renkleri ziyade olur. Ayın özelliklerindendir ki, ayın ilk yarısında kamış, keten, bitki gibi şeylerin kurusu üzerine ayın ışığı düşse hemen çürüyüp parçalanır. Ayın ikinci yarısında bu durum az olur. Ayın özelliklerindendir ki, ay küresi ayna gibi yer ve su küresine dönük bulunduğu için deniz ve karanın adaları ve sahilleri gemileri, dalgaları, dağları, vadileri, köyleri ve şehirleri bütün şekil ve rengi ile şahıs ve kurumları ile bize aksettirip gösterir. Rasatçılar o aynada yerin yüzünü tamamen seyrederler. Lâkin o saf ayna bizden çok uzak olduğundan eşyanın şekilleri teşhis olunmayıp, ayın yüzü bu akisler ile bulanık görülür ki, ona ay lekeleri derler.Diğer gezegenlerin sayılan sıfatlarının özel saatlerde canlılara ve cansızlara gizli tesirleri; açıklanan güneş ve ayın tesirlerine kıyas olunmuştur. Halbuki âlemin bütün cüzlerinde hakiki müessir ancak hak Taâlâ bilinmiştir. Bu felekler, yıldızlar ve tabiatlar dolap, âlet ve hayaller misali bulunmuştur. Bu durum alır fikretmek ve düşünmek, Allah’ı tanımaya vesile olmak için ve hepsini insanda bulmak için yıldızların ve feleklerin durum alır bu Marifetnâme’de bu miktarca açıklanarak yazılmıştır.

Kaynak : Marifetname – ismail hakki bursevi  hz.

….

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Tasavvuf ilaçtır

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2009

11402939_116976521972517_1696672065948616068_n-copy

Tasavvuf ilaçtır

Tasavvuf, Rabbânî, ilahi bir ilaçtır. Onu Allahu Tealâ indirmiştir. O ilacı önce Peygamberler içmiş, sonra ümmetlerine içirmişlerdir. Onu içen şifa bulur, içmeyenin kalbi kurur. Onu tatmayan bilmez, almayan gülmez, bulan başka şey istemez. O bir sırdır, ruhta saklıdır. Onu içinde saklayıp ehli olmayana açmayanlar haklıdır. Çünkü bugünün insanına hakim olan, maddede sarhoş olmuş aklıdır.

Bizim ilaç dediğimiz ve şifa bildiğimiz tasavvuf, dinimizde “ihsan” ve “ihlas”la anlatılan mana ile aynı şeydir.

İhsan, Efendimizin (A.S.) tarif buyurduğu gibi; Allahu Tealâ’yı görüyormuş gibi ibadet etmek; Zât-ı Bâri tarafımızca görülmese bile, onun bizi gördüğünü yakinen bilmektir. (Buhari, Müslim) Bu hal, çok ciddi bir terbiyeden sonra elde edilecek bir devlettir.

İhlas, kalbin Allah muhabbetiyle kaplanması ve insanın her işinde Yüce Rabbinin rızasını aramasıdır. İhlas, safi kalplere ikram edilen ilahi bir hediyedir.

İşte her kalbin derdini dindirecek bu ilaç, muhabbetullahtır. Allah muhabbetinin her kalpte ayrı bir tadı, her gönülde değişik bir tecellisi vardır. Bütün kalpler, bu muhabbeti bir derece tadacak kabiliyettedir. Yani her insan, ister ve yolunca giderse ihsan sahibi olabilir. İhlası ele geçirip, sırf Allah için kulluk yapabilir.

Tasavvuf, Kur’an ve Sünnette istenen takva hayatı ve ihsan hali olduğu için, biz kelimeye değil, manaya baktık ve “onu Allah gönderdi; önce Peygamberler tatbik etti, sonra bize emretti” ifadesini kullandık.

Şimdi, ana sermayesi muhabbetullah ve ihlas olan tasavvufun, erkek-kadın, alim-cahil, amir-memur herkese nasıl ilaç olduğunu ve bütün insanların neden ona muhtaç bulunduğunu kısaca arzetmeye çalışalım.


Derdimiz Nedir?
Şunu kabul edelim ki; insan kendi başına olgunlaşamaz. Tek başına ve bakımsız büyüyen ağacın meyvesi tatlı olmaz. Bahçıvan elinde yetişmeyen gül, başa konmaz. Sarrafın işlemediği altın boyuna takılmaz.
Nefsiyle iş yapanlar, aklının kendisine yettiğini sanırlar. İstişareden kaçanlar, kontrol edilmekten korkanlar, tenkitten sıkılanlar, cemaat halinden ve disiplininden bıkanlar ham kalırlar; verimsiz ve sevimsiz olurlar.
Mesleği ve cinsiyeti ne olursa olsun, akıllı olup büluğa eren her insandan Allahu Tealâ ihlasla kulluk istiyor. Bu farzdır (Beyyine/5). Kalbinde iman, ihlas ve ilahi muhabbet olmayan herkes, derece derece hastadır. Her bir insanın hastalığı da farklıdır.
Biraz okumuşun kibri kalbini tıkar; cahilin cehaleti kendisini maskara yapar. Âbidin benliği ibadetini yakar; beynamaz yer içer, yan yatar. Zenginin başını para derde sokar; fakirin dilini zenginin parası yorar. Amir, sadece alacağı rütbeye bakar; memur gece gündüz maaşını sayıklar. Evli, karı ve çocuklardan kan ağlar; bekar ise, kadın hayaliyle yanar. İhtiyarlar ölmek istemez, dinç görünmek için çare arar; gençler hayattan tat alacağım diye haramlara dalar. Tüccarın derdi paradır, en ucuz fiyata şerefini satar; sanatkar, milleti eğlendireceğim diye insanlıktan çıkar. Siyasiler menfaatlarını korumak için sinsice planlar yapar; halk onların yalanlarına alkış tutar. Bu saydıklarımız, bir toplumun ekseriyetinde gözüken bir hal ise, durum hiç de iç açıcı değildir. Bütün bunlar insanın kalbini öldüren birer manevi hastalıktır.


İlaç
Şimdi düşünelim, hemen herkesin bir derece bulaştığı bu hastalıklara kim teşhis koyacak ve tedaviyi hangi tabib uygulayacak. Yoksa, hastalık çok ama ilaç yok mu diyeceğiz. Bu derin yaraların tedavisi doktor, sosyolog, psikolog, filozof ve şairlerin işi değil, Peygamberlerin işidir. Allahu Tealâ insanlığı bu tür hastalıklardan kurtarmak ve nefislerini terbiye için Peygamberlerini göndermiştir. Yetki ve ilacı onlara vermiştir. Hz. Rasulullah’tan (A.S.) sonra bu ilacı onun gerçek varisleri, Rabbanî alimler, kâmil mürşidler sunmaktadır. İnsanlık, veraset yoluyla Hz. Peygamberden gelen bu ilaca muhtaçtır. Çünkü Allahu Tealâ, onu bütün alem için rahmet kılmıştır. İnsanlığın bu rahmetten başka ilacı yoktur. İnkara ve direnmeye gerek yok. Canlar feda edilerek arifler tarafından günümüze kadar taşınan bu rahmete, muhabbetullaha ve ilahi edebe dönmekten başka çıkar yol gözükmüyor. Doğunun felsefesi, batının tekniği insanlık için rahmet olamadı. Olacağa da benzemiyor. Felsefe ile maddenin insanı ihya edeceğini kim söyleyebilir? Bir inat ve taassupla söylense bile, doğruluğunu kim isbat edebilir?
Bir asırdır insanlığın gündeminde mide ve menfaat vardı; bundan sonra gönül ve sevgi de olacaktır. Öyle gözüküyor ki gerçekten gönül ehli olanlar, insanlığın gönlünü ve gündemini dolduracaktır. Bugün dünya, kan kusan zalimlere ve firavunlara değil, sevgi sunan Yunus Emre’ler ve Mevlâna meşreplere muhtaçtır.
Şunu söyleyelim: Para, şan, şöhret, şehvet, servet hiçbirimize şifa olmayacak ve onlarla kimsenin ızdırabı dinmeyecektir. Bizler mecburen başka bir huzur kaynağı arayacağız. İşte o huzur, kalbin Yüce Yaratıcıya verilmesi ve Onun her şeyden çok sevilmesidir. Bu işe Hz. Kur’an “tezkiye” diyor (Şems/9) ve bunun yolunun “zikir” olduğunu belirtiyor (Ra’d/28). Bu temizlik rahmet ve nur ile olmaktadır. Bir arifin irşad dairesine giren kimse, bu nurdan ve rahmetten bolca nasiplenir ve edeblenir.


Tedavi – Sonuç
Bu nur, rahmet ve feyiz deryasına adım atan alim, tevazuya bürünür, kibrini temizler, halis amele yönelir. İlim amele, amel hikmete çevrilir.
Cahil, önündeki mürşidine bakarak edeblenir; ibadete yönelir, yerince susmasını ve gereğince konuşmasını öğrenir.
Zikre başlayan zenginin önce gönlü, sonra eli açılır. Mala değil Allah’a güvenir, şükre yönelir, sevgiyle malından başkasına verir.
Fakir, sevgi ile zengin olur, sabra alışır, kanaatı tercih eder.
Evli kimse, mürşidine bakarak hak korumayı, gönül almayı öğrenir. Nefsi için eşinin hatırını yıkmaz, çocukları kırmaz, komşulara kızmaz.
Bekar kimse, Allah için mürşidine olan bağlılık ve sevgisiyle edeblenir. Kalbi kuvvetlenir, ibadetlerini severek yerine getirir, dengesini kaybetmez; iffetini muhafaza eder.
Ariflerle yakın olan ve onların işaretleriyle adım atan idareciler, ilahi desteğe mazhar olurlar; yanılmaları az olur. Ahireti unutmazlar, ölüme hazır olmayı öğrenirler. Halka hizmeti ibadet bilirler, onlara karşı şefkatli davranırlar.
Kalbine Allah sevgisi hakim olan ve irfan nuru inen devlet adamı, adil olur; haddini bilir, hukuku korur. Yalan konuşmaz, nefsini kayırmaz, insanlar arasında ayırım yapmaz.
Ariflerin meclisinden ilahi aşk ve edeb öğrenen sanatkar, inkar çukuruna düşmez, maddeyi baş üstüne koyup manayı kenara itmez. Tefekkürü derin olur, ince düşünür; insan ve eyadaki gizli sanatı okur, haz alır. Zikrin tadına varır; namazsız duramaz, daralır.
Kısaca ariflerden nur ve edeb tahsil eden herkes, az da olsa Allahu Tealâ’yı tanımanın ve sevmenin zevkine varır. Bu irfan ve sevgi, onun kalbine ilaç olur. İnsan insanlığını bulur, her derdi onunla halleder.


Usül
Ancak, bu ilacın fayda vermesi için arifler şu şartların yerine getirilmesini gerekli görüyorlar:
Hasta, hastalığını kabul edecek ve bu hastalığın bir ilacı bulunduğunu bilecek.
Hasta, kendisini tedavi edecek mütehassıs bir doktora gidecek ve ona güvenip teslim olacak.
Hasta, doktor tarafından verilen reçeteyi, gereğince uygulayacak.
Her kim böyle davranırsa, ona tasavvuf terbiyesi fayda verir. Bu kimse derdine derman bulur. Yoksa, tenkid, şüphe, itiraz, acaba, neden ve niçin hesapları içinde bocalar durur
.

Dr. Dilaver Selvi


Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tasavvuf, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

TÖVBE VE İSTİĞFAR DUALARI

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2009

ay-ve-gunes-tutulmalarimarifetnameduanamazgunesveaytutulmasii-copy

TÖVBE VE İSTİĞFAR DUALARI

Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

Günâhların için mağfiret dile ve sabah akşam Rabbine hamd ederek tesbihde bulun. (Sübhânellâhi ve Bihamdihi, söyle.)”[ Mü’min Sûresi: 55]

Yine Allah Tealâ:

Günâhın için ve erkek-kadin mü’minler için mağfiret dile,” buyur­muştur.[ Muhammed Sûresi: 19]

Allah’dan mağfiret dileyiniz. Muhakkak surette Allah’ın mağfireti bol­dur, merhameti geniştir.“[ Nisa Sûresi: 106]

Yasaklardan sakınanlar için Rableri yanında (ağaç ve meskenleri) alt­larından nehirler akan cennetler vardır. Orada devamlı kalacaklardır. Hem de tertemiz zevceler vardır. (En büyük nimet olan) Allah’ın rızası vardır.

Allah kullarını (her hal ve hareketleri ile) görendir. (Allah’ın azabından korkup) yasaklardan sakınan o mü’minler duâ edip derler: Ey Rabbimiz! Biz iman ettik, bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru. Onlar sabredenler, sadakat gösterenler, Allah’a ibâdet edenler ve seher vakitlerinde mağfiret dileyenlerdir.”[ Âl-i İmrân Sûresi: 15-17.]

Sen (ey peygamberim) o inkarcıların içinde iken Allah onlara azâb edecek değildi. Allah’dan mağfiret dilerlerken de Allah onlara azâb ede­cek değil.”[ Enfâl Sûresi: 33.]

O kimseler ki, bir kötülük yaptıkları zaman yahut nefislerine zulmet­tikleri zaman, hemen Allah’ı anarlar ve günahları için mağfiret dilerler. Allah’dan başka günahları kim bağışlayabilir! Hem de onlar bildikleri hal­de, yaptıkları günah üzerinde ısrar etmezler.”[ Âl-i İmrân Sûresi: 135]

Kim bir kötülük işlerse yahut (Allah’a isyan sureti ile) kendine yazık ederse, sonra da Allah’dan mağfiret dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhamet edici bulur.“[ Nisa Sûresi: 110]

Rabbinizden mağfiret isteyin, Sonra O’na tevbe edin.”[ Hûd Sûresi: 3]

Allah Tealâ Nuh’dan haber vererek şöyle buyurmuştur:

Dedim ki, Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü o çok bağışlayan-dır.”[ Nuh Sûresi: 10.]

Allah Tealâ Hud peygamberden haber vererek şöyle buyurmuştur:

Ey   Kavmim!   Rabbinizden   mağfiret   isteyin   sonra   O’na   tevbe edin.”[ Hûd Sûresi: 52] Mağfiret dilemek konusunda âyetler çok olup bilinmektedir. Yazdığımız bir kısım âyetlerle uyarma elde edilmiş olur.

Mağfiret dileme üzerinde rivayet edilen hadisler çok olduğundan onla­ra nihayet vermek mümkün olmaz. Fakat ben bunların bir kısmına işaret edeceğim:

Sahâbî olan El-Eğarru’1-Müzenî’den (Radıyallahu Tealâ Anh) ya­pılan rivayete göre Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyur­muştur: “Benim kalbime bir dalgınlık gelir. Ben de günde yüz defa Al­lah’a istiğfarda bulunurum.“[ Müslim, Ebû Dâvud.]

Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, ben Resûlüllah Saİlallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini işittim: “Allah’a yemin ederim ki ben, günde yetmiş defadan çok Allah’dan mağ­firet dilerim ve ona tevbe ederim.”[ Buharı. Tirmizî.]

Seyyidii’l-İstiğfâr Duası (İstiğfarın Büyüğü):

Şeddad İbni Evs’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayete göre Pey­gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

“İstiğfarın başı, kulun şöyle demesidir:

Allâhümme ente rabbî Iâ ilahe illâ ente. Halaktenî ve ene abdüke ve ene ala ahdike ve va’dike ve mestetâtü e’ûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûu leke bini’metike aleyye ve ebû’u bizenbî. Feğfir lî. feinnehû lâ yeğfiru’z-zünûbe illâ ente.”

Allah’ım! Sen Rabbimsin. Senden başka İlâh yoktur. Sen beni yarat­tın, ben Senin kulunum. Sana verdiğim (tevhidden ibaret) söz ve va’d üze­reyim, gücüm yetesiye.. Yaptığım şeylerin kötülüğünden Sana sığınırım. Bana olan nimetini itiraf ediyorum. Günahımı da itiraf ediyorum. Beni bağışla; çünkü Senden başkası günahları bağışlayamaz; ancak Sen bağış­larsın. Kim bu sözlere kesinlikle inanarak gündüz bunları söyler de o gün akşamlamadan önce ölürse, o kimse cennet ehlindendir. Kim de bu söz­lere kesinlikle inanarak bunları geceleyin söylerde, sabahlamadan önce ölürse, o kimse cennet ehlindendir.”[ Buhârî. Tirmizî. Nesâî.]

İbni Ömer’den (Radıyallahu Tealâ Anhüma) yapılan rivayetde şöyle anlatmıştır:

“Biz bir meclisde Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yüz defa:

Rabbiğfir lî ve tüb aleyye inneke ente’t-tevvâbü’r-rahîm.

Rabbim, beni mağfiret et, tevbemi kabul et. Sen (evbeleri çok çok kabul eden merhamet sahibisin, dediğini sayardık.“[ Ebû Dâvud. Tirmizî. İbn Mâce. İbn Sünnî. Nesâî. Hâkim, el-Müstedrek. (Tirmizî, bu sahih hadistir, demiştir.)]

îbni Abbas’dan (Radıyallahu Anhüma) yapılan rivayetde demiş­tir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur” Kim istiğfara devam ederse Allah ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir rahatlık verir ve ummadığı yerden ona rızık ihsan eder.”[ Ebû Dâvud. İbn Mâce. Nesâî, el-yeymü velleyletü. Ahbed b. Hanbel]

Ebû Hüreyre’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur.

Canım kudret elinde olana yemin ederim ki, eğer günah işlemeseydi-niz, Allah sizi giderirdi de günah işleyen bir kavim getirirdi. Onlar Al-lah’dan mağfiret dilerlerdi. Allah’da onları bağışlardı.”[ Müslim.]

Abdullah İbni Mes’ud’dan (Radıyallahu Teafâ Anh) yapılan ri­vayete göre: “Üç defa duâ etmek ve üç defa istiğfarda bulunmak Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hoşuna giderdi.”[ Ebû Dâvud.] Bu hadis toplu dualar bölümünde az önce geçmişti.

Ebû Bekir Es-Sıddîk’m (Radıyallahu Anh) azadlısından yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Günde yetmiş defa günaha dönse bile, istiğfarda bulunan kimse, günahda ısrar etmiş olmaz.“[ Ebû Dâvud. (Tirmizî demiştir ki, bunun isnadı sağlam değildir.)]

Enes’den (Radıyallahu Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resû­lüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işittim: “Allah

Tealâ buyurdu: Ey insanoğlu! Sen bana duâ ettiğin ve benden umduğun müddet, senden olan günahları sana bağışlarım; ve ey insanoğlu, senin günahların gökteki bulutlara kadar olsa bile beis görmem. Sonra benden mağfiret dilesen, seni bağışlarım. Ey insanoğlu! Eğer yer dolusu günah­larla bana karşı çıkıpda sonra hiç bir şeyi bana ortak koşmayarak (küfür üzerinde olmayarak ölüp) bana geiirsen, ben de sana yer dolusu mağfiret ihsan ederim.”[ Tirmizî. Dârımî. (Tirmizî demiştir ki, bu hasen hadisıir.)]

Güzel bir isnadla Abdullah İbni Büsr’den (Radıyallahu Tealâ Anh) yapılan rivayetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöy­le   buyurdu:   “Amel   defterinde   çok   istiğfar   bulan   kimseye   ne mutlu!. ..”[ İbn Mâce. Nesâî, el-yevmü velleyletü.]

İbni Mes’ud’dan (Radıyallahu Tealâ Anh) yapılan rivayetde de­miştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Kim:

“Esteğfirullahelİezî lâ ilahe illâ huve’î-hayyu ‘1-kayyûmu ve etûbü ileyhi.

Hayat sahibi olup her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden baş­ka hiç bir ilâh bulunmayan Allah’dan mağfiret dilerim.” derse savaştan kaçmış olsa bile, günahları bağışlanır.”[ Ebû Dâvud, Tirmizî, Hâkim, el-Müstedrek. (Hâkim demişiir ki, bu hadis Buharı ve Müslim’­in şartı üzere şahindir.)]

Derim ki, bu bölüm doğrusu çok geniştir. Bunu kısaltmak konuyu kav­rama bakımından daha kolaydır. Bunun için bu kadarla yetiniyoruz.

İstiğfar ile ügili olarak Rebî İbni Huseym’den (Radıyallahu Anh) şu söz nakledilmiştir. O demiştir ki: Sizden hiç biriniz, “Esteğfirullahe ve etûbü ileyhi.” “Allah’dan mağfiret dilerim ve ona îevbe ederim” deme­sin bunu söylemek günah ve yalan olur; eğer günahından tevbe etmemiş­se… Doğrusu şöyle demelidir: ALLÂHÜMME’ĞFİR LÎ VE TÜB ALEY­YE. (Allah’ım beni bağışla ve tevbemi kabul et.) Allah’ım beni bağış­la ve tevbemi kabul et, diye söylediği söz güzeldir. Fakat Alîah’dan mağ­firet dilerim, sözünü kerih görmesi ve onu yalan sayması görüşüne katıl­mayız. Çünkü “Esteğfirullah” sözünün manası, Allah’ın mağfiretini dilerim, demektir. Burada yalan yoktur. Bundan önce geçen îbni Mes’ud’-un hadisi bunu reddetmeye yeterlidir.

Fudayl’dan (Radiyallahu Anh) rivayet edilmiştir: Günahı söküp atma­dan istiğfar yapmak, yalancıların tevbesidir. Allah kendisinden razı ol­sun, Râbia El-Adeviye’den nakledilen söz buna yakındır. O şöyle demiş­tir: Bizim istiğfarımız, çok istiğfara muhtaç olur. (Günahları kökünden atarak tevbe etmediğimizden çok istiğfarda bulunmamız gerekir,)

Kabe’nin örtülerine tutunarak bir A’rabî’in şöyle dediği nakledilmiş­tir: Allah’ım! Günahlarıma ısrarla senden mağfiret dilemem yüzsüzlük­tür. Senin afv ve mağfiretinin genişliğini bildiğim halde, istiğfarda bu­lunmayı terk etmem de aciziyettir. Bana muhtaç olmadığın halde, bana ne kadar çok nimetlerle şefkat gösteriyorsun. Ben ise, sana muhtaç oldu­ğum halde günahlarla buğzunu kazanıyorum. Ey söz verdiği zaman onu yerine getiren, azabla korkutunca da bağışlayıp afv eden Allah! Benim bü­yük günahımı senin büyük afvimn içine koy; ey merhamet edenlerin en merhametlisi!..

Sabahtan Akşama Kadar Susup Konuşmamanın Yasaklığı

Güzel bir isnadla Hz. Ali’den (Radıyallahu Anh) yapılan riva-yetde demiştir ki, Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle ezber­ledim: “Buluğa erdikten sonra yetimlik yoktur. (Çocuk malına ve işine sahib olur). Birgün akşama kadar (cahiliyet devrinde yapıldığı gibi) su­sup konuşmamak yoktur. (Hayırlı şeyler söylenir, zikir yapılır). “[Ebü Dâvud.]

İmam Ebu Selman EI-Hattabî’den (Radıyallahu Anh) “Meâlimu’s-Sünen’de rivayet edilmiştir. O, bu hadisin açıklamasında şöyle demiştir: Cahiliyet devri insanlarının âdetlerinden ve ibâdetlerinden biri de susmak idi. Onlardan biri ibâdet maksadıyla tenhaya çekilir ve gece-gündüz su­sar ve konuşmazdı. Müslümanlar bundan yasaklandılar. Zikretmekle ve hayırlı söz söylemekle emredildiler.

Kays İbni Ebi Hâzim’den (Allah ona rahmet etsin) yapılan riva-yetde, o şöyle demiştir: Ebû Bekir Es-Sıddîk Ahmes kabilesine Zeyneb adındaki bir kadının yanına vardı. Onu konuşmuyor bir halde gördü. Bu­nun üzerine şöyle dedi: Bu kadında ne var ki, konuşmuyor? (Yanında bulunanlar) dediler: O konuşmamayı kasdetmiştir. Ebû Bekir ona konuş; çünkü bu yaptığın helal olmaz. Bu cahiliyet işlerindendir, dedi. O da ko­nuştu.

Kaynak : Dualar ve zikirler –  imam nevevi

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Dualar ve Zikirler - İmam Nevevi, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

NOT : RESİMLERİ BÜYÜK BOY GÖRMEK İÇİN RESİMLERİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ.

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

BEYŞEHİR GÖL FESTİVALİ – 2009

Posted in Beyşehir Göl Festivali Resimler, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Dilencinin Böylesi

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2009

dilencinin-boylesidede-torun-dilenciler-anadolu-1922-copy

Dilencinin Böylesi

Bir evin kapısını, bir yoksul çaldı. Taze veya bayat bir dilim ekmek istedi. Ev sahibi,

Burada ekmek ne arar. Burayı fırın mı zannettin?” diyerek azarladı. Dilenci,

Öyleyse, bari birazcık yağ ver.”

Ev sahibi,

Burası kasap dükkânı da değil, yağ da bulunmaz” dedi.

Dilenci,

Hiç olmazsa birazcık un ver.”

Ev sahibi,

Burası değirmen de değil” dedi.

Dilenci,

Bari bir bardak su ver de içelim.”

Ev sahibi,

Burası ne dere ne de çeşme” diyerek, yoksul dilenci ne istediyse, ev sahibi alay edip yok dedi.

Bunun üzerine yoksul dilenci, evin içerisine girerek eteklerini kaldırıp abdest bozmaya yeltendi.

Ev sahibi,

Ne yapıyorsun?” diye müdahale edince, dilenci,

Vicdansız adam! Hiçbir şeyin olmadığı böyle bir viraneye ancak abdest bozulur” diyerek cevapladı.

***

Bu hikâyede Mevlânâ,
Bir kimsenin beden evi faziletten, bilgiden, ibadetten,
insanlıktan, merhametten ve güzel ahlâktan mahrum ise, o evde
ilâhî nur parlamıyorsa, o vücut, çeşitli gıdalarla beslenen
seyyar bir tuvalet gibidir, demek istemektedir.

Kaynak : Mesnevi`de gecen hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

1 bardak COLA nın vucudunuzdaki seyahati..

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2009

bir-bardak-cola-nin-vucudunuzdaki-seyahati

Bir bardak COLA nın vucudunuzdaki seyahati..

Çocuklara da okutalım….

Cola neden şişmanlatır? İlk 10 ve ilk 40 dakikada bakın Cola vücutta kan şekerini nasıl etkiliyor?

İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak Cola’nın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı.


1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan ’fosforik asiddir’.


2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.


3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.


4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)


5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.


6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız.


7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.


8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.


Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: