Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ekim 2009

Fare ile Kurbağanın Arkadaşlığı

Posted by Site - Yönetici Ekim 26, 2009

Fare ile Kurbağanın Arkadaşlığı

Fare ile Kurbağanın Arkadaşlığı

Fare ile Kurbağanın Arkadaşlığı

Bir dere kenarında tanışan fare ile kurbağa arkadaş oldular.Aralarındaki muhabbet gün geçtikçe arttı. Her sabah buluşup konuşur ve dertleşirlerdi. Akşam güneş battığında fare kayanın kovuğuna, kurbağa da suyun içerisindeki yuvasına çekilirdi.Birbirlerini tekrar görmek için sabahı zor ederlerdi.Bir gün fare, kurbağaya şöyle dedi:

”Sabahtan sabaha konuşup dertleşmek bana yeterli gelmiyor.Seni daha sık görmek istiyorum. Bir derdim, sıkıntım olduğunda sana rahatça ulaşabileyim. Her zaman suyun üstünde olmadığın için, sana sesimi duyuramıyorum. Buna bir çare bulalım.” Beraberce bu işe bir çözüm aradılar. Sonunda fare şu teklifi yaptı:

”Uzunca bir ip buluruz. İpin bir ucunu ben ayağıma bağlarım, diğer ucunu sen ayağına bağlarsın. Birbirimize ihtiyaç duyduğumuzda ipi çekerek haberleşir, buluşuruz.” Bu teklif kurbağanın pek hoşuna gitmedi. Fakat nazlanmadan dostunu kırmayıp kabul etti.

Fare ip bağlı ayağıyla dere kenarında dolaşırken, ansızın saldıran bir alaca karga fareyi kaptığı gibi havalandı.Farenin ayağına bağlı olan ip, kurbağanın da ayağına bağlı olduğu için, kurbağa da havalandı. Bu manzarayı görenler,”Karga suyun içinde yaşayan kurbağayı hangi kurnazlıkla avladı?” diyerek merak ettiler.

Havada asılı kalan kurbağa ise şöyle sızlandı:

”Kendi cinsinden olmayanlarla dostluk kuranın sonu bu olur.

***

Bu hikâyede alaca karga ölümün sembolüdür. Su kurbağası ruhu, fare de bedeni temsil eder. Su kurbağası temizdir. Fare ise hoşa gitmeyen kirli bir hayvandır. Temiz bir varlığın, kirli bir varlıkla dost olması, onu felâkete sürükler.Nefsini terbiye edip ruhunu yüceltmeyen, bedeninin rahatına düşkün insanlar; farenin peşine düşmüş kurbağaya benzerler.

Kaynak : Mesnevi’de geçen hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Yorumlar | Leave a Comment »

Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…

Posted by Site - Yönetici Ekim 25, 2009

ana-baba-ya-iyilik-etmek-ana-babaya-itaat-etmek-anaya-dayak-atmakanayi-dovmekanne-babaya-ihsanana-babaya-iyilik

Anne Babaya ihsan…Ana Babaya iyilik…

Ana ve babaya ihsan etmek farzdır. Âyet-i Celîle’de: “Allah’a kulluk edin. O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya da ihsanda bulunun…” (S. Nisa 36) buyurulmuştur.

konuyla ilgili Hadis-i şerifler..

*Allahü Teâlâ’nın rızâsı, baba ve ananın rızâsındadır. Allahü Teâlâ’nın gazabı da ana babanın gazabındadır.

*Baba ve ananın rızâsını kazanan dünya ve âhiret iyiliğini kendisi için bir araya getirmiştir.

*Üveys-i Karânî Rh.A.’in ulaştığı bütün derecelere, anasına iyilik ve hizmet etmesi sebeptir. Eğer Allahü Teâlâ’ya yemin etmiş olsa, Hak Teâlâ, yemin ettiği şeyde onu doğru çıkarırdı. Yâ Ömer! Ona rastlarsan, Hak Teâlâ’nın mağfiret etmesi için sana duâ etsin!

*Size vasiyet ederim: ana-babaya iyilik ömrü uzatır. Canım yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, ömründen üç sene kalan bir kul, ana-babasına ihsan ederse, üç seneyi Allahü Teâlâ otuz sene yapar. Eğer kötülük ederse, üç seneyi üç güne indirir. Ehil ve akrabâsına iyilik etmek ömrü artırır. Kötülük etmek de ömrü kısaltır. Ve rızkı daraltır Allahü Teâlâ’yı gazaplandırır.”

*Ümmetimden üç sınıf insana Cehennem ateşi dokunmaz:

  1. Erine itâat edip onu memnun eden kadın,

  2. Ana babasına iyilik eden evlât,

  3. Allahü Teâlâ’nın kullarına merhametli olan insan.

*İki günâh var ki, kişi bunların cezâsını dünyada görmeden ölmez: Biri, zulüm; diğeri, baba ve anasına eziyet etmektir.

Başka günâhlar affedilebilir, yahut cezâsı âhirete tehir edilir. Lâkin bu iki günâhın cezâsı dünyadayken başlar. Dikkat etmeli…

İmam-ı Gazâlî Rh.A. evlâdın ana babaya karşı olan edeplerini sıralamış:

Sözlerini dinler,

Özürsüz önlerinden yürümez,

Günâh olmayan emirlerini yerine getirir,

Ayağa kalkarlarsa o da kalkar.

Yanlarında sesini yükseltmez.

Çağırdıklarında hemen hazır olur.

Kendilerini râzı etmeye gayret eder.

Hizmetlerinden dolayı öfke göstermez.

Çatık kaşla yüzlerine bakmaz.

Yanlarında ayaklarını uzatmadığı gibi bir tabaktan berâber meyve yeseler, ikramlı bulunup,

dikkatli olur.

Ağrı ve meşakkati olsa, müteessir olmasınlar diye mümkün mertebe onlara duyurmaz.

Buna benzer bütün hallerde dikkatli bulunur.

Resûlüllah S.A.V.’e ana ve babaya dünyada iyiliğin en azı sorulduğunda:

“Onlara sâhip çıkıp iyi hizmet etmek için:

1. Açsa doyurmak,

2. İhtiyâcı varsa elbise almak,

3. Hizmete muhtaç iseler, cana minnet bilip her ihtiyaçlarını görmek;

4. Çağırdıklarında hemen huzurlarında hazır olmak, ihsan ve iyilikte bulunmak,

5. Günâh olmayan emirlerini yerine getirmek,

6. Kendileriyle tatlı ve yumuşak konuşmak,

7. İsimleriyle çağırmamak,

8. Önlerinden değil, arkalarından gitmek,

9. Sevip beğendiklerini onlar için de sevmek,

10.Duâ ederken onlara da duâ etmek,

11.Çağırdıklarında nâfile namaz kılıyorsa çıkıp cevap vermektir.

Bedenle Olan Hakları:

1. Evlât, ana-babasına hizmet eder… Zîra İsrâ Sûresi 24. Âyet-i kerimede “İkisine de acıyarak tevâzû kanatlarını ser…” buyuruluyor. Karşılarında avcı eline düşmüş, kurtulmak ümidi olmayan, yaralı kuş gibi merhamet ve tevâzû kanatlarını ser…

Allah dostlarından biri: “Kardeşim gece namaz kılıp ibâdetle meşgul olurdu. Ben de yaşlı vâlidemin ayağını ovar ve hizmetinde bulunurdum. Bu sebeple benim sevâbımın kazancı ondan üstündür, değişmek teklif etse kabul etmem” demiştir.

2. Hürmette kusur etmekten sakınır. Böyle yapmazsa hizmetler heder olur; sevap kazanmaz.

3. Günâh olmayan emirlerini yerine getirir.

4. Hac, cihad ve ilim öğrenmek gibi nâfile ibâdetlere onların rızâsı olmadan gitmez.

Biri:  -Yâ Rasûlallah, gazâya gitmek istiyorum. dedi.

 Efendimiz:

“-Anan-baban var mı?

-Var.

-Onların yanında ol, hizmetlerinde bulun, senin cihadın budur. Buyurdu.

5. Günâh olan emirlerini yapmaz.

6. Gördüğü vakit ayağa kalkıp yanlarına gider, onlardan izinsiz veya onlar oturmadan oturmaz.

7. Zarûret olmadıkça önlerinde yürümez.

8. Sert bakmaz. Güler yüz gösterir.

H.Ş. : Ana-babaya sert bakan onlara iyilik etmemiştir.

9. Çağırınca hemen huzurlarında hazır olur.

10. Onları râzı etmeye gayret eder.

Dille Olan Hakları:

1. Evlât tevâzû ile tatlı ve yumuşak söyler. Allahü Teâlâ “İkisine de iyi ve yumuşak söz söyle!” buyurdu. (S. İsrâ 23) Öyle ki, zavallı ve zayıf kölenin, sert ve haşin efendisiyle konuşması gibi…

2. Yanlarında sesini edep dışı yükseltmez.

3. Çok konuşmaz, kaba ve dokunan söz söylemez.

4. Onları isimleriyle çağırmaz.

5. Sözlerini kesmez, söz arasına girmez.

6. Bir şey istediklerinde reddetmez.

7. Onlarla konuşurken emir şeklinde “Yap” “Yapma” gibi ifâdeler kullanmaz.

8. Sert sesle seslenmez.

9. Âyet-i Celîle’de buyurulduğu üzere: “Öf bile demez” (S.İsrâ 23)

Hasan-ı Basrî Hz.: “Âlim biri, kâfir ana-babasına hizmet için kuyudan su çekerken bezginlik gösterip de “Öff” dese, ondan hâsıl olan kötü kokudan bütün amelleri yok olur” demiştir.

Âyet-i Celîle ve Hadis-i şeriflerde bildirilen evlât üzerindeki ana-baba hakları kâfir olan ana-babanın Din-i İslâm’a uygun olan emirlerini yapmayı da emreder.

10.Hizmetlerinde son derece titiz davranır, aslâ kaba karşılamaz.

Kalple Olan Hakları:

1. “İkisine de acıyarak tevâzû kanadını indir” (S. İsrâ 24) âyet-i celîlesinde beyan buyurulduğu üzere, evlât ana-babasına karşı dâimâ merhametli olur.

2. Her zaman, her hususta yapmış oldukları ihsan ve iyilikleri unutmaz sevgilerini muhafaza eder. Bu hususta peygamberimiz S.A.V. “Kalpler kendilerine iyilik edeni sevmek üzere yaratılmıştır” buyurdu.

3. Sevinçlerine iştirak eder.

4. Üzüntülerine ortak olur, dertlerini paylaşır.

5. Her hususta konuşmalarına tahammül gösterir.

6. Cefâlı hareketleri ve sitemli davranışlarına katlanır.

7. Her haklarını gözetir ve incitmekten korkar.

8. Hiç bir zaman incitmeyi kalbinden geçirmez.

9. Kendilerinden sıkıntı görse dahi, çok yaşamalarını arzû edip onlar sâyesinde dünya ve âhirette şerefli şeylere ulaşmayı elde etmek ister.

10. Kendine duâ ederken onlara da duâ eder.

Vefatlarından Sonraki Hakları:

Sünnet üzere ehil kimse tarafından yıkanıp helâl parasından alınan kefende, sünnete dikkat etmek sûretiyle şer’î hüküm üzere defnetmekte erken davranır.

Borcu varsa, hemen öder.

Yüksek sesle, yaka paça yırtarak ağlayıp feryat etmez. Bu gibi hallerden başkalarını da men eder.

Velisi olmak hasebiyle cenâze namazını kendisinin kıldırması evlâdır.

İsrâ Sûresi 24’de: “Ey Rabb’im! Onlar beni küçükken terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de onlara merhamet et” buyurulduğu üzere duâ eder.

Sünnet-i seniye üzere kabir kazıp lâhit yapmakta dikkatli olur. Kaabil olursa kabre kendisi koyar, Bir zarûret olursa vârislerini râzı eder. Hasım olanların yakınına defnetmez. Mümkün oldukça  iyi ve sâlih kimselerin arasına defnedip kötülerden uzak bulundurmaya çalışır. Zirâ kötü kişiye yakın olmak, sıkıntıya sebep olabilir.

Mezar kazan ve sâir hizmetlerinde çalışanların ücretlerini kısmaz, onları memnun eder. Kabrin üzerini balık sırtı gibi yüksekçe yapar. Pişmiş tuğla kullanmaz, güneşte kurumuş tuğla veya tahta kullanır. Ev ve civârına değil, kabristana defneder. Sünnet olan budur.

Kabri başında sadaka verir, duâ eder, borçlarını öder, vasiyetinin tamamını yerine getirir.

Nâfile namaz ve oruçlarında, sevâbını onlara hediye etmek üzere niyetlenir.

H.Ş.:Evlâdın ana-babaya yaptığı hayırların mükâfâtı hiç eksilmeden kendi defterine aynen yazılır.

H.Ş.:Ana-babaya iyilik, ihsandandır. Namazlarınla berâber, onlar için de namaz kılasın; oruçlarınla berâber onlar için de oruç tutasın; zekât ve sadakanın yanında onlar için de sadaka veresin.

kaynak:33 risale ankara fazilet

Posted in Ana - Baba Hakkı, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Beşikte iken konuşan insanların sayısı belli midir?

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2009

Beşikte iken konuşan insanların sayısı belli midir?

Beşikte iken konuşan insanların sayısı belli midir?

Beşikte iken konuşan insanların sayısı belli midir?

Kesin belli değildir Beşikte iken konuşanlardan bazıları şunlardır:

1- Muhammed aleyhisselam doğunca, secdeye kapanıp, (La ilahe illallah, inni resulullah) = (Allah’tan başka İlah yoktur, elbette ben Allah’ın Resulüyüm) demiştir (Şevahid-ün-nübüvve)

2- Yahya aleyhisselam, beşikte iken, yeni doğan Hazret-i İsa’ya, (Sen, Allah’ın kulu ve Resulüsün) diyerek onun Peygamberliğini tasdik etmiştir (İ Süyuti)

3- İsa aleyhisselamın konuştuğu Kur’an-ı kerimde mealen şöyle bildiriliyor:

(Meryem, İsa’yı doğurup kucağında getirince, ona, “Çok garip bir iş yapmışsın, baban kötü, annen iffetsiz değildi” dediler Meryem, [sormaları için] çocuğu gösterince, ona, “Biz çocukla nasıl konuşuruz” dediler Çocuk dedi ki, “Ben Allah’ın kuluyum, O bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı Bana namazı ve zekatı emretti”) [Meryem 27-31]

4- Hazret-i İbrahim, doğunca, (La ilahe illallah) dedi (Ruh-ül-beyan)

5- Hazret-i Meryem de, beşikte iken konuştu Hiçbir kadından süt emmedi Allahü teâlânın gönderdiği rızıklarla beslendi (Beydavi)

6- Kötü bir kadın, doğurduğu çocuğun babasının, Cüreyc olduğunu söyler Halk ayaklanır ve Cüreycin ibadetgahını yıkarlar Kendisini ararken, Cüreyc namaz kılıp Allah’tan kurtulması için dua eder Sonra çocuğun yanına gelir Çocuk, babasının bir çoban olduğunu söyleyince, oradakiler, yaptıkları zulümden dolayı Cüreycden özür dilediler (Buhari)

7- Yusuf aleyhisselama iftira edilince, Zeliha’nın akrabasından bir bebek, (Yusuf’un gömleği önünden yırtılmışsa kadın doğru söylüyor, Yusuf yalancıdır Gömleği arkadan yırtılmışsa, Yusuf doğru söylüyor, kadın yalancıdır) dedi

[Bu hususta Yusuf suresinin 26 ve 27 âyet-i kerimelerinde bilgi vardır Hazret-i Yusuf’un mucizesi ile bebek konuşunca, kadının yalanı meydana çıktı]

8– Zalim ve kâfir bir hükümdar, ilahlık davası güdüyordu Kendini ilah kabul etmeyenleri ve Allah’a iman edenleri ateşe atıyordu Ateşe atma sırası, kucağında çocuğu bulunan bir kadına geldi Kadın, ateşe girmek istemeyince, bebeği, (Anne sabret, sen hak din üzeresin) dedi (Müslim)

9- İsrail oğullarından bir kadın, oğlunu emzirirken, yakışıklı ve heybetli bir genç adam, atı ile oradan geçiyordu Kadın, (Ya Rabbi, şu bebeğimi de, böyle yakışıklı ve heybetli kıl) diye dua ederken, bebek, emmeyi bırakıp, Ya Rabbi, beni onun gibi yapma dedi Daha sonra oradan zavallı bir cariye geçiyordu İnsanlar, ona kötü laf söyleyerek hakaret ediyorlardı Kadın, (Ya Rabbi, şu bebeğimi, bu cariye gibi yapma) diye dua etti Bebek, yine emmeyi bırakıp, Ya Rabbi, beni onun gibi yap dedi Bebeğin bu konuşmalarına şaşıran anne, bebeğine, niye böyle söylediğini sordu Bebek, O atlı, zalim biridir Bu cariye ise, iftiraya uğrayan suçsuz bir mazlumdur dedi (Buhari)

10– Allah’a iman etmiş bir kadın, Firavun’un kızının başını tararken, tarak yere düştü Alırken, Bismillah dedi Firavunun kızı, (Yoksa senin, babamdan başka Rabbin mi var) dedi Kadın, (Herkesin Rabbi Allah’tır) dedi Firavunun kızı, durumu babasına haber verdi Firavun, kadının inancından dönmesini

istedi Kadın, kabul etmedi Kadını ateşte kızdırılmış bir heykelin içine koyarak öldürecekleri zaman, kadın, girmemek için diretti Kucağındaki bebeği, (Anne, korkma, sen hak din üzeresin) dedi (Hakim)

11– Yemameli bir zat, çocuğu ile birlikte Resul-i ekremin huzuruna gelmişti Peygamber efendimiz, çocuğa, (Ben kimim) dedi Çocuk da, (Sen Resulullahsın) dedi Peygamber efendimiz çocuğu severek ona, Mübarekül-Yemame adını verdi (Mevahib-i Ledünniyye)

12- Nuh aleyhisselam, mağarada doğmuştur Annesi mağaradan onu çıkarırken, (Yavrumun hali ne olacak) diye söylendi Hazret-i Nuh, (Anne korkma, hiçbir kimse bana zarar veremez Allah beni yarattığı gibi korur) dedi (Ruh-ül-beyan)

13- Bir kahin, Firavun’a, (İsrail oğullarından bir çocuk doğacak ve senin devletin yok olacak) dedi Firavun, bunun üzerine, Beni İsrail’den doğan erkek çocukları öldürtmeye başlamıştı Cellatlar her evi basıyor, yeni doğmuş çocuk görünce, hemen öldürüyorlardı Bu sırada Hazret-i Musa doğdu Çok geçmeden Firavun’un cellatları evi bastılar Hazret-i Musa’nın annesi, çocuğu fırının içine sakladı Hazret-i Musa’nın ablası, durumu bilmediği için fırını yakmıştı Annesi, cellatlar gidince, çocuğu almak için geldiğinde, fırın yanmakta idi (Eyvah, evladım yandı) diye feryat ederken, fırın içinden Hazret-i Musa, (Anne üzülme, Allah beni korudu) dedi Annesi elini fırına sokup oğlunu çıkardı (Ruh-ül beyan)

Allahü teâlâ her şeye kadirdir (Şura 9)

14- Hazret-i Yusuf da, annesinin karnında iken, (Uzun bir müddet, babamdan ayrı kalacağım) dedi (Ruh-ül-beyan c4, s241)

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

DUR BAŞÖRTÜLÜ

Posted by Site - Yönetici Ekim 23, 2009

DUR BAŞÖRTÜLÜ

YORUMSUZ…

DUR BAŞÖRTÜSÜ

DUR BAŞÖRTÜSÜ

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

Erkeklerin İpek Giyinmesi

Posted by Site - Yönetici Ekim 23, 2009

Erkeklerin İpek Giyinmesi

Erkeklerin İpek Giyinmesi

Erkeklerin İpek Giyinmesi

İpek giyme meselesinde asıl olan Rasûlullah’tan (sas) rivayet edilen şu hadistir: Bir gün, Rasûlullah (sas) sağ elinde altın, sol elinde ipek olduğu halde çıktı ve buyurdu ki: “Bu ikisi ümmetin erkeklerine haram, kadınlarına ise helâl kıhnmıştır.”320 Harb halinin haricinde ipek giyinmek (tahrimen) mekruhtur. Ebû Hanife’ye göre harb halinde de haramdır. İmameyne göre ise, şayet sert ve sık olur da silâhı defedecek durumda olursa, harb halinde onu giyinmekte bir beis yoktur. Şayet çözgüsü veya dokuntusun`dan birisi ipek olmazsa, harb halinin haricinde de giyinmede bir beis yoktur. Bu hususla ilgili tafsilâtlı bilgi kitablarda vardır.

Bir erkeğin kendi evinde üzerinde ipekten sergi bulunan altın veya gümüşten sedir veya koltuk edinmesinde bir beis yoktur. Bunun üzerinde oturmaz veya uyumaz. Böylece evini güzelleştirmiş olur. Bunun cevazi, sahabe ve tabiîn gibi selef-i salihînden bize nakledilmiştir. Rivayet edildiğine göre, Hz. Hasan (ra) veya Hz. Hüseyin (ra) de rivayetler farklı olmakla birlikte, onlardan birisi Şah Bânû isminde bir kadınla evlenmişti evini ipekten yapılmış örtüler, altın ve gümüşten yapılmış kaplar ile süslüyordu. Rasûlullah’ın (sas) en son kalan sahabelerinden bazıları, onun evine girdiler ve dediler: “Ey Allah Rasûlünün torunu, evindeki bu eşyalar nedir?” Dedi ki: “Bu eşyaları evlendiğim kadın getirdi. Ben de onu menetmeyi güzel görmedim.” Muhammed b. Haniften rivayet edildiğine göre, o evini böyle şeylerle süslüyordu. Bundan dolayı bazı sahabeler onu ayıpladılar. Onlara şöyle cevab verdi: “Böylece evime gelenler için evimi güzelleştiriyorum. Onları kullanmıyorum ki. Bunu hiç kimsenin kalbinin benimle meşgul olmaması ve bana kötü bir gözle bakmaması için yapıyorum.

Bir kimsenin bu niyetle yapmasında bir beis olmadığını böylece öğrenmiş olduk. Bunun daha azı ile yetinmek ise, daha faziletlidir. Bu mesele, şu âyetin manası içerisine giriyor: “De ki: Allah’ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?…321 Yukarıda “üzerinde oturulmaz ve uyunmaz” denildi. Bu İmam Muhammed’in görüşüdür. Ebû Hanife’nin görüşüne göre ise, üzerinde oturmada ve uyumada bir beis yoktur. Şüphesiz mekruh olan giyinmektir. Giyilen şeylerde, elbise giyene tabi olur ve ona göre hüküm alır. Amma üzerine oturulan ve uyunulan şey ise, oturana ve uyuyana tabi olmaz. Dolayısıyle bir beis de yoktur.

 

İmam Muhammed Şeybani – İslam İktisadında Helal Kazanç

 

Kaynak: Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Türkiye, Yorumlar, İslam İktisadında Helal Kazanç | Leave a Comment »

VAHY KÂTİBİ HZ. MUAVYE’NİN (R.A.) VEFATI

Posted by Site - Yönetici Ekim 22, 2009

VAHY KÂTİBİ HZ. MUAVYE’NİN (R.A.) VEFATI

VAHY KÂTİBİ HZ. MUAVYE’NİN (R.A.) VEFATI

VAHY KÂTİBİ HZ. MUAVYE’NİN (R.A.) VEFATI

 
   Hz. Muaviye (r.a.), hicretin altmışıncı senesinde bir gün minbere çıktı. Hutbe okuduktan sonra “Ey insanlar! Üzerinizde emirliğim uzadı. Lakin benden sonra size benden hayırlısı gelmez. Nitekim evvel gelenler, benden hayırlı idiler. Her kim Cenab-ı Hakk’a kavuşmayı dilerse Allah Teâlâ da ona kavuşmayı ister. Ya Rabbi! Ben sana kavuşmayı istiyorum. Sen de benim mülakatımı irade buyur ve beni mübarek ve mes’ud kıl.” diye dua etti. Sonra hastalandı.
 
    Hz. Muaviyenin hastalığı ağırlaşınca “Resulüllah (s.a.v.) Hazretleri bana bir gömlek giydirmişti. Teberrüken onu bugüne kadar sakladım ve bir gün kestiği tırnakları bir şişe içine koyup saklamıştım. Vefatımda o gömleği bana giydiriniz ve o tırnakları öğüterek gözlerime ve ağzıma koyunuz. Belki onların hürmetine Cenab-ı Hakk beni affeder.” dedikten sonra: 

   “Ben öldüğüm zaman cömertlik ve ikram dahi benimle beraber ölür. Ve nice halkın devlet hazinesinden aldıkları tahsisat kesilir, fakirlerin elleri boş kalır.” dedi. Hicretin altmışıncı senesi Recep ayında vefat eylemiştir. 

   Dahhak ibni Kays, hemen Muaviye’nin (r.a.) kefenlerini alıp minbere çıktı, bir hutbe okudu ve dedi ki: Muaviye, Müslümanların kuvvet ve kudret eli idi. Allah Teâlâ onu kulları üzerine hükümdar kıldı ve kara ve denizde askerini yürüttü ve onunla nice beldeleri fethetti. Lakin o da Allah’ın bir kulu idi. Şimdi vefat eyledi. İşte kefenleri budur. Onu bu kefenler içine sarıp kabre koyacağız ve onu ameliyle terk eyleyeceğiz. Ondan sonra dünya kıyamete dek herc ü merc (karmakarışık) olur.” 

   İslam memleketlerinde şehircilik usulünü kuran ve posta usulünü tesis ile beldeden beldeye postacı işleten Hz. Muaviye’dir. İbni Abbas (r.a.) “Mülk ve saltanata Muaviye’den daha layık kimse görmedim.” demişlerdir. 

   Hz. Ali (k.v.) ‘Muaviye’nin emaretini pek de o kadar kerih görmeyiniz. Zira onu kaybederseniz başların arkadan zuhur ettiğini görürsünüz.” diye buyurmuştular. Nitekim öyle de oldu.

 

HZ. MUAVİYE’NİN (R.A.) SABRI 

    Hz. Muaviye, uzun boylu, beyaz renkli, heybetli, çok sabırlı ve halim (yumuşak huylu) idi. Hilmi, Araplar arasında darb-ı mesel olmuştur.
   Bir gün huzuruna bir adam gelip hakaret ettiği halde Hz. Muaviye sükût edip de: “Buna da mı sabır ve tahammül edeceksin?” denilince “Biz idaremize taarruz ve müdahale etmeyenlerin sözüne ilişmeyiz.” demiştir. 

 

Fazilet Takvimi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Yorumlar, İlginç | Etiketler: , | Leave a Comment »

İşgüzar müdürün başörtü kararı

Posted by Site - Yönetici Ekim 21, 2009

İşgüzar müdürün başörtü kararı

İşgüzar müdürün başörtü kararı

İşgüzar müdürün başörtü kararı

Bu kadarına da pes doğrusu! Lise öğrencisisırf başörtülü diye bir destanın yaratıldığı Çanakkale’ye alınmadı!

Alınan bilgiye göre, Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğünce yürütülen ”Cumhuriyet Eğitim Gezileri Projesi” kapsamında Muğla’dan Çanakkale’ye Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğünce gezi düzenlendi.

İddiaya göre, geziye katılan öğrencilerin bulunduğu otobüsün Çanakkale’ye hareketinden önce, Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde hatıra fotoğrafı çekildi. Öğrencilerin bulunduğu otobüsün hareketinden 15 dakika sonra ise Fethiye İmam Hatip Lisesi öğrencisi Cemile Büşra Pirci, başörtülü olduğu gerekçesiyle Muğla kent merkezi çıkışında otobüsten indirildi ve Milli Eğitim Müdürlüğüne ait bir araçla Fethiye’ye gönderildi.

Pirci, AA muhabirine Çanakkale’ye gitmeyi çok istediğini anlatarak, ”Bu olay beni ve ailemi çok üzdü. Otobüsün hareketinden 15 dakika sonra kılık ve kıyafetlerimin yönetmeliğe aykırı olduğunu söylediler ve beni otobüsten indirdiler. Otobüsten indikten sonra bir araçla beni Fethiye’ye gönderdiler” dedi.

MUĞLA MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ

Muğla Milli Eğitim Müdürlüğü, konuyla ilgili AA’ya yaptığı yazılı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

”Bakanlığımız Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğünün Eylül-2009 tarihli emirlerinin 20. maddesine; geziye katılan öğrencilerin Milli Eğitim Bakanlığı kılık kıyafet yönetmeliğinin okul forması hariç diğer hükümlerine uymaları gerekmektedir denilmektedir. Adı geçen öğrencinin geziye bahsedilen yönetmeliğe aykırı kıyafetle geldiği bakanlıkça görevlendirilen rehber tarafından tespit edilmiş ve kendisine yolculuk boyunca bu kıyafetle gidebileceği, ancak programın resmi bölümlerinde kılık kıyafet yönetmeliğine uygun olunacağı hatırlatılmış. Bunun üzerine öğrenci geziye katılmak istemediğini belirterek araçtan inmiş. Araçtan inen öğrenci, ailesinin yanına bir araçla gönderilmiştir.

Geziye katılacak öğrencinin seçimi ve uyacağı kurallar bakanlık emri gereğince İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve okul yönetiminin sorumluluğunda olup, bu yönde öğrencinin bilgilendirilmediğinin tespiti halinde okul yöneticileri hakkında gerekli işlem yapılacaktır.”

Kaynak : internethaber

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, İlginç | 3 Comments »

Griplerdeki domuzluk.

Posted by Site - Yönetici Ekim 21, 2009

 

Griplerdeki domuzluk.

Griplerdeki domuzluk.

Griplerdeki domuzluk.

Kuş gribini anlamadan domuz gribi anlamak mümkün olamaz. 

Birbirini izleyen bu oyunların arka planlarını bilmeden de “Türkiye’de hiç aşı yapılmazsa, nüfusun tahminen 3’te birinin hastalanacak, 5 bin kişi hayatını kaybedecek. Dolaylı kayıplar hariç salgının toplam maliyetinin 1.1 milyar TL olacak. Ama biz önlemimizi aldık. 1 milyon 800 bin kişinin hastalığa yakalanacağını ve 400 ölümünün gerçekleşeceğini öngörüyoruz” diyen Sağlık Bakanı Prof Dr Recep Akdağ’ın kehanet içeren sözlerinin nereye gittiğini görmek ve anlamak da zorlaşır.

Birkaç yıl önceki kuş gribi haberlerini, tavuk ve kuş katliamı görüntülerini hatırlayınız.

Ne olmuştu?

Binlerce tavuk katledildi…

Sonra…

Tavuklar yetmedi, birilerinin hatırı için birçok kuş türü de katliamdan nasibini almıştı.

Her ne kadar dile getirilmese de Türkiye’de, göçmen kuşların güzergâh olarak kullandıkları fakat insanların hiç kullanmadığı dağlarda bile kuş gribi virüsünü taşıyan yem ve gübreler bulunmuştu.

Kimse sorgulamadı ‘bu gübre ve yemleri buraya kim getirdi’ diye.

Birileri virüsü ülke çapında yaygınlaştırmak için dağları taşlara yem bırakmış ve özellikle göller bölgesi ve tavukçuluğun yoğun olduğu bölgelere virüsün bulaşması için elinden geleni yapmıştı.

Hatta bir tavuk üreticisi hastalık bulaşmış ve ölmekte olan tavukları bedava veya sembolik bedellerle bölge köylülerine dağıtmış ve bu tavukları yiyen üç çocuk ölmüştü.

Ölümcül bir hastalık taşıyan tavukları dağıtan bu tavuk firmasının yetkilileri hakkında ne işlem yapıldı ve nasıl bir hukuki müeyyide ile karşılaştılar? Bilinmez. Unutulup gitti.

Sahi o günler dünyayı kasıp kavuran kuş gibine ne oldu?

Neden birden aramızdan ayrıldı?

Ya da şöyle soralım: Kuş gribi gerçek miydi, gerçekse amaç neydi?

Elbette, kuş gribi diye adlandırılan bir virüs vardı. Ancak bu virüs, belirli çıkar amaçlarının laboratuarda ürettikleri özel bir virüstü. Tıpkı domuz gribi virüsü gibi…

Hedef on ikiden vurulunca virüste ortan kayboldu!

Peki, bu virüsle kim neyi hedeflemişti?

Tıpkı bugünkü domuz gribi palavrasında olduğu üzere, aynı ülkelerin liderleri ve yöneticileri ile aynı örgütlerin yöneticileri benzer şeyler söylüyorlardı.

Amaçları, virüsün yaygınlaştırılması ve panik oluşmasını sağlamaktı. Bunu başardılar!

 * * *

Donald Rumsfelt’i bilirsiniz. Hani Irak’a, Afganistan’a savaş açan, eski ABD Savunma Bakanı.

Yine hatırlayınız o günlerde sanki yeterli miktar ilaç bulunamıyormuş izlenimi uyandırmak için Türkiye Sağlık Bakanlığı yetkilileri “Ölümcül kuş gribinin koruyucu aşısı bulunmuyor. İlk 48 saat için Tamiflu adlı ilaç etkili olabiliyor. Pek çok gelişmiş ülkede, muhtemel salgına karşı Tamiflu stoklanıyor. Sağlık Bakanlığı da bu ilaçtan 300 bin adet istedi. İlave 500 bin adet istedi. Halkın stok yapması nedeniyle Tamiflu tükendi” gibi haberler uçuruyordu. 

Kimindi Tamiflu?

Tamiflu adlı ilacını o günlerde adları birçok skandala karışan Roche firmasınca üretiliyordu?

Fakat bu ilaç Roche’ın değil, ABD’li “Gilead Bilim” firmasına aitti.  

Peki, Gilead Bilim kimindi?

Sıkı durun! Yine o skandal adam, Donald Rumsfelt’in!

Belli ki Donald Rumsfelt, ilacı kendi firmasının adıyla pazarlamak istememişti ve bunun için ABD menşeli olmayan Roche firmasını seçmişti. Bu tercihin karşılığından Roche’dan hisse alacaktı ve öyle oldu?

Rumsfelt’in Gilead Bilim’ine ait olan Tamiflu, kuş gribi ilacı diye tüm dünyaya milyarlarca satıldı ve malum adamlar köşeleri yine döndüler.

Bu yeterli değildi. Bir taşla daha çok kuş vurulmalıydı.

Rumsfelt para kazanacak diye George W. Bush kendisi niye riske etsindi.

ABD yönetimince kuş gribi ilacı diye anons ettirilerek ve tüm dünyaya milyarlarca adet pazarlattırılan Tamiflu’nun yanında, Tayland’da kurulu olan dünya tavuk devlerinden Bush’un kardeşi Neil Bush’unda ortaklarından olan CP Piliç’te bu sayede köşe olmalıydı. Oda planlandığı gibi gerçekleşti. CP Piliç, gücüne güç kattı.

90’ı aşkın ülkede örgütlenmiş Tyson Food’ı gücü perçinlenmesi gerekiyordu ve oda öyle oldu. Tyson Food, kazancını yüzde 49 oranında artırarak 26 milyar dolarlık kâr elde etti.

Kopya koyun, Dolly projesinin sahibi de olan İngiliz Roslin Enstitüsü yetkililerine göre asıl amaç; “Doğal tavuk türlerini ortadan kaldırarak GDO’lu hayvan türünün yayınlaştırılması ve tekel oluşturulmasını sağlamak”tı.

Kendi projeleri olmayanlar ve başkalarının dümen suyuyla hareket edenler sayesinde hedeflenen gerçekleşti.

Endüstriyel anlamda doğal tavuk türleri tümüyle yok edildi!

Adlarına tescilli GDO’lu tavuk türleri ile piyasalara hâkim oldular!

Üstüne üstlük milyarlarca Tamiflu ilacı sattılar! Bu sayede birçok kişinin bağışıklık sistemini bozdular. Kimilerini kısırlaştırdılar.

Kuş gribinden sonra domuz gribi için de kurtarıcı ilan edilen Tamiflu’nun, şimdiler de tehlikeli olduğu açıklandı!

Meğer bir zamanların kurtarıcısı Tamiflu’nun çocuklar ve gençlerde birçok ağır yan etkisi varmış…

Tabiî ki bu sonuçlar daha şimdilik açıklananlar… İlerleyen gün veya yıllarda çok ürkütücü sonuçlar duymak hiç şaşırtıcı olmamalı.

 

Kemal Özer – Timeturk

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Leave a Comment »

Şiblî (r.h.) kimdir !

Posted by Site - Yönetici Ekim 21, 2009

Şiblî (r.h.) kimdir !,ruya

Şiblî (r.h.) kimdir !

Şiblî (r.h.) Asıl ismi, Ebû Bekr Cafer bin Yunus’dur. 247 (M. 861) yılında Bağdatta yakın Samarra’da da doğdu. İyi bir eğitim gördü. Medrese eğitimi gördü. Vali nâibliği ve Valilik yaptı. Kırk yaşlarında iken, evliyâ’nın büyüklerinden, Hayrun-Nassâc hazretlerinin sohbetine katıldı. Tasavvufa girip kendisini ilme verdi. İmam Mâlik hazretlerinin “El-Muvatta” isimli hadis kitabını ezberledi. Hocasının işaretiyle Cüneydî Bağdadî hazretlerinin sohbetine katıldı. Ona talebe oldu. Manevî makamlara yükseldi. Bir çok kitab yazdı. Havass, cin, ve rüya tabileri üzerine kitabları bulunmaktadır. İmam Şiblî hazretleri, 334 {M. 945) tarihinde Bağdat’ta vefat etti..

 Ebû Hüseyin En-Nurî Hazretleri, ,’Asıl ismi Ahmed bin Muhammed’dir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Aklî ve nakfi ilimleri tahsil etti. Keramet sahibi büyük bir evliya idi. Bir gün Bağdatta bakırcılar çarşısında yangın çıktı. Dükkanların birinde iki çocuk mahsur kaldı. Ustaları, “Kim bu çocukları yangından kurtarırsa ona bin altın vereceğim” dedi. Yangın yerine gelen Ebü’I-Hüseyin Nurî Hazretleri, besmele çekerek ateşin içine girdi. Alev alev yanmakta olan dükkanda o iki çocuğu kurtardı. Ustaları, bin altın çıkarıp Ebü’I-Hüseyin Hazretlerine takdim ettiği zaman, o büyük zât “Sen Allahü Teâlâya şükret. Al o altınları fakirlere dağıt. Allah, bu dereceyi bize para ve pula meyletmemiz için vermedi” diyerek, altınları almadı. 908 (H. 295) tarihinde Bağdatta vefat etti;

İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi – 1. cilt

..

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Yorumlar | 1 Comment »

Sivri sinek

Posted by Site - Yönetici Ekim 20, 2009

Sivri Sinek ve Fil..

Sivri Sinek ve Fil..

İmam Ebû Mansûr Hazretleri[1] buyurdular: Cisim ve cüssesi küçük olan varlıkları yaratmasında Allah’ın varlığına ve birliğine olan deliller, büyükleri yaratmasındaki delillerden daha acâibtir. Zîrâ insanlar, sivrisinek ve sinek benzeri cisimleri küçük olan varlıkların suretlerini tasvir etmek için bir araya toplansalar ve bunlar için lâzım olan, ağız, burun, göz, el, ayak, medhal (gıdanın girdiği yer) ve mahreçlerini (pisliklerinin çıktığı) organları yeniden yapmaya güçleri yetmeyecektir. Fakat belki, sivrisinekten çok büyük bir hayvanın kemiklerini tasvir edebilirler. Sivrisineğe küçük olan hacim ve cismine rağmen, büyük ve kuvvetli olan file verilen bütün organlar, sivrisineğe verildi. [2]

Kaynak: Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi – 1.cilt

[1] İsmail Hakkı Bursevi, Rûhu’l-Beyan Tefsiri: 1/332-333.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: