Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ekim 2009

BESMELE’SİZLİĞİN BEREKETSİZLİĞİNE DAİR BAZI HADİSLER

Posted by Site - Yönetici Ekim 31, 2009

besmele,bismillahirrahmanirrahim

BESMELE’SİZLİĞİN BEREKETSİZLİĞİNE DAİR BAZI HADİSLER

Hz. Aişe validemiz (r.anha) anlatıyor:

“Rasûlüllah (s.a.v.) ashabından altı kişiyle yemek yiyordu. Bir a’rabi de geldi ve Besmele çekmeden oturup, iki lokma yemek yedi. Yemek hemen tükendi. Bunun üzerine Rasûlüllah, ‘Eğer Besmele çekerek yese idi, bu yemek bitmeyecek ve hepinize yetecekti” buyurdu. (16)

Halid bin Zeyd (Ebu Eyyub el-Ensari) hazretleri anlatıyor:

“Bir gün biz Rasûlüllah’ın (s.a.v.) yanında oturuyorduk, ona yemek getirildi ve biz de onunla beraber yedik. Fakat ben o gün yediğimiz yemek kadar bereketli bir yemek hiç görmedim. Son kısımlarında ise yemek birden tükendi. Böylesini de hiç görmedin. Bunun sebebini Rasûlullah’dan sorunca, O: ‘Biz yemeğe başlarken Besmele çekmiş idik. Sonra da Besmele çekmeyen biri geldi ve bizimle yedi. Şeytan da onunla beraber yediği için, yemeğimizin bereketi kalmadı” buyurdu. (17)

Yine Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), “Eğer sen (gerçekten) Bismillah diyebilsen (Besmeleyi tam okuyabilsen), melekler seni, semaya doğru yükseltirler, insanlar da arkandan baka kalırlardı” (18) buyuruyor…

***

BİR HİKÂYE

Bismillah de, yürü!..”

Mısır/Kahire’de bir Vaiz efendi Ramazan boyunca cemaate Besmele’nin faziletlerinden bahsederek çok güzel şeyler anlatmış. Netice olarak da “Bismillah de, yürü! Önüne dere-tepe, deniz-nehir, ne gelirse gelsin korkma!” demiş. Vaizi dinleyenlerin arasında, çok samimi ve Nil’in karşı yakasında oturan hakiki bir Müslüman varmış. Vaiz efendi’nin bu sözünü duyunca çok sevinmiş ve hiç tereddüt etmeden Nil’in kenarına gelmiş, Bismillah deyip nehrin üstünden yürüyerek karşıya geçmiş.

Ertesi akşam bir iftar hazırlamış ve Vaiz efendiyi de iftara çağırmış.

Vaiz Efendi ona:

“Evin nerede?” diye sorunca adam:

“Nehrin karşısında” diye cevap vermiş ve yola koyulmuşlar… Gide gide Nil’in beriki kenarına kadar beraberce yürümüşler. Vaiz:

“Hani evin?”

“İşte şurada” diye evini göstermiş.

“Hani köprü?”

“Hocam! Köprüye ne hacet? Sen va’zında Bismillah de ve yürü demedin mi?” Ve o Müslüman: “Bismillah” demiş ve Nil’in suları üstünde evine doğru yürümeye başlamış. Vaiz efendi arkasından:

“Sen git! Sofrayı hazırla, ben köprüden dolaşır, iftara yetişirim” diye bağırıp, köprüye yönelmiş…
***

İbn Abbas (r.anhüma) hazretleri buyuruyor ki:

“Bir gece sabaha kadar Hz. Ali (r.a.) ile Besmele’nin ‘ba’sından, onun mana ve esrarından bahsettik. Yine de bitiremedik. Ve ben ilim denizinin yanında bir nokta olduğumu o gece anladım…”

Nitekim Fatiha sûresi hakkında Hz. Ali (r.a.), “Eğer isteseydim, Fatiha’ya 70 devenin taşıyabileceği bir tefsir yazardım. (Şüphesiz Fatiha’ya Besmele’de dâhildir)” buyuruyor. Ve yine diyor ki: “Benim şu göğsümde birikmiş, yerleşmiş muazzam bir ilim var. Amma ben onu verebileceğim (öğretebileceğim) kimse bulamıyorum.” (19)

Çünkü Hz. Allah, bizler hakkında kitabında, “Size ilimden ancak çok az bir şey verilmiştir.” buyuruyor. (20)

Pîrandan Şeyh Ebu’l-Hasan el-Harakani ile Habib-i Acemi (k.sırrahüma) ümmi idiler. Ama tabii nasıl ümmi! Veysel Karani hazretleri gibi…

***

“B E S M E L E“

Bismillâhirrahmanirrahim, Allah rahman, Allah rahim
İnancı zayıf olanın, hali nicedir ah, ne vahim
Sakın düşürme dilinden, zikrinde Besmele olsun
Mutlak her işinde hayır, hanene de huzur dolsun
İnancınla her melânet, kara bulutlar kaybolsun
Lâyıkıyla zikr-eyle ki, güzellikler seni bulsun
Lûtfuna erişmek için, dilinde Besmele olsun
Aşk’la söylenen Besmele, öyle yakışır ki dile
Hak yolundaysa gidenler, tökezlemez bir an bile
İmanının, inancının, başlangıcıdır Besmele
Rabb’e giden her kapıyı, inan açandır Besmele
Ruhu bir nûr pak eden, bereket saçandır Besmele
Al nakş-eyle sen diline, örnek te olsun nesline
Hayır beklenen her işte, müstahaktır o Besmele
Mutlaka Besmele oku, her işi hayırla doku
Allah’ın izniyle Besmele, var eder olmayan yok’u
Nasibini onla ara, çalınmaz yüzüne kara
İnan bereketin olur, inan olmazsın fukara
Rabb’ine el açarken de, mutlak Besmele’yle dile
Rızasına nail olur, kolaylanır en zor bile
Ağızdan çıkan Besmele, her daim hayra vesile
Hak yolun da her kelime, nûr olur Besmele ile
İlmin de ekle en başa, Besmele’yle başla aşa
Mutlu, huzurlu ve kutlu, Rabb’inden umutlu yaşa

Dipnotlar:

16) Kastalani, Mevahib-i Ledüniyye kenarı C. 2, S. 16.
17) Kastalani, Mevahib kenarı, C. 2, S. 9.
18) Camiu’s-Sağir, Harf-i Lâm.
19) Bkz. Semerâtü’l-Fuad.
20) İsra sûresi, 85.
21) el-Mevaizu li’l-İhvan min Şuabi’l-İman, gayr-i matbu’..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: | 3 Comments »

Kumaş Çalan Terzi

Posted by Site - Yönetici Ekim 30, 2009

Kumaş Çalan Terzi

Kumaş Çalan Terzi

Kumaş Çalan Terzi

Hikâyecinin biri, ballandıra ballandıra terzilerin hilelerini,kumaşları nasıl çaldıklarını anlatıyordu. Dinleyenlerin arasında bulunan biri,”Ey hikâyeci! Tanıdığın hilede en usta terzi kim?” diye sordu. Hikâyeci,”Bu şehrin en usta hırsız terzisi, Ciğeroğlu’dur. El çabukluğu ve hırsızlıkta herkesi geride bırakır” dedi. Adam,”Yarın evdeki atlas kumaşı alıp, Ciğeroğlu’na gideceğim. Eğer beni aldatır, kumaşımdan çalabilirse, şu gördüğünüz Arap atı sizin olsun. Çaldırmazsam, siz bana bir at alacaksınız”diyerek iddialı olduğunu belirtti. Oradakiler iddiayı Kabul ettiler.

Ertesi gün bir top atlas kumaşı koltukladığı gibi Ciğeroğlu’nun terzi dükkânına girip selâm verdi. Usta hemen yerinden kalkarak güler yüzle karşıladı.”Buyurunuz, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz efendim”diyerek yer gösterip hal hatır sordu. Saygının bini bir paraydı. Ciğeroğlu, bülbül gibi şakıyordu.Adam terzinin bu tatlı dili karşısında yumuşadı. Elindeki kumaşı terzinin önüne atarak,”Şu İstanbul atlasından bana bir kaftan biçiver. Belden aşağısı bol, üst tarafı dar olsun. Dikişi de güzel olsun”dedi.Nabza göre şerbet vermekte usta olan terzi,”Efendim, sizin gibi sevimli ve kibar müşterilerimizin emirleri başımız üstüne, hizmetinizde bulunmaktan şeref duyarız” diyerek iltifatlarda bulundu.Terzi önce kumaşı ölçtü. Adamın ölçüsünü aldı. Sıra biçmeye gelmişti. Bu arada hiç durmadan konuşuyor, tatlı hikâyeler anlatıyordu. Yüksek makam sahibi müşterilerinin ihsanlarından,cimriliklerinden bahsederek adamın dikkatini dağıtıyordu.

Terzi kumaşı biçmek için makasını eline aldığında, komik fıkralar anlatarak adamı güldürmeye başladı. Terzinin birbiri peşine anlattığı fıkralarla, adam katıla katıla gülüyordu.Gülmekten gözünü açamaz oldu.O gülerken, terzi kumaştan bir parça çalarak dizinin altına koydu. Adam kendine gelince,”Allah aşkına, bir fıkra daha anlat” dedi. Terzide fıkra çoktu. Bir tane daha anlattı. Adam gülerken, bir parça daha kesip koynuna soktu. Adamın aklı başından gitmişti. Girdiği iddiayı unuttu. Terziye ”bir daha, bir daha anlat” diyordu. Terzi bir fıkra daha anlattı. Adam kahkaha atarken sırt üstü yere düştü. Terzi rahatça kumaştan çalacağını çaldı. Adam yerden kalkıp kendine geldiğinde,”Ağzını öpeyim, bir tane daha anlat” diye terziye yalvardı.Fakat terzinin gönlüne merhamet geldi. Çaldığını yeterli buldu. Adama şöyle dedi: ”Ey kahkahaların esiri olan, akılsız adam! Bir fıkra daha söylersem, kaftanın sırtına dar gelecek. Kendine kötülük etme.Gerçeği bilseydin, güleceğine kan ağlardın.”

***

Bu hikaye bize neyi anlatıyor !

Boş gezenler, bir işle meşgul olmayanlar, masal ve hikâye peşinde koşanlar, bu hikâyedeki iddiacı adama benzerler.Bizi aldatan, üzen ve oyalayan fâni dünya, terzi gibidir.Her türlü şehvet ve kadınlar terzinin anlattığı fıkralardır.Ömrümüz ise dikilmek için terziye verilen kumaştır.Ebedî saadetin kaftanını giymek isteyenler, ömrün atlas kumaşından takvâ elbisesi diktirirler.

Ey şüpheyle bocalayan, cehalet çukuruna baş aşağı düşen insan!

Ne zamana kadar masal dinleyeceksin?

Ne zamana kadar şu dünyanın işvesine kanacaksın?

Ne başında akıl, ne de ruhunda huzur var.

Gaflet terzisi, ömrünün kıymetli kumaşını ayların makasıyla parça parça etti.

Sen hâlâ hayat pahalılığı, geçim zorluğuyla meşgulsün.

Gel, dünyanın bu yönünü görme.

Hayatın zorluklarını, Allah’ın bir rahmeti ve ihsanı kabul et.

Kaynak : Mesnevi’de geçen hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cehennemin Yakıtı

Posted by Site - Yönetici Ekim 29, 2009

Cehennemin Yakıtı,cehennem, kafirler,İslâm dininden irtidad etti dönen mürted olan,Zina nedir

Cehennemin Yakıtı

O ateş ki çırası,”

Yani odunu, ateşin kendiyle tutuşturulduğu o şey,  “İnsanlardır,” Yani âsî onlarıdır.  “Ve taştır,” yani kükürt taşlarıdır. Cehennem çırası kükürt taşından kılındı.Bunun sebebi: Kükürt taşları çok seri (hızlı) yanması yani tutuşması hızlıdır. Sönmesi ise çok yavaş olmasındandır. Hararetinin çok şiddetli ve kokusunun pis ve çirkin olması ve insanın bedenine yapışmasındandır.

Veya   O taştan murâd, müşriklerin tapmakta oldukları putlarıdır. Putların Cehennemde yakılıp azabın onlar sebebiyle olması, kendilerinin putlara taptıkları için azab olundukları, ilâh diye  taptıkları  putların,   izzet,   şeref ve  saygıdeğer  varlıklar olduğunu ve büyüklüklerine itikad ettiklerinden sonra onların zillet ve mihnete düşüp değersiz bir hale geldiğini görsünler diyedir. Kâfirler, putlara taptılar, puta itimad ettiler ve ondan bir şeyler talep ettiler. Putlar ile azab olunması, onların cehaletinin izhâr edilmesi ve putlardan (kenilerini kurtarmaları konusunda kapıldıkları) ümitlerinin kesilmesi içindir. (Çünkü onların kurtarıcı diye   taptıkları    şeylerin    kendilerini    Cehennemde   yaktığını göreceklerdir. Müşrikler bu durumu: Büyüklere (liderlerine) tâbi olan ve onlara hizmet eden ve onlardan umutvâr olanların hali gibidir. Onlar, yani ayak takımı O (büyük, lider ve efendi deyip arkasında sürüklendikleri başkanlarıyla beraber sürüklenip Cehenneme atılıp yanarlar ki, dünyada onların   arkasında gitmelerinin ayrıca kendilerine zor ve çok ağır gelmesi (azab içinde   ikinci   bir   azab   görmeleri)   ve   onlara   olan   bütün beklentilerini kesmeleri içindir.

(Çok dikkat etmek lâzım. Bu geçici dünyada maddi menfaat için hiç kimsenin arkasında gitmemek ve hiç kimsenin zulüm ve kötülükte ilerlemesine merdiven görevi görmemek lâzım. Özellikle gerçekten evliya olmadığı halde, “Ben evliyâyıml Ben şeyhim” diyerek insanları aldatmamak ve böyle sahte şeyhlere asla aldanmamak lâzım. Yarın onlarla beraber Cehennemde yanmak için ikinci bir azab olur” Sakınmak lâzım.

Mütercim:

Eğer sen:

-“Cehennem ateşinin hepsinin çırası insan ve ateş mi? Yoksa değişik ateşler olup, onlardan bir kısmı bu sıfatı taşıyan ateş mi?”diye sorarsan, cevaben, ben (İsmail Hakkı Bursevi) derim ki:

-” Cehennemin çırası olan taş, sadece bir taş cinsi değil; belki değişik taşlardır. İnsanlar ve taşlar da onlardan bir kısımdır. Şu âyet-i kerimede ateş’in nekre olarak kullanılması buna delildir:

“Ey o bütün iman edenler! Kendinizi ve ailelerinizi koruyun bir ateşten ki, yakacağı o insanlar, o taşlardır.[1]

Ben size bir ateşten haber verdim ki, köpürdükçe köpürür“[2] Bu iki âyette  Cehennem ateşi kelimesi nekre (belirsiz) olarak geçmektedir.

Kâfir cinler ve şeytanlar için ayrı bir ateş olsa gerek. O ateşin yakacağı şeytanlardır. Nasıl ki kâfirler Cehennemin yakıtı oluyor­lar, şeytanlar da Cehennemin yakıtları olacaklardır. Zîrâ her cinsin cezası kendi şekline uyan bir azab ile olacaktır. [3]

Cehennem Şu An Mevcuttur

 (Cehennem ateşi) Kâfirler için hazırlandı,”

Yâni bizim indirdiğimiz Kur’ân-ı Kerimi inkâr edenler için Cehennem hazırlandı. Onların azabı için hazırlanıp bekletildi.

Bu âyet-i kerime, “Cehennem ateşinin şu anda yaratıldığı ve mevcut ve var olduğuna” delâlet etmektedir. “Mutezile“[4] (mezhebinin) hilâfına. (Mü’telize, Cehennemin şu anda var olduğunu kabul etmese bile Cehennem şu anda mevcuttur.)

Yine bu âyet-i kerimede, Kur’ân-ı Kerimi kabul etmenin, onu ikrar etmenin ve Muhammed (s.a.v.) Hazretlerini peygamber olarak kabul etmenin meyvesi, yakacağı insan ve taş olan bir ateşten kurtuluştur. Burada Kur’ân-ı Kerimin ve Kur’ân ehli’nin faziletinin ziyâde olduğuna işaret vardır.

İmam Bağavî Hazretleri, “Haydi bir sûresinin mislini getirin” âyetinin tefsirinde şöyle buyurdular: Sûre, yüksek menzil ve derecelerin ismidir. Kur’ân-ı Kerim’in sûrelerine, sûre diye isim verilmesi, onu okuyan kişilerin Kur’ân-ı Kerim’in sayesinde yüksek derecelere nail olmalarındandır. Hatta kişi, bütün Kur’ân-ı Kerimi okursa kemâle erip, yüksek dereceleri elde etmiş olur.”[5]

Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi . 1.cilt

 

Dipnot: Yazının devamını oku »

Posted in Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

ÖĞRENCİLER NAMAZ KILDI DİYE HABER YAPAN MEDYA BUNU GÖRMÜYOR

Posted by Site - Yönetici Ekim 28, 2009

ÖĞRENCİLER NAMAZ KILDI DİYE HABER YAPAN MEDYA BUNU GÖRMÜYOR

Öğretmenleriyle birlikte camide namaz kılan öğrencileri suç işlemişcesine haber yapıp fişleyen usta gazeteci(!) Uğur Dündar’a tepki yağıyor.  

ÖĞRENCİLER NAMAZ KILDI DİYE HABER YAPAN MEDYA BUNU GÖRMÜYOR DERS ARASINDA CUMA NAMAZI KILDIĞI İÇİN DÜŞMAN GİBİ GÖSTERİLEN VE SONUNDA KÜSTAHÇA “YORUMSUZ” DİYEN DEĞERLERİMİZLE ALENEN DALGA GEÇEN ZİHNİYET  BUNU İSTİYOR >>>> BUYRUN VİDEOSU

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

 

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 5 Comments »

GÖYNEM’İN YAYLASI “NERGİZ ALANI” 2009

Posted by Site - Yönetici Ekim 28, 2009

GÖYNEM’İN YAYLASI “NERGİZ ALANI” 2009

Vodpod videoları artık kullanılamıyor.

 

Posted in Diger Konular, Göynem Videoları, Güncel, Genel, Türkiye | Leave a Comment »

Aziz Mahmut Hüdai Hz. Hayatı

Posted by Site - Yönetici Ekim 28, 2009

Aziz Mahmut Hüdai

Aziz Mahmut Hüdai Hz. Hayatı

 

Sivrihisar o yılların kültür merkezlerinden biridir. Yeni nesiller sağlam bir tedrisattan geçirilir. Ancak içlerinden biri dikkat çeker. Bu çocuk okuduğunu hafızasına nakşeder ve akıllara durgunluk veren bir seziş kabiliyeti vardır. Hocaları “Oğlum Mahmud!” derler, “Senin önün açık, hiç buralarda durma, doğru İstanbul’a!”Mahmud çeker çarığını, Dersaadet’e koşar. Zamanın gözde medreselerinden Ayasofya’nın kapısını çalar. Osmanlı’da istidadı olanların önü açıktır. Nitekim İmparatorluğun âlimleri bu pırlantayı keşfeder, hususi bir eğitimden geçirirler. Hele müderris Nasırzade hususi bir ihtimam gösterir ona.

 

Genç Mahmud, Edirne’de, Şam’da, Kahire’de kalır, çok alim tanır. Eşi zor bulunan sohbetlere katılır. Nitekim Ferhadiye Medresesine müderris atanır. Derken genç yaşta kadı olur Bursa’ya.

 

GARİP DAVA

 

Üftade Hazretleri’nin dergâhına devam eden bir garip vardır. Bunu öyle bir Haremeyn hasreti sarar ki sormayın. İşini gücü bırakır, hacı uğurlar, hacı karşılar. Onlara sarılır, koklar, ayaklarının tozuna sürer yüzünü. Bir tek hurmayı, bir yudum zemzemi saklar yıllarca. Söz Mükerrem Mekke ya da Münevver Medine’den açılmaya görsün, aha şuracığını bir ılıklık basar, gözleri dolar.

 

Ama paranın gözü körolsun. Meret bir türlü denkleşmez ki. İşte o yıl da hacılar denklerini hazırlar, yola çıkarlar. Garibin hayvanı yoktur, uzun süre peşlerinden koşar, ancak ilk molada böyle olamayacağını anlar, döner geri. Yemeyi içmeyi unutur, uykuyu dağıtır. O Hicaz sevdası ile yanıp tutuşadursun arefe gelir çatar. Milletin bayram neşesiyle sağa sola koşturdukları demlerde iyiden iyiye mahzunlaşır.

 

OLUR MU OLUR

 

Üftade Hazretleri onu bir kuytuda hıçkırırken görür. “Sen Eskici Mehmed Dede’yi bul” der, “selâmımı söyle, seni hacca götürsün!”

 

Garip adam “Öyle şey olur mu?” demez. Eğer Üftade Hazretleri diyorsa olur, mutlaka olur. Zerre kadar ‘acaba’sı yoktur. Sevinçle Mehmed Dede’yi bulur. Büyük veli, garip aşığın elinden tutar ve göz açıp kapayıncaya kadar Arafat’a uçarlar.

 

Orada hemşehrilerini bulurlar. Birlikte konaklar, birlikte otururlar. Hatta emanet alır, emanet bırakırlar. Sonra geldikleri gibi dönerler geri. Karısı adama inanmaz. O, üç günün hesabını sorar. Hatta işi büyütür, kadıya çıkar. “Bu yalancıyla yaşamak istemiyorum!” der. “Yok efendim hacca gitmiş de, tavaf etmiş de, zemzem içmiş de… Bir sürü maval işte!”

 

Kadı Mahmud önce adamcağızı, sonra Eskici Mehmed Dede’yi dinler. İkisi de üç aşağı, beş yukarı aynı şeyleri söylerler. “Bir anda şeytanı iklim iklim dolaştıran Allah, sevdiklerini de gezdirmeye kaadirdir!”

 

TEKKEYE GELEN KADI

 

Nihayet Bursalı hacılar döner, hadiseyi doğrularlar. Kadı Mahmud bir hoş olur. Makam, mertebe gülünç gelir gözüne. O saatte gemileri yakar, niyetlenir dervişliğe. Önce Eskici Mehmed Dede’nin kapısını çalar. Ama mübarek “senin nasibin bizden değil!” der, “Üftade hazretlerine gitsen gerek!”

 

Kadı Mahmud adamlarına “tez atım hazırlansın!” der, kurulur eyere. Üftade Hazretlerinin dergâhına yaklaştığı sırada atının ayakları kayalara saplanır. Gelgelelim, henüz yaşadıklarını muhakeme edecek halde değildir. Atı bırakır, yürür kapıya. Karşısına ilk çıkana “Ben!” der, “Bursa kadısıyım. Geldiğimi söyleyin, Şeyh Üftade’yi göreceğim!” Kapıdaki yaşlı derviş önce acı acı güler, sonra “Üftade benim evladım!” der, “Ama bu kapı yokluk kapısıdır, eğer malını, mülkünü, itibarını, rütbeni silemeyeceksen var git işine.” Kadı Mahmut mahçup ve pişmandır. Üftade Hazretleri kadife gibi yumuşak bir sesle devam eder: “Bak yavrum bu yol çilelidir, görmüyor musun atın bile döndü geriye!”

 

ZOR İMTİHAN

 

Bunlar ne mânâlı sözler, bu ne içe işleyici sestir. İşte o an tevhid denizine yelken açar, sıyrılır yalan dünyanın girdaplarından. “Bu huzur hiç bitmese” der. Ama şimdi çetin imtihanlar bekler onu.

 

Koca Kadı, denilen herşeyi yapar, mesela sırmalı kaftanıyla mahalle mahalle dolaşır ciğer satar. Peşinde yalınayak veledler, arsız kediler.

 

Alay edenler, fıkır fıkır gülenler. Eski memurları “deli mi ne?” derler. Ama o direndikçe üstüne yürür, nefsinin burnunu sürter yerlere.

 

İşte helâları temizlediği günlerden birinde avluyu bir davul sesi doldurur, sonra tellâlın gür sesi duyulur. Bursa’ya atanan yeni kadıyı ilan ederler. Bir şaşaa, bir depdebe, bir gulgule…

 

Alçak nefis diklenmek ister. “Sen sürün bakalım” der, “Elin oğlu bıraktığın makama oturdu bile!” Ama o vesvelere güler geçer, “Boşversene!” der, “Sen buna lâyıksın. Hatta buna bile lâyık değilsin ama…”

 

İşte, tam o an ufuklar görünür, gökler duvak duvak açılır. Kalbine anlatılmaz bir huzur ve sürur dolar. Üftade hazretleri develer yükü kitabın veremeyeceğini bir bakışıyla talebesinin kalbine nakşeder. Artık bulutların üstünü, yerin altını görür, zikreden zerreleri işitir. İşte bu yüzden çimlere basamaz, çiçekleri koparamaz.

 

Ve Sivrihisarlı Kadı Mahmud, Aziz Mahmud Hüdayi olur. Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri, hocasına çok hizmet eder, ömrünün son demlerinde yanında olur, duasını alır. Üftade Hazretleri öylesine hoşnut olurlar ki anlatılamaz. Hatta açar ellerini “Allah ne muradın varsa versin” der, “Padişahlar ardınca yürüsün e mi?”

 

‘Hocamın duası yerine gelsin’

 

Bir gün Sultan Ahmed Han yolda Hüdayi Hazretlerine rastlar, derhal atından inip eyeri gösterir. “Efendim buyurmaz mısınız?” Talebeleri Hüdayi Hazretleri gibi mütevazı bir velinin bu teklifi reddedeceğini sanır. Ancak Hudayi Hazretleri hayvana biner, Koca Padişahı ardından yürütür. Ama birkaç adım ya gider, ya gitmez iner.

 

“Bunu sırf hocamın duası yerine gelsin diye yaptım” der, “Yoksa Padişahımın atına binmek ne haddime!”

 

Hüdayi Hazretleri hocasının vefatı üzerine Hoca Saadettin’in tavsiyelerine uyar, İstanbul’a yerleşir. Küçük Ayasofya tekkesinde talebe okutur. Sonra Fatih Medreselerinde fıkh, hadis, tefsir dersleri verir. Ama onun gönlünde sevenleri ile başbaşa olacağı bir tekke yatar. Üsküdar’da bir arazi alır ve gönlüne göre bir dergâh kurar. İstanbullular akın akın sohbetine koşar, himmetine kavuşurlar. Gel zaman, git zaman namı ötelere yayılır. Tam dört sultan (III. Murat, III. Mehmed, II. Osman ve IV. Murat Han) eşiğine gelir, diz çökerler yanıbaşına. Mübarek, o güçlü feraseti ile onlara gölge olur. Kâh tedbir gösterir, kâh hedef çizer. Ferhat Paşa ile birlikte İran seferine katılır, askeri zafere inandırır.

 

Gün gelir Hüdayi dergâhı Hakk aşıklarına yetmez olur. Mübarek derslerini Sultanahmed Camii’ne taşır. Ancak koca cami dahi dar gelir. I. Ahmed Han bir gece çok sıkınılıdır. Ruyasında Avusturya kralı ile güreşir, lâkin sırt üstü yere düşer. Görünüşte kabus gibi bir şeydir. Büyük bir telâşla rüyasını yazar ve Hüdayi dergahına yollar. Ancak Aziz Mahmud Hazretleri ulağı kapıda karşılar pusulayı okumadan cevabi mektubu sıkıştırır eline. Onun tabirine göre toprak “kuvvet” demektir. Sırtının yere değmesi arkalarında ki himmete işarettir. Hulasa zafer bizimdir. Nitekim zaman büyük veliyi haklı çıkarır. Osmanlı muzaffer olur.

 

ALTIN MI İSTİYORSUN, AL!

 

Aziz Mahmud Hazretlerine hanım olmak kolay değildir. Zira mübarek elindekini avucundakini dağıtır ve fukara gibi yaşar. Kadıncağız hamiledir ama karnını bile doyuramaz. Ev rutubetli ve soğuktur, dahası ne yemek yağı vardır, ne kandilin yağı. Bir gün kadının gırtlağına gelir. “Yetti gayri!” der, “sen tut Bursa Kadılığı gibi bir makamı bırak, malını mülkünü ona, buna dağıt. Sonra köleler gibi sürün. Bebeğimizi saracak çaputumuz bile yok. Yaptığın iş mi yani?” Aziz Mahmud Hüdayi sesini çıkarmaz, sadece mânâlı mânâlı güler. İşte tam o sıra kapı çalınır. Sarayağaları altın dolu torbaları eşiğe bırakırlar. “Sultanımız Efendimiz, ellerinizden öpüyorlar” derler, “Hadiseler aynen tabirinizdeki gibi gelişti. Lütfen, bunları kabul edin, sevindirin bizi!” Hanımı mahçup ve pişmandır. Eh, o altınlar da geldiği gibi gider tabii, anında bulur yerini. Üsküdar garibi bol semttir, fukara bol bol sebeblenir.

 

DALGALAR KUBBE KUBBE

 

Sultanahmet Camii’nin açılacağı gün cuma hutbesini okuma şerefi Aziz Mahmut Hüdayi Hazretlerine verilir. Ancak o gün deniz kabına sığmaz, rüzgar kamçı kamçı dolanır. Dalgalar kubbe kubbe gelir, sahili döverler. Sular zeminde patlarlar gülle gibi. Ama Hüdayi Hazretleri fırtınaya aldırmaz, Sarayburnu’na doğru açılırlar. Teknenin geçtiği yerde derya sütliman olur. Talebeleri ardısıra ilerler, adeta tünelden geçerler.

 

İşte bu ehline aşikar yol zaman zaman sandalcılar tarafından kullanılır. Hoş, Üsküdarlı kayıkçıların tamamı ona intisaplıdır. Netameli havalarda “Ya Rabbi şeyhimin hatırına” der, sığınırlar Hüdayi yoluna. Sözkonusu geçit daima sakin, daima emindir.

 

İŞTE KERAMET

 

Hüdayi Hazretleri bir gün saraydadır. Feyzli bir sohbetin ardından namaz vakti girer. Mübarek taze bir abdest almaya niyetlenirler. Sultan Ahmet koşar ibrik getirir. Şehzadeler seccadeleri sererler. Valide Sultan kafes arkasında peşkir hazırlar. Kadıncağız kalbinden “Ah” der, “Ah mübareğin bir kerametini göreydim.” Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine malum olur. “Hayret!” buyururlar, “Bazıları hâlâ keramet görmek istiyor. Koca Halife-i rûy-i zemin bizim gibi bir garibe ibrik tutsunlar, muhterem anneleri peşkir hazırlasınlar. Bundan âlâ keramet mi olur.”

 

ÖLECEKLERİNİ BİLSİNLER

 

Birgün padişah, Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinden dua ister. Mübarek ellerini açar “Ya Rabbi bizi sevenler, denizde boğulmasınlar, yaşlılıklarında muhtaç olmasınlar, imanlarını kurtararak ölsünler ve öleceklerini bilsinler!” diye dua eder.

 

Ahmed Han, ömrünün son günlerinde meçhul kimselere selam vermeye başlar. “Neler oluyor?” diye soranlara, “Hayret!” der, “Görmüyor musunuz? Sahabenin büyükleri ve Hülefa-i Raşidin yanımızdalar. Bana hazırlan diyorlar. Yarın Efendimize gidecekmişiz”.

 

Mübârek nice hazırlanır, onu bilemiyoruz. Ama bildiğimiz o ki ertesi gün kavuşur özlediklerine.

 

Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri Üsküdar’da kendi adını taşıyan dergâhın bahçesinde medfundur.

 

Hüdâyî dergahına ulaşmak için Üsküdar meydanından içeriye doğru biraz yürümek gerekir. Hakimiyet-i Milliye Caddesi üzerinde Yeni Valide Camii’ni geçtikten sonra biraz ilerde sağa doğru yokuş çıkan Tepsi Fırın Sokağı vardır. Merdivenli kaldırımdan yavaş yavaş çıkınca sağda üzeri tuğralı, açık yeşil-beyaz boyalı kapı görülür. Kapıdan girip birkaç basamağı çıkarken huzuru gönlünüzde hissetmeye başlarsınız. “Edeple gelen lütufla gider” sözüyle karşılar sizi Hüdâyî Hazretleri. Nasibi olan buradan aldığı edep dersini hayatının ilk rüknü yapar, aynı kapıdan çıktıktan sonra. Dergahın avlusunda bulunan kabir ehline Fatihalar gönderirken Hüdâyî Hazretleri’nin, Üsküdar’a hakim bu noktadan boğazı, Sarayburnu’nu, Haliç’i, Galata’yı hâlâ seyretmekte olduğu fark edilir. Türbeye girişte ikinci bir edep uyarısı gelir ziyaretçiye:

 

“Bu meşhed, mecma-ı ervah-ı ecsad-ı Hüdâyî’dir;

 

Edeple gir azizim, türbe-i pak-i Hüdâyî’dir!”

 

“Bir ziyaret makamı olan bu meşhed; aşk şehidinin medfun bulunduğu kıymetli bir mekan olarak, Allah’ın ahseni takvim üzere yarattığı beden ile ruhların bir araya toplandığı yerdir. Çünkü burası Hüdâyî Hazretleri’nin temiz ve mübarek türbesidir. O halde ey ziyarete gelen muhterem kişi, içeriye edeple gir!”

 

Hz.Allah Sefeatlerine nail eylesin . Amin.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Evliyalar, Güncel, Gündem, Tasavvuf, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslam Alimleri | 4 Comments »

İSTANBUL’DAKİ “SELÂTİN” CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2009

İSTANBUL’DAKİ “SELÂTİN” CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ

İSTANBUL'DAKİ "SELÂTİN" CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ

 

İSTANBUL'DAKİ "SELÂTİN" CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ

 

İSTANBUL’DAKİ “SELÂTİN” CAMİLERİN ÖZELLİKLERİ
CAMİNİN ADI SÜLEYMANİYE SULTANAHMED AYASOFYA FATİH YENİCAMİ
BÖLGESİ Suriçi Suriçi Suriçi Suriçi Suriçi
SEMTİ Süleymaniye Sultanahmed Sultanahmed Fatih Eminönü
İNŞA TARİHİ 1549 1609 532 1463 1598
İNŞA SÜRESİ 8 yıl 7 yıl 5 yıl 8 yıl 65 yıl
BÂNİSİ Kanuni Sultan Süleyman I. Ahmed I.Justinianus Fatih Sultan Mehmed Hân Safiye Sultan Turhan Sultan
MİMARI Mimar sinan Sedefkâr Mehmed Ağa Antonios ve Isidor Mimar Tahir Ağa Davud Ağa Dalgıç Ahmed
TOPLAM MİNARE 4 6 4 2 2
TOPLAM ŞEREFE 10 16 4 4 6
TOPLAM KUBBE . . . . 66
STİL Klâsik Klâsik X Barok Klâsik
EBAT 63 X 69 m. 64 X 72 m. 81 X 70 m. . X . m. 35.5 X 41 m.
KAPASİTE 27.000 . 20.000 . .
TOPLAM PENCERE 138 260 . . .
FİL AYAĞI 4 4 4 4 4
AÇILIŞ TARİHİ 1557 1616 537 1471 / 1771 1663
KUBBE YÜKSEKLİĞİ 4 4 4 4 4
KUBBE ÇAPI 27.4 m. 22.0 m. 31.2-32.8 m. . 17.5 m.
KAPI ADEDİ 5 2 . 3 3
KÜLLİYESİ Var Var Var Var Var
AVLUSU Var Var Var Var Var
İNŞA SAYISI 1 defa 1 defa 4 defa 2 defa 1 defa
SON CEMAAT YERİ Avluya dahil Avluya dahil . Avluya dahil 8 sütun / 9 kubbe
İÇ AVLU (SÜTUN) 24 26 . 18 .
İÇ AVLU (KUBBE) 28 30 . 22 .
KUBBE PENCERESİ 32 . 40 . 24
MİNARE YÜKSEKLİĞİ 76 m. ve 56 m. . . . .
ÖZELLİĞİ  İnşasında 3000 işçi çalıştı.
 Özel ses Akustiği,
 Kapasitesi.
 6 minareli,
 21.043 çiniye sahip.
Müze olarak kullanımda,
 Suriçi’nin en eski camii,
 Özel ölçüleri.
 Fethin ilk büyük camii.  65 yılda inşa edildi.
 Toprak dolgu alanda.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Başörtülü öğrenciye Çanakkale yasağı

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2009

Başörtülü öğrenciye Çanakkale yasağı

Başörtülü öğrenciye Çanakkale yasağı

Başörtülü öğrenciye Çanakkale yasağı

Ankara ve Çanakkale’ye düzenlenen geziye katılmak isteyen Merve Akgül, başörtülü olduğu gerekçesiyle İl Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Eldem’ce otobüsten indirildi

Mardin’de duyanları hayrete düşüren bir olay yaşandı.
Genç kız, saatlerce gözyaşı dökmesine rağmen geziye katılmak için Eldem’i ikna edemedi.

Alınan bilgilere göre olay geçtiğimiz Pazar günü yaşandı. Milli Eğitim Bakanlığı Ticaret ve Turizm Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen ‘Cumhuriyet Eğitim Gezileri Projesi’ kapsamında Mardin’den Çanakkale’ye gezi düzenlendi. Kız meslek lisesi son sınıf öğrencisi Merve Akgül (17), otobüse binmek üzere iken Milli Eğitim şube müdürü Mehmet Eldem tarafından başörtülü olduğu gerekçesiyle otobüsten indirildi. Anıtkabir ziyaretinde başörtüsünü çıkaracağını bildirmesine rağmen otobüse alınmayan Merve, verilen cevap karşısında gözyaşlarına hakim olamadı.

2007 yılında Erzincan Kemah’ta PKK’lılar tarafından şehit edilen er Mehmet Arslan’ın teyzesinin kızı olan Merve, Çanakkale gezisinin hayalini kurarken başörtüsü engeli ile karşılaşmasına bir anlam veremedi. Yaşadıklarını şöyle anlattı: “Çanakkale’yi görmeyi çok istiyordum. Ama başörtüm yüzünden otobüse bile bindirmediler. Şube müdürü beni kenara çağırdı. ‘Bu şekilde geziye gelemezsin’ dedi. Ben, resmi kurum ve Anıtkabir’de başörtümü açacağımı söyledim. ‘Otobüste de açmak zorundasın’ diye ısrar etti. Okulda zaten başörtümü çıkarıyordum. Ama otobüste bu şekilde bir engelle karşılaşmam beni hayli üzdü. Geziye katılan diğer 4 kız öğrencinin de başörtülerini çıkarmalarını istedi. Onlar korkudan başlarını açmak zorunda kaldı. Bunu yapanları Allah’a havale ediyorum. Çok istediğim Çanakkale şehitliğini ziyaret etme imkanını elimden aldılar. Çanakkale’de şehit olanların anneleri, kız kardeşleri de başörtülüydü. İnanıyorum bu olay orada yatan şehitlerimizin kemiklerini sızlatmıştır. Beni Çanakkale’den mahrum bırakanlar hakkında dava açacağım.”

Başörtülü öğrenciye Çanakkale yasağı

Başörtülü öğrenciye Çanakkale yasağı

Merve Akgül’ün annesi Peyruze Akgül de kızının uğradığı haksızlığa tepki gösterdi. Hadiseyi ayrımcılık olarak değerlendiren Akgül, “Kızım o gün Çanakkale’ye erkenden kalkıp hazırlandı. Ancak tam otobüse birerken, başörtülü diye otobüse bile almadılar. Bu olay insanlık dışıdır, ayrımcılıktır. Kızımın hakkını savunmak için gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracağım.” dedi.

Eğitim-Bir-Sen Mardin Şube Başkanı Hasan Ekinci de başörtülü olduğu gerekçesi ile Merve Akgül’ü Çanakkale’ye göndermeyen yetkililere tepki gösterdi. Bunun, dünyada eşi benzeri olmayan bir insan hakkı ihlali olduğunu belirten Ekinci, Hiçbir mevzuat ve yönetmelik inancın gereğini ortadan kaldıramaz. Sonuna kadar bu işin takipçisi olacağız. Türkiye, bu yasakçı zihniyetten bir an önce kurtulmalıdır. İdeolojik davranışlardan bir an önce vazgeçilip, tarafsız, ilkeli, özgürlükçü, bilimsel ve insan merkezli eğitim sistemine geçilmelidir. Bir eğitimcinin vazifesi, Çanakkale’ye gitmek isteyen bir kız çocuğuna problem çıkarmak olmamalı.” şeklinde konuştu.

Öğrenciyi otobüsten indirdiği belirtilen Mardin İl Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Eldem ise konuyla ilgili sorulara cevap vermedi. (CİHAN)

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Felç hastası için duâ

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2009

felc-hastasi-icin-duakasidei-burde

Felç hastası için duâ

İmâm-ı Muhammed bin Sa’îd Busayrî hazretleri evliyanın büyüklerindendir. Kendisine felc hastalığı geldi. Bedeninin yarısı hareketsiz kaldı. Resûlullaha tevessül edip, insanların en üstününü öven meşhûr kasîdesini hâzırladı. Rüyâda Resûlullahı görüp huzurunda okudu. Resulullahın çok hoşuna gidip arkasından mubârek hırkasını çıkarıp, imâma giydirdi. Bedeninin felcli olan yerlerini mubârek eli ile sığadı. Uyanınca, bedeni sağlam gördü. Hırka-i se’âdet de arkasında idi. Bunun için, bu kasîdeye “Kasîde-i bürde” denildi.

İmâm-ı Busayrî sevinerek, sabâh namazına giderken, takva sahibi meşhûr bir zâta rastladı. Kendisine, kasîdeni dinlemek isterim dedi. Benim kasîdelerim çoktur. Hepsini herkes bilir dedi. Kimsenin bilmediği bu gece Resûlullaha okuduğunu istiyorum deyince, bunu hiç kimseye söylemedim. Nerden anladın dedi. O zat da, imâmın rüyâsını, olduğu gibi haber verdi.

Bu kaside, hastalara okununca, iyi oldukları, okunan yerlerin dertlerden, belâlardan emîn oldukları görüldü. İstenen faydasının hasıl olması için, inanmak ve hâlis niyyet ile orijinalinden, aslından okumak lâzımdır. Kasidenin aslı kitapçılardan temin edilebilir.

Kaynak: 365 gun dua

FELÇ İÇİN:

1-      Sabah namazı ilk vaktinde kılınır. Cuma sabahı başlamak üzere güneş doğana kadar aşağıdaki her güne ait kaside-i bürde beyitleri hastaya okunur. Cuma 1-23, cumartesi 24-45, Pazar 46-68, pazartesi 69-90, Salı 91-114, Çarşamba 115-137, Perşembe 138 den sonuna kadar. Kaside-i bürdeyi okumaya başlamadan evvel bir fatiha üç ihlası şerif okuyup başta peygamberimizin, bütün silsile-i aliyyenin, sahibi tasarrufu zaman olan kutbul aktâbın ve imamı busayrinin ruhlarına hediye edilir. Okumaya “yâ allahu yâ kafi, yâ allâhu yâ şâfi yâ fettah yâ müfettih fetih bil hayr” dendikten sonra başlanır. Kaside-i bürdenin hususi bir nağmesi vardır. Bilenler o nağme ile okurlar. Bilmeyenler normal bir nağme ile okur. Her beytin sonunda “mevlâya salli ve sellim dâimen ebedâ, alâ habiybike hayril halkı küllihimin” beytini okumak tesiri güçlendirir. Okuma bitince “ yâ rabbi bu kasidedeki resulullah aşkına imamı busayrıye şifa ihsan ettiğin gibi şu hasta kulunada Muhammed hürmetine şifa ihsan et” diye dua edilir.

2-      Felçli azalara yedi gün yetmiş defa fatiha suresi okunursa şifa bulur.

3-      Hasta ve bir bardak suay 40 gün 41 defa zilzal suresi okuyup üflenir.hasta her gün o sudan içer ve rahatsız olan azasına o sudan sürer.

>>>   Ayrica Felc icin alttaki dua`da cok etkilidir.Peygamberimiz (s.a.v.)  ve Hz. Ali ( r.a ) tavsiye etmislerdir. Felc hastasi bu dua ile sihhat bulmustur. Kaynak : 365 gun dua – Mehmet oruc

Allahümme innî es’elüke yâ âlimel hafiyye, ve yâ men-is-semâu bikudretihi mebniyye, ve yâ men-il-erdu biizzetihi mudhıyye, ve yâ men-iş-şemsü vel-kameru binûri celâlihi müşrika ve mudıyye ve yâ mukbilen alâ külli nefsin mü’minetin zekiyye ve yâ müsekkine ra’b-el-hâifîne ve ehl-et-takıyye, yâ men havaicul-halki indehü makdıyye, yâ men necâ Yûsüfe min rıkk-il-ubûdiyye, yâ men leyse lehü bevvâbün yûnâdî velâ sâhibun yağşa ve lâ vezîrun yu’tî ve lâ gayruhu rabbün yud’a ve lâ yezdadu alâ kesretil-havaici illâ keremen ve cûden ve sallallahu alâ Muhammedin ve âlihi ve a’tini süâli inneke alâ külli şey’in kadîr.

DOGAL TEDAVİSİ :Felç hastalığı için 1 kilo at kemiği yağı, 100 gr zencefil (toz halinde) bal ile karıştırılır ve aç karnına yenir. Mercan veya Alabalık, çalışmayan yerlere sarılır 24 saat kalır.Balıkta et kalmaz. 

.

NOT : KASİDE-İ BÜRDE – TÜRKÇE Bu linke tıklayınız :https://yukarikayalar.wordpress.com/category/kaside-i-burde/

Arapcası (orjinali) bizde mevcuttur,isteyen olursa göndeririz inşaallah.

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 247 Comments »

Rusya, Dagıstan’daki bebegin vücudundaki ayetler.

Posted by Site - Yönetici Ekim 26, 2009

Rusya, Dagıstan’daki bebegin vücudundaki ayetler.

Ruya’daki bebegin vücündunda her Cuma günü Kur’anı Kerimden yeni ayetler beliriyor.

Rusya’da Dagıstan’ın Kızlyar kasabasındaki Müslümanlar her Cuma günü çocugu ziyaret ederek çocugun vücudunda hangi ayetin yazdıgını görmek için ekın ediyorlar.Her gün yaklaşık iki bin kişi çocugu ziyarete geliyor.

Çocugun annesi çocugun vücudunda ayetler belirmeye başladıgında çocugun biraz huysuzlaştıgını söylüyor. Dokuz aylik bebegi artık herkesin tanıdıgını ve yakından görmek için kasabaya olaganüstü bir ilginin oldugunu belirtiyor.

Rusya, Dagıstan’daki bebegin vücudundaki ayetler.

Rusya, Dagıstan’daki bebegin vücudundaki ayetler.

1

1

2

2

3

3

4

4

5

5

6

6

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, İlginç | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: