Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Takvim ve imsâkiyeler neden farklı?

Posted by Site - Yönetici Eylül 15, 2009

5Takvim ve imsâkiyeler neden farklı

Takvim ve imsâkiyeler neden farklı?

Miladî-şemsî 2008 / Hicrî-kamerî 1429 yılındayız.

Allah kısmet ederse, sağ olanlar bu yıl da on bir ayın sultanı mübârek Ramazan ayı ile müşerref olacaklar. Ama başlıktaki soru cümlesi, geçmiş yıllarda olduğu gibi, herhalde bu yıl da kafaları karıştırmaya, gönülleri meşgul etmeye devam edecek.

Her sene olduğu gibi, bu sene de ramazan ayına yeni imsâkiyelerle gireceğiz elbette. Memleketimizde çeşitli firmalar-kuruluşlar tarafından takvimler hazırlanmakta ve imsâkiyeler dağıtılmaktadır.

Bu takvim ve imsakiyelerdeki namaz ve imsak vakitleri ise, maalesef iki farklı şekilde karşımıza çıkıyor.

Bazıları, senelerdir kullanılmakta olan ve Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlim ve rasıtlarının/astronomlarının kıstaslarına-ölçülerine göre doğruluğunda en küçük bir şüphe ve tereddüt bulunmayan kriterleri esas almakta…

Bazıları da, Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın 1982’den sonraki hesaplamalarına göre hareket etmekte…

İşte söz konusu fark da buradan kaynaklanmaktadır.

***

Vakit; namazın edâsı için şart, vücûbu için de sebeptir ve bu hususta namazla oruç müşterektir.

Gerek namaz ve gerekse oruca zamanında başlanmaz ve zamanında bitirilmezse, bu ibâdetlerin boşa gitme tehlikesi vardır..

Bu sebeple vaktin, usûlüne uygun şekilde doğru tesbit edilip ona göre belirlenmesi çok büyük önem arz etmektedir

***

1983 yılına kadar memleketimizde neşrolunan bütün takvimlerin namaz ve imsak vakitleri aynı idi.

Fakat 1983‘ten itibaren Din İşleri Yüksek Kurulu‘nun 21.01.1982 tarih ve 6 sayılı kararı ile Diyanet İşleri Başkanlığı, asırlardan beri ülkemizde kullanılagelmekte olan ve zamanın âlim, fakih ve râsıdları/astronomları ile mü’minlerin emîrleri tarafından tasvip edilmiş bulunan derecelerde değişikliğe gitmiş, temkin vakitlerini de kaldırmıştır.

İşte bundan dolayıdır ki, ortaya iki farklı vakit cetveli çıkmıştır.

Bununla beraber, 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını –Diyânet İşleri Başkanlığı dâhil– bu işlerle ilgili herkes kabul etmektedir. . Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamim (genelge)de şöyle deniliyor:

Bu hususta bir ihtilaf söz konusu değildir

1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.”

Ancak bu tamimde göz ardı edilen bir husus var ki, onu bizim görmezmezlikten gelmemiz mümkün değildir.

Zira yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, mesele, sadece temkin meselesi olmaktan çıkmış, vakitler için kriter olan derecelerde de değişikliğe gidilmiştir.

O bakımdan ibâdetler tehlikeye girmektedir. Bilhassa yatsı ve imsak vakitlerinde, telâfisi kabil olmayacak derecede farklılıklar ortaya çıkmaktadır.

Bırakınız “derece”yle oynamayı, sadece “temkin”i kaldırmak bile mahzurdan/sakıncadan uzak değildir.

Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan beldenin arazi durumu; yani yükseklik-alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney genişliği gibi hususların mutlaka dikkate alınması lazımdır.

Bunlardan başka ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hâli göz önünde bulundurularak vakti emniyet altına almak gerekir. Buna da vaktin temkini denir.

Temkin, ibâdet vaktinin emniyeti bakımından kullanılması zarûridir-zorunludur.

Temkinsiz yapılan hesapların isabetli olmayacağı, açık havada kuşluk vaktindeki Güneşin parlaklğı kadar açık bir gerçektir.

Cenâb-ı Hak Kur‘ân-ı Kerim’de imsâkı târif ederken, “… Fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden seçilinceye (yani fecr-i sâdıka) kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun… Bunlar Allâh’ın sınırlarıdır, sakın onlara yaklaşmayın” (1) buyurmaktadır. Sınıra yaklaşmamak için de, vakitlerin hesaplanmasında mutlaka “temkin”in kullanılması gerektiği izaha gerek kalmayacak derecede nettir/açıktır, görmemek imkânsızdır.

Keza şunu da ifade etmeliyiz ki;

İmsâkın başlama zamanını anlatan bu âyette geçen siyah iplikle beyaz iplik tâbirlerinde, “istiâre” dediğimiz edebî üslup vardır. Yani bunlar, gerçekten de ipliğin kendisi değil, fecr-i kâziple fecr-i sâdıkın birbirinden ayrılıp seçilebilmesidir.

Bunun böyle olduğunu, bizzat Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Adiyy bin Hatim’e (r.a.) anlatmışlardır. Hadisin metni (mealen) şöyledir:

“Adiy b. Hatim (r.a.) biri siyah, biri beyaz iki köstek bağı aldı. Bir gece bunlara baktı fakat biri diğerinden ayrılmıyordu. Sabah olunca durumu Rasûlüllah’a (s.a.v.) şöyle bildirdi: ‘Yastığımın altına biri siyah biri beyaz iki iplik koydum.’ Rasûlüllah (s.a.v.) ona (latife yollu) takıldı: “Beyaz iplikle siyah iplik senin yastığının altında iseler, yastığın cok geniş olmalı.

Adiy’in bir başka rivayeti ise şöyledir: “Rasûlüllah’a (s.a.v.): ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Ayette geçen ‘beyaz ipliğin siyah iplikten ayrılması’ nedir, bunlar iki iplik degil mi?’ diye sordum da bana: ‘İki ipliğe baktı isen, sen gerçekten kalın enselisin (anlayışın kıt)’ dedi ve şu açıklamayı yaptı: ‘Hayır iki iplik değil, onun biri gecenin karanlığı, diğeri de gündüzün beyazlığıdır.”(2)

Yoksa mesele, dinî ilimlere-mevzulara bigâne bir takım sözüm ona yazar-çizer (!) takımının, müstehzî bir üslupla, “Eline iki iplik alacaksın, ufka doğru tutup bakacaksın. Siyah iplikle beyaz iplik ayırt edilir halde aydınlık varsa imsak girmiş diyeceksin…” saçmalığı gibi değildir!

Hoş, edebiyattan-edepten mahrum olan, mecazdan-kinâyeden-istiâreden anlamayan birisinden de, elbette ki başka türlüsü beklenemez.

***

Bilindiği gibi ibâdetleri vaktinde edâ etmek şarttır. .
***

Vakti girmeden kılınan namaz sahih olmayacağı gibi, vakti çıktıktan sonra kılanan namaz da edâ değil ancak kaza olur.

Oruç da aynen namaz gibidir; imsak vaktinden sonra veya güneş batmadan önce yenilip içilirse, oruç sahih olmaz, kaza edilmesi gerekir

Kısacası, 1982’den sonraki Diyanet takvimleri ile onların hesaplamalarına uyularak hazırlanan diğer bütün takvimlerde, imsak vakti 10-15 dakika geciktirilmekte ve oruç tehlikeye sokulmaktadır. Bu itibarla orucun sıhhati için;

a) Ya vakitleri usûlüne uygun şekilde hesaplanmış takvimler-imsakiyeler kullanılmalı (Mesela Fazilet ve Türkiye takvimi ile bunlar esas alınarak hazırlanan imsakiyeler gibi),

b) Ya da kendimiz tedbirli ve temkinli davranıp, Diyanet takvimi ve buna göre hazırlanmış diğer takvim ve imsakiyelerin imsak vaktinden 10-15 dakika önce yeyip içmeyi mutlaka kesmelidir.

İbadetlerimizin özellikle de orucumuzun sıhhati açısından büyük öneme sahip olan bu hususu, -gelecek yılları da göz önüne alarak- okuyucularımızın dikkatlerine sunmak istedik. Hatırlatması bizden… Ondan öte de yapabileceğimiz bir şey yok tabii.

***

Cenab-ı Hak; kusurumuz-küsûrumuz, noksanımız-nisyanımız, hata ve isyanımızla beraber yaptığımız-yapacağımız ibadet-taat ve amellerimizi… bütün kulluk vazifelerimizi yüce dergâhında en güzel kabul ile makbul buyursun, bizleri hatalarımızdan dolayı muaheze etmesin.

Bu vesileyle bütün üyelerimizin, okuyucularımızın ve topyekün İslâm âleminin Hicrî 1429. yılı Ramazan ayını tebrik eder, insanlık için hayırlı gelişmelere-inkişaflara sebep olmasını niyaz ederiz.DİPNOTLAR
(1) el-Bakara, 2/187.
(2) Buhari, Sahih, Tefsir, Bakara 2, 28, Savm 16; Müslim, Sahih, Siyam 33; Ebu Davud, Sünen, Savm 17; Tirmizi, Sünen, Tefsir, 2; Nesai, Sünen, Siyam 29.

Alinti : Halis ece

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: