Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 21 Ağu 2009

Ramazan ayı ve oruç

Posted by Site - Yönetici Ağustos 21, 2009

Ramazan ayı ve oruç,teravih-namazc4b1-ve-duc3a2larc4b1

Ramazan ayı ve oruç

شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَىٰ وَالْفُرْقَانِ

“Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan Kur’an’ın indirildiği aydır.” (Bakara suresi, 2/185)

Bilindiği üzere İslâm’ın beş şartından birisi de Ramazan ayında oruç tutmaktır.  21 Ağustos Cuma (H. 1430/M.2009) günü 1 Ramazan’dır. Perşembe gecesi sahura kalkacak, cuma günü oruçlu olacağız.

Oruç, imsak vaktinden güneş bâtıncaya kadar, ibâdet niyetiyle, yeme-içme ve cinsi münâsebetten uzak durmak, bunları yapmamaktır.

Oruç, bütün şeriatlerde müşterek/ortak bir ibâdettir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruluyor:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ ۚ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ ۚ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ ۖ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ ۚ وَأَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ ۖ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Umulur ki oruç sayesinde kötülüklerden korunursunuz. Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa (fidyeyi arttırırsa), bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” [1]

Allah Teâlâ İncil’de Hz. İsa’ya şöyle vahyetmiştir: “Ey İsa! İsrâiloğullarına şunu haber ver: Benim rızâm için oruç tutan kimsenin vücuduna sıhhat veririm, onun ecrini (sevabını) büyük eylerim.” [2]

Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) de, “Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır”[3] “Her şeyin bir zekâtı vardır, vücûdun zekâtı ise oruç tutmaktır…”[4] “Oruç, sizden birinizin savaşta kullandığı kalkan gibi, kötülüklerden, şehevî istek ve arzulardan korur”[5] buyurmuşlardır.

Orucun bedenî faydalarına gelince…

Oruç; mideyi, bağırsakları ve kalbi dinlendirir… Vücuttaki fazlalıkları eritir, zararlı olan gıdaları vücuttan atar. Kısaca oruç, hem rûhânî hem de tabiî bir devâdır.

Bu bakımdan, eğer hastanın aç bırakılması veya oruç tutması hâlinde vücuttaki zararlı maddeleri dışarı atarak tedâvi olması mümkün olursa, bu ilaç kullanılarak yapılmamalıdır.

Yazımızın başlangıç bölümünü iki cihan serveri Efendimizin (s.a.v.) mübârek sözleri ile noktalayalım:

“Cihâd ediniz ki, ganîmet elde edesiniz. Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız. Seyahat ediniz ki zengin olasınız.”[6]

“Sİzlere oruç tutmanızı tavsiye ederim. Çünkü oruç, kalblerinizi saflaştırır.”[7]

***

RAMAZAN AYININ FAZİLET VE ESRÂRI

Hicri ikinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî Ahmed el-Farûkî es-Serhendî (k.s.) hazretleri meşhur eseri Mektubat’ında bu mübarek ayla ilgili şu açıklamalarda bulunmaktadır:

Ramazan ayı çok kıymetli ve pek büyük bir aydır. Bu ayda nâfile olarak kılınan namaz, zikir, sadaka ve benzeri ibâdetler, diğer aylarda edâ olunan farz ibâdetlerin sevâbı ile eşittir. Bu ayda bir farz ibâdeti edâ eden, diğer aylarda yetmiş farz edâ edenin ecrini alır.

“Bir kimse, Ramazan ayında bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına keffâret olacağı gibi, kendisini de cehennem azâbından kurtarmış olur. İftar ettirdiği kimsenin sevâbından bir şey eksilmeksizin, onun sevâbı kadar kendisine verilir.

Ramazan ayında bir kimse, kölesinin veya hizmetinde bulunanların işlerini/vazifelerini hafifletir onlara kolaylık sağlarsa, Allâh Teâlâ kendisini bağışlar ve cehennem azâbından azâd eder. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) Ramazan ayına girdiği zaman, bütün esirleri serbest bırakırdı. İstek ve ihtiyaç sahiplerine ihsanlarda bulunurdu.[8]

“Bir kimse Ramazan ayında hayırlı işler ve faydalı amellerde muvaffak olursa, bu muvaffakiyeti bütün sene boyunca devam eder. [9]

Şayet bu ay, dağınıklık ve perişanlık içinde geçerse sene boyunca, dağınıklık ve perişanlık sürer. Bu bakımdan mümkün olduğu kadar bu ay içinde cem’iyet elde etmeye (derlenip toparlanmaya) çalışmak lâzımdır. Bunun için de bu ayı ganîmet bilmelidir. Allah Sübhânehû ve Teâlâ hazretleri, bu gecelerin her birinde, cehennem azâbına müstehak olmuş binlerce kemseyi âzâd eder. Bu ay içinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır.[10] Şeytanlar zincire vurulur ve rahmet kapıları açılır.

İftarda acele etmek, sahuru tehîr etmek/geciktirmek sünnettir.[11] Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bunu üzerinde ehemmiyetle dururdu. Bu hususa önem vermek, muhtemelen kulluk makamına uygun olan ihtiyaç halini açığa vurmak içindir.

“Hurma ile iftar etmek sünnettir.[12]

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) iftarda şu duâyı okurdu: “Zehebe’z-zamaü ve’b-telleti’l-urûku ve sebetel ecru inşâallahü teâlâ.” Meâli: Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşâallah ecir/mükâfat da hasıl oldu.[13]

“Bu ayda terâvih namazını eda etmek, Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetmek sünnet-i müekkededir.[14] Bunların neticeleri çok faydalıdır. Allah Teâlâ, Habîb-i Edîbi Efendimiz (s.a.v.) hürmetine cümlemizi muvaffak eylesin.”[15]

Ramazan ayı Allah Teâlâ’nın bütün zatına, isim-sıfat ve fiillerine ait kemâlâtı hâvi, kendisine zılliyetin (gölgeliğin) asla ârız olmaması bakımından asıl dairesine dahil bulunan Kur’an-ı Kerimle tam bir münasebeti haizdir. İlk kabiliyet (esasların esası, ilk taayyün) de onun gölgesidir. İşte bu münasebet sebebiyledir ki, Kur’an-ı Kerim Ramazan ayında inmiştir. Nitekim, “Ramazan ayı, Kur’an’ın indirildiği aydır”[16] ayeti de bu gerçeği tasdik etmektedir.

“Bu sebeple ramazan ayı, bütün hayır ve bereketleri kendinde toplamıştır. Sene içerisinde herhangi bir yolla kişiye ulaşan her hayır, kadri/kıymeti yüce Ramazan ayınının bereket deryasından bir damladır. Bu ayda sağlanan cem’iyet (mâsivadan/Allah’tan gayri her şeyden yüz çevirip bütün dikkati Allah Teâlâ’ya teveccüh/yönelme noktasında toplama hali), sene boyunca elde edilecek olan cem’iyetin sebebidir. Bu ayda tefrikaya kapılmak (dikkati dağıtıp kendini mâsivaya bırakarak huzuru bozmak), sene boyunca tefrikaya yol açmaktadır.

“Ramazan ayının hakkını veren kimseye ne mutlu! Ramazan ayının hakkını veremeyen kimseye de yazıklar olsun. O kimse hayır ve bereketlerden mahrum kalmıştır.

Ramazan ayında Kur’an hatminin sünnet oluşu, aslî ve zıllî bütün kemâlâta erişmek vesilesiyle olabilir. Bu ikisini bir araya getiren kimsenin, Ramazan’ın hayır ve bereketlerinden mahrum kalmaması ümit edilir.

“Bu ayın gündüzlerinde bulunan bereket, diğer aylarınkine benzemez. Gecelerinde bulunan hayır da, başka ayların geceleriyle kıyas edilemez. Belki de iftarda acele edip sahuru da geciktirmenin evla oluşu hakkındaki hüküm, iki vaktin cüzlerini/parçalarını birbirinden tamamen ayrıştırmak içindir…[17]

Ramazan ayı bütün hayırları ve bereketleri (içinde) toplar. Hayır ve bereketlerin hepsi Allah Teâlâ ve Tekaddes hazretlerinin zatından akmaktadır ve O Sübhânehû’nun şuunlarının yani Allah Teala’nın isim, sıfat ve fiillerine ait kemâlâtının bir sonucudur. Varlık sahnesinde ortaya çıkan kötülük ve noksanlıkların hepsinin kaynağı ise, sonradan olan zat ve sonradan yaratılan sıfatlardır.

مَا أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللَّهِ ۖ وَمَا أَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ

“Ey insanoğlu! Sana gelen her iyilik Allah’tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir”[18] ayeti bu hususta açık ve kesin olan bir nass’dır.

“O halde bu ayın bütün hayır ve bereketleri, kelâm şe’ninde toplanan zatî kemâlâtın neticesidir. Kur’an-ı Mecid de bu camî (topyayıcı/kapsayıcı) olan şe’nin/işin hakikatinin tamamından hasıl olmuştur. Dolayısiyle Kur’an’ın tüm kemâlâtı toplaması ve bu ayın da o kemâlâtın sonuçlarını ve semerelerini içinde barındırması açısından bu mübarek ayın Kur’an’la kam bir münasebeti vardır. İşte bu münasebet Kur’an’ın bu ayda inmesinin sebebi olmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Ramazan ayı, insanlara yol gösteren, hidayeti, doğruyu ve yanlışı ayırt edip açıklayan Kur’an’ın indirildiği aydır.” [19]

“Bu aydaki Kadir gecesi, bu ayın hulâsası ve özüdür. Kadir gecesi çekirdek mesabesinde olup bu ay da o çekirdeğin kabuğu yerindedir.

Ramazan ayı cem’iyet haline bürünmüşken bir kimseye uğrarsa ve o kişi de bu ayın hayırlarından ve bereketlerinden nasiplenirse, bütün sene boyunca cem’iyete ulaşmış, aydaki hayırları ve bereketleri elde etmiş olur.

Allah Sübhânehû böylesine mübarek olan bir ayda bizleri hayırlara ve bereketlere ulaştırsın ve en büyük nasiple rızıklandırsın.

Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz (s.a.v.), “Sizden biriniz orucunu açacağı zaman, hurma ile açsın; çünkü hurma berekettir.”[20] buyurmuş ve kendisi de hurma ile oruç açmıştır.

Hurmanın bereket olması; ağacı olan nahle’nin insan gibi cem’iyet (kuşatıcılık) ve a’deliyet (adalet) vasfı üzere yaratılmış olması sebebiyledir. Bundan dolayı yani Adem’in (aleyhisselâm) yaratıldığı çamurunun arta kalanından yaratıldığı için, Efendimiz (s.a.v.) nahle’yi (hurma ağacını), “Ammetü benî adem: Ademoğlunun halası” olarak isimlendirmiştir. Yine O (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Halanız nahle’ye ikramda bulununuz; zira o, Adem’in (a.s.) toprağının arta kalanından yaratılmıştır.”[21]

Hurmaya ‘bereket’ denilmesi bu câmiiyyet (kuşatıcılık) vasfına/özelliğine itibarla olabilir. Cüz’iyet alakasına itibarla nahle’nin meyvesi olan hurma ile oruç açmak hurmayı, oruç açan kşinin bir parçası yapar ve hurmanın kapsayıcı olan hakikati hurma ile oruç açanın hakikatinden bir parça olur. Bu itibarla hurmayı yiyen kişi, câmi’ (kuşatıcı vasfını taşıyan hurmanın hakikatinde var olan sonsuz üstünlükleri toplamış olur. Bu anlattığımız mana mutlak olarak hurmanın yenmesinde var olmakla birlikte oruçlunun, engelleyici şehvetlerden ve fani lezzetlerden boşalma anı olan iftar vaktinde yenmesinin tesiri çok daha fazla olur ve bu mana bu vakitte en mükemmel ve en üstün şeklişle gerçekleşir.

“Rasûl-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem’in (s.a.v.), “Kişinin hurmayla sahur yapması ne güzeldir”[22] hadisi ile kastolunan, hurma kendisini yiyen kişinin bir parçası olması sebebiyle, insanın hakikatini tamamlamak olabilir… Yoksa insanın beslenmesinin hakikatini tamamlamak değildir. Bu mana oruç esnasında gerçekleşmeyince bunu telafi etmek için hurma ile sahur yapmaya teşvik etmiştir. Hurmanın yenmesi diğer tüm yiyeceklerin yenmesindeki faydayı sağlar. Câmiiyyet açısından olan bereketi de iftar vaktine kadar devam eder. Besin açısından olan bu mezkür faydası, hurmayla beslenmenin şeraite uygun olması ve bir kıl kadar dahi şeriatın hududunu ihlâl etmeme durumunda ancak gerçekleşir.

“Aynı şekilde bu faydanın hakikati, hurmayı yiyen kişinin sureti aşıp mana ve hakikate ulaşması ve zâhir yerine bâtınla mutmain olması durumunda ancak mümkün olur. İşte o zaman yenilenin zâhiri, yiyenin zâhirine yardımcı olur ve bâtını da onun bâtınının tamamlayıcısı olur. Yoksa onun faydası zâhiri bir yardımla sınırlı olup yiyen de sığlıktan kurtulamaz.

“Şiir meali: “Yemeği cevhere dönüştürmeye çalış da / Ondan sonra ne dilersen onu ye!

“Yani yenilenin yiyeni olgunlaştırması, iftarda acele edip sahuru geciktirmenin sırrıdır.”[23]

***

RAMAZAN’IN KENDİSİNE HÂS BİR ELEKTİRİĞİ VARDIR

Kıymetli yazarlarımızdan Ahmet Selim bey, Ramazan ve Oruç üzerine kaleme aldığı bir makalesinde, şu önemli düşünceleri dile getirmektedir:

Ramazân-ı Şerif’in, kendisine mahsus bir titreşimi, bir elektriği vardır. Devreye bağlanan bunu yakînen hisseder… Oruç aslında insanı besler, yeniler, onarır… Birikim ihtiyacını karşılar, bütünlük arayışlarına ufuklar açar, derinleşme imkânları bahşeder. Kıvâma göre, derece-derece…

Oruç, sadece yemeden içmeden kesilmek değildir. Bir umumî duruştur, derinlemesine bir kesâfetin (yoğunlaşmanın) yaşanışıdır. Hususî bir tefekkür uyanışının çiçeklenmesidir.

Bir bakım, maddîden ve menfîden uzaklaşıp, mânevîye ve müsbete yaklaşmanın disiplinidir oruç… Hep tekrarlarım: “Düşünmek için durmak lâzımdır.” Dur ve düşün. Açlığı düşün, sıkıntıyı düşün, hasretleri düşün, nereden gelip nereye gittiğini düşün, ne yaptığını ve ne yapman gerektiğini düşün, ne yaptığını ve ne yapman gerektiğini düşün, dünü, bugünü, yarını düşün, derinleri ve öteleri düşün, dur ve düşün. Dur biraz, düşün biraz. Hayatın bütünlüğünü düşün. Arın, durul, nefsâni tesirlerden kurtul; ve düşün. Aklınla ve kalbinle düşün.

Hepimiz şartlarla ve imkânlarla belirlenmiş bir vazife ve mes’ûliyet var. Bu hayat, mânâsıyla değerlidir. Madde, o mânâya raptedildiği ölçüde önem kazanır. Gaflet mânâyı unutup maddeye kapılmaktır. Maddeye maddîye…

Nefs (nefs-i emmâre), maddenin ve maddînin peşindedir hep. Ne kadar bulsa o kadar azar; ne kadar yese o kadar acıkır.. Nefs, nefsâniyet; insanın bütün dengelerini bozar, anlatılmaz güzellikteki değerlerini devre dışı bırakır, onu vazifesinin ve mes’ûliyetinin şuurundan uzaklaştırıp karanlıklara gömer. Nefsi tezkiye edip (arındırıp) terbiye etmeden, istikâmet bulmanın ve tekâmül yolculuğuna çıkmanın mümkünü yoktur. Ve de Allah rızâsı için tutulan oruç, nefsi terbiyenin çok şümullü bir vâsıtasıdır.

İnsanların zekâsında gerileme yok, kararma var. Karartan da nefsâniyet. Hilkaten insan aynı insan; ama nefsâniyete hitab eden maddeci medeniyetin çarkları onun dengesini bozmuş.

Günümüzde hataların çoğu bile bile yapılan hatalardır; çünkü nefsaniyet kaynaklıdır. Bilmeden yapılan hatalar ise onun bir neticesi, bir bakıma da cezâsıdır.

Size bir kıstas vereyim: Tefekkür ufku açılmamışsa, nefsaniyet meselesi halledilmemiş demektir. İyi inceleyin, ârızayı mutlaka görürsünüz.

Bütün İslâm âlemi için, hayırlı inkişaflarla ve uyanışlarla dopdolu, tefekkürlü-tahassüslü bir Ramazân-ı Şerif ayı niyâz ediyorum.”

***

SABIR VE ŞÜKÜR AYI Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Oruç, Ramazan-ı Şerif, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: