Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mayıs 2009

RESUL-İ EKREM’İN (S.A.V) MİRASI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 13, 2009

RESUL-İ EKREM’İN (S.A.V) MİRASI

RESUL-İ EKREM’İN (S.A.V) MİRASI

RESUL-İ EKREM’İN (S.A.V) MİRASI

Birgün Ebu Hüreyre (r.a.) sokakta gördüğü halka: burada boşu boşuna ne duruyorsunuz. Koşun mescide. Orada Resul-i Ekrem’in mirası bölünüyor. Siz de hakkınızı alın.” der. Halk hemen mescide koşar ve böyle bir şey olmadığını görünce geri döner ve Ebu Hüreyre’ye Biz böyle bir taksimata tesadüf etmedik.” Derler.

Ebu Hüreyre Ya ne gördünüz? diye sorunca, Kimisi Kur’an okuyor, kimisi zikir yapıyor.” Dediler.

 Ebu Hüreyre İşte bu Resul-i Ekrem’in mirası odur.” Dedi. 

 

Fazilet Takvimi – 8 Şubat 2008 Cuma

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Muhammed ( s.a.v ), Hadis-i Şerifler, Yorumlar | 1 Comment »

Fakihin İnadı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 11, 2009

Fakihin İnadı

Fakihin İnadı

Fakihin İnadı

Buhara’da cömert bir emîr vardı. Yoksullara sahip çıkar,

gündüzün akşama kadar sayısız iyiliklerde bulunurdu. Bir gün

hastalara, bir gün dul kadınlara, diğer bir gün de ihtiyaç

sahiplerine bağışta bulunurdu. İş bulamayanlar, borçtan

bunalanlar gelip onu bulurdu.

Emîrin bağış yaparken bir âdeti vardı. İhtiyaç sahibi

kimselerin ondan dili ile bir şey istemesine izin vermezdi.

Onun bu huyunu bilenler, geçeceği yol boyuna dizilirler,

sessizce beklerlerdi. Emîr de kendi takdir ettiği kadar altını

bir kâğıda sarar, öylece takdim ederdi.

Bir gün ihtiyar bir adam, bu emîre,

”Açlıktan kurtulamıyorum, bana zekât ver” dedi. Emîrin

adamları ihtiyarı, ihtiyaç sahiplerinin arasından çıkarıp

uzaklaştırmak istedi. Fakat ihtiyar direndi, bağırıp çağırıp

söylenmeye başladı. Ortalığı birbirine kattı. Emîr dayanamadı,

”Baba, sen ne kadar utanmaz adamsın” dedi. İhtiyar,

”Sen, benden daha utanmazsın. Bu dünyayı yedin, yuttun,

doymadın. O kadar aç gözlüsün ki, öteki dünyayı da ele

geçirmeye çalışıyorsun.”

İhtiyarın bu sözleri, emîrin çok hoşuna gitti.

İhtiyara pek çok bağışta bulundu. Bu ihtiyardan başka, ağzıyla

isteyip de emîrden yardım alabilen olmadı.

Bu cömert emîr, din âlimi ve fakihler için de yardım günü

düzenledi. Yardım için gelen fakihlerden biri, feryat edip öne

çıktı. Ağlayarak, yalvarıp yakararak dil döktü. Mazeretlerini

sıralayarak bağış istedi, fakat emîr ona en ufak bir yardımda

bulunmadı. Aynı fakih, ertesi gün bacağının sağına soluna

tahtalar bağladı, çaput sardı. Kendine sakat süsü verdi.

Sakatların arasına karışarak yardım almak istedi. Emîr onu

tanıdı. Yine hiçbir şey vermedi.

Ertesi gün, yüzünü bir kilim parçasıyla örttü. Belki, emîr

tanımaz da yardım alırım diye düşündü. Fakat emîr onu yine

tanıdı. Bir şey vermedi.

Bir müddet sonra, çarşaf giyerek kadın kılığına girdi. Dul ve

yetimlerle birlikte emîrin yolunu beklemeye başladı. Emîr onu

yine tanıyıp yardımda bulunmadı.

Fakih yardım almak için yüz türlü hile yaptıysa da, başarılı

olamadı. Çaresizlik içerisinde son bir deneme yapmaya karar

verdi. Bir kefenciye gitti. Ona, ”Beni bir kilime sar, emîrin

geçeceği yolun üstüne bırak. Sakın ola, sesini çıkarma. Emîr

acıyıp da üzerime kefen parası atarsa, verdiğini seninle

paylaşırız dedi. Kefenci de ihtiyaç sahibi bir fakirdi.

Teklifi kabul etti. Hocayı bir kilime sararak, götürüp emîrin

geçeceği yol üzerine bıraktı. Emîr oradan geçerken, kilimin

üzerine bir miktar altın attı. Fakih, kefenciden önce paraları

almak için kilimin içerisinden çıktı. Paraları aldıktan sonra

emîre,

”Ey bana kerem kapılarını kapayan emîr! Gördün mü? Senden

nasıl bağış kopardım?” dedi. Emîr,

”Ey inatçı! Aldın, aldın ama ölüp de aldın. Ölmeden bir şey

alamadın” dedi.

***

Ölü taklidi yaparak, emîrin bağışını alan fakih gibi, Hak

yolcusu da ölmeden önce ölmenin sırrına ererse, hem bu dünyada

hem de âhirette rabbinin lutuf ve ihsanlarına ulaşır.

 

Mesnevi`de gecen hikayeler.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Yorumlar | Leave a Comment »

H-I-D-I-R-E-L-L-E-Z- VAAZ – Hüseyin Kumaş – Hz. Musa ve Hızır (a.s) VAAZ.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 9, 2009

H-I-D-I-R-E-L-L-E-Z- VAAZ – üseyin Kumaş – Hz. Musa ve Hızır (a.s) VAAZ.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Hızır, H.z Musa, Nasihat, Video, Yorumlar | Leave a Comment »

Derviş ve Tesbih

Posted by Site - Yönetici Mayıs 9, 2009

Derviş ve Tesbih

Derviş ve Tesbih

Derviş ve Tesbih

Birgün yaşlı bir derviş, bir kucak dolusu elma ile bayırlar aşan
bir genc kıza rastlamış…
Bozkırın sıcağında yorgunluktan al almış kızın yanakları.
“Nereye gidersin? Ne doldurdun kucağına?” diye sormuş derviş.
Uzak bir tarlayı işaret etmiş kız.
“Sevdiğim çalışıyor orada. Ona elma götürüyorum.”
“Kaç tane” diye soruvermiş baba derviş.
Kız şaşkın:
“İnsan sevdiğine götürdüğü şeyi sayar mı hiç?”
Usulca kırıvermiş elindeki tesbihi derviş…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Cumaniz mubarek olsun.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 8, 2009

Cumaniz Mubarek Olsun

Cumaniz Mubarek Olsun

Bu Hadis-i seriflerle suslenmis guzel resimi bize gønderen saygideger hoca efendiye sukranlarimizi sunariz.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Şems-i Tebrizi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 7, 2009

Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizi

Şems-i Tebrizi , Tebriz’de 1185 yılında dünyaya gelmiştir. Asıl ismi Mevlana Muhammed’dir. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur ve “Şemseddin” yani dinin güneşi lâkabıyla anılmıştır.

Daha küçük yaşlarda, manevi ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf’a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine “Şemseddin Perende” (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri ve hakikat arifleri ona Kâmil-i Tebrizi adını vermişlerdir.

Daha sonraları Secaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlana’yı arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç-üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur. Şems-i Tebrizi Şam’a döndüğünde, Mevlana Celaleddin için onun yokluğu dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlana Celaleddin’e ileri geri laflar etmişlerdir. Mevlana’nın bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir:”Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz.” der. Bir süre sonra Şems, Celaleddin’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri gelir. Celaleddin, bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye ikna eder; bu kız Celaleddin’in evinde evlâtlık olan Kimya Hatun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan Alaaddin bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.

Şems Hicri 645 Miladi 1247 tarihinde Mevlana’da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler tarafından öldürüldü mü, yoksa geldiği gibi, kimseye haber vermeden Konya’yı mı terk ettiği bilinmemektedir.

Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevilerce Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey’in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bu da bilinmez.

Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz’de Geçil denilen mezarlıkta, Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistan’lıların söylediklerine göre de Şems, Konya’dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, batı İran’da Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir. Şems-i Tebrizi Hoy’da ölür ve orada gömülür. Mezarı, Unesco Dünya Kültür Mirası’na aday gösterilir.[1] Bir rivayete göre, Mevlana’nın oğlunun, Şems’i öldürenler arasında olduğudur.

Şems’in Konya’daki türbesi küçük, mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevalana’nın o ihtişamlı türbesinin yanında -ki Mevlana “en güzel türbe Gökkubedir” der.- sade, sakil ve sıradandır.

 

Alinti : Wikipedia

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Namaz vakitlerinin ‘sırrı’

Posted by Site - Yönetici Mayıs 6, 2009

Namaz vakitlerinin sırrı

Namaz vakitlerinin 'sırrı'

Namaz vakitlerinin ‘sırrı’

Âlem öyle nurlu bir sarmal içinde ki, her an beş vaktin beşi de dünya içinde ayrı ayrı yerlerde yaşanabiliyor. O vakitlerin öyle güzel sırları var ki, bize kulluğumuzu ve ahireti hatırlatıyor.

Namaz, Rabb’imizin “Celal”ine karşı kavlen ve fiilen “Sübhân” deyip takdis etmek, “Kemal”ine karşı, lâfzan ve amelen “ü Ekber” deyip tâzim etmek. “Cemal”ine karşı da kalben, lisanen ve bedenen “Elhamdülillâh” deyip şükretmektir.

İbâdetin mânâsı da kulun Rabb’ine karşı kendi kusurunu, acz ve fakirliğini görüp her şeyi elinde tutan Yüce Rabb’imizin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

Her namaz vaktinde ruhumuzda canlanan şey, tek ve sonsuz olanın O (cc) olduğudur, bakî, sermedî, ebedî olan O’dur. Nurun kaynağı, ebedi saadetlerin sahibi O’dur. Her namaz vaktinde zihnimizde bu duygular sümbüllenir.

Başka bir kapı yoktur. Başımızda ecel kılıcı, ensemizde Azrail’in (as) nefesi bulunmaktadır. Kabrimizi karanlıklar yurdu olmaktan çıkarıp Cennet bahçelerinden bir bahçe haline getirecek olan şey imanımız, amelimiz ve Rabb’imize olan muhabbetimizdir. Ümidimiz O’nun (cc) rızasına, Habibi’nin (sas) şefaatine nail olmaktır. Bu yüzden her bir namaz vaktinde gizlenmiş sırlara vâkıf olmamız gerekir.

Gece ve gündüzlerin alemin büyük saatinde “saniyeler”, senelerin “dakikalar”, ortalama insan ömrünün “saatler” ve alemin hayat devirlerinin de “günler” hükmünde olduğunu belirtiliyor. Yine bunların birbirine baktığını, birbirine misal olduğunu, birbirinin hükmünde olduklarını ve hatırlattıklarını ifade ediliyor.

SABAH VAKTİ:
Yepyeni bir başlangıçtır

Sabah tatlı bir neş’edir. Mahmurluk perdesi altında alemde pırıl pırıl tecelli eden yaratılışa aynadır. İmsak vakti, yani sabah namazı vaktinin girmesi, yani şer’i günün başlayışıyla yepyeni bir hayat başlar. Her bir namaz vakti için bir saati göz önüne getirelim (dijital saati değil!). Akrep, sabah namazı vaktini gösterdiğinde o an aynı zamanda, bizim anne karnına düştüğümüz ânı, yine kâinatın yaratıldığı 6 günden ilk günü ve yıl içindeki bahar mevsimini gösterir. Elimizi ü Ekber deyip kaldırdığımızda zihnimizde ana rahmindeki halimiz ve kâinatın Rahmetenlil Alemi’nin (sas) yüzü suyu hürmetine ve yine O’nun (sas) nurundan yaratılışı canlanır. Tesbih, tahmid ve tekbirlerimiz hep o hale şükür içindir.

ÖĞLE VAKTİ:
Gençlik ateşi ve Cehennem!

Öğlenin şiddetli hararetinin başları yaktığı zaman, yazın en sıcak dönemine, insanda gençliğin söz dinlemeyen en ateşli çağına işaret eder. Yine, öğlenin sıcağı bize hiçbir gölgenin bulunmayacağı mahşer gününü hatırlatır. Kainatın ömründe ise öğle vakti Hz. Âdem’in yeryüzüne iniş dönemine işaret eder.

İKİNDİ VAKTİ:
Ömrün sonu ve sonbahar

İkindi vakti, güneşin renginin sarardığı, batmaya meylettiği zamandır. İçinde sonbahar hüznünü de taşır. Yine, insanoğlunun da artık saçlarına ak düşüp, belinin yavaş yavaş bükülmeye başladığı, dünya lezzetlerinin de “acılaşmaya” başladığı döneme işarettir. İkindi vakti, insanoğlunun ve kainatın son dönemine de işaret eder. Yine, son peygamber olan Efendimiz’in (sas) vazifeye başlamasıyla âlemin son sürece girişini de hatırlatır. Biz ikindi vaktini yaşarken az sonra güneşin batacağını, yakında kendimizin ve kâinatın da öleceğini düşünürüz. İkindiyi eda edip de her şeyin batmaya doğru gittiğini görürken tek sığınılacak kapının Rabb’imiz ve O’nun Resulü’nün sünnet-i seniyyesi olduğunu tefekkür ederiz.

AKŞAM VAKTİ:
Ölüm ve kıyamet ânı

Artık gün batmıştır. Ferdi olarak imtihanımız bitmiş, son nefesimizi vermişiz. Ne güneşte o cebbar yakıcılıktan, ne de bizde küçük dağları ben yarattım havasından eser kalmıştır. Sonbahar gibi ikindinin tatlı serinliği geride kalmış, güneş kaybolmuş, hafif bir kızıllık dışında ondan hiçbir eser görünmüyor. Az sonra günle birlikte biz de karanlıklara karışmış olacağız. “Güneş katlanıp dürüldüğünde, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde.” (Tekvir, 81/1-3) ikazları kulaklarımızda çınlıyor. Akşam ezanı okunduğunda ve namaz için ellerimizi kaldırdığımızda sanki kendi cenaze namazımızla birlikte tüm kainatın cenaze namazını da kılıyor gibi oluruz. Önümüzdeki tabutta hem geride kalan gün, hem sonbahar mevsimi, hem kendi cesedimiz, hem de tüm canlıların naaşı vardır. Bu namaz bu kadar hüzünlüdür. Artık geriye dönüş yoktur. Alem susmuş, Sûr üfürülmüştür. Bütün diklenişler, bütü ceberrutluklar son bulmuş, müthiş bir sessizlik, alemi kaplamış, İlahi kader ânı beklenmektedir. Geriye dönüş artık mümkün değildir ve “keşke”ler, “eyvah”lar dönemi başlamıştır.

YATSI VAKTİ:
Büyük sessiz karanlık

Artık geride kalan ne güne ne mevsimlerin tatlılığına, ne de insan olarak “yaşadığımıza” dair hiçbir iz yok. Gündüzün ne sıcağı ne de ışığı kalmış. Bizim için de acı son gerçekleşmiş. Kimse, kendi torunlarımız bile bizi hatırlamıyor, çoğu ismimizi bile unutmuş. Hayat susmuş, kainat dahi ölmüş. Toprağın üstündeki tüm cıvıltı, kargaşa sona ermiş. Herkes hesap gününü bekliyor. İşte bu kadar karanlıklar içinde o geceyi ancak “teheccüd”ümüz aydınlatabilir, bize yoldaş olabilir. O karanlıkları aydınlatacak yegane nur kaynağı odur.

İKİNCİ SABAH VAKTİ:
Ba’sü ba’del mevt

Yeni doğan güneş ise haşrin sabahını ihtar eder. Sur yeniden üfürülmüş, ruhlar yeniden iade edilmiş, milyarlarca insan haşir meydanında toplanacak, ölüler yerden bitkiler gibi bitirilecek. İşte bu şuurla kılınan namazın kişiye faydası olur. “Desinler”, “görsünler” için kılınan namazın kimseye faydası olmadığı gibi maalesef zararı da olacaktır. Evet şu gecenin sabahı ve şu kışın baharı, ne kadar mâkul ve lâzım ve kat’î ise, haşrin sabahı da, berzahın baharı da o kesinliktedir. İşte bu beş vaktin her birinde bir mü’him, inkılâp başındadır.
Alıntıdır!

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Hz. Ömer (r.a.) Nasihatler

Posted by Site - Yönetici Mayıs 5, 2009

Hz. Ömer (r.a.) Nasihatler

Hz. Ömer (r.a.) Nasihatler

Hz. Ömer (r.a.) Nasihatler


1. Sana kötülük yapan kimseyi ona iyilik yaparak cezâlandır.
2. Hakîkatı anlayana kadar din kardeşinin davranışını iyiye yor.
3. Müslüman kardeşinin ağzından çıkan bir lakırdıyı iyiye yor mümkün oldukça kötüye yorma.
4. Kendini töhmet altında bırakacak işlere mübâşeret eden, kendisi hakkında kötü düşünenleri kınamasın.
5. Sırrını gizleyen murâdına erer.
6. Sâdık arkadaşlar edin, gölgelerinde yaşarsın. Çünkü sâdık dostlar, huzurlu anlarda süs, sıkıntılı demlerde silahtır.
7. Seni ölüme götürse de doğruluktan ayrılma.
8. Seni ilgilendirmeyen işe karışma.
9. Henüz vukû’ bulmamış şeylerden sorma.
10. İhtiyâcını, onu gidermeni istemeyenlere iletme.
11. Yalan yere yemîni hafîfe alma, Allah seni helâk eder.
12. Kötülüklerini öğrenmek düşüncesiyle de olsa fâcirlerle arkadaş olma.
13. Düşmanlarından uzak dur.
14. Güvenmediğin dostlarından sakın. Güvenilir kimse de Allah’tan korkandır.
15. Mezarlıklarda derin saygı içinde ol.
16. Tâat ânında kendini zavallı gör.
17. Günah işlemek istersen sonunu düşün.
18. Herhangi bir işinde, Allah’tan korkanlarla istişâre et. Zîrâ Allah: Meâlen “Allah’tan, kulları arasında yalnız âlimler korkar,” buyurur.

(Hayatü’s-Sahâbe 4-209/211

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

TAZİYE

Posted by Site - Yönetici Mayıs 4, 2009

TAZİYE

TAZİYE

TAZİYE

 
Taziye; mevtanın (ölünün) yakınlarına ve musibete uğrayana İnna lillahi ve inna ileyhi raci’ün” “Cenab-ı Hak size sabr-ı cemil versin gibi sözler söylemek ve tesellide bulunmaktır.

Taziye, erkek ve kadınlara müstehabdır. Mevtanın bütün akrabaları taziye olunur. Hadis-i şeritte; Din kardeşi bir musibete uğradığında onu taziye edene Allah Teala kıyamet günü keramet elbiseleri giydirir buyurmuşlardır.
Defin öncesi mevtanın yakınları cenazenin defni ile meşgullerdir. Onların hüznü definden sonra artacağından taziyenin definden sonra olması efdaldir. Definden önce de taziye olunabilir. Taziyenin kabir yanında olması mekruhtur. Bir kere taziye edenin bir daha taziye etmesi doğru değildir.

Mevtanın velisinin (ölünün oğlu, babası, kardeşi… gibi kimseler) definden sonra ilk gece geçmeden az da olsa bir sadaka vermesi sünnettir. Bir şey bulamaz ise iki rek’at namaz kılıp sevabını mevtanın ruhuna hediye eyler. Yedinci güne kadar her gün ruhu için sadaka vermek müstehabdır.

Mevta sahibinin yemekler yapıp ziyafet vermesi (helva yapması) mekruhtur. Mevtanın komşularına ve uzakta dahi olsa akrabalarına müstehab olan o gün ve gece yemek hazırlayıp cenaze sahibini doyurmaktır.

Hz. Hamza’nın (r.a.) ve Hz. Cafer-i Tayyar (r.a.)’ın şehadetlerinde Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz ehl-i beytine al-i Hamza ve al-i cafer için yemek hazırlamalarını emretmiş ve “Zira onlara kendilerine bakamayacak hal hasıl oldu.” buyurmuşlardır.

 

Fazilet Takvimi – 20 Şubat 2008 Çarşamba wwwçbılgıcagıçnet

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

EY RAHMETİ BOL PADİŞAH – İLAHİ

Posted by Site - Yönetici Mayıs 3, 2009

EY RAHMETİ BOL PADİŞAH – İLAHİ

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Tavsiyeler, İlahi Ve Kasideler | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: