Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mayıs 2009

İlâhiyat profesörleri Kur’an’daki hataları (!) düzelteceklermiş

Posted by Site - Yönetici Mayıs 23, 2009

İlâhiyat profesörleri Kur’an’daki hataları (!) düzelteceklermiş

İlâhiyat profesörleri Kur’an’daki hataları (!) düzelteceklermiş

İlâhiyat profesörleri Kur’an’daki hataları (!) düzelteceklermiş

 

Öğrenince dehşete kapıldım…Kur’an’da da hatalar varmış ve bazıları bunu düzeltecekmiş!

Kur’an’a ve onun Allah’ın koruması altında olduğuna inanan bir kimsenin böyle bir şeye kalkışması, bunu söyleyebilmesi, hatta düşünmesi mümkün değil.

Ama maalesef doğru ve şâhitler hayatta.

Nisan 1994…

Bursa-Gönlü Ferah Oteli’nde bir toplantı yapılıyor.

Kur’an Vakfı’nın tertiplediği toplantıda konu şu: Dinde Islâhât Yapılmalı…

Lügatlar, “Islâhât” kelimesi hakkında şunları yazıyor:

ISLÂHÂT: Düzeltme, iyileştirme işleri, reform. Eksik ve kusurlarını giderme, tamamlama. Kötü yönlerini düzelterek mükemmel bir hale getirme.

İlâhiyatçılarımız, İslam ve Kur’an hakkında işte bunu yapmayı düşünüyorlar.

Kur’an’ın ve İslâm’ın eksik ve kusurlarını düzelteceklermiş.

Dikkat!

Yukarıdaki kelimeler içinde “reform” da geçiyor.

Olmasa bile, diğer kelimeler de aynı manayı taşıyor zaten…

Rabbimiz ne buyuruyooor, onlar ne diyor!..

Peygamberimiz’in Veda Haccı’nda, yani hayatının son günlerinde, “Bugün dininizi kemâle erdirdim; size nimetimi tamamladım. Sizin için İslâm’ı din olarak beğenip seçtim” buyuruyor. (Mâide Sûresi, 3)

Bazıları da kalkmış, Allah’ın “tamamladım” buyurduğu dinin, eksiklerini tamamlayacaklarını söylüyorlar.

Kimler?

İlâhiyat profesörleri…

Daha önce de kaç kere demiştik ya… İllallah bu tip ilâhiyatçılardan.

Bu memlekette senelerdir “Dinde reform yapılmalı” teranelerini duyar dururuz.

Ama yapılamaz; yapılmaya kalkışılsa da Müslümanlar hem kabul etmez, hem de itiraz ederler. Yapmak isteyenler bunu çok iyi bilmektedirler.

Bilhassa “dinde reform”a vatandaşlarımızın şiddetli bir allerjisi var.

Onun için bu tipler, “Yeniden Yapılanma” derler, “İslam Gerçeği” derler, “Gerçek İslam” derler de katiyyen “Reform” demezler.

Üstelik, “Hayır! Biz reform yapmak istemiyoruz” derler.

Onlara cevabımız:

İyi de, reform, deforma olan şeyde yapılır. Siz, İslam’ın bozulduğunu, orjinalliğini kaybettiğini ve düzeltmek istediğinizi söylemiyor musunuz?

O halde, yapmak istediğiniz, reform değil de nedir?

Bal gibi, ismi konulmamış bir reform…

Gelelim başta bahsettiğimiz toplantıya…

Gönlü Ferah Oteli’ndeki toplantıyı yöneten, eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş.

Toplantıda üç mesele ele alınıyor:

1) Kur’an ve Kur’an ilimleri,

2) Sünnet (Hadis) ve ilimleri,

3) Fıkıh ve usul-i fıkıh ilimleri.

Bunlarda ıslâhat yapacaklar. Ama, acaba hangisinden başlasalar.

(Islâhâtın manasını yukarıda verdik; lütfen tekrar hatırlayınız.)

Bir grup, fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimlerinde tasfiye ile başlamayı teklif ediyor.

Bir grup, “önce sünneti (hadisleri) halledelim” diyor.

Öyle ya… Hadislerin doğru zannedilenleri bile şüpheli. Akla, maslahata, hatta Kur’an’a uymayanı var. Uyulması gerekenlerle, uyulmayanları da ayırmaları lâzım.

Üçüncü grup ise şöyle diyor:

– İşe Kur’an’dan başlayalım. Çünkü, Kur’an’da hatalar, imlâ bozukluğu var.

(Hani, “Hadislerin Kur’an’a uymayanları bile olduğunu” söylüyordunuz. Hadisler Kur’an’a uysa bile, bu durumda sizin hışmınızdan kurtulamayacak. Çünkü siz Kur’an’ı bile hatasız kabul etmiyorsunuz ki.)

Kur’an’da hatalar ve imlâ bozukluğu var diyen ilâhiyatçı devam ediyor:

– Hatta kısmen tashihe (düzeltmeye) başladım. Çok anlam düzelmeleri oluyor.

Bu kadar ileri gidilince, adaşım olan yazar, bir fırsat “Bul”up, söz “”ıyor. Ve diyor ki:

– Bu kadarına da pes yani. Kur’an, tevâtüren nakledilmiş ilâhî kelamdır. Ondan şüphe kişiyi dinsizliğe götürür.

(Allah bu sözleri onun mizanına koysun)

Süleyman Ateş müdahale ediyor:

– Senin söz hakkın yok. Üstelik ben Kur’an hakkında öyle şeyler biliyorum ki, söylesem yer yerinden oynar.

Keşke konuşsaydı, içindekileri öğrenseydik de tek yer yerinden oynasaydı…

Kur’an’ı düzeltecek olan, Hayri Kırbaşoğlu’ymuş.

Sünneti elemek isteyenler, daha çok Ankara İlâhiyatın öğretim görevlileriymiş.

Ama bu iki konuya sonra el atılacakmış…

Çünkü, toplantıda, “Fıkhı ve fıkıh usulünü ictihatla değiştirmek” fikrinde olanlar çoğunlukta olduğu için önce ona karar verilmiş…

Değerli okuyucular, bu karar uygulanırsa, bütün ibâdetlerin şekilleri değişir.

Geçen sene, Orhan Uğuroğlu’nun “Söz Hakkı” programında konuşan Çorum İlahiyat’ın Dekanı Prof. Hasan Onat, demek ki boşuna konuşmuyormuş.

Hacda, mikat mahallinin ihramsız geçilmeyeceği hakkında diyordu ki:

– Ben, mîkat mahallini ihramsız geçip, ihrama Cidde’de girdim. Fıkıh kitapları, bu durumda bir kurban kesilmesini yazıyor ama ben kesmeyeceğim. Çünkü göreceksiniz, birkaç sene sonra benim söylediğim kabul edilecek. Zaten Hac yeniden dizayn edilmeli…

(Sayın okuyucular, bunların hiçbiri dinde reform falan olmuyor değil mi…)

Toplantıda kimler varmış? Meselâ Hayrettin Karaman orada mıymış?

Evet, oradaymış. Ama bu konuşmalar karşısında hiç sesini çıkarmamış…

Bekir Topaloğlu ise bir laz fıkrası anlatıp geçmiş. (Eli işte dili oynaşta derler ya.)

Eveeet! Durum vaziyeti bu sevgili okuyucular…

Anlaşılıyor ki, icmâ-ı ümmet silinmiş; sünnet/hadisler hakkında şüphe var; Kur’an’sa, hataları(!) düzeltildikten sonra, müracaat edilebilir hale gelecek.

Görüyorsunuz ki, eveleyip gevelemeden, isim vererek açık açık yazdım.

Ben o toplantıda yoktum. Kaynağım, şahitlerin konuşup ve yazdıklarıdır.

Buna rağmen, yazımda isimleri geçen zatların, haklarında yazılanlara itirazları varsa, gönderecekleri açıklamaları samimiyetle bekliyorum.

İsterlerse, “Sükut ikrardan gelir” kâidesine göre, susmak da haklarıdır…

Esselâmü alâ meni’t-tebeal Hüdâ…

 

Ali Eren
3 Aralık 2001 Pt

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanın Arkadaşlığı

Posted by Site - Yönetici Mayıs 22, 2009

Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanın Arkadaşlığı

Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanın Arkadaşlığı

Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanın Arkadaşlığı

 

Bir yahudi, bir müslüman ve bir de hıristiyan beraberce yola çıktılar. Tıpkı aklın nefisle arkadaş olduğu gibi, o müslüman da onlarla yol arkadaşı oldu. Kervansaraylarda konaklayanlar arasında değişik memleketlerden çeşitli mesleklerden insanlar bulunur. Mecburiyetden dolayı çok iyi insanlarla, çok kötü insanlar bir arada kalır. Sabah olduğunda herkes kendi yoluna gider.Bu üç yol arkadaşı, akşama doğru bir konağa vardılar. Oradaki bir hayır sahibi, sıcak ekmekle bir sahan bal helvası ikram etti. Müslüman oruçlu olduğu için karnı açtı. Diğerleri ise toktu.

 

Akşam namazı vakti girdiğinde müslüman, ”Helvayı yiyelim” dedi. Diğerleri ise, ”Biz boğazımıza kadar tokuz. Helvayı yarına bırakalım” dediler. Müslüman, ”Benim sabredecek durumum yok. Akşamdan yiyelim” diye ısrar etti. Diğerleri, ”Sen helvayı yalnız başına yemek istediğin için böyle söylüyorsun” dediler. Bunun üzerine müslüman helvayı paylaşmayı teklif etti. Onu da kabul etmediler. Çünkü maksatları müslümanın geceyi aç geçirerek eziyet görmesiydi. Sonunda müslüman, ”Madem sabahleyin yemekte ısrar ediyorsunuz, öyle olsun” dedi. Sabah olunca uyandılar. Her biri ağzını, yüzünü yıkadı. Herkes kendi dinine göre virdini çekti. Dersleri bittikten sonra, içlerinden biri, ‘Herkes gördüğü rüyayı anlatsın. Kimin rüyası daha güzelse, helvayı o yesin” dedi. Önce yahudi söz aldı: ”Rüyamda bir yola düşmüş gidiyordum. Musa aleyhisselâm karşıma çıktı. Benim elimden tutarak, Tur dağına götürdü. Ben nurdan görünmez oldum. Musa da, Tur dağı da görünmez oldu. Sonra Allah’ın heybet sıfatı dağa tecelli etti. Dağ yarılıp üç parçaya ayrıldı. Bir parçası denize düştü. Denizin suyunu tatlılaştırdı. Bir parçası yere düştü, yeryüzünden tatlı sular fışkırdı. Bir parçası uçarak Kâbe’nin yakınlarına düştü, Arafat dağı oldu. Sonra ellerindeki asâ ve sırtlarındaki hırkayla Musa aleyhisselâma benzeyen insanlar gördüm. Bunların hepsinin Allah âşığı peygamberler olduğu bildirildi. Büyük melekleri gördüm. Hepsi kardan yaratılmıştı. Onlardan başka, bir grup melek daha gördüm. Hak’tan yardım dileyen bu melekler, ateşten yaratılmıştı.” Yahudi daha birçok hârikulâde hallerden bahsetti. Sonra, hıristiyan anlatmaya başladı: ”Rüyamda İsâ aleyhisselâmı gördüm. Onunla, göğün dördüncü katına çıktım. Dünyayı aydınlatan güneş oradaydı. Gökyüzünün acayip hallerini seyrettim. Gördüklerimi yeryüzündekilerle kıyaslamam mümkün değil. O güzelliği ve genişliği ifade edemem” dedi. Bundan sonra müslüman gördüğü rüyayı yol arkadaşlarına anlattı: ”Sultanım, efendim, peygamberim Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) yanıma gelerek bana buyurdu ki: Arkadaşlarından biri Musa aleyhisselâm ile arkadaş olup Tur dağına çıktı. Nurlara gark oldu. Diğerini de Hz. İsâ aleyhisselâm alıp göğün dördüncü katına çıkardı. Her ikisi de meleklere karıştı. Sen ikisinden de geride kaldın. Zarar gördün. Uyan hiç olmazsa helvayı ye’ dedi diye söyledi.” Bu sözleri duyan yahudi ile hıristiyan, ”Yoksa helvayı yiyip temizledin mi?” diye sordular.

Müslüman,

”Ben paygamberimin emrine nasıl karşı gelebilirim? Sizin peygamberiniz, böyle bir emir verseydi karşı gelir miydiniz? Emre uyup helvayı yedim. Şu anda da helvanın verdiği sarhoşlukla aklım başımda değil” dedi.

Bunun üzerine onlar,

”Vallahi senin gördüğün rüya dosdoğru rüya. Bizim gördüğümüz rüyadan yüz defa daha güzel. Senin rüyan rüya değil uyanıklıktır. Uyandıktan sonra bile, eserini görüyoruz”  dediler.

 

Kaynak : Mesnevi`de Gecen Hikayeler

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Yorumlar | 1 Comment »

SELAMIN ADABI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 21, 2009

Selamın adabı,Esselamü aleyküm

SELAMIN ADABI 

Selam, Cenab-ı Hakk’ın mukaddes isimlerinden biridir. “Esselamü aleyküm” tabiri “Sen Cenab-ı Hakk’ın koruması ve himayesinde ol.” demektir.
İki Müslüman karşılaşınca birinin diğerine selam vermesi bir sünnettir. Diğer müslümanın buna karşılık vermesi de farzdır.

Allah Teala, Nisa Süresi’nin 86. ayet-i kerimesinde “Size bir selam verildiği vakit ondan daha güzeli ile selamı alın veya -aynı ile- karşılık verin. Şüphesiz, Allahü Teala her şeyin hesabını görendir.” buyurmaktadır.
Selam verirken (aleyküm)den sonraki her kelime için on sevap olduğunu Resulüllah Efendimiz (s.a.v.), İmran bin Huseyn’in (r.a.) rivayet ettiği şu hadis-i şerifinde beyan etmiştir:

“Bir kişi Resulüllah’ın huzuruna geldi ve “Esselamü aleyküm” diyerek selam verdi. Resulüllah selamını aldı. Resulüllah “on (sevap)” buyurdu. Sonra başka birisi geldi ve “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” diyerek selam verdi ve oturdu. Resülullah onun selamını da aldı ve “Yirmi (sevap)” buyurdu. Sonra başka birisi geldi ve o da “Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh” diyerek selam verdi ve oturdu. Resulüllah onun selamını da aldı. Resulüllah (s.a.v.) “Otuz (sevap)” buyurdu.”

Sünnet olan, yürüyenin oturana, binekli olanın yaya olana, atlının merkepliye, küçüğün büyüğe, azın çoğa selam vermesidir. Iki kişi karşılaşınca ikisi de selam vermek için teşebbüste bulunurlar.
Hadis-i şerifte önce selam vermenin faziletiyle alakalı olarak Rescılullah (s.a.v.) “İnsanların Allah Teala’ya en yakın olanı önce selam verendir.” buyurmuştur.

Selam alan sesini yükseltmez.

Hulasa, her kim tarafından olursa olsun verilen selam, en az misliyle olsun alınmalıdır.

Fazilet Takvimi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Elbise giyerken şu duâ okunmalıdır

Posted by Site - Yönetici Mayıs 20, 2009

Emir Külal Hazretleri copy

Elbise giyerken şu duâ okunmalıdır:

Elhamdü lillâhillezî kesânî hâzessevb ve rezekanîhi min gayri havlin minnî ve lâ-kuvveh. Resûlullah her yeni elbise giydiği zaman bu duâyı okurdu: “Elhamdü lillâhillezî kesânî mâ ûriye bihi avretî.”

Elbise giyerken sağdan başlamalı, çıkarırken soldan çıkarmalıdır. Resûlullah Efendimiz böyle yapardı. Giyinirken Allahü teâlâya hamd eder, şöyle düâ ederdi: “Allahümme lekel hamdü. Ente kesevtenîhi. Es’elüke min hayrihi ve hayri mâ suni’a lehu ve eûzü bike min şerrihi ve şerri mâ suni’a lehü.

Mânası:

 Allahım, hamd sana mahsustur. Sen bana bu elbiseyi giydirdin. Senden onun hayırlı olmasını ve ne için yapılmış ise, onun da hayırlı olmasını dilerim. Onun şerrinden ve ne için yapılmış ise o şeyin de şerrinden sana sığınırım.

 

Kaynak :  365 gün dua – Mehmet Oruç

Posted in 365 Gün Dua, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 19, 2009

10945032_929769907046647_4788967150286290725_n

Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir.

Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki; Allah Teala Hazretleri, birlik mertebesinde gizli bir hazineyken, tanınmayı ve bilinmeyi istemesi ve sevmesiyle, ruhlar ve cesetler âlemini yaratıp, kendi rahmetinin güzelliğini, celal ve azametini, bağış ve nimetini, sanatının çeşitliliğini ve hikmetinin sırlarını göstermeyi diledikte; bütün yaratıklarından önce yokluğun sırrından pırıl pırıl yeşil cevheri vücuda getirmiştir. Bazı rivayetlere göre, kendi nurundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip, ondan kâinatın tümünü derece derece ve düzenli biçimde ortaya çıkarmıştır. Buna, ilk cevher, nur-u Muhammedî, Cevh-i mahfuz, akl-ı kül, izafî ruh diye adlandırırlar ki, bütün ruhların ve cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir. Çünkü Hak Teala muhabbetle o cevhere bir bakmıştır; o anda cevher, utancından eriyip su gibi akmıştır, halis özü üstüne çıkmıştır. O özden ilk olarak küllî nefsi yaratmıştır. Sonra meleklerin ruhlarını, bitkilerin ruhlarını, tabiatların ruhlarını sırasıyla yaratmıştır. Bu ruhlar için mertebelerine göre belirli makamlar tayin edip, her sınıf kendi belli makamlarına gitmiştir. Her ruh, kendi cinsini bulup, topluluklar oluşturmuş ve her topluluk makamında kalmıştır. Ruhlar ve melekler âlemi, bu ondört çeşit ruhla tamam olmuştur. Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını gayb âlemi, lâhut âlemi, ceberut âlemi diye adlandırırlar. Ortasına, ruhlar âlemi, mânâlar âlemi, emirler âlemi, derler. Alt kısmına, en kesif ve cisimlere yakın olan kısmına mücerret âlemi, berzah âlemi, misal âlemi derler.

Melekler ve ruhlar âleminin yaratılmasından ikibin yıl sonra Hak Teala’nın ezeli iradesi diledi ki, nam ve şanını ortaya çıkarmak için cisimler âlemini yarattı. Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha bakmıştır. Onun yüzü suyu, utancından harekete gelip dalgaları yükselmişti r ve cevherin yüce özünden arş-ı âzam vücuda gelmiştir. Öteki özlerinden kürsü, cennet, cehennem, yedi gök, dört unsur vücuda gelip şekillenmiştir. Arş-ı âlâdan esfel-i sâfiline dek bu sûret âlemi, bu tertip üzere düzen bulup, onbeş çeşit cisimle mülk âleminin ortaya konuşu tamam olmuştur. Bu âlemin üst tabakasına ulvî âlem, beka âlemi, ahiret âlemi derler; orta tabakasına orta âlem, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi, gökle âlemi derler; alt tabakasına süflî âlem, cisimler âlemi, unsurlar âlemi, oluş ve bozuluşlar âlemi, dünya âlemi derler. Ruhlar ve melekler âlemindekilerle mülk âlemindekilerin toplamı yani ruhların çeşitleri ile basit cisimlerin sınıflarının hepsi, harfler misali yirmi dokuzda tamam olmuştur. Her iki âlemin varlıklarının birleşmesinden üç kısım bileşik cisim vücuda gelmiştir: Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Tıpkı hece harflerinden isim, fiil ve harflerin vücuda gelip, insanların lisanı olduğu gibi, her iki âlemdekilerden de üç bileşim ortaya çıkıp, onlardan cihan kitabı sonsuz mânâlar kazanmıştır. Şu halde ibret gözüyle âleme bakan ârifler, her nesnede nice hikmetler görmüşlerdir ve Allah dostları, Allah’ın yüce sanatının sırlarını anlayarak, birer harf olan eşyadan mânâya ulaşıp, Hak’kın huzuruna ermişlerdir.

 

Rubai

Alem ki tamam nüsha-i hikmettir

Mânâsını fehm eyleyene cennettir

Mahrum-u şuhûd olanların çeşminde

Zinda-ı belâ çah ve gam-ı mihnettir.

 

Kaynak :  MARİFETNAME

Erzurumlu İbrahim Hakkı  (k.s)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Marifetname, Yorumlar | Leave a Comment »

Hz. Yusuf`un tenbihi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 18, 2009

20120603_194237 copy.jpg123

Hz. Yusuf`un tenbihi

Mısır azizi, Hz. Yusuf ile hanımı Züleyha arasında çıkan söylentilerin, dedikoduların önünü kesmek istedi. Hz. Yusuf’u zindana attırdı. Yusuf aleyhisselâm zindanda kendisini ibadete verdi. Bazan da yoksullarla ilgilendi, hastaların tedavisiyle meşgul oldu. Hz. Yusuf’a Allah tarafından rüyaları yorumlama ilmi verilmişti. Zindanda kim bir rüya görse, Yusuf aleyhisselâma tabir ettirirdi. Yusuf’un söyledikleri aynen çıkardı. Zindanda Mısır sultanının şarapçısı ile fırıncısı da vardı. İkisi de putperestti. Bunlar Hz. Yusuf’a gelerek rüya gördüklerini söylediler. Şarapçı, ”Rüyamda üzüm sıkıp padişah için şarap yapıyordum” dedi. Fırıncı da, ”Ben de başımın üstündeki tepsiyle sultana ekmek götürüyordum. Kuşlar o tepsiye konup o ekmekleri yiyordu” dedi. Hz. Yusuf şarapçıya, ”Sen affedilip tekrar sultanın hizmetine gireceksin” fırıncıya da, ”Sen ne yazık ki idam edileceksin. Kuşlar kafana konup beynini yiyecekler” dedi.

Aradan biraz zaman geçince, Hz. Yusuf’un söyledikleri aynen çıktı. Şarapçı affedilerek tekrar sultanın hizmetine girdi. Fırıncı idam edildi, beynini kuşlar yedi. Hz. Yusuf, şarapçı ya zindandan çıkarken, ”Sultana benim durumumu arzet. Suçsuz yere zindanda olduğumu söyle” diye tembihledi. Şeytan şarapçıya, Yusuf’u ve söylediklerini unutturdu. Hz. Yusuf, Allah’tan değil, kuldan yardım istemişti. Bu da ilâhî cezanın gelmesine sebep oldu. Yedi sene zindanda kaldı. Cenâb-ı Hak, Yusuf’a, çürük sopaya dayanmamak gerektiğini ve takdire rıza göstermeyi öğretti. Gönlünün üzüntüsünü gidermek için de sevgisini lutfetti. Yusuf aleyhisselâm, Allah sevgisinin mânevî zevkiyle gerçek hürriyete kavuştu. Artık gözünde ne zindan vardı ne de karanlık.

***

Dünyada bulunan bütün insanlar, ölümünü bekleyen birer mahkumdur. Sıkıntı içerisinde kıvranan bir mahkumun, diğerine ne faydası olabilir?

Kaynak : Mesnevide gecen hikayeler

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yusuf, Mesnevi’de Geçen Hikayeler - Mevlana, Yorumlar | Leave a Comment »

Hüseyin Kumaş – İslam’da ticari hususlar ve Faiz – VAAZ.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 17, 2009

Hüseyin Kumaş – İslam’da ticari hususlar ve Faiz – VAAZ.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

ŞEYTANIN ADI

Posted by Site - Yönetici Mayıs 16, 2009

ŞEYTANIN ADI

İbnü Abbas (r.a.)’nın rivayetine göre, Şeytan, Allah’a isyan ettigi zaman, lanete ugradı ve şeytan oldu.

Bu rivayet onun Allah’a isyan edip lanete ugradıktan sonra ‘’ Şeytan ‘’ diye isimlendirildigine dalalet eder.Lanetten önce şeytanın adı, Azazil veya Nail idi, İstiaze de kendisinden Allah’a sıgınılan şeyler, alay etmek , kötülük ve dedikodu yapmak, vesvese vermek gibi şeytanın zararları ve kabahatları ile kayıtta anmak ki, böylece şeytanın umumi şerlerinden sıgınılmış olsun.

‘’ Ravdatü’l-Ahbar ‘ da şöyle deniliyor: ‘’ Şeytanlar, erkek ve dişidirler. Dogarlar ölmezler, belki ( kıyamet sabahına kadar ) ebedidirler.Cinler, erkek ve dişidirler, dogarlar ve ölürler.Melekler, erkek ve dişi degiller, dogmazlar,yemezler ve içmezler.’’

Bundan şeytan ve cinlerin hakiki nesneler oldukları ve var oldukları sabit oldu.Cin ve şeytanların varlıgını felsefeciler,doktorlar ve benzerlerinden çok az bir kısım hariç, kimse inkar etmez.

Hüccetü’l-İslam İmam Gazali Hazretleri, sünneti ihya eden, insan ve cinlerin müftüsüydü.Bir gün cinlere, havadis ( dünyada olup biten garip şeyleri ) sordu. Cinler:

‘’ İmam Zemahşeri Hazretleri tefsirle alakalı bir kitap yazmaktadır. Kur’anı Kerimin yarısına yetişti,’’ dediler. İmam Gazali Hazretleri,cinlerden, Zemahşeri Hazretlerinin yazmış oldugu tefsiri kendisine getirmelerini istedi. Cinler, Zemahşeri Hazretlerinin yazmış oldugu tefsiri istinsah ettiler,hepsini yazdıler, aslını yerine koydular ,aslını yerine koydular,kopyasını getirdiler. Zemahşeri Hazretleri, Gazali Hazretlerinin yanına geldiginde, Gazali Hazretleri, o tefsiri kendisine gösterdi.Zemahşeri Hazretleri,hayret etti,şaşırdı. Şöyle dedi:

‘’ Eger bu tefsir benim ise ben onu gizledim.Gizli yazıyorum.Benden başka kimse tefsir yazdıgımı bilmiyor.Bu nereden geldi ? Yok eger bu tefsir başkasının ise, bir kitabın, lafız,mana,konuluş ve tertipte bu kadar birbirine benzemesini akıl kabul etmez. Bu mümkün degildir.’’ Bu konuşma üzerine imam Gazali Hazretleri şöyle buyurdu:

‘’ Bu tefsir (senindir) bize cinlerin eliyle ulaştı,’’ dedi. Zemahşeri Hazretleri o güne kadar  cinleri inkar ediyordu. O mecliste cinlerin varlıgını itiraf etti.

Kaynak : Ruhu’l – Beyan Tercümesi – cilt 1 – sahife 27 – 28

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar, Şeytan | 2 Comments »

BEYTULMALE RİAYET

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2009

20120603_194237 copy.jpgee.jpgrrr

BEYTULMALE RİAYET

İnsan için üç nevi emenet muamelesi vardır. Rabbına, kendine ve halka karşı. Cenab-ı Hakka karşı olan emanet, bütün ilâhi kanun ve hükümlere uymaktır. Kendine  karşı olan emânet, dini ve dünyası için en salih ve menfaat veren şeyi tercih etmektir. Halka karşı olan emânet ise, hukuklarını gözetmek, kendisi için istediğini onlar için de istemektir.[1]

Müslamanların hazinesi olan beytülmal müessesi, Peygamber Efendimizden bilitibar günümüze kadar, en büyük emanetlerden biri olarak kabul edilerek, her türlü maddi ve manevi tedbir muvacehesinde muhafazaya çalışılmış, bu hususta günümüz müslümanlarına ışık tutacak, ibret verici hadiseler yaşanmıştır.

Bedir ganimetleri arasında bulunan bir kadife kaybolmuştu. Münafıklar: “Onu herhalde Peygamber almıştır”, diye mel’ûnâne bir şâyia çıkarmak istediler. Bu hadise üzerine Cenab-ı Hak şu ayet-i celileyi inzal buyurdular: “Bir Peygamber için emanete (yahut ganimet malına) hainlik etmek? Bu olur şey değil. Kim böyle hâinlik eder (ganimet ve âmmeye âid hasılattan bir şey aşırır, gizler) se kıyamet günü hâinlik ettiği o şey(in günahını) yüklenerek gelir. Sonra herkes ne etti, ne kazandıysa (mücâzât ve mükâfâtı) eksiksiz ödenir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar”.[2]

Peygamber Efendimiz hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “Allah’a ve Ahiret gününe iman eden bir kimse, müslümanların henüz dağıtılmamış ganimet mallarından olan bir hayvana, zayıflatıncaya kadar binip de, onu bu haliyle gerisin geriye ganimet malları arasına bırakmasın. Yine Allah’a ve Ahiret gününe inanan bir kimse, müslümanların henüz dağıtılmamış ganimetlerinden olan bir elbiseyi, eskitinceye kadar giyip de, onu bu haliyle, gerisin geriye ganimet malları arasına bırakmasın”[3]

Fahri Kâinât Efendimiz bir seferden sonra, Hz Bilal’e, elde edilen ganimetlerin toplanması için ilan etmesini söylemişti. Ganimetler toplanıp, ehil olan kimselere dağıtılmaya başlandı. Taksimat bittikten sonra bir zat elinde bir yular olduğu halde Peygamberimizin yanına geldi ve: “Ya Rasülellah, bu benim topladığım ganimettir”, dedi. Peygamber Efendimiz celallenerek: “Sen Bilal’i, îlan ederken duymadın mı? Onu zamanında getirmene ne mani oldu?”.  Adam özür diledi. Peygamber Efendimiz (SAV): “Sen bunu, kıyamet gününde getirirsin. Şimdi bunu senden asla kabul etmeyeceğim.[4], diyerek, ona yaptığı işin ne büyük bir suç olduğunu anlatarak, tevbe etmesini temin etmek istedi.

Hayber savaşı günü Sahabe-i Kiramdan bir zat vefat etmişti. Peygamber Efendimiz (SAV) Eshabına şöyle buyurdular:

Arkadaşınız üzerine namaza durunuz. (Ben bu namazda bulunmayacağım). Muhakkak ki sizin arkadaşınız, Allah yolunda savaşılırken, elde edilen ganimet malından çalmıştır.” Zeyd bin Halid hazretleri buyururlar ki: O kimsenin eşyasını araştırdık ve gördük ki çaldığı şey,  iki dirhem bile etmeyen bir Yahudi boncuğu imiş.[5]

Peygamber Efendimiz; beytülmal’in vazifelilerine; bekar iseler, evlenebileceklerini, evleri yoksa, ev alabileceklerini, bir miktar da maaş ödeyeceğini, bunların ötesinde bir servet yığan memurların, bir hain veya bir hırsız olacaklarını, haber vermiş ve şöyle buyurmuşlardı:“Bizim kendisine vazife verdiğimiz bir kimse (vergi olarak aldığı) küçük bir iğneyi bile bizden gizlerse o (yaptığı şey) bir hıyanet ve bir hırsızlıktır.”[6]

İbnü’l-Lutbiyye el-Ezdî ismindeki zekat memuruna hediye aldığı için çok kızmış ve halka hitaben: “Nasıl oluyor da bizim göndermiş olduğumuz bir vergi tahsildarı, dönüp geliyor ve; bu size aittir ve şu ise bana hediye olarak verilmiştir, diyebiliyor. O, anasının veya babasının evinde oturup kalsaydı da, görseydi bakalım kendisine herhangi bir hediye gelecek miydi!”,[7] diyerek bu nevi hediyelerin rüşvet olacağını haber vermiştir.

Hz. Ebu Bekir R.A, Yemen valisi Muaz bin Cebel hz.lerine “hesabını ulaştır” emrini vererek, beytülmalin, israfa kaçmadan en güzel şekilde istimalini temin etmiştir.

Hz. Ömer RA, bir yere vali tayin ederken, onlara şahitler huzurunda, katıra binmeyeceklerine, ince elbiseler giymeyeceklerine, has undan yapılmış ekmek yemeyeceklerine, halkın ihtiyaç ve şikayetlerine kapılarını kapatmayacaklarına ve muhafızlar edinmeyeceklerine dair yemin ettirirdi.[8]

Hz. Ali RA, Hazine Müdürü Ebu Râfi hazretlerine, hazineden alıp kızına taktığı bir ziynet eşyasının hesabını sormuş, Rey valisi Yezid b Huceyye’yi gelirlerin 30 bin dirhem eksik çıkması üzerine muhakeme edip hapsetmiş, Amcası, Abbas (RA)‘ın Basra valisi olan oğlu Abdullah (RA)‘ı bir şikayet üzerine sorguya çekmiş, gelir ve gider hesaplarının ve harcamalarının nerelere yapıldığını istemiştir. Hz. Abdullah ise hakkındaki şikayetlerin asılsız olduğunu, icabederse vazifeden çekilebileceğini bildirmiştir.

Binbir emekle vücuda getirilen binalar ve onlara ait olan her türlü eşya, “Emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler”[9] kavli celilini düstûr alarak,  gözümüz gibi muhafaza edip, korumamız icabeden birer emânetullah ve emanet-i pirândır.

“Ganimet eşyasından mal çalan bir kimseyi ele geçirecek olursanız eşyasını yakınız. Kendisini de dövünüz.”[10] , buyuran Peygamber Efendimiz yine:“Ganimetten mal aşıran bir kimseyi saklayan kimse de onun gibidir.”[11], buyurarak ümmetini ikaz etmişlerdir.

Unutmayalım ki, Beytülmal ve kul hakkı cehenneme girmeye yegane sebeptir.[12]

Dipnotlar : Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

SUYUN İYİSİ

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2009

nasreddin-hoca-kimdirnasreddin-hoca-hayatinasreddin-hoca-nerelinasreddin-hoca-kimdirnasreddin-hoca-fikralarinasreddin-hoca-1208-1284suyuniyisinasreddinhoca

SUYUN İYİSİ 

Hava çok sıcaktı, Nasreddin Hoca pek susamıştı. Deniz suyundan bir avuç aldı. Fakat yüzünü ekşitti, içemedi. Harareti artmıştı, Derken bir pınar gördü. Buz gibi tatlı sudan kana kana içti. “Elhamdü lillah!” dedikten sonra da denize doğru baktı: 

Boş yere kabarıp durma, dedi. Su dediğin işte böyle olur!..

Posted in Diger Konular, Fıkralar, Güncel, Genel, Mizah, Nasreddin Hoca | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: