Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mart 2009

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

Posted by Site - Yönetici Mart 27, 2009

Mevlana muzesi konya

MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ

Mevlana Celaleddin-i Rumi, asıl adı Muhammed, lakabı Celaleddin,ünvanı Hüdavendigar olup ‘’ Mevlana ‘’ diye meşhur olan bu zat devrin büyük alimlerindendir.1207 ( H.604 ) tarihinde Belh şehrinde dogdu ve 1273 ( H.672 ) senesinde Konya’da vefat etti.

Mevlana zahiri ve Batıni ilimlerde allame olup aşk,vecd ve cezbe ehli idi. Şunun kesinlikle iyi bilinmesi gerekir:Mevlana, Ney,rebap,tanbur gibi çeşitli çalgı aletlerini çalmamış ve onlarla zikir etmemiştir.Mevlevi tarihine baktıgımız zaman, Ney,rebap tanbur gibi çalgı aletlerinin çalınarak yapılan tören ve sema meclisleri, ilk defa onbeşinci asırda ortaya çıkmıştır. İlk Mevlevi bestelerinin bestelenmesi de aynı zamana rastlar. Bu tarih Mevlana Hazretlerinin yaşadıgı dönemden 3-4 asır sonradır. Çalgı aletleri,Mevlana tarafından degil : gerçek aşk, vecd ve cezbeden yoksun olan bazı cahil kişiler tarafından zamanla Mevlevi tarikatına sokulmuştur. Ruhu’l Beyan tefsirinin kaynaklarından biri olan Mesnevi’nin birinci beytinde geçen ‘’ Ney ‘’ kelimesi bizim bildigimiz çalgı aleti olan ney degil : Mürşidi kamil demektir. ‘’ Ney ‘’den maksad’ın mürşidi kamil oldugunu, rahmetli Abidin paşa dokuz türlü isbat etmiştir. Mevlana Hazretleri, ney çalmak, ilahi okumak, oynamak,zıplamak, dans etmek, sema dönmek şöyle dursun yüksek sesle zikir bile yapmazdı. O, zikri hafi yani gizli zikir ile meşguldü.

Bu konuda daha geniş bigi için bakınız : Merhum Abidin Paşa ‘’ Terceme-i ve Şerh-i Mesnevi Şerif  c.1 – sahife 17
Ruhu’l Beyan Tercümesi  cilt 1 sahife 25 – 26

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Kim Kimdir ?, Müzik - Musiki, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

YILANI ÖLDÜRMEK

Posted by Site - Yönetici Mart 26, 2009

YILANI  ÖLDÜRMEK

Yılanın cevheri, başlangıçtan beri habistir. Yılan, şeytanı çenelerinin arasına alarak, cennete sokmakla Adem Aleyhisselam’a ihanet ettigi için gerçekten kötüdür. Eger yılan şeytanı cennete sokmasaydı, şeytan asla cennete girmeye yol bulamayacaktı. Şeytan ona: ‘’ Sen benim zimmetimdesin ‘’ demişti. Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, yılanı öldürmeyi emretti. ‘’ Namazda olsanız bile yılanı öldürün ‘’ Yani yılan ve akrebi öldürün.

Zehirli keler ise, diger hayvanların arasında, gidip: Hazreti İbrahim’i yakmak için Nemrud’un tutuşturmuş oldugu ateşin iyice tutuşması için üfleyen hayvandır.Bu hareketinden dolayı lanete ugradı.Hadis.i şerifte şöyle buyuruldu:

‘’ Kim zehirli bir keleri öldürürse sanki bir kafiri öldürmüş gibi olur.’’ Zehirli keler, bünyesinde zehir taşıyan hayvanlardandır.Yemekleri, özellikle tuz’u bozar. Tuzu  ( ve yemegi ) bozmaya yol bulamazsa dama çıkar, yemek ve tuzun oldugu yerlerin hizasına pisligini bırakır. Onun cibilliyeti bozgunculuk ve fesat üzeredir.

Farenin ise cevheri, gemide iken Nuh Aleyhisselam’ın gemisinin iplerine dalmıştı. Onları kesmeye çalıştı.

Karganın cevheri, vazifesini terk edip leşe dalmaktır. Nuh Aleyhisselam, kendisine kara durumunu araştırmak için vazife vermişti. O gemiden ayrıldı. Kara parçasını gördü.Gemiye hayırlı haber getirmesi gerekirken orada görmüş oldugu bir leşin üzerine inip yemeye daldı. Vazifesini unuttu.

Çaylak, adi yırtıcı hayvandır, kuduz köpek bunların hepsi zararlı olmaları bakımından yılan manasının altına girer. Zararlarını defetmekle irşad babında öldürülür.

Ruhu’l –Beyan Tercümesi : Cilt -1 sahife 414 – 415

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar, İbretlik, İlginç | 9 Comments »

CENNETİN VE CENNET EHLİNİN DİĞER BAZI HUSUSİYETLERİ

Posted by Site - Yönetici Mart 25, 2009

cennet,cehennem,cennete kimler girecek,cennet nerdedir,

CENNETİN VE CENNET EHLİNİN DİĞER BAZI HUSUSİYETLERİ

Kur’ân-ı Kerim’de cennetin ve cennet ehlinin diğer bazı hususiyetleri de şöyle tasvir edilmiştir:

“Müttakîlere (Allâh’ın azabından korkup şirkten, günahlardan uzak duranlara) söz verilen cennetin durumu şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her çeşidi onlarındır. Rablerinden de bağışlama vardır. Hiç bu, ateşte ebedî kalan ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?”(50)

Evet, bu ve benzeri nasslara göre, cennette ekmek, et, tatlı, meyve, su, süt ve şarap gibi yiyecek ve içecekler bulunacak. Ancak bunların dünyadaki benzerleriyle isimden başka alakaları olmayacak. Nitekim İbnü Abbas’tan (r.anhüma) gelen bir rivâyet şöyledir: “Cennette isimlerden başka dünyayı hatırlatan hiçbir şey yoktur.”(51) Meselâ fevkalâde zevkli olan cennet şarabı, kadehler dolusu içileceği halde sarhoşluk ve rahatsızlık vermeyecek. Bu mevzudaki âyetler de şöyledir:

“Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır. Berraktır, içenlere lezzet verir. O içkide ne sersemletme vardır, ne de onunla sarhoş olurlar. Yanlarında, güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır. İşte o zaman (mü’minler), birbirlerine dönerek, (dünyadaki hâllerini) soracaklar. İçlerinden biri,

– ‘Benim bir arkadaşım vardı’ der (ve şöyle devam eder: O arkadaş) derdi ki, ‘Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın? Biz ölüp, sonra da toprak hâline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?’

(O zat, dünyada geçmiş olan bu hâdiseyi böylece anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara,)

– ‘Siz işin hakikatine vâkıf mısınız?’ buyurudu.

“Işte o zaman konuşan (o mü’min) baktı ve arkadaşını cehennemin ortasında gördü. (Ona,)

– ‘Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum’ dedi.

“(Sonra da birbirlerine dönerek şöyle derler :

– ‘Birinci ölümümüz hâriç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böyle bir kurtuluş için çalışsın.’

“(Bunun üzerine Cenâb-ı Hak buyurur ki :

– ‘Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu (zakkumu) zâlimler için bir fitne (imtihan) kıldık.”(52)

Evet, dünyada kâfirler bunu inkâr etmişler, ‘Ateşin içinde ağaç olur mu?’ demişlerdi. Âyetlerde, cehennemde biten ağaç sözü geçince, ‘Ateş, ağacı yakarken cehennemde nasıl ağaç olur?’ diyerek alay etmişlerdi. O bakımdan bu söz onlar için bir imtihan oldu. Bu sözden kastedilen mânâyı anlayamadıkları için iyice küfre düştüler. Allah Teâlâ’nın, dilerse, cehennemin yakamayacağı bir ağaç yaratabileceğini düşünemediler.

***

HERKES YAPTIKLARINA KARŞILIK BİR REHİNDİR

“Şüphesiz ki müttakîler (en büyük zulüm olan şirk başta olmak üzere bütün günahlardan sakınan, Allâh’ın yasak bölgesi-koruluğu olarak tanımlanan haramlara yaklaşmayan, şüphelilerden kaçınan, kalplerini, Allah’tan gaflette bırakacak her şeyden arındıran ve bütün varlığıyla ona yönelen kullar), Rablerinin kendilerine verdikleriyle sevinerek cennetlerde ve nimet içindedirler. Rableri onları, cehennem azabından da korumuştur. “Onlara (denilir ki):

“Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak âfiyetle yeyin, için.

“Ayrıca biz onları, ceylan gözlü hûrilerle evlendirmişizdir. İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. (Böylece imanlı baba ve onun imanlı zürriyeti, cennete birlikte girerler. Bu Allâh’ın ona, çocuklarıyla birlikte cennette yaşaması için verdiği bir lûtuftur.) Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik.

“Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir. (Âhirette herkes, hayır ve şer ne yapmışsa karşılığını alacaktır. Kişi yaptıklarına karşılık ipotek edildiğine göre, imanla ve iyi amelle gelen ipoteği çözer; değilse cezaya-azaba dûçar olur.) Cennet ehline canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik. Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır, ne de günaha girme. Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.

“Cennettekiler birbirlerine dönüp sorarlar. Derler ki:

“Daha önce biz, âile çevremiz içinde bile (İlâhi azaptan) korkardık. Allah bize lûtfetti de, bizi, vücudun içine işleyen (bu) azaptan korudu. Hakikaten biz bundan önce ona yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, rahîm olan (koruyup esirgeyen) ancak odur.”(53)

Duâ makamında bir âyet:

“(Rabbim,) beni Naîm cennetinin vârislerinden kıl.”(54)

***

ARAŞTIRMA-İNCELEME

DÜNYA GİBİ “CENNET” DE YUVARLAKTIR

“Bundan sonra da (Rabb’in) arzı (yeryüzünü ikamete, oturup yaşamaya elverişli bir şekilde) yayıp döşedi.”(55)

Muhtelif tefsirlerde açıklandığına göre arz (yeryüzü), gökten evvel vardı; fakat, henüz ikamete (oturmaya) müsait değildi.

Bu âyetle ilgili Hasan Basri Çantay merhûmun bir makalesini biraz sadeleştirerek nakletmek istiyoruz:

“Bu âyet-i kerimedeki ‘dehâ’ kelimesine birçok müfessirler, ‘Allah yeri (ikamete sâlih/elverişli bir halde) döşeyip düzledi.’ mânâsını vermişlerdir. Hatta Elmalılı merhûmun kıymetli tefsirinin o âyete ait kısmında(56) da, bu mânâya uyulmuştur. Gerçi arzı döşeyip düzlemek, ikamete yarar bir hâle getirmek onun yuvarlaklığına mâni değildir. Çünkü arz, koskoca bir âlemdir, ikamete elverişli bir durumdadır. Bu bakımdan o vüs’at ve azameti ile onun yuvarlaklığı ilk bakışta görülüp anlaşılamaz. Nitekim başta Beyzâvî (rh.) olduğu halde bazı müfessirler de buna ve arzın bu yuvarlaklığına işaret etmişlerdir. Fakat ‘dehâ’ kelimesinde öyle bir aslî mânâ vardır ki, bunun düşünülmesi bugünkü fennin ‘Arz tam bir küre değil, bir kat’ı nâkıs [geoid] şeklindedir’ görüşünü de tamamen kuvvetlendirmektedir.

‘Dahy’ ve ‘dahv’ kelimelerinde, hakikaten ‘yayıp döşemek’ mânâsı da vardır. Ancak ben, bu mânânın aslî değil, lâzımî olduğuna inanıyorum. Çünkü Arap lûgatlerinde görüyoruz ki, o kelimenin mekân ismi olan ‘medhâ’, deve kuşunun yumurtladığı yer demektir. Bundan mekânlık alâmetini alınca, aslı olan ‘dahv, dahy” kalır ki, onun mânâsının da, ‘deve kuşu yumurtası olacağı’ tabiîdir. Nitekim bazı Arap memleketlerinde, deve kuşu yumurtasına ‘dahv’ adı verilmektedir. Ahterî sahibi Mustafa bin Şemseddin (rh.), o eserinin 301. sayfasında şöyle der:

‘Dahy, bir nesneyi yayıp döşemek. Cenâb-ı Hakk’ın, «Ve’l-arda ba’de zâlike dehâhâ» kavl-i şerifi de bundandır ki, döşeyip yaydı demektir. Deve kuşunun yumurtladığı yer de ‘Medha’n-neâme’dir.’

“Bu kelime ‘dal’ harfinde olduğu halde o koca Türk lûgatçısının orada ‘mim’ harfini ilgilendiren ‘medhâ’dan, hem de o âyeti zikrettikten sonra bahsetmesi, kelimenin o asıldan gelmiş olduğunun açık bir delilidir. Gerçi Okyanus gibi, Sıhâh-ı Cevherî gibi mûteber lûgatlerde ‘medhâ’ yine aynı mânâda olmak üzere zikredilmiştir. Fakat onlardan hiçbiri bizim o Türk âlimi kadar açıkça işaret etmeye cesaret edememişlerdir.

“Demek ki, Hicrî 968’de vefât eden Afyonkarahisarlı Mustafa bin Şemseddin merhum, dünyanın bir devekuşu yumurtası gibi, yani mücessem kat’ı nâkıs [Bugünkü en son matematik tâbiriyle geoid] şeklinde yuvarlak olduğuna âdeta inanmış, bugün yaşayan bu nazariyeyi bundan dört asır evvel yazmıştır. Bu mânâya göre âyet-i kerimenin meâli şöyle oluyor:

“(Cenâb-ı Hakk) bundan (yani göklerin kuruluşundan ve tanzîminden) sonra da yeri bir deve kuşu yumurtası hâline (yani mücessem kat’ı nâkıs şekline) getirdi» İşte benim bu âyetten anladığım mânâ!”(57)

Bilindiği üzere hayatın biyolojik yönü; yani canlıların doğma, büyüme, gelişme ve üreme gibi safhaları, sadece üzerinde yaşadığımız dünyada bir araya gelmiş değerli hayat unsurlarının âhengi ile devam edebiliyor. Soluduğumuz havadaki aslî maddelerin (elementler) terkibi ve nisbeti… Dünyanın çekirdeğinde harlanıp duran o müthiş nükleer fırının harâretini sâkinleştiren manto tabakasının kalınlığı… Suyun tabiat içinde halden hâle geçip kendini arıtarak yeniden kullanılır vaziyete gelebilmesi… Güneş’in câzibesi etrafında dönen dünyanın dönüş hızının ay tarafından dengelenerek istikrara kavuşturulması… Kutuplardan geçtiği farzedilen eksenin, güneşin yörüngesine doğru takrîben 23,5 derecelik bir açı ile eğrilmesi ve benzeri daha pek çok “sıradan” bilgiler, bir başka nazarla değerlendirildiğinde; sadece biyolojik hayat tarzının bile, hayranlık verici “ince ayar”larla devam edebildiğini bizlere en açık bir şekilde gösteriyor.

Dünya böyle yuvarlak olduğu gibi, cennet de öyledir… Nitekim, Nakşibendî silsilesi Müceddidîn kolunun 33. ve son halkasını teşkil eden Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri, bir sohbetlerinde, cennetin de dünya gibi yuvarlak olduğunu ifade etmişler… Beyyine sûresinin, “Onların Rabbleri katındaki mükâfatları, zemininden ırmaklar akan, içinde devamlı olarak kalacakları Adn cennetleridir….” âyet-i celîlesinin tefsiri esnasında şu izahlarda bulunmuşlardır:

“Sekiz cennetten altısı Allahü Teâlâ’nın sıfâtının, ikisi de zatının ve cemâlinin cennetidir. Cennât-i Adn, sâir cennetlerin görülebileceği bir yerdir ki, hepsinin ortasıdır. Orada, bütün cennetleri seyretmek için minberler vardır. Dileyen kimseler bu minberlerden diğer cennetleri seyredebilirler. Bundan, cennetin de dünya gibi yuvarlak olduğunu anlıyoruz.”

***

CEHENNEM

Cehennem, kelime olarak derin kuyu, dibi derin ateş çukuru mânâlarına gelmektedir. Dinî literatürde ise, iman etmeyenlerin veya inandıkları halde günahlarından dolayı affa mazhar olamayanların âhirette azap olunacakları ebedî yurdun adıdır. Dünya hayatında ömrünü küfürle, sapıklıkla ve Allâh’a isyan ile geçirenler, azap yurdu olan cehennemde cezalarını çekeceklerdir.

Cehennem halkına, “ehl-i cehennem” yani cehennem ehli denilmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de belirtildiği üzere cehennem, birbirinin üstünde yedi dereke-tabaka halindedir ve her derekenin ayrı bir kapısı vardır. İnançsızlıklarının çeşitliliğine göre inanmayanlar ve İlâhî affa mazhar olamamış günahkâr mü’minler, bu kapılardan birisinden cehenneme girecekler ve orada kimisi ebedî, kimisi de muvakkat (belirli bir süre) azap göreceklerdir. Âyet-i kerimede şöyle buyrulmuştur: “Muhakkak ki cehennem, onların hepsine va’dolunan yerdir. Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer grup ayrılmıştır.”(5 8)

Cehennem ateşi, derekelere (üstten aşağı katlara doğru) inildikçe şiddetlenmektedir.

***

CEHENNEM KATLARI VE MENSUPLARI Yazının devamını oku »

Posted in Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Müzik Büyük “Afyon”dur ,

Posted by Site - Yönetici Mart 23, 2009

Müzik haram,Müzikli ilahiler,

Müzik Büyük “Afyon“dur

Hamd; ancak Allah’a mahsustur. Salât-ü selâm; Rasûlullah’ın, O nun A’li ve Ashab’ının ve de Kıyamete kadar onların yoluna ittiba edenlerin üzerine olsun…

Allah’ın kullarını saptırmada ve O’nun yolundan kaydırmada Şeytanın kullandığı araçların başında müzik ve türevleri olan şarkılar, türküler vb. gelmektedir.

Müzik, İnsanın dili ve kalbinde meydana getirdiği kötü etkilerden dolayı Allah’ın Kitabının dinlenilmesine bir set olmaktadır. Böylece Kuranda bildirilen şeylere karşı bir gaflet meydana gelir ve şeytanın yolu açılmış, Rahmanın yoluna engel konulmuş olur.

Müzik, İnsanı gaflete sevk ederek, namazla kaim olan ve erişilen tüm güzelliklerin aksi etkiler doğurur. Namazın kötülük ve aşırılıktan menetmesine karşın, müzik bunlara yol açar. Müziği kendinden bir parça haline getiren bir kimse, bu haliyle Allah Azze ve Celle nin hoşnut olacağı yola asla ulaşamaz.

İnsanların beyinlerini kontrol altına almada müziğin büyük bir etkisi vardır. Yahudi, Hıristiyan ve diğer işbirlikçilerinden müteşekkil Şeytan orduları, uluslararası iletişim ağını ellerine geçirerek korkunç bir şekilde nefisleri tahrik edici unsurları kullanmaya başladılar. Bunun için kadın erkek şarkıcılardan bir ordu tesis ettiler.

Allah Azze celle’nin, hakkında hiçbir hüküm indirmediği bu fiillerini içki ve maddeyle pekiştirdiler. Ancak bundan sonra halkları İslama karşı birtakım hedeflere hizmet eder bir hale getirebildiler. Genç kızlarımızı insan görünüşlü kurtların pençesine düşüren nice şarkıların varlığı bir vakıadır. İslam vahdetinden uzaklaştıran, İslam’ı karalayan ırkçı yada yöresel gazellerin, ilhâdi (ateist) düşüncenin yayılmasında çok etkisi olmuştur…

Şarkı nedir: Birtakım duyguları tahrik kastıyla, seslice bir ritim takip edilmek suretiyle okunan şiir ya da nesire şarkı denir. Çalgı aletleri eşliğinde olabileceği gibi, alet yardımı olmaksızın da söylenebilir.

Müzik nedir: Yunan asıllı (fr. musique; lat. musica; yun. musikeden) bir kelime olan müzik, Ud, keman, davul, ney, darbuka vb. âletlerle yapılan sanat dallarının tümüne verilen addır.

Alimler müzik, şarkı ve türküleri sevk ettiği unsurlardan dolayı çeşitli terimlerle adlandırmışlar, boş söz (lehv); hevâ, batıl, yalan söz (zûr); ıslık (mükâ); alkış (tasdiye); zinâ davetçisi (rukiyyetüzzinâ); şeytan sesi (savtuş-şeytân); nifak yeşerten (münbitun-nifak) gibi isimleri onu tarif etmek için kullanmışlardır.

Müziğin özellikleri ve zararları kısaca şunlardır:

* Haramlara teşvik eder ve onları güzel gösterir.

* Fıskı, fücuru ve azgınlığı emreder.

* Nefsi şehevi fiillere iter.

* İnsanın adalet ve mürüvvetini giderir

* Kalbi meşgul ederek Allah’ın zikrinden alı kor.

* Kalbi karartarak iyilik ve kötülüğü ayırt edemez bir hale getirir.

* Şeytani hal ve fiillere güç vererek kötü işlerin yolunu açar.

* İnsanın sözlü ifade yeteneğini azaltır, zihni boş ve faydasız şeylerle meşgul eder.

Hüküm açısından, teganni çeşitleri Şarkı ve türküler, mübah ya da haram olmak üzere hüküm açısından ikiye ayrılır:

Mübah teganniler: Çalgı aletleriyle eşlik edilmeksizin sadece bir nâmeyle ve seslice ardı ardına söylenen sözlerdir. Ancak, bunun mübah olması için bazı şartlar vardır:

1. Muhtevasında: İçkiye, kadına teşvik, İslam ve Müslümanlarla alay etmek, kafirleri övmek gibi Islama aykırı sözler bulunmamalı.

2. Erkeklerin görmemesi için yeterli önlemler alınmış olsa da, erkeklerin duyma ihtimali varsa eğer, bülûğ çağına ermiş bir kadın tarafından söylenmemeli.

3. Farzların edasını engellememeli, sonuçta buna sevk etmemeli.

4. Aşırılığa gidilmemelidir.

Mübah Olan Teganni Çeşitleri:

1- İş ve çalışma sırasında: İş esnasında sıkıntıyı azaltmak, bıkkınlığı gidermek ve azmi artırmak için söylenen ilahiler, marşlar ve güzel nağmeler.

2- Savaş kasidesi ve nağmeler. Mücahidleri teşvik etmek için söylenir.

3- Beşikteki çocuğu sakinleştirmek için annenin söylediği ezgi ve ninniler.

4- Kadınların düğün, sünnet merasimleri ve bayramlarda alet kullanmadan ya da yalnız zilsiz tef kullanarak söyledikleri ezgi ve dizeler. Ancak bu durumda, tefden başka çalgı aletinin olmamasına, erkeklerin değil kadınların çalmasına, tefin kenarlarında zil bulunmamasına, ayrıca aşırılığa giderek bu ruhsatın aşılmamasına dikkat edilme zorunluluğu vardır.

Haram teganniler:

Yukarıdaki şartları taşımayan her tür melodi, ezgi, şarkı ve türkü çeşidi bu gruba dâhildir.

Çalgı aleti eşliğinde söylenen her nevi ezgi, şarkı ve türkü haram olan gruba girer. Dolayısıyla bunlar, farzın edasını engelleyen; İslama aykırı sözler ihtiva eden; kadının erkeğe hitaben söylediği, içkiye, fuhşa çağıran; harama götüren; ehl-i fücûrun besteleyip söylediği haram sınıftan olup kesinlikle caiz değildir.

Bunların tümü Allah’ı anmaktan alı koyar ve insanın yaratılış gayesi oları Allah’a kulluktan tamamen uzaklaştırır.

KUR’AN-DAN DELİLLER

Birinci ayet: “İnsanlardan öyleleri var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş sözü (lehvel-hadîsi) satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”(Lokman, 6)

Abdulah b. Mesud Radıyallahu Anha, lehvel hadisin ne olduğu sorulduğunda, Allah’a andolsun ki, bu çalgıdır diye cevap verdi ve bunu üç kere tekrarladı. Sahabenin önde gelenlerinden İbni Abbas, İbni Ömer ve Cabir b. Abdullah Radıyallahu Anhum da lehvel-hadîsin şarkı olduğunu söylemişlerdir. (İbn Kesir, Taberi)

Tefsir usulünde, Sahabe sözü ve icma ettikleri takdirde Tâbiin sözünün de delil kabul edildiği bilinen bir kuraldır. Bu ayetle ilgili olarak da Sahâbe ve Tâbiin’in tamamı, aksi hiçbir görüş olmaksızın lehvel-hadîs’i müzik olarak tefsir etmiştir.

İkinci ayet: “Allah, (Şeytana defol) git dedi. Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki, Cehennem hepinizin cezasıdır. Mükemmel ve tam bir cezai Onlardan gücünün yettiği kimseleri sesinle (davetinle) yerinden oynat (şaşırt): Süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ, mallarına ve evlatlarına ortak ol, kendilerine vaadlerde bulun. (Onları oyala dur.) Şeytan insanları aldatmadan başka bir vaadde bulunmaz. Şurası muhakkak ki, benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın (hakimiyetin) olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabb’in yeter.” (isra-63/65)

Tabiinden olan müfessirlerin imamı Mücahid Rahmetullahi Aleyh, bu ayetteki sesinle (bi-savtike) ifadesiyle ilgili olarak; bu; şarkı, müzik, çalgı aletleri, boş ve batıl sözlerdir demiştir. Dahhâk b. Mezâhim de, çalgı aletlerinin sesidir demiştir. (Tefsir Kurtubi 10/288)

Üçüncü ayet:Şimdi siz bu söze -Kur-âna- mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz ve siz habersizce eğleniyorsunuz?” (Necm- 59/61)

İbni Abbâs Radıyallahu Anhüm ayetteki eğleniyorsunuz ifadesinin şarkı olduğunu söylemiştir. Zira Yemen lehçesinde, bizi eğlendir (Esmid lenâ) denildiğinde, bize şarkı söyle (ğanni lena) anlamı kastedilir. Mücâhid Rahmetullahi Aleyh de buradaki ifadenin anlamının, şarkı olduğunu söylemiştir. Aynı şekilde Yemenliler, falan eğlendi (semede fülân) dedikleri zaman, (ğanne fülân) falanın şarkı söylediğini anlatmak isterler. (İğasetül-Lehfan.1/258)

Dördüncü ayet:Onların (müşriklerin), Beytullah yanındaki duaları da ıslık çalmak ve alkıştan başka bir şey değildir.” (Enfal, 35)

Islık çalmak (mükâ), alkış (tasdiye); nağme ve tempo tutmak gibi davranışlardır.

SÜNNET’TEN DELİLLER

Yemin ederim ki, ümmetimden bir topluluk gelecek; zinayı, içkiyi, ipek elbiseyi ve çalgı aletlerini helal sayacaktır”. (Buhari)

Hadisin metninde yer alan el-meâzif, bütün çalgı aletlerini ve onlarla eğlenceyi de kapsayan, bu anlamda geniş bir ifade alanı olan bir kelimedir. Siyer kitaplarında hakkında genişçe yer verildiği üzere bu, Rasûlullah (S.A.V.) in az sözle çok şey ifâde etme (cevâmiul-kelim) vasfındandır.

Rabbim Azze ve celle bana içkiyi, kumarı, kûbe’yi ve şarkı söyleyen kadınları haram kıldı”. (Sahih, İmam Ahmed, 1/274)

Kûbe: -Maalesef onsuz neredeyse hiçbir teganninin olmadığı- darbukadır.

“Bu ümmet içerisinde zillet, zulüm ve çöküntü olacak. Müslümanlardan biri, bunlar ne zaman olacak. diye sordu. Rasûlullah (S.A.V.) içki içilip, kadın oynatıldığı, çalgı aletleriyle şarkı söylenip eğlenildiği zaman diye cevap verdi. (Tirmizi)

Ümmetimden bazı insanlar, içkiye başka isimler vererek içerler. Şarkıcı kadınlar ve çalgı aletleriyle başlan iner kalkar. Allah, onları yerin dibine batırır da domuzlar ve maymunlar kılar. (İbni Mace)

İki ses mel’undur. -Bunlar- nimet anında çalgı sesi, musibet anında vahlama sesidir.” (Silsületü ehâdisis-sahiha, 427)

“Ümmetimden bir kısım insanlar aşağılanacak, zillete düşüp zulme uğrayacaklardır. Sahabeler sordu: Yâ Rasulallah! Bunlar, Lâ ilâhe İllallah şahâdetinde bulunacaklar mı? Efendimiz (S.A.V.) şöyle cevap verdi, Evet, ama o zaman içki içilecek, çalgı aletleri çalınacak, ipek elbiseler giyilecek.” (Hasen, İbni Ebi Şeybe, 5/164)

Rasûlullah (S.A.V.) çalgı aletleriyle para kazanmayı yasakladı. (sahih, El-Beğavi;şerus-sünne 8/22)

İbni Ömer Radıyallahu Anh’ın kölesi Nâfi anlatıyor: İbni Ömer’in peşinden gidiyordum. Kaval çalmakta olan bir çobana rastladık. İbni Ömer hemen ellerini kulaklarına tıkayarak yürümesini hızlandırdı ve bana Ey Nâfi! Bir şey duyuyor musun? dedi. Ben de, hayır dedim. Bunun üzerine ellerini kulaklarından çekerek şöyle dedi: Bir gün Rasulullah (S.A.V.) ile beraberdim. O da bunun gibi bir şey işitince böyle yapmıştı. (Ebu Davud)

Müfessir Kurtubi Rahmetullahi Aleyh, İbni Ömer’den bu rivayeti naklettikten sonra şöyle diyor: Böyle bir ses karşısında bile onlar bu tür bir tavır takınıyorlarsa, çağımız şarkı ve çalgı aletleri karşısında durum ne olur?

Rasûlullah (S.A.V.) “Zil Şeytanın çalgısıdır demiştir”.(Müslim).

Bir başka rivayet de, Köpek ve zilin bulunduğu yere melekler girmez şeklindedir. (Müslim)

Bir zil, meleklerin nefret etmelerine sebep oluyorsa, insanda her türlü his ve duyguyu uyandırıp harekete geçiren çağdaş elektronik müzik aletleri karşısındaki durum ne olur acaba? Bunun tahribatını varın siz düşünün…

İnsanoğluna zina yapmasından dolayı günahı yazılır. Bunun cezasını her nasılsa çekecektir. Gözün zinası (harama) bakma, kulağın zinası (haram ve müstehcen olan şeyleri) dinlemektir”. (Müslim)

ŞARKI VE MÜZİK HAKKINDA, SAHABE, TABİİN VE DÖRT İMAMDAN NAKLEDİLENLER

Sürekli Allah’ın zikriyle meşgul olan Osman Radıyallahu Anh, Allah’ın kendisine bir lütfu olarak hiçbir zaman bu masiyete bulaşmamıştır. Şöyle demektedir: Ne şarkı söyledim, ne de boş hayallere daldım (bu iki masiyetten uzak kaldım). (İbni Ebi Asım, 2/595)

İbni Ömer Radıyallahu Anhumâ ihramlı bir topluluğa uğradığında, içlerinden biri şarkı söylüyordu. Ona: Allah senin ibâdetini kabul etmesin emi, Allah seni işitmesin emi! dedi. (İbni Ebi-d-Dünya, Zemmül-Melahi)

İbni Mes’ud Radıyallahu Anh, “şarkı, kalpte nifak bitirir” demiştir.

Enes bin Malik Radıyallahu Anh, “en pis kazanç, şarkı ve çalgı aletleriyle kazanılandır” dedi. (İbni Ebi-d-Dünya Zemmül-Melahi)

İbni Abbas Radıyallahu Anh, “tef haramdır, çalgı aletleri haramdır, kûbe (yukarıda geçti) ve ney de haramdır” dedi. (Beyhaki. 10/222)

A’işe Radıyallahu Anhâ validemiz, bir ziyarette bulunuyordu ki evde başını sallayarak şarkı söyleyen bir adam gördü ve ona, Yazıklar olsun sanâ. Bu şeytandır, bunu çıkarın dışarı dedi, o da çıkartıldı. (Buhari, Edebül-müfred)

Ömer b. Abdülaziz şarkı hakkında; başlangıcı şeytandan, sonu da Allah’ın gazabıdır demiştir.(sireti Ömer de İmam Acûri rivayet etmiştir.)

Vâki b. el-Cerrâh, İbni Ömer’in yaptığı gibi çalgı aletlerini alın ve onu sahibinin başında kırın dedi (Hilal, 126)

Fudayl b. İyâd Rahmetullahi Aleyn, müzik ve şarkı, zinanın teşvikçisidir dedi. (İbni Ebid-Dünya)

İmam Ebu Hanife Radıyallahu anh, şarkı ve müziğin haram olduğunu oldukça sert bir şekilde savunuyor ve onu dinlemeyi günah sayıyordu. (İbnilCevzi, Teblisul-İblis)

İmam Mâlik Radıyallahu anh’a şarkıdan soruldu. O da bizim oralarda bu işi günah içinde yüzenler (fasıklar) yapar dedi. (İbni Ebi-d-Dünya, Zemmül-Melâhi)

İmam Şâfi Radıyallahu anh, Şarkı batıla benzeyen, insanı oyalayan boş ve çirkin bir sözdür. Kim onu çok dinlerse sefihtir (beyinsizdir) ve şehadeti kabul edilmez. Şarkı çirkin ve haramdır. Nitekim Allahu Telâla “Allah küfrü, fıskı ve isyanı size kötü göstermiştir (Hücurat, 7) buyurmaktadır. İmam Şafi sözüne şöyle devam etmiştir: Irakta şarkı -tağbîr- denilen bir şey terk ettim ki, onu insanları Kur-ândan uzaklaştırmak için zındıklar keşfetmiştir.

İmam Ahmed Radıyallahu anh, “Kâval, ney, zurna, tanbur, saz, kemençe ve benzerleri haramdır” dedi.

İmam Şâbi Rahmetullahi Aleyh, şarkı söyleyen de, dinleyen de melundur demiştir. (ibni Ebid-Dünya)

Dahhâk Rahmetullahi Aleyh, şarkı kalbi öldürür, Rabbi öfkelendirir demiştir. (İbni Ebid-Dünya)

İmamı Kurtubi Rahmetullahi Aleyh, şarkı, Kitap ve Sünnetle yasaklanmıştır. Demektedir.

İbn-i Salâh Rahmetullahi Aleyh de, şarkı ve müzik aletlerinin haram olduğu konusunda icmâ vardır demiştir.

İCMADAN DELİLLER

Bilindiği üzere Selef-i Salihinin (Sahabe, Tâbiin ve Etbâut-Tâbiin -Allah celle Celaluhu hepsinden razı olsun-, bir meselede görüş birliğine varması olan icmâ, Kitap ve Sünnet’ten sonra İslâmın üçüncü kaynağıdır.

Dolayısıyla icmâ kesin hüccet olup, muhalefet etmek caiz değildir.

Allah Azze ve celle “Her kim de kendisine doğru yol ap-açık belli olduktan sonra Peygambere muhalefet eder ve müminlerin yolundan başkasına giderse, biz de onu döndüğü yolda bırakır, (Ahirette) Cehenneme atarız. O, ne kötü bir dönüş yeridir.” (Nisa, 115)

Bu ayeti kerimede, müminlerin yolundan başka bir yola giden bir kimsenin sonunun (Allah korusun) Cehennem olacağı uyarısı vardır. Müslümanların icmâsı haktır, her kim onların icmasına ters düşerse, bu ayet-i kerimede bildirilen cezaya müstahak olmasından korkulur.

Müzik hakkında Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye ışığında, en hayırlı devir olan Sahabe, Tâbiin ve Tebei Tâbiin-in-Allah onlardan razı olsun sözlerinden çıkan ortak hüküm, şarkı söylenmesini, çalgı aletlerinin çalınmasını ve dinlenilmesini, hakkında hiçbir ruhsat olmaksızın yasaklamış ve bununla iştiğal edenlerin çalgı aletlerinin başlarında kırılmasını emretmiştir.

İcmânın kesin bir hüccet olup, ona muhalefet edilemeyeceği ortaya çıktıktan sonra; Müzik ve mubah olmayanlar kapsamında belirtilen melodilerin haramlığı ihtilaflı bir konu mudur? Yoksa tartışma kapısının kapatıldığı ve bu hususta icma edilen haram bir konu mudur? gibi bir soru sorulursa şu cevap verilir:

Bu konu yukarıda geçtiği gibi Sahabelerin, Tâbiinin ve dört imamın, haramlığı üzerinde ittifak ettikleri bir meseledir. Çünkü ihtilaflı meselelerde fiili işleyenler üzerine bu kadar gidilmez; Fasık, facir, mel’un ve şeytan gibi sıfatlar yakıştırılmaz.

Müzik ruhun gıdasıdır (mı?)

Bazı kimselerin diline doladığı ve çok garip olan bu söz, Kur’ândan ve Sünnetten kopanları insanların, eksikliğini yüreklerinin derinliğinde hissettiği bir boşluğu doldurmak, ne olursa olsun kendisiyle her zaman güçlü oldukları kaynaklara dönmesini engellemek amacıyla üretilmiş basit felsefeden öte bir şey değildir.

Böylece Allah düşmanları kendilerince alternatif(!) bir din oluşturma eğilimi göstermiş insan maneviyatına, ihtiyaç duyduğu desteği müzikle verebilecekleri vehmine kapılmışlardır. Bununla da kalmayıp, bu yolla halkları ve en önemlisi gençleri etki altına almayı başarmışlardır. Hatta bu doğrultuda sözde İslami olan “yeşil pop”(!) tartışmaları bile yapılmaya başlanmıştır. Müslümanları dağın öte yanındaki büyük felaketi görmeye ve yükümlü olduğumuz sorumlulukları eda etmeye davet ediyoruz… Ruh, ancak böyle gıdalanır!

Son olarak…

İslam’da müziğin hükmü açıklandıktan ve müslümanın bundan uzak durması, kaçınması gereken haramlardan biri olduğu belli olduktan sonra, bu günaha düşen kimse artık, Allah Teala ve Rasûlü (S.A.V.) in emrine boyun eğmeli ve teslimiyet içinde olmalıdır ki, hayat bulsun:

Ey İman edenler! Hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah ve Rasûlüne (onların çağrılarına) uyun...” (Enfâl, 24)

Şayet kişi, böyle bir günahın içinde değilse, artık Allah’a hamdederek, hak üzere sabit kalmasını O’ndan dilesin ve kardeşlerine nasihatta bulunsun…

Sallallahu alâ Muhammedin ve alâ âlihi ve Sahbihi ecmâîn

VEL-HAMDÜ LİLAHİ RABBİL ALEMİN

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Müzik - Musiki, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Mutlaka ilmihal okuyun

Posted by Site - Yönetici Mart 22, 2009

ilmihal,muhtasar ilmihal,omer nasuhi bilman,buyuk islam ilmihali,fazilet nesriyat.Mutlaka ilmihâl okuyun!

Mutlaka ilmihâl okuyun!

Bir gün, birkaç talebesi, “Muhammed Bâki Billah” hazretlerine gelerek;

– Efendim, bir araya geldiğimizde ne yapmamızı

tavsiye edersiniz?

diye sordular.

Cevaben;

– Faydalı şeyler konuşun, yâhut açın, bir “İlmihâl kitabı”okuyun!

Çünkü dinden bir mesele öğrenmek, gece sabaha kadar ibâdet yapmaktan daha sevaptır.

buyurdu.

Ve ekledi:

– Hem “dînini öğrenmek”, kalbi de temizler. Unutmayın, herşeyin bir “rızkı” vardır.

Sordular:

– Kalbin de mi hocam?

– Elbette. Kalbin rızkı da, büyük zâtların “Sohbeti”ni dinlemek

veya onların yazdığı “İlmihâl kitapları”nı okumaktır.

Yoksa, kalb rızıksız kalır, hasta olur.

– Bu, nasıl anlaşılır efendim?

– Kalbi temiz ve nurlu olanlara, günahlar “Çirkin” gelir.

Eğer “Tatlı” geliyorsa, o kimsenin kalbi “Hasta” demektir.

Tedâvi edilmezse ölebilir de.

– Kalbin ölmesi ne demek efendim?

– Mâzallah “Kâfir”olmasıdır.
.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

Mazlumun duâsı

Posted by Site - Yönetici Mart 21, 2009

123 copy

Mazlumun duâsı

Namaz kişinin sığınağı, sıkıntıda olanların, en büyük yardımcısıdır. Çok önceleri, Horasan ilinin çok âdil bir valisi vardı. Adı, Abdullah bin Tahir. Bu valinin jandarmaları birgün bir kaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi… Getirilirken

hırsızlardan birisi kaçtı. Hadisenin olduğu sırada Hiratlı bir demirci de Nişabur’a gitmişti. Bir zaman sonra evine dönerken, yolu Horasan’dan geçiyordu… Kaçan hırsız olduğunu zannederek, yakaladılar bunu. Diğer hırsızlarla valinin huzuruna çıkardılar… Vâli:

– Hepsini hapsedin! dedi.

Bu suçu olmayan demirci, hapishanede, abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:

Yâ Rabbî! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!” diye duâ etti.

Bu mazlum demirci böyle yalvarırken, vali evinde uyuyordu. Uyurken dört kuvvetli kimsenin gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uyandı uykudan. Bu rü’yadan çok korktu. Hemen kalkıp, abdest aldı. Namaz kıldı iki rek’at. Tevbe istiğfar etip, tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Gündüz ki hırsızlar hatırına geldi. Acaba içlerinde suçsuz olanlar mı var?

Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:

– Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?

Müdür dedi ki:

– Bunu bilemem efendim. Yalnız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor. Gözyaşları döküyor.

– Hemen o adamı buraya getiriniz!

Demirciyi vâlinin huzuruna getirdiler. Vâli hâlini sorup, durumu anladı. Ve dedi ki:

– Sizden özür diliyorum. Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabûl et. Ayrıca herhangi bir arzun olunca bana gel!

Demirci cevaben ne dedi biliyor musunuz?

– Ben hakkımı helâl ettim… Verdiğiniz hediyeyi de kabûl ettim. Fakat, işimi dileğimi senden istemeğe gelemem.

– Niçin gelemezsiniz?

– Çünkü benim gibi bir fakir için senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı hiç? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Nice muradıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım. Rabbim, nihâyeti olmayan rahmet hazinesinin kapısın açmış, sonsuz ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın…

Tabiî ki, namazın insanı sıkıntıdan kurtarması için şartlarına uygun ve cenab-ı Hakka tam bir tevekkül içinde kılınması şarttır. Allaha tam bir teslimiyet sağınma şeklinde kılınmalıdır. Gerçekten, insan sıkıntıya düştüğünde hemen abdest almalı, namaz kılmalı. Kur’ân-ı kerîm okumalıdır. Tecrübeyle sabittir, böyle yapanların çok kerre, sıkıntılarının hafiflediği görülmüştür. Fakat, kılınan namazın şartlarına uygun olması lâzım.

Mehmet Oruc -365 gun dua

Posted in 365 Gün Dua, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet, İbretlik | 2 Comments »

Okyanusun En Derin Noktası

Posted by Site - Yönetici Mart 20, 2009

Okyanusun En Derin Noktası,okyanus_424101

Okyanusun En Derin Noktası

Tabiki pasifik. Dünyanın en derin okyanusu Pasifik okyanusu’dur. 4.637 metredir. Ve en derin noktası ise Marina Çukuru 11.033 metredir

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Yorumlar | Leave a Comment »

Dünyanın İnsanlara nasihati

Posted by Site - Yönetici Mart 19, 2009

Dünyanın İnsanlara nasihati

Dünyanın İnsanlara nasihati

EY ADEMOĞLU!

Üzerimde ; gezip dolaşıyorsun!

İçimde ; hareket edemeyeceksin!

Üzerimde ; günah işlersin!

İçimde ; hesap vereceksin!

Üzerimde ; gülüyorsun!

İçimde ; ağlayacaksın!

Üzerimde ; neşelenirsin!

İçimde ; mahzun olacaksın!

Üzerimde ; mal topluyorsun!

İçimde ; pişman olacaksın!

Üzerimde ; haram yiyorsun!

İçimde ; kurtlar seni yiyecek!

Üzerimde ; hile yapıyorsun!

İçimde ; zelil olacaksın!

Üzerimde ; sevinçlisin!

İçimde ; üzüntüye düşersin!

Üzerimde ; ışıkta geziyorsun!

İçimde ; karanlığa düşersin!

Üzerimde ; herkesle berabersin!

İçimde ; yalnız kalacaksın!

….

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar, Şiir | Etiketler: | 2 Comments »

BEYNİMİZİN %10’UNU MU KULLANIYORUZ

Posted by Site - Yönetici Mart 18, 2009

Sevilen Bir İnsan Olmak İçin İlk Adımlar

BEYNİMİZİN %10’UNU MU KULLANIYORUZ

Çocukluğumuzda bazı büyüklerin sohbetlerinde Allah’ın kudretine örnekler ve-rilirken beynimizin mükemmelliğinden bahsedilirdi. Bu müthiş organın mucizevî özellikleri sayılırken kapasitesinin büyüklüğünü anlatmak için “bütün hayatımız boyunca beynimizin en çok % 5’ini kullanırız, Einstein gibi dâhiler bile ancak % 10’unu kullanıyorlar”  gibi ifadeleri hayran bir şekilde dinlerdik. Bu hususta son yıllarda yapılan araştırmalar ise daha farklı görüşleri dillendiriyor.

Beynimizin % 10’unu kullanıyoruz.” ifadesi Washington Üniversitesi’nde anesteziyoloji uzmanı olan Dr. E. Chudler’e göre yanlış bir düşüncedir, bir söylentidir ve gerçekle bir alâkası yoktur. Peki bu söylenti nereden çıktı? Bunu hiç kimse bilmiyor. Dr. Jay, şimdiye kadar bu şekilde düşünen hiçbir nöroloji uzmanıyla karşılaşmadığını ve bu sözün dünya çapında yaygın bir deyim hâline gelmesini hayretle karşıladığını belirtiyor.

Bununla ilgili olarak birkaç görüş üzerinde durulmaktadır.

1. Görüş: Bilim adamlarının sözlerinin ve çalışmalarının yanlış yorumlanmasıdır. Böyle bir ifade ilk defa 1800’lü yıllarda Einstein’ın ve P. Florins’in sözlerinin farklı değerlendirilmeleri sonucu ortaya çıkmış olabilir. William James İnsanın Enerjisi adlı eserinde (1908), “insan fizikî ve zihnî güçlerinin çok azını kullanmaktadır” der. Bu sözü birçok şekilde yorumlamak mümkündür. Kimileri buradaki “çok az” sözünü % 10 şeklinde yorumlarken, kimileri de çalışmayarak, tembellik ederek, okumayarak performansını az kullananları kast etmişlerdir.

K. Lashley 1920’lerde farelerin beyinlerinin büyük bir kısmını çıkararak bir seri deneme yapmıştır. Deney sonuçlarını yorumlarken “beyinleri çıkarıldığı hâlde fareler bazı işleri yapabilmektedirler” diyerek, insanda da beynin bazı kısımlarının çıkarıldığında önemli değişikliklerin olmayacağını ifade etmiştir. Ancak bugün biliyoruz ki beyindeki çok çok küçük bir sahanın tahrip edilmesi bile insan hayatını mahvedebilmektedir. Bu yüzden epilepsi veya beyin tümörü ameliyatlarında sinir cerrahları beyin dokusuna en ufak bir zarar vermemek için çok hassas ve dikkatli çalışmaktadırlar. En ufak bir hata hastanın hayatına mal olmakta veya geri dönülmez sakatlıklara yol açmaktadır.

2. Görüş: Popüler medyanın haberleri çarpıtması veya yanlış yorumlamasıdır. İnsanın beyninin % 10’unu kullandığına dair hiçbir ilmî araştırma sonucu olmamasına rağmen buna inananlar şöyle düşünmektedirler: “Eğer beynimin daha fazlasını kullanırsam süper hafızaya sahip olurum, olağanüstü zihnî kabiliyetler kazanabilirim. Meselâ, düşünce gücümle cisimleri hareket ettirebilirim.

Bu düşünceleri destekleyen ve doğrulayan hiçbir ilmî çalışma yoktur. Bir uydu anteni reklâmında şöyle deniliyor: “Potansiyel beyin gücünüzün % 11’ini kullanıyorsunuz. Şimdi bir tercihiniz var. Bizim ürünümüzle artık bu oranı artırabilirisiniz.” Yine bir havayolu şirketi kendi reklâmında şu cümleleri kullanmaktadır: “İnsanların, beyinlerinin % 10’unu kullandığı söyleniyor, bizim havayolumuz ile uçtuğunuza göre siz daha fazlasını kullanıyorsunuz.

3. Görüş: İnsanların âcizliğidir. Bilim dünyası bütün gelişmelere rağmen beynin sırlarını hâlâ çözememiştir ve çözecek gibi de gözükmemektedir. Bu yüzden de araştırmacılar her seferinde “beyin kâinattaki en kompleks, en karmaşık organik yapıdır; bu mükemmel yapının çözülemeyen daha çok sırları vardır” diyerek âcizliklerini itiraf etmektedirler. Yine bugün için beynin daha % 10’u anlaşılabilmiştir. % 90 gibi bir kısım keşfedilmeyi beklemektedir. Edebiyatçı Emily Dickinson, ‘beyin gökyüzünden daha geniş, okyanuslardan daha derindir’ derken, asırlarca önce Hz. Ali: “Ey İnsan, sen kendinin küçük bir cisim olduğunu sanırsın, oysa en büyük âlem senin içinde gizlidir”. demiştir. Mehmet Akif Ersoy da İnsan şiirinde;

Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir…

……

Musaggar cirmin amma gâye-i sun’-i İlâhîsin Bu haysiyyetle pâyânın bulunmaz bîtenâhisin” mısralarıyla insanın bu büyük hakikatine dikkati çekmektedir.

ABD başkanlarından George Bush; 1990’da halka yaptığı bir konuşmada beyinden söz etmiş, araştırmacıları bu konuya yönlendirmiş ve beyin daha iyi anlaşılabilsin diye konferanslar, seminerler düzenlenmesini istemiştir. Bu yüzden 1990-2000 yılları arası “decade of the brain” (beynin 10 yılı) olarak bir kampanyaya dönüştürülmüştür.

Beynin % 10’unu Kullanmak Ne Demektir? Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

DUALAR NİÇİN KABUL OLMAZ ?

Posted by Site - Yönetici Mart 17, 2009

10730884_731257353615065_4066952643092760060_n copy

DUALAR NİÇİN KABUL OLMAZ ?

İbrahim bin Edhem (k.s) Hazretleri bir gün Basra çarşısına ugradı.Görenler hemen etrafına toplandılar ve ’ Ya Eba ishak, Allahü Teala (mealen) ‘’ Bana dua edin, icabet edeyim’’ (Mü’min,60) buyuruyor.Halbuki biz ona şu kadar zamandır dua ediyoruz, fakat dualarımız kabul olmuyor,’ dediler.

İbrahim bin Edhem (k.s) Hazretleri şöyle buyurdular:

Ey Basra halkı, kalbleriniz on şeyde ölmüştür:

1 – Allah’ı tanıdınız, ama hakkını eda etmediniz.

2 – Allah’ın kitabını okudunuz, onunla amel etmediniz.

3 – Rasülullah’ı (s.a.v.) sevdiginizi iddia ettiniz, ama onun sünnetini terk ettiniz.

4 – Şeytana düşman oldugunuzu iddia ettiniz, ama ona tabi oldunuz.

5 – ‘ Cennete girmek istiyoruz !’ dediniz, ama cennete girmek için çalışmadınız.

6 – ‘ Cehennemden korkuyoruz !’ dediniz, amakendinizi ona bagladınız.

7 – ‘ Ölüm haktır,’ dediniz, ama onun için hazırlanmadınız.

8 – Kardeşlerinizin ayıplarıyla meşgul oldunuz, ama kendi ayıplarınızı görmediniz.

9 – Rabb’inizin verdigi nimeti yediniz, ama Allah’a şükretmediniz.

10 – Ölülerinizi defnettiniz, ama onlardan ibret almadınız.

Fazilet takvimi 19.02.2009

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Türkiye, Yorumlar, İbrahim Bin Ethem | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: