Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Şubat 2009

Nübüvvet Ağacının Meyveleri

Posted by Site - Yönetici Şubat 10, 2009

h.z.Ali r.a

Nübüvvet Ağacının Meyveleri 

Birgün Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), Hz. Aliye (r.a.) sorar:

“- Yâ Ali! Allah Teâlâ’yı seviyor musun?”

“- Evet yâ Rasûlallah.”

“- O’nun Rasûl’ünü de seviyor musun?”

“- Evet yâ Rasûlallah!”

“- Kızım Fâtıma’yı da seviyor musun?”

“- Evet yâ Rasûlallah!”

“- Peki ya Hasan ve Hüseyin’i seviyor musun?”

“- Evet yâ Rasûlallah!”

Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.):

“- Yâ Ali! Gönül bir tane, sevgi ise dört… Bir kalbe bu kadar sevgi nasıl sığıyor?” buyuruyor.

Hz. Ali (radıyallâhu anh) bu suâle bir türlü cevap veremez. 

Düşünceli bir halde evine döner.

Hz. Fâtıma (radıyallâhu anha), Hz. Ali’yi durgun ve düşünceli görünce meraklanır. Ne olduğunu öğrenebilmek için şefkatle:

“- Sizi durgun görüyorum; üzücü bir şey mi oldu? diye söze girer ve; Eğer üzüldüğünüz şey, dünya ile ilgili ise kederlenmeye değmez. Âhiret ile ilgili bir husus ise, nedir sizi üzen?” der.

Hz. Ali (radıyallâhu anh) başından geçenleri anlatır. Hz. Fâtıma (radıyallâhu anha), durumu öğrenince gülümser ve;

“- Haydi babamın yanına var ve bu suâli şöyle cevaplandır.” diyerek bâzı açıklamalarda bulunur. Hz. Ali’nin gönlü bu izahlardan hoşnut ve tatmin olur ve hemen Efendimizin (s.a.v.) huzuruna varır:

“- Yâ Rasûlallah! der, insanın sağı-solu, önü-arkası, üstü-altı (cihat-ı sitte: altı yön) diye yönleri vardır. Kalbin de böyle (farklı cihetleri vardır) Ben Allah’ı aklım ve imânımla, Siz’i ruhum ve imânımla, Fatıma’yı insânî nefsimle, Hasan ve Hüseyin’i de babalığın tabiî îcâbı ile seviyorum.” der.

İki Cihan Güneşi Efendimiz (s.a.v.) bu cevap karşısında tebessüm eder ve:

“- Yâ Ali! Bu sözler ancak nübüvvet ağacının dalından alınmış meyvelerdir.” buyurur. 

***

Görüldüğü üzere temelinde Allah rızâsı bulunan bütün muhabbetler makbul, O’nun râzı olmadığı sevgiler ise, kalbin/bâtının mânevî illetleridir.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ali, H.z Fatıma, Tavsiyeler, Yorumlar | 1 Comment »

AMİNLERİMİZ VARDI

Posted by Site - Yönetici Şubat 9, 2009

Siir,Naat

Siir,Naat

AMİNLERİMİZ VARDI

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi…
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı…
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün…

Elçi geldin, elçiler gönderdin…
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği…
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir…
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi…
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi…
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar…
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar…
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı…
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır…
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad…
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Arif Nihat Asya

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, Şiir | Etiketler: | Leave a Comment »

Google’dan Çeviride Devrim

Posted by Site - Yönetici Şubat 8, 2009

Google

Google

Google’dan Çeviride Devrim

Dünyanın en büyük arama motoru Google’ın müthiş yenilik. Google’ın çevirimiçi çeviri hizmeti olan Google Translate’e Türkçe’de eklendi. Mutlaka bakın…

Google’ın bu yeni hizmeti sayesinde Türkçe’den çok sayıda dile ve diğer dillerden Türkçe’ye metin ve internet sitesi çevirisi yapabileceksiniz.
Böylece, anlamakta güçlük çektiğiniz herhangi bir yabancı kaynağı, kolayca Türkçe’ye çevirebilecek veya istediğiniz bir cümle ya da kelimenin Türkçe karşılığını öğrenebileceksiniz.

Bu hizmetten yararlanmak için öncelikle http://translate.google.com/ tıklıyorsunuz ve sayfanın ortasındaki “Enter text or a webpage URL” kutusuna tercümesini istediğiniz web sitesinin adresini giriyorsunuz. Dil seçeneklerinden “English > Turkish” ya da “Turkish > English“i seçip “Translate” düğmesine tıklayınca tercümenin yapıldığı yeni sayfa açılıyor.

Hizmet çok yeni olduğu için tercüme çok başarılı olmasa da, en azından konu hakkında genel bir fikir elde etmeyi sağlıyor

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | 1 Comment »

Ona ölümü nasıl tattıracaksın?

Posted by Site - Yönetici Şubat 7, 2009

10348290_853900834629969_2674026797421494645_n copy

Ona ölümü nasıl tattıracaksın?

Ahmed b. Kays’tan nakle dilmiştir ki: “O, Medine’ye vardım demiş, maksadım emirü’l-müminin Ömer (r.a) idi. Bir de vardığımda büyük bir cemaat toplanmış, orada Ka’bû’l-Ahbâr insanlara vaaz ediyor ve şöyle diyordu:

“Âdem Aleyhisselâm’a ölüm emri geldiği zaman ‘Ya Rabbi! Düşmanım İblis, beni ölmüş bir durumda görünce kendisi kıyamet gününe kadar mühlet verilmiş olmakla sevinecek, başıma gelene gülecek’ dedi.

Ona şöyle cevap verildi: ‘Ey Âdem! Sen cennete geri gideceksin, o lanetlenmiş İblis ise öncekilerin ve sonrakilerin sayısı kadar ölüm acısını tatmak için beklemeye bırakılacak.

‘Sonra Âdem, Hz. Azrail’e, ‘Ona ölümü nasıl tattıracaksın? Niteliğini anlat.’ dedi. Azrail onun ölümünü anlattı.
Âdem: ‘Ya Rabbi, yeter!’ dedi.
Bunun üzerine insanlar, heyecana geldiler de Ka’b’e ‘Ey E bu İshâk! O nasıl?’ dediler. Ka’b, açıklama yapmaktan çekindi, insanlar ısrar ettiler. Bunun üzerine Ka’b dedi ki: ‘Yüce Allah, ilk üfürüşten sonra Hz. Azrail’e diyecek ki: ‘Sana yedi gök ve yedi yer halkının kuvvetini verdim ve bu gün sana bütün öfke ve gazab kisvesini giydirdim. Öfke ve hücumunla in o taşlanmış İblis’e. Artık ona ölüm acısını tattır. İnsan ve cinlerden önce ve sonra gelmiş geçmişlerin acılarının kat katını kapsayacak şekilde, bütün acıları ve hastalıkları ona yüklet. Beraberinde öfke ve kinle dolgun yetmiş bin cehennem bekçisini, her biri ile de cehennem zincirlerinden, tomruklarından zincirler ve tomruklar bulunsun. Cehennem, kancalarından yetmiş bin kanca ile o lanetlenmişin, kokmuş canını çekip çıkarın. Mâlik’i de (Cehennemdeki melek l erin başkanı) çağır. Cehennemlerin kapılarını açsın.’

Bunun üzerine Hz. Azrail öyle bir şekilde inecek ki ona göklerin ve yerlerin halkı baksa dehşetinden derhal ölürlerdi. Azrail, inecek İblis’e varıp, ‘Dur, ey pis! Artık sana ölümü tattıracağım, çok ömür sürdün, Allah’a yakın nice kimseleri sapıttın. İşte bu o bilinen vakittir.’ diyecek.

Mel’ûn doğuya kaçacak, bakacak Hz. Azrail gözlerinin önüde, batıya kaçacak yine gözlerinin önünde, denizlere dalacak, denizler onu kabul etmeyecek, kısacası yerin her tarafına kaçacak, sığınacak kurtulacak hiçbir sığınak bulamayacak, sonra dünyanın ortasında, Hz. Âdem’in mezarı yanında duracak veya doğudan batıya, batıdan doğuya topraklarda sürünerek en son Âdem Aleyhisselâm’ın cennetten atılınca indiği yere varınca yer, bir kor gibi olacak, zebâniler kancaları takıp didikleyecekler de didikleyecekler. “Allah’ın dilediği zamana kadar” can çekişme ve işkence içinde kalacak. O böyle can çekiştirirken Âdem ve Havva’ya da, ‘Kalkınız, düşmanınız ölümü nasıl tadıyor, bakınız ‘ denecek. Kalkacaklar, onun çektiği işkencenin şiddetine bakacaklar da ‘Ya Rabbi! Bize nimetini tamamladın’ diyecekler.”

Kaynak : Elmali tefsiri – HİCR suresi aciklamasinda ayet 38
.

Posted in Ölüm - Ecel, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şeytan | 1 Comment »

Cinlerin ve Şeytanın yaşadığı yerler nerelerdir?

Posted by Site - Yönetici Şubat 6, 2009

Cinlerin ve Şeytanın yaşadığı yerler nerelerdir

Cinlerin ve Şeytanın yaşadığı yerler nerelerdir?

İslam’a göre cinler; akıl, idrak, irade ve şuur sahibi varlıklardır. Bu sebeple Allah’a iman etmekle, Onun emirlerine itaat ve ibadet etmekle mükellef oldukları da kaçınılmaz olacaktır. Bu gerek Kur’an-ı Kerim’de Cin Suresinde ve diğer ayetlerde, gerekse hadisi şeriflerde bildirilmektedir.(1) Nitekim hem Peygamberimize hem de Hz. Musa ve diğer peygamberlere muhatap olup tebliğlerini dinlemişler ve bir kısmı iman edip bir kısmı da inkar etmişlerdir.(2)

Evlenip Çoğalmaları ve Ömürleri

Cinler, erkeklik ve dişilikleri olan, ve Kur’an-ı Kerim’de, cinsel yönlerine işaret edildiğine göre de, insanlar gibi nikah yoluyla evlenen(3), insanlar gibi üreyip çoğalan, doğup büyüyen ve ölen varlıklardır.(4) Ancak ne var ki ömürleri insanlarınkinden çok daha fazla uzundur. Bu konuda cinlerin 1000 ila 1500 seneye kadar yaşayabilecekleri söylenmektedir.(5) Çünkü cinler farklı bir zaman boyutunda yaşamaktadırlar. Orada zamanın akışı da farklıdır. Buna bağlı olarak, cinler yoluyla alındığı iddia edilen haberlerin gaybi bilgiler değil, yaşa ve tecrübeye dayanan bilgiler olduğu ortadadır. Zira bize kapalı olan gayb alemi onlara da kapalıdır.

İman ve Küfür Bakımından Durumları

Mümin, münafık ve kafirleri bulunan cinlerin, kafirlerine şeytan denilmektedir.(6) Cinler de bu dünyada imtihan olmak ve ahirette hesaba çekilip, cennete ya da cehenneme gidebileceklerdir. İnsanlar da olduğu gibi, iman edip salih amel yapan, hayırlı işler işleyenler cennete, inkar edip kafir olanlar, iman ve tevbe etmeden ölenler de cehenneme gidecekler ve ceza göreceklerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmaktadır:

Andolsun ki, Cehennem için de birçok cin ve insan yarattık. Onların kalpleri vardır ama anlamazlar, gözleri vardır görmezler, kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta yol bakımından daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.”(7) Başka bir ayet de şöyledir: “Allah hepsini bir araya topladığı gün, Ey cin topluluğu! İnsanlardan birçoğunu yoldan çıkardınız’ der. İnsanlardan onlara uymuş olanlar, ‘Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan yararlandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık’ derler. Allah da buyurur ki: ‘Cehennem Allah’ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınızdır’ der. Doğrusu Rabbin Hakim’dir, Bilendir.”(8)

Cinler Yeryüzünün Sakinleridir

Yukarıda mealini verdiğimiz ayet-i kerimeye ve diğer bazı ayetlere göre gerek kafir cinlerden olan şeytanlar, gerekse cinler, insanlara görünmeden onları gözleyebilir. Sağından solundan, ardından ve önünden sokularak onlara vesvese verip saptırabilir ve yanlış yollara sevk edebilirler.(9) Yine cinlerin de insanlar gibi yeryüzünün sakinlerinden olduğu, varlıkları Kur’an ve Sünnetle sabit bulunduğu için, varlıklarını inkar etmek küfür sayılmıştır.(10)

İnsanların onları görememesi yok olduklarına delil olmaz. Çünkü insan, sadece cinleri değil, daha pek çok şeyi de görememektedir. İnsanın görmesi, duyması, anlaması da sınırlıdır. Özellikle varlıkların milyonda beşini ancak görebildiğimiz ve ağrı, sızı, sevgi, nefret, korku, akıl, elektrik, rüzgar vs. gibi, görmediğimiz şeylerin pek çoğuna inandığımız da düşünülürse, konunun daha rahat anlaşılacaktır.

Cinler Yalancı mı?

Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde Cinlerin yalancı oldukları ve Allah’a karşı yalan uydurdukları bildirilmektedir.(11) Ancak bunun yine iman ve takva ile alakası olmalıdır. Çünkü müminin yalan söylemesi yasak olduğu gibi, cinlerin müminlerinin de aynı durumda olmaları söz konusudur. Bu itibarla yalancılar, ya kafir, ya da münafık cinler olmalı ya da imanda kemale ermemiş cinlere mahsus olmalıdır.

Her Ülkede ve Her Şehirde Yaşarlar

Cinler, insanların meskûn olduğu yerlerde yaşadıkları gibi, yeryüzünün diğer yerlerinde de yaşayabilirler. Asya, Avrupa, Amerika, Arabistan, Türkistan, Rusya vs. gibi ülkelerde yaşadıkları ve buralara mensup oldukları gibi, bu ülkelerin şehirlerinde yaşayıp oralara da mensup olabilirler ve Ankaralı, İstanbullu, Konyalı, Antalyalı, Bursalı vs. diye adlandırılabilirler. Nitekim Rasülullah (s.a.v)’i dinlemeye gelen bir kısım cinlerin Diyarbakır civarında bulunan Nusaybin’den oldukları bildirilmiştir.(12) Ayrıca Hz. Peygambere gelen başka bir cin heyetinin, Cezireli(13) olduğu ve Hz. Peygamberin, Medine’de Müslüman olmuş bir gurup cin bulunduğunu(14) haber verdiği de yine hadislerle bildirilen hususlardandır. Buna ilaveten, Hz. Peygamberi dinlemeye gelen bazı cinlerin de Yemenli ve o civarda bulunan Nasibîn’li (veya Nusaybin) cinler oldukları da bildirilmektedir.(15)

Her İnsanın Bir Cini Vardır

Cinlerin insanlarla beraber yaşadıkları da öteden beri bilinen hususlardan biridir. Buna göre onların da insanlar gibi teşkilatlanması, askeri, polisi ve bunların rütbelerinin olması, her türlü İslami ve İslami olmayan sosyal, siyasi gurupların ve partilerin de bulunması, insanlarda galip olan zihniyet ve düşüncenin onlarda da galip veya mağlup olması, gelişmişliğin veya geri kalmışlığın bulunması mümkündür. Yani onlardaki hayat düzeni ve idare sisteminin de insanları bir çeşit taklit etmekten ibaret olabilir. Nitekim Müslim’in rivayet ettiği bir hadisi şerifte, “Her insanın meleklerden ve cinlerden bir yoldaşı bulunduğu” bildirilmiştir.(16) Cabir’den nakledilen bir hadisi şerifte Peygamberimiz (s.a.v); “Yanlarında kocaları bulunmayan kadınları ziyaret etmeyin. Çünkü şeytan, herhangi birinizin damarlarında, kan nasıl akıyorsa o şekilde dolaşmaktadır.” Buyurmuştur. Bunun üzerine ashab:Seninde mi?” diye sordular. Hz. Peygamber: “Benim de, fakat Allah, şeytana karşı bana yardım etti de, o bana teslim oldu (veya Müslüman oldu) buyurmuştur.(17) Hadiste parantez içinde verdiğimiz “Müslüman oldu” ifadesi tercih edilen bir başka anlamdır. Ancak hadisçiler, şeytanın Müslüman olmasının söz konusu olmadığını söyleyerek, “teslim oldu, boyun eğdi” anlamına kullanmanın daha doğru olacağını söylemişlerdir.(18) Burada kastedilenin kafir bir cin olduğunu düşünmek, problemi çözer. Nitekim cinlerin kafirlerine şeytan denildiğini söylemiştik.

Cinlerin Meskenleri

Cinlerin ev ve mesken edindikleri yerlerin genellikle çöplük gibi pis yerler oldukları, buraları yer edindikleri anlaşılmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v); evlerde bırakılan çöplerin cinlerin toplantı yerleri olacağını bildirmiştir.(19) Ancak mümin hangi cinsten olursa olsun pislikten hoşlanmaz. Bunun insanların pislikten hoşlanan veya dinen pis sayılan şeyleri yapanlar gibi anlaşılmaları ve bundan cinlerin de pislerinin ve kötülerinin ancak böyle pis yerlerde yaşadıkları ve pislikten hoşlanıp lezzet aldıkları akla gelmelidir. Bununla Hz. Peygamberin İslam’daki temizliğe dikkat çektiği ve görünmeyen cinler gibi, görünmeyen mikropların da çabuk üreyip çeşitli hastalıklara sebep olabileceği hakkında da bazı alimler görüş beyan etmişlerdir. Çünkü bazı hadislerde cin kavramıyla mikropların kastedildiğini de söylemişlerdir.(20) Ayrıca, Sahabe ve Tabiin döneminde, cinlerin deliklerde yaşadığına dair bir inancın var olduğu da görülmektedir. Bununla ilgili bir hadisi şerif şöyledir:

Abdullah b. Sercis (r.a) anlatıyor: “Rasülullah (s.a.v), (Yeryüzündeki haşarat) deliklerine idrar yapmayı yasakladı.” Bunu sebebi müfessirlerden Katade’ye: “Bu deliklere akıtmak niye mekruh kılındı?” diye sorulmuştu. O da şu cevabı verdi: “Bunların cinlere ait meskenler olduğu söyleniyordu.”(21)

.

Posted in Cinler Hakkında, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 8 Comments »

73 FIRKA VE FIRKA-İ NÂCİYE

Posted by Site - Yönetici Şubat 5, 2009

73 FIRKA VE FIRKA-İ NÂCİYE

73 FIRKA VE FIRKA-İ NÂCİYE

73 FIRKA VE FIRKA-İ NÂCİYE 

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerinden:
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, bazı hadîs-i şeriflerinde, ümmetinin düşeceği ihtilaflara dikkat çekmektedir. Bu hususta rivâyet edilen birçok hadîs-i şerif vardır. Bunların en genişi, Tirmizî ve İbn-i Mâce’de rivâyet edilen hadîslerdir. İbn-i Mâce’de geçen hadîs-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyururlar:

Yahûdiler, yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Bunlardan biri cennette, yetmişi ateştedir. Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Onlardanda yetmiş bir fırka ateşte, bir fırka cennettedir. Muhammed (s.a.v.)’in nefsi kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki, benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka cennette, yetmiş iki fırka ise ateştedir.” Sahâbîler, “Yâ Resûlüllah! Cennette olan fırka kimlerdir?” diye sordular. Resûlüllah (s.a.v.), Cemaat
diye cevap verdi. 
S.İbn-i Mâce, Fiten 17 

İmam Tirmizî (rh.)’nin rivâyetinde ise şöyle buyurulmaktadır:
İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrılmıştır. Ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir tanesi hariç, bunların tamamı ateştedir.” Sahâbîler, “Yâ Resûlüllah! O kurtuluşa eren fırka kimlerdir?” diye sorunca, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu: Benim ve ashâbımın yolunda olanlardır. S. Tirmizî, Îman 18 

Böylece Peygamber-i zîşân (s.a.v.) Efendimiz, ümmetinin başına gelecek hâdiseleri, mu’cizevî bir şekilde haber vermektedir.
Hadis âlimleri, hadîs-i şerifte geçen cennetlik olarak vasıflandırılan fırkadan maksadın, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olduğunu kaydetmektedir. Çünkü ifrat ve tefrit ortasında, i’tidâl üzere Resûlüllah (s.a.v.)’ın ve ashâb-ı kiramın yolunu tâkip etmeyi kendilerine şaşmaz ölçü edinenler, bu fırka mensuplarıdır. 
Cehennemlik olan fırkalar ise, i’tikadî mes’elelerin birçoğunda, Ehl-i sünnet’e aykırı inançlarda bulunan mezheplerdir 

Kelâm ilmiyle alâkalı eserlerin en eskilerinden olan Sevâd-ı Â’zam’da, Hicrî dördüncü asrın başında yaşadığı tahmin edilen müellif Hâkim es-Semerkandî (rh.), yetmiş üç fırka meselesini ve Ehl-i Sünnet’in neden fırka-i nâciye olduğunu açıklamaktadır. Ona göre, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in işaret buyurduğu yetmiş üç fırka şunlardır: 

Ehl-i Sünnet bir, Hâricîler on beş, Mu’tezile altı, Mürcie on iki, Şîîler otuz iki, Cehmiye, Neccâriye, Darrâriye, Kilâbiye birer, Müşebbihe üç fırka olmak üzere toplam yetmiş üç fırka eder. Fahr-i Kâinat (s.a.v.) Efendimiz’in işaret ettiği fırkalar bunlardır. Bunların sadece bir tanesi ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet fırkasıdır. Diğerleri bid’atlarla ma’lûl olan mezheplerdir. Sevâd-ı Â’zam, 52 

“Yetmiş üç fırkadan her biri, şerîate tâbi olduklarını iddiâ edip kendilerini necat bulan zümreden sayarlar. “... Her fırka, kendinde bulunan ile sevinip böbürlendi.S. Mü’minûn, 53 âyet-i kerîmesi onların bu halini tasdik eder. Halbuki Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in beyan buyurduğu fırka-i nâciyeyi, diğerlerinden ayıran delil, “Benim ve ashâbımın yolunda olanlar beyanıdır. 

Şerîat sahibi Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in burada, sadece kendilerini anlatması kâfî iken ashâbını da zikretmesi, ‘Benim yolum, ashâbımın gittiği yoldur. Kurtuluş yolu onların yoluna tâbi olmaya bağlıdır!’ mânâsınadır. İşte Resûlüllah Efendimiz bunu ilan etmektedir. Zira, ashâb-ı kiramın yoluna tâbi olmadan, Resûlüllah (s.a.v.)’a tâbi olmak iddiâsı, boş bir dâvâdır. Hatta böyle bir ittibâ, hakikatte aynıyla Resûlüllah (s.a.v.)’a isyan sayılır. 

Hâl böyle olunca, bu yolun yolcularına, necat bulmak nasıl mümkün olur? Şu âyet-i kerîme bunların hâlini tam bir şekilde anlatır:Onlar, hakikaten kendilerinin bir şey üzerinde doğru yolda, necatta olduklarını sanırlar. Gözünüzü açın ki, onlar, cidden yalancıların ta kendileridir.S. Mücâdele, 18 

Hiç şüphe yoktur ki, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’in ashâbının yolunda dâim olanlar, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat fırkasıdır. Allah Teâlâ bunların gayret ve çalışmalarını makbul eylesin. İşte fırka-i nâciye bunlardır. ”Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/80

 

Halis ece – http://www.bilgicagi.net

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | 1 Comment »

Kar tanelerinin gerçek fotoğrafları

Posted by Site - Yönetici Şubat 4, 2009

Kar tanelerinin gerçek fotoğrafları:Fizik profesörü Kenneth Libbrecht kar tanelerinin gerçek resimlerini çekti. İşte çıplak gözle görülemeyen kar tanelerinin açıları, dokuları ve renklerinin harika görünümü.

Kaliforniya Teknoloji Enstitüsünde fizik profesörü Kenneth Libbrecht kar tanelerinin gerçek resimlerini laboratuvarında ve arazide görüntüledi.

Teknolojik cihazlarının yardımıyla çekilen fotoğraflar kar tanesinin “açıları, dokuları ve renkleri” arasındaki harika düzeni gözler önüne serdi.

İşte çıplak gözle göremediğimiz, hiç biri birbirine benzemeyen, görülmeye ve incelemeye değer kar tanelerinin gerçek resimleri.









Alinti.gazeteoku.net

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar, İbretlik, İlginç | 1 Comment »

ALLAH DOSTUNU sevmek Allah’ı sevmektir

Posted by Site - Yönetici Şubat 3, 2009

ALLAH DOSTUNU sevmek Allah’ı sevmektir

ALLAH DOSTUNU sevmek Allah’ı sevmektir

ALLAH DOSTUNU sevmek Allah’ı sevmektir

*”Haberiniz olsun ki Allah’ın velilerine (dostlarına) hiçbir korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.”

*”Onlar, Allah’a iman eden ve emirlerine uygun yaşayanlardır.”

*”Onlar için dünya hayatında da ahiret hayatında da müjde(ler) vardır. Allah’ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu (müjdeye erişmek) en büyük mutluluk (ve kurtuluş)tur. ( Yûnus Sûresi 62–64)

*”Allah buyuruyor; Kim benim bir velime düşmanlık yaparsa şüphesiz ben ona harp ilan ederim. Benim kulum kendisine farz kıldığım şeyden daha sevgili bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle bana yaklaşırsa ben de onu severim. Onu sevdiğim zaman onun duyan kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Eğer benden isterse mutlaka veririm. Bana sığınırsa muhakkak onu korurum.” (Hadis, Buhari)

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, Sevgili Peygamberimiz hadislerinde haber veriyorlar ki, Allah’ın sevgili kulları çok kıymetlidir. Peygamberler ümmetini âlimlere, Allah dostlarına emanet etmişlerdir. Onlar ümmetin eminleridir. Peygamberlerin vârisleri yani mirasçılarıdır. Peygamberlikten sonra en yüksek derece onlarındır. Allah dostları dünyanın da ahiretin de direği, ışığı ve nur saçan kandilleridir. Onlara ahirette ve cennette bile ihtiyaç vardır. Onları sevmek Allah’ı sevmektir. Onların meclislerinde olmak, mübarek yüzlerine bakmak ibadettir.

Allah dostları Rabbimizin nazlı, niyazlı, hatırlı ve itibarlı seçkin kullarıdır. Onlar sayesinde dünyanın ömrü uzar. Belalar ortadan kalkar, bolluk ve bereket artar. Onların olmadığı yerde, cahiller meydan bulur, fitneler zuhur eder.

Evliya’nın kıymetini ifade edebilmek ne mümkün. Onları bizzat âlemlerin Rabbi yüce Mevlâ’mız methü sena etmekte ve Hz. Peygamber övmektedir. Durum böyle olunca bize düşen; onları sevmek, onlara benzemeye çalışmak, yollarınca gitmek, öğütlerini tutmaktır.

Ne hazin bir durum ki; kimi zavallı, talihsiz kimseler, Allah’ın düşmanları dururken, Allah dostlarına dil uzatabiliyor. Şunu cümle âlem bilsin ki; Allah’ın o mübarek, muhterem sevgili kulları bizim veli-i nimetimizdir. Veli-i nimetimiz uğrunda canımız feda olsun.

Allah’ın sevgili kulları, nurdan bir ayna misalidir ki; kim o aynaya baksa kendi suretini ve sîretini görür. Dolayısı ile evliyaya dil uzatan o edepsiz ve nasipsiz de nur aynasında kendisini görmüştür. Bütün düşük ifadeler ve noksanlıklar kendisine aittir.

 

Alinti:http://www.bilgicagi.net

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | 2 Comments »

Zemzem içmenin yedi adabı vardır

Posted by Site - Yönetici Şubat 2, 2009

Zem Zem suyu

Zem Zem suyu

Zemzem içmenin yedi adabı vardır:


1- Kıbleye dönmek.

2- Üç nefeste içmek.

3- Her içişte besmele çekmek.

4- Her nefesten sonra Elhamdülillah demek.

5- Sağ el ile içmek.

6. Zemzemi kaburga kemikleri arası doluncaya kadar yani, mümkün olduğu kadar çok içmek.

7- İçtikten sonra duâ etmek.


İbn-i Abbss Hazretleri şöyle nakl eder: Bir gün Rasûlüllah (s.a.v.) ile beraber zemzemin önünde idik. Bir kova getirilmesini emir buyurdular. Zemzem kuyusundan kova ile su çekildi. Kuyunun ağzına konuldu. Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) besmele çekti, mübarek ağzını kovaya dayadı, uzun uzun yudumladı. Sonra başını kaldırdı.Elhamdülillahdedi.  Üç defa aynı usûl tekrar etti. Sonrada şöyle buyurdu:

 

 “Münafıklar ile aramızdaki fark, münafıklar kaburga kemikleri arası doluncaya kadar içemezler. Sizler kaburga kemiklerinin arası doluncaya kadar için.”


Zemzem hürmeten ayakta içilir. Önce bir salat-ı enbiya okunur:

 

اَللَّهُمَّ صَلّىِ عَلىَ سَيِّدِناَ مُحَمَّدٍوَاَدَمَ وَنوُحٍ وَاِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى وَمابَيْنَهُمْ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ صَلَوَاةُاللَّهِ وَسَلَامُهُ عَلَيْهِمْ اَجْمَعِينَ


Allaahümme salli alaa seyyidinaa Muhammedin ve Eedeme ve Nuuhin ve ibraahiime  ve Müüsa ve iisa vemaa beynehüm minen-nebyyiine vel murseliin. Salavaatullaahi ve selaamühüü aleyhim ecmeiin.

Akabinde şu dua okunur:


Alllaahümme innii es’elüke ilmen naafian ve rızgan vaasian ve şifaaen min külli daain ve sekaamin birahmetike yaa erhamer-raahimiin.


06 ŞUBAT 2004
FAZİLET TAKVİMİ –
http://www.bilgicagi.net

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | 1 Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: