Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ocak 2009

İSMAİL HAKKI BURSEVİ (k.s ) ÇEKTİGİ ÇİLELER !

Posted by Site - Yönetici Ocak 10, 2009

İSMAİL HAKKI BURSEVİ (k.s ) ÇEKTİGİ ÇİLELER !

İSMAİL HAKKI BURSEVİ (k.s ) ÇEKTİGİ ÇİLELER !

Kendisi şöyle anlatır :

Allahü Teala, adeti ilahiyyesi üzerine beni bulundugum dereceden daha yüksek bir dereceye yükseltti. Daha önce sahip olmadıgım bir meziyeti kalbime akıtarak, beni ilim ve irfan sahibi eyledi. Allahü Tealanın bu şekilde derecemi yükseltip , bana ilim ve irfan ihsan etmesi yedi senede meydana geldi. Fakat bu feyz ve yükseklige kavuşmak, başa gelen bela ve musibetlerin, meşakkatlerin acısını tatmaya baglı oldugundan, pek cok meşakkat ile karşılaştım.Bir taraftan diger tarafa, bır memleketten başka memlekete gitmek suretiyle çok meşakkat ve sıkıntılar çektim. Mihnet ve acı, insanı bulundugu mertebeden aşagı indirmez. Bilakis başa gelen bela ve musibeti kadere rıza ile karşılamak iyi akıbetlere vesile olur.

İlk önce yolculuk yaptıgım memleket Üsküp idi . Yedi sene sonra oradan Bursa’ya gittim. Yedi sene sonra Kıbrıs’a gitmem icap etti. Yedi sene sonra Harem-i şerife gittim. Yedi sene sonra Hicaz’a gittim. Orada çocuklarım vefat etti. Hac yolunda çok sıkıntılar çektim. Hatta kıymetli kitaplarım ve eşyalarımın hepsi elimden gitti. Eşkıya tamamını yaktı. Çölde ölümle yüz yüze geldim.Herşeyden ümidimi kesip ölümü beklemeye başladıgım anda Hızır Aleyhisselam geldi ve beni çölden kurtardı. Bu sırada bana manevi derecelerden tevhid-i ef’al, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zat makamları verildiBütün bunlar karşısında ilahi emre boyun egdim. Yedi sene sonra Ebu Yümn’ün kabrini ziyaret maksadı ile dogum yerim olan Aydos’a gittim. Yedi sene sonra ikinci defa olarak hacca gittim. Yedi sene sonra Bursa’dan Şam’a gitmem emrolundu. Bütün akrabalarımdan uzak kaldım.

İşte bir çok musibet ve çilelerle geçirdigim bu yollar kırk seneyi geçiyor. Allahü Teala diledigini yapar. Kimse O’na bunu niçin böyle yaptın diye soramaz. Karşılaştıgım ve çektigim bu sıkıntılar, tamamen manevi işaretlerle meydana gelmiştir. Güzel akıbet, ancak Allahü Teala’nın fermanı üzere meydana gelendir. Resülüllah Efendimiz ; ‘’ Benim çektigim sıkıntıyı hiçbir Peygamber çekmemiştir ‘’ buyurmuştur. İnsana gelen bela ve sıkıntılar, kalbi aydınlatır. Bela ve musibet zamanında tecelli-i ilahi meydana geldigi için kalb genişler. Bütün bunlardan dolayı en şiddetli meşekkat, Peygamberler hakkında meydana gelmiştir. Onlarınkinden daha hafifi evliyada görülür. Bu itibarla büyük zatlar hep meşekkat ve sıkıntı çekmişlerdir. Resülüllah Efendimiz kendisine çok eziyet ve sıkıntı veren kavmi hakkında ; ‘’ İlahi ! Kavmime hidayet eyle. Çünkü onlar bilmiyorlar.’’ Buyurarak hidayetleri için dua ettiler.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Evliyalar, Güncel, Gündem, Kim Kimdir ?, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Takva, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İslam Alimleri | Etiketler: | 1 Comment »

MUHAMMED ÜMMETİ OLMAK !

Posted by Site - Yönetici Ocak 9, 2009

20120603_194237 copy.jpggf

MUHAMMED ÜMMETİ OLMAK !

H.z Allah , Mirac gecesinde, Habibi Edibi Muhammed Mustafa ( s.a.v.) Hazretlerine şöyle buyurdular ;

Günahları çok olmasın diye ümmetinin ömürlerini kısalttım.

Kıyamette hesapları şiddetli olmasın diye mallarını azalttım.

Ümmetinin kabirde çok habsedilmemeleri için onların zamanını geçirttim ( Onları ahir zamanda dünyaya gönderdim )

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ruhu`l Beyan Tefsirinden Kıssalar, Tavsiyeler, Yorumlar | 1 Comment »

ŞİFA AYETLERİ

Posted by Site - Yönetici Ocak 8, 2009

Şifâ âyetleri

ŞİFA AYETLERİ

Şifa ayetleri abdestili olarak yazılıp suya konup içilirse hastalıklara şifa olur.
Şifâ âyetleri” şunlardır:
Tevbe sûresi, ondördüncü âyetinin sonu,
Yûnüs sûresi, elliyedinci âyetinin ortası,
Nahl sûresi, altmışdokuzuncu âyetinin orta kısmı,
İsrâ sûresi, seksenikinci âyetinin baş tarafı,
Şü’ârâ sûresinin sekseninci âyeti,
Fussilet sûresi, kırkdördüncü âyetinin orta yeridir.

M. Masum hazretleri buyuruyor ki:
Ayet-i kerimenin, duânın tesir edebilmesi için, okuyan ve okunan kimsenin buna inanması ve okuyanın Ehl-i sünnet itikadında olması, Allahü teâlânın rızası için okuması, kul hakkından sakınması, haram yememesi ve karşılığında ücret istememesi şarttır.

Şifa Ayetleri ve Şifa Duaları

İnsanın hastalandığında şifâ için sebeplere müracaat etmesi,
bu çerçevede doktora gitmesi,

doktorun tavsiyelerine uyması,

verdiği ilâçları kullanması,

hastalığın hikmetlerini kavrayarak sabretmesi

ve şifâyı yalnız Allah’tan beklemesi;

sağlıklı günlerinde ise sıhhat ve âfiyetini gözetmesi

ve sıhhatini bozmamaya dikkat göstermesi hiç şüphesiz şifâ için önemli birer fiilî duâ niteliği taşır. Şifâ için olsun, devâ için olsun, derde derman için olsun, duâyı fiilî olarak yapmak, bununla berâber kavlî duâyı da ihmal etmemek gerekir.

Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bir insana teveccüh buyurdu mu, o insanın maddî-mânevî ne hastalığı varsa şifâ bulur, ne derdi varsa kaybolur giderdi. Onun yönelişi şifâ demekti, nazarı şifâ demekti, sözleri şifâ demekti, ilgisi şifâ demekti, gülümseyişi şifâ demekti. Onun getirdiği Kur’ân da şifâ hükmündedir.

* Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebû Katâde’nin genç kalması için şöyle duâ lütfetti: “Efleha’llahü vecheke Allahümme bârik lehû fî şa’rihî ve beşerihî” (Allah yüzünün güzelliğini arttırsın. Allah’ım saçını ve vücudunu kendisi için mübârek kıl.) Ebû Katâde (ra) bu duânın bereketiyle yetmiş yaşında vefât ettiği zaman on beş yaşında bir genç gibi gösteriyordu.2

* Yine bir gazvede Ebû Katâde’nin (ra) yüzüne ok isâbet etmiş ve yırtılmıştı. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm mübârek eliyle meshetti. Ebû Katâde (ra) der ki: “Kat’iyyen ve asla ne acısını ve ne de cerahatini görmedim.”3

* Bir gün İmam Ebû Kâsım Kuşeyrî Hazretlerinin çocuğu hastalanmıştı. Çok üzüntü çektiği günlerde Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ı rüyasında gördü. Ve Efendimiz’den (asm) şifâ talep etti. Peygamber Efendimiz (as): “Oğluna şifâ âyetlerini oku” buyurdu. Hazret-i İmam da oğluna şifâ âyetlerini okudu ve Allah’ın izniyle oğlu şifâ buldu.

Şifâ âyetleri şunlardır:

1- “Ve yeşfî sudûra kavmi’m-mü’minîne ve yüzhib ğayza kulûbihim.” (Allah mü’minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın, şifâ versin ve kalplerindeki ıztırabı gidersin.)4

2- “Yâ eyyühe’n-nâsü kad câet küm mev’ızatun min Rabbikum ve şifâü’l-limâ fi’s-sudûri ve hüden ve rahmetün li’l-mü’minîn.” (Ey İnsanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerin derdine şifâ, mü’minlere bir hidâyet ve rahmet gelmiştir.)5

3- “Yahrucu mim-butûnihâ şarâbüm-muhtelifün elvânühû fîhi şifâü’l-linnâsi inne fî zâlike le’âyete’l-likavmi’y-yetefekkerûn.” (Onların karınlarından çeşitli renklerde bir şerbet çıkar ki, onda insanlar için şifâ bulunur. Düşünen bir topluluk için şüphesiz bunda bir delil vardır.”)6

4- “Ve nünezzilü mine’l-Kur’âni mâ hüve şifâü’v-ve rahmetü’l-li’l-mü’minîn.” (Biz Kur’ân’da mü’minler için şifâ ve rahmet olan âyetleri indiriyoruz.)7

5- “Ve izâ meridtü fehüve yeşfîn.” (Hastalandığımda bana şifâ veren Allah’tır.”8

6- “Kul hüve li’llezîne âmenû hüden ve şifâün.” (De ki: Kur’ân, inananlar için hidâyet ve şifâdır.)9

Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hastalara şöyle duâ etmiştir:

1-“Allahümme rabbi’n-nâsi ezhibi’l-be’se işfi. Ente’ş-şâfî. Lâ şifâe illâ şifâüke. Şifâen lâ yüğâdiru sekamen. Allahümme işfi abdeke yenke’ leke adüvven ev yemşî leke ilâ salatin.” (Allah’ım! Ey insanların Rabbi! Şifâ ver! Şifâ veren ancak Sen’sin! Sen’den başka şifâ verecek kimse yoktur! Allah’ım! Şu kuluna şifâ ver ki, Senin bir düşmanına acı versin veya Senin rızânı kazanmak için namaz kılmak üzere yürüsün.)10

2- “Bismillâhi erkîke min külli şey’in yü’zîke min şerri külli nefsin ev aynü hâsidin. Allahümme yeşfîke bismillâhi erkîke.” (Sana ıztırap veren her şeyden, her kıskanç nefisten, her hasetçi gözden Allah’ın adıyla sana şifâ dilerim. Allah sana şifâ versin. Allah’ın adıyla sana şifâ dilerim.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

MUHARREM-İ ŞERİF VE AŞURE GÜNÜ

Posted by Site - Yönetici Ocak 7, 2009

Cennet nimetlerinin çeşitleri ve Cennetlerde bulunan huri ve gılmanlar,goynem,beysehir,sennet,ibrahim hakki hazretleri,takva,facebook,

MUHARREM-İ ŞERİF VE AŞURE GÜNÜ

H.Ş. (İbn-i Abbas R.A.den) : Zilhiccenin son günü ile Muharrem’in 1.nci günü oruç tutan, geçmiş yılı oruçla bitirip, gelecek yıla oruçla başlamış olur. Allah-ü Teala o kimsenin 50 yıllık günahını affeder.

H.Ş.: Muharrem-i Şerif’te tutulan her oruca 30 gün oruç tutmuş sevabı verilir. Muharrem-i Şerif’in birinden onuna kadar oruç tutup, onuncu günü aşure pişirmenin ecri büyüktür. Böyle yapamayan hiç değilse 8-9-10.günleri oruç tutmalı.

Bu ayda Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri peşpeşe oruç tutana 900 senelik nafile oruç sevabı ihsan olunur.
Aşure günü vuku bulan hadiseler: Hadis-i Şeriflerde şöyle beyan edilmiş:

1. İbrahim A.S.Aşure günü doğdu.
2. Allah-ü Teala onu Nemrud’un ateşinden Aşure günü himaye buyurdu.
3. Musa A.S. Firavn’un şerrinden kurtuldu ve düşmanları denizde boğuldu.
4. İdris A.S. semaya (Yüce makama) yükseldi.
5. Eyyüb A.S.’a şifa ihsan olundu.
6. İsa A.S. semaya götürüldü.
Bazı büyükler, “Bu güne aşure denilmesi; Allah-ü Teala 10 peygambere 10 ikramda bulunduğundandır.” dediler:
1– Adem A.S.’ın tevbesi kabul olundu.
2– Nuh A.S.’ın gemisi tufandan kurtuldu.
3– Süleyman A.S.’a mülk (saltanat) verildi.
4– Yunus A.S. balığın karnından kurtuldu.
5– Yusuf A.S. babasına kavuştu.
6– İdris A.S. semaya götürüldü.
7– İbrahim A.S. Nemrud’un ateşinden kurtuldu.
8– Musa A.S. Firavn’un şerrinden kurtuldu.
9– Eyyüb A.S. hastalıktan şifa buldu.
10– İsa A.S. semaya götürüldü.

Cebrail, Mikail, İsrafil, Arş, Kürsi, Kalem, Gökler yer ve Cennet aşure günü yaratılmışlardır.
Âdem A.S. ve Havva anamız aşure günü yaratıldı. Tuba ağacı o gün dikilmiş, kemal sahiplerinin cennete kavuşmasına sebep olan kıyamet aşure günü kopacak, müminler cennetteki makamlarına kavuşacak.

Aşure günü ve gecesinde yapılacak ibadetler:
H.Ş. Aşure gününün faziletine kavuşmaya bakınız. Çünkü o Allah-ü Teala’nın günler arasındaki seçtiği mübarek bir gündür. O günde oruç tutana Allah-ü Teala nezdinde bulunan meleklerin, peygamberlerin, şehitlerin ve Salihlerin ibadetleri kadar sevap verir.
H.Ş. Aşure günü gusleden ölüm hastalığından başka hastalık görmez. Aşure günü bir hastayı ziyaret eden bütün insanları ziyaret etmiş gibi olur. Aşure günü bir kimseye su veren hiç isyan etmemiş gibi olur.
O gün gusleden (Boy abdesti alan) bir sene ufak tefek hastalıklardan korunur.
H.Ş. Aşure günü gusleden anadan doğduğu gün gibi günahlarından temizlenir.
H.Ş. Aşure günü iki defa gusleden kişinin gözlerinde ebediyen hastalık olmaz.
H.Ş. (İbni Abbas A.A.’den): Aşure günü oruç tutana 10 bin melek sevabı verilir. Muharrem’in Aşure gününde oruç tutana 10 bin şehit, 10 bin hac, 10 bin umre sevabı verilir. Muharrem’in onuncu günü olan Aşure gününde bir yetimin başını okşayana Allah-ü Teala o yetimin başındaki kıllar sayısınca cennette derece ihsan eder.

Aşure günü akşamı bir mümine iftar veren kimseye ınd-i ilahide bütün müminlere iftar vermiş ve doyurmuş sevabı verilir.
H.Ş.: (Ebu Hureyre R.A.den) Bir kimse Aşure günü çoluk çocuğuna iyilik yapsa onları sevindirse, Allah-ü Teala ona senenin güzel geçmesini müyesser kılar. Aşure günü oruç tutanın orucu 40 yıllık günahın affına sebep olur. Aşure gecesini ihya edip sabahında oruçlu olan kimse vefat ederken ölüm acısı duymaz.
H.Ş.: (Hz.Ali R.A.’dan ) Aşure gecesini ihya edeni, Allah-ü Teala dilediği gibi diriltir.
Zühretu’r-riyad’da bildirilmiş: “Rasülallah S.A.V.’den avcı eline düşmüş bir geyik yavrularını emzirip gelmek için şefaat istedi. Efendimiz bu isteği avcıya teklif etti. Avcı akşam olmadan gelmesini istedi, geyik: “Bu gün Aşure günüdür; bu güne hürmeten yavrularımızı gündüz emzirmeyiz.” dedi. Avcı;
– “Ya Rasülallah! Bu geyiği zat-ı şerifinize hediye ettim” dedi. Efendimiz de geyiği salıverdi.
Bu hadisede iki nükte vardır.
1. Hayvanların dahi bu mübarek güne hürmet etmeleri.
2. Bu günün şerefine hayvanın avcı elinden kurtulması.
Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Geçmişte büyükler bu gün çocuklarına bir şey yedirmezlerdi.
Rasülüllah S.A.V. hurmayı mübarek ağzında ıslatır, çocuklara verir, onlar da bunun bereketiyle doyar ve akşama kadar bir şey yemezlerdi.
H.Ş. : Aşure günü tutulan oruç bir senelik geçmiş günahların affına sebeptir.
H.Ş.: Ramazanı şerif ve Aşure günü orucundan faziletli oruç yoktur.
Aşure günü masraf görüp, eve ufak tefek bir şeyler almak, sene boyunca bereketin devamına sebeptir.
O gün en az 10 kişiye selam verilir, veya bir kişiye 10 selam verilirse bütün Müslümanlara selam vermiş ecri ihsan olunur.
O gün fakir fukara sevindirilir.
İhlasla eda edilen ibadetler belalara manidir, sahibini korur. Şu sözü anlayanın kazancı büyük olur.

Dua ve İbadetler – Günyetütalibin – Şir’a ve Riyadün-Nasihin’den alınmıştır.

Bu ayda ve bütün sene yapılması lazım gelen ibadetler, DUA VE İBADETLER MECMUASI’nda izah edilmiştir.
.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Mubarek Gün Ve Geceler, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

İşte Yahudileri korkutan Hadis-i Şerif ve Gargad Ağacı

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2009

İşte Yahudileri korkutan Hadis-i Şerif ve Gargad Ağacı

İşte Yahudileri korkutan Hadis-i Şerif ve Gargad Ağacı

Ortadoğu’daki gelişmeleri yakından izleyen, başta İsrail olmak üzere bölge ülkelerine sık sık gelip giden ve bu coğrafyanın tarihsel sürecine ilişkin çok sayıda yayını bulunan tarih profesörü bir dostum bana önceki gün; “Yahudiler İsrail’de en çok hangi ağacı dikiyorlar ve bunun sebebi nedir biliyor musunuz?” diye sordu.

Kendisine, özellikle tarım konusunda İsraillilerin dünyanın en önemli araştırmalarına imza attıklarını biliyorum ama bir ağaca karşı özel ilgileri olup olmadığı konusunda bilgi sahibi değilim dedim. İsrail’e de şimdiye kadar hiç gitmediğimi söyledim. Kısacası sorunun cevabı bende yoktu.

Verdiği cevap çok ilginç oldu. Yahudilerin İsrail’de en çok diktikleri ağacın gargat ağacı olduğunu, bunun nedeninin ise bir hadis- i şeriften kaynaklandığını söyledi. “Yahudiler hadis-i şeriflere itibar ediyorlar mı ki” dedim. Etmiyorlar ama yine de içleri rahat değil. Tedbiren de olsa yine de bu ağacı dikmekten geri kalmıyorlar dedi. Sonra Peygamber Efendimizin konuyla ilgili bir hadis-i şerifini okudu.

Tarihçi dostumun yanından ayrıldıktan sonra bu hadis-i şerifi kaynaklarıyla birlikte sizlerle paylaşmak üzere kütüphanemdeki kitaplardan aradım buldum.

İlginçtir, hadis-i şerif daha çok kıyamet alametlerinin zikredildiği bölümlerde geçiyor. Kaynaklarda kıyamet alametleri sıralanırken, fitnenin artması, Yahudilerin Müslümanlara yönelik taşkınlık ve zulmü inanılmaz boyutlara varınca, sabır sınırı taşıp artık bu zulme bir dur demek isteyen Müslümanların kendilerini bulup cezalandırmasından çekinen Yahudilerin bulabildikleri her yere kaçıp saklanacağından söz ediliyor.

Hadis-i Şerif’te, Yahudilerin taşların ve ağaçların bile arkasına saklanacağı, buna karşın Gargat ağacından başka bütün taş ve ağaçların: “Ey Müslüman, Ey Allahın kulu, Yahudi arkamdadır, gel onu öldür” diyeceği ifade ediliyor. (Buhârî, Tecrid, IX, 73; Tirmizî, Birr, 25; Fiten, 2; et-Tâc, I, 25).

Bahsi geçen hadis-i şerif Sahih-i Müslim’de; “Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek ‘Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır. diyecek. Sadece ‘gargat’ ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır” buyuruluyor. (Kitab-ul Fiten H. 2239).

Bu kadar yalın bir gerçeklikle ifade edilen hadis-i şerif üzerinde ayrıca bir yorumda bulunma ihtiyacı duymuyorum. Her şey gayet açık ortada

Fakat izniniz olursa Gazze’de yaşanan son vahşet görüntülerinden de yola çıkarak hadis-i şerifin son cümlesinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz; “Ağaç ve taş dile gelerek, Ey Müslüman, gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır” diyecek.

Demek ki Yahudilerin artık haddi iyice aşmış zulmüne tanıklık etmek ağaçların ve taşların bile deyim yerindeyse canına öyle bir tak edecek ki, sabırları taşacak ve ihbarda bulunmak üzere dile gelecekler.

Hadis-i Şerif temel kaynaklarda böyle geçiyor. Birileri rahatsız olacak diye lafı eğip bükecek değiliz. Peygamber Efendimiz söylüyorsa El Hak doğrudur.

Nitekim Yahudiler de yaptıkları işin sonunun nereye varacağını ve tarihteki örneklerinde de görüldüğü gibi hep böyle sürüp gitmesinin mümkün olmayacağının az da olsa farkında olmalılar ki, hadis-i şerifte “sadece o ağaç söylemeyecek” denilen gargat ağacını tarih profesörünün tespitiyle ülkenin her yanına dikmekten geri kalmıyorlar. İsrailliler her yana bu ağaçtan dikeceklerine zulme son verseler daha iyi olur. O zaman muhakkak ki daha güvende olacaklardır. Bu iş hep böyle gitmez. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

Tüm dünya tepkili

Siz bakmayın İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamların sadece İslam dünyasında tepki oluşturmuş gibi bir görüntü ortaya koyduğuna İsrail’in yıllar yılı bölgede uyguladığı ölçüsüz şiddet ve tarih boyu yapıp edegeldikleri fenalıklar tüm dünya ülkelerinde gizliden gizliye öylesine derin bir nefretin oluşmasına zemin hazırladı ki, yabancılarla konu üzerinde biraz konuşmaya başladığınızda hemen fark ediyorsunuz bunu. Kaldı ki dinsel öğretileri ve tarihsel tecrübeleri de buna uygun. Yahudilerin günümüzdeki tutum ve davranışları da bu acıları tazeleyecek türden. Burada ayıplanacak olan durum nefret duymak değil, nefrete neden olacak eylem ve davranışlara göstere göstere zemin hazırlamamaktır.

Dünyanın önde gelen medya kuruluşları ve ajansları büyük ölçüde Yahudi sermayesinin kontrolünde olduğu için, hükümetler aleyhlerine kampanya yürütülmesin, yıpratılmasınlar diye tepki göstermekte tutuk davranıyorlar. Kısacası, dünyanın gözleri önünde cereyan eden zulme karşı dünya kamuoyunda oluşan nefret henüz kitle iletişim araçları vasıtasıyla beklendiği ölçüde dillendirilmeye başlanmadı. Fanusun kapağı bir açılmaya görsün, dalga hızla büyüyecek ve zulme karşı kitlelerde oluşan nefret daha rahat gözlemlenebilecektir. Kaldı ki bu tür açık bir zulme karşı tepkili olmak için din olarak sadece İslam’a mensup olmak gerekmiyor. İnsanlık duygularını kaybetmemek yeterlidir.
Yazının başında yer verdiğimiz hadis-i şerifin vermek istediği mesajı, Gazze’de yaşanan vahşet karşısında ruhlarda oluşan kabarmayı hissedince daha rahat algılayabiliyoruz. Savaşın bile adabı vardır. Bu kadar mı gaddar olur bir insan?

Yazımızı İsra süresinden konuyla ilgili bir ayetle sonlandıralım:

“Kitapta İsrailoğulları’na şu hükmü verdik: “Muhakkak siz yer(yüzün) de iki defa (iktidar olup) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle kibirlenecek-yükseleceksiniz. Ve nitekim o iki vaadden ilkinin zamanı geldiğinde, son derece zorlu ve güçlü kullarımızı üzerinize gönderdik de (sizi) evlerin aralarına kadar girip araştırdılar. Bu, yerine getirilmesi gereken bir sözdü ve gerçekleşti” (İsra, 4-5)

Prof. Dr. Osman ÖZSOY Haber7

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: , | 17 Comments »

Hz. Peygamber s.a.v Filistinde Bir Vakfı

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2009

Hz. Peygamber ( s.a.v )`in Filistinde Bir Vakfı

Hz. Peygamber ( s.a.v )`in Filistinde Bir Vakfı

Hz. Peygamber s.a.v Filistinde Bir Vakfı Ve Osmanlı Devleti’nin Vakıf Ve Tapu-Kadastro Anlayışını Gösteren Bir Belge

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

Osmanlı devletinin vakıf müessesesine olan yaklaşımı ve elde ettikleri toprakların maddî ve manevî tapusunu çıkarmaktaki maharetleri inkâr edilemez bir gerçektir. Yavuz Sultan Selim ve Kânunî zamanlarında yapılan tapu tahrir işlemleri, günümüzdeki modern tapu-kadostro işlemlerine göre daha ileri ve ayrıntılı bir teknikle yapılmıştır. Bugün üzerinde 30 küsur devletin bulunduğu Osmanlı hakimiyetindeki bütün toprakların ayrıntılı tapuları, asırlarca Kuyûd-ı Hâkâniye adı altında muhafaza edilen Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki bin küsur Tapu Tahrir Defterlerinde mevcuttur. Biz bunların nasıl bir incelik ve itina ile tutulduğunu ve Osmanlı Devleti’nin vakıf müessesesine nasıl hürmet gösterdiklerini gösteren bir önemli vesikadan burada bahsedeceğiz.

Hicretin IV yahut X. yılında Temim Dari isimli bir sahabe Hz. Peygamber’e gelir ve henüz fethedilmediği halde Filistin arazisinden muayyen bir kısım arazinin kendisine tahsis edilmesini arzu eder. Gelecekte bu toprakların müslümanların eline geçeceğini gözle görmüş Hz. Peygamber, Temim Dari’nin bu arzusuna müsbet cevap verir ve bu tahsisin yazılı bir senet şeklinde Temim Dari’ye verilmesi için şöyle bir emirnâmede yazdırır.

Bu yazılı belgede Allahın Peygamberi Muhammed’in Temim Dari ailesine, Allah fethini nasib ettiği zaman bağışladığı ve tahsis ettiği arazi yazılıdır. Bunlar Beyt-i Aynun, Habrûn ve Beyt-i İbrahim’dir. Ebediyyen kendilerine verilmiştir.
Şahitler
Abbas, Ebubekir, Omer, Osman ve Ali” [1]

Yavuz Dönemine Ait Tapu-Tahrir Defterindeki Vakıf Kaydı

Bu senedin muhtevasındaki emir, Hz. Ömer devrinde Filistin Arazisi müslümanlar tarafından fethedildiği zaman yerine getirilmiştir. Hz. Peygamber’in yazdırdığı deri parçası (intaâi şerif), Temim Dari ailesinin elinde mevcut olduğu ve bunu bizzat gördüklerini tarihçiler zikr etmektedirler.[2] Aslında bir temlikî ikta tasarrufu olan bu tasarruf ebediyyen kaydıyla yapıldığı için vakıf haline gelmiştir.

Filistin toprakları, 922/1517 yılında Osmanlı Devletinin eline geçmiş ve Filistin’deki şehirler birer Liva olarak Şam vilayetine bağlanmıştır. 1527 yılından itibaren bu çevrede fethedilen arazinin tapu-tahrirleri yani tapu kadastrosu, bugün bile hayal edemeyeceğimiz modern bir tarzda yapılmaya başlanmıştır. Bu defterlere, her mahaldeki vergi mükellefleri, vergiden muaf olanların adları, arazinin kimin dirliği, mülkü yahut vakfı olduğu yazılmıştır: Şahıs veya arazilerden vergiden muaf olanların muafiyet sebebi ve ilgili fermanın kaydı düşülerek işlenmiştir. Her tapu-tahrir defterinin başına ait olduğu sancak veya eyalete ait hususî bir Kanunnâme varsa o kanunun metni yazılmıştır.[3]

İşte Filistin arazisinin tapu-tahriri yapılırken Hz. Peygamber’in Temim Dâri ailesine yaptığı vakıf araziye sıra gelmiştir. Osmanlı padişahlarının fermanıyla bütün vakıflara gösterilen hürmet, buna da fazlasıyla gösterilmiştir. Hz. Peygamberin deri üzerine yazdırdığı senet ve ilgili kayıtlar esas alınarak Osmanlı Tapu Tahrir defterlerine bu arazi Hz. Peygamber’in vakfı olarak kayda geçmiştir. Kanunî zamanında yazılan bir 980/1572 tarihli ve 522 no.lu Tapu Tahrir Defterinde mevcut olan ve bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan bu kayıt aynen şöyledir:

“Bütün Peygamberlerin seyyidi; Âlemlerin Rabbi olan Al­lah (C.C.)’ın habibi; Arap ve Acemin efendisi; Mekke ve Ha­rem’in imamı olan Hâşim oğlu Abd-i Menaf oğlu Abdülmuttalip oğlu Abdullah oğlu Muhammed’in (üzerine salât ü selâm olsun) Ensâr’dan Temim Dari, evladı, evladının evladı, zürriyetleri ve bütün nesil ve neseplerine yapılan vakfın, Hz. Peygamberin yazılı emri ve Ali Beg Evkâfı kayıtları gereğince kaydedilen suretidir.

Halilü-Rahman’a Tâbi Beyt-i Aynun Köyü Tamamen
Habrun ve Sarra Diye Bilinen Halilür-Rahman Şehrine ait Arazi Tamamen
Halilür-Rahman’a Tâbi Mertun Mezreası Tamamen
Halilür-Rahman Şehrinde 65 adet Temim Vakfı Diye Bili­nen Dükkânlar.[4]”.

Osmanlı tapu-kadastro sisteminin bir nümunesi olarak takdim ettiğimiz bu belge, Osmanlı Devleti’nin vakıf müessesesine verdiği ehemmiyeti ve fethettikleri topraklar üzerinde icra ettikleri tapu-kadastro işlemlerinin mükemmelliğini açıkça göstermektedir. Osmanlı Devletinin büyük bir itina ile muhafaza ettiği Vakıflar, müslim-gayri müslim, yerli ve yabancı herkese karşı dermeyan edilebilen müslüman toprakların tapusu haline gelmiştir.

Vakıf, Allah (C.C.) ve insan sevgisinden doğan mukaddes bir müessesedir. Osmanlı Devletinin bu tutumu kendileri hakkında diğer müslümanların da takdirlerini celb etmiştir. Bir Hanefî hukukçusu olan Hamevi’nin şu sözleri enteresan olduğu kadar çok da manidardır: “Osmanoğulları ehl-i keşif ve irfanın kitaplarında sahabeden sonra en âdil devlet adamlarıdır diye tavsif edilmektedirler”.[5]

——————————————————————————–
[1] Kalkaşandi, Ebül-Abbas Ahmed, Subhul-A’şa, Kahire 1915, C.13, sh. 118-122.

[2] Kalkaşandi, 13/122.

[3] Lütfü Paşa; Asafnâme, İstanbuI 1326, sh. 24-25.

[4] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tapu Tahrir Defteri, No. 522, sh. 166.

[5] El-Hamevi, Ahmed, EI Ecvibe, Sül. Kütb., Esat Ef., No. 1152

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Aşûre Gecesi

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2009

View famous mosques picturess funny pictures islamic mosques

Aşûre Gecesi

Muharrem ayının onuncu gecesidir. Muharrem ayı, Kur’ân-ı kerîmde kıymet verilen dört aydan biridir. Aşûre, bu ayın en kıymetli gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duâları Aşûre günü kabûl buyurdu:

Âdem aleyhisselâmın tevbesinin kabûl olması, Nûh aleyhisselâmın gemisinin tûfândan kurtulması, Yûnüs aleyhisselâmın balığın karnından çıkması, İbrâhîm aleyhisselâmın Nemrûdun ateşinde yanmaması, İdrîs aleyhisselâmın diri olarak göke çıkarılması, Ya’kûb aleyhisselâmın, oğlu Yûsüf aleyhisselâma kavuşması ve gözlerindeki perdenin kalkması, Yûsüf aleyhisselâmın kuyudan çıkması, Eyyûb aleyhisselâmın hastalıkdan kurtulması, Mûsâ aleyhisselâmın Kızıldenizden geçip, Fir’avnın boğulması ve Îsâ aleyhisselâmın vilâdeti ve yehûdîlerin öldürmesinden kurtulup, diri olarak göke çıkarılması hep Aşûre günü oldu.

Hazret-i Hüseyn, o gün şehîd oldu diyerek, mâtem tutmak, döğünmek de bid’atdir. Günâhdır. Şî’îler, hazret-i Hüseyn için mâtem tutuyorlar. Hazret-i Hüseyni, hazret-i Alînin oğlu olduğu için, tapınırcasına övüyorlar. Ehl-i sünnet ise, onu Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” torunu olduğu için çok seviyoruz. İslâmiyyetde mâtem tutmak yoktur. Müslimanlar, yalnız Aşûre günü mâtem tutmaz. Kerbelâ fâciasını hâtırlayınca her zamân üzülür. Kalbleri sızlar. Gözleri kan ağlar. İslâmiyyetde mâtem tutmak olsaydı, Aşûre günü değil, Resûlullahın Tâifde mubârek ayaklarının kana boyandığı ve Uhudda mubârek dişinin kırılıp, mubârek yüzünün kanadığı ve vefât etdiği gün mâtem tutulurdu.

Mehmet Oruc – 365 gun dua
.

Posted in 365 Gün Dua, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

Papazdan şeker, imamdan dayak yiyen çocuklar…

Posted by Site - Yönetici Ocak 3, 2009

Papazdan şeker, imamdan dayak yiyen çocuklar…

Papazdan şeker, imamdan dayak yiyen çocuklar…

Çocukluğumuz Almanya’da geçtiği için kiliselere de, kilise çanlarının seslerine de yabancı değildik. Evimizin üst bölgesinde bulunan kilisenin bahçe kısmında oyunlar oynardık kardeşlerimle ve arkadaşlarla. Özellikle hafta sonu olduğundan mutlaka düğün veya kilise ayinine gelen Almanlar çok olurdu.

Bazen kilisenin bahçesine çıkan papaz yanımıza gelir, hal-hatır sorardı. Bizimle bir müddet konuştuktan sonra bizlere bazen şeker bazen de çikolata ikram edip kiliseye dönerdi.

Bize niçin iyi davrandığını, niçin çikolata verdiğini o zamanlar anlamıyordum. Şimdi “misyonerler”in nasıl çalıştığını bildiğim için, şeker ve çikolataların sebebini daha iyi anlıyorum.

Papaz şeker dağıtırken imam niçin dayak attı?

Almanya’da yaşayan aileler çocuklarına din eğitimi vermek için Türkiye’de olduğu gibi yazları camiye gönderemezler. Çünkü yaz dönemini herkes için ailesi ve memleketiyle hasret giderme zamanıdır. Avrupa’da yaşayan aileler çocuklarının din eğitimi alması için onları okuldan kalan zamanlarında, bölge camisine veya derneklerine göndererek Kur’an okumayı öğrenmelerini ve temel dini bilgiler almalarını sağlarlar.

Çocukluğumuzda okul dışında kalan zamanımızın önemli kısmını camide din eğitimi almakla geçirirdik. Kişisel olarak camide görev yapan, bizlere Kuran ve dini bilgileri öğreten hocalarımızdan pek dayak yememiş olsam bile, birçok arkadaşımın yediği dayağa şahit oldum.

Secdeye kapandığın zaman ayak topuklarını niçin birleştirmedin. Kaç defa anlatacağım ben sana bunu?” diye dayak yiyen arkadaşımın hıçkırıkları hââ aklımdadır. Çocuklar dayak yiyen bir arkadaşlarını gördükleri zaman dayak yemiş gibi etkilenirler.

* * *

Çocukluğu yurt dışında geçmiş bir arkadaşım dini yaşantıdan uzak oluşunun nedenini anlatırken, çocukluğuna ait bir hatırasını anlatmıştı.

Biz memleketimizden uzaklardayız, çocuklarımız milli ve dini değerlerimizden uzak büyümesin!” diye, babam beni camiye gönderdi. Aradan birkaç gün geçmemişti ki cami hocasına bana tokat attı. O güne kadar hiç dayak yememiş olduğum için yanağımdan çok kalbim acıdı. Babama durumu anlatınca babam çok öfkelendi. Ertesi gün cami hocasının yanına geldi. “Ben evladıma kıyamıyorum. Sen kim oluyorsun da benim oğluma şamar atıyorsun?” diye hocaya kızdı. O günden sonra bir daha da camiye gitmedim.

Elbette camilerde dayak yiyen camiden, Kur’an Kursun da dayak yiyen Kur’an’dan uzaklaşama hakkına sahip değildir. Ancak din eğitimi vermeye çalışırken çocukları dinden uzaklaştırma hatasından vazgeçmek zorundayız.

* * *

Önümüzdeki hafta tüm camilerde yaz kursları başlayacak. Okulların tatile girmesiyle çocuklar zamanlarının bir kısmını camilerde Kur’an ve dini bilgiler öğrenmekle geçirecek. Cami de yaşadığı olumsuz hatıralar yüzünden camiden ve dinden uzaklaşan birçok insan hikayesini sizlerde dinlemişsinizdir.

Çocukları camilere sokmak değil, camileri çocukların kalbine sokabilmek önemlidir. Camileri çocukların kalbine yerleştirmek zorundayız. Çocuklara sadece Kuran-ı Kerim öğretmek değil, Kuran ve Peygamber sevgisi aşılamak önemlidir.

Türkiye’de çocuklara papazlar şeker dağıtmaz belki. Ancak papazlardan daha beter tuzakların ortasında yaşadıklarını anlamak zorundayız. Çocuklar camiye geldiklerinde şeker ve çikolatalarla karşılansalar, zihinlerinde tatlı hatıralarla yaz kurslarını geçirseler, yerli papazların tuzaklarına düşmezler.

Bunları söylerken tüm sorumluluğu ve yükü çocukları okutan görevlilere atmanın doğru olmadığını da belirtmek isterim. Bir din görevlisinin maddi gücü buna yetmeyebilir. Bölge halkı bu konuda din görevlilerine maddi ve manevi destekte bulunarak çok önemli bir destek sağlayabilirler.

Anne-babasının zoruyla camiye gelen çocuklar camilerde sıkılır bir an önce dersten kaçmak ister. Elif-be ile başlayan Kur’an okumayı öğrenme serüveni sonunda çocuklar camiden uzaklaşmamalı. Çocukların bedenleri camide, akılları internet cafe’de kalmamalı. Yarım kulakla hocayı dinleyen çocuk, dersten çıkar çıkmaz dört gözle bilgisayarın başına oturursa papazlar sevinir.

Son yıllarda camilere gelen çocuklara verilen eğitim konusunda Diyanet İşleri Başkanlığının [gönüllü kuruluşların] ciddi mesafeler aldığını biliyorum. Millet olarak tüm sorumluluğu Diyanet İşlerine veya din görevlisine yüklememiz gerekiyor.

Hıristiyanlarda din görevlisi Papazdır. Ancak bizde, her Müslüman dininin görevlisidir.

Bir papazın dinine hizmet ettiği kadar, her Müslüman dinine hizmet etmiş olsa geleceğimiz daha aydınlık olur inşallah.

Camileri çocukların kalbine sokmak için hepimize görev düşüyor.

Sait ÇAMLICA, Eğitimci – Yazar,

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Trafik Kazâları ve Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı

Posted by Site - Yönetici Ocak 2, 2009

Trafik Kazâları ve Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı

Trafik Kazâları ve Âyetü’l-Kürsî’nin Esrârı

Resûlullah (sall’allâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in 27 sır kâtibi vardı. Âyetü’l-Kürsî Hicret’ten sonra bir gece yarısı nâzil olduğunda onu, Resûlullah’ın sır kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit (radıy’allâhu anh) yazmıştır.

Âyetü’l-Kürsî’ye ta’zim ve tebcîl için, bir rivâyete göre 40 bin, diğer bir rivâyete göre 80 bin melek nâzil olmuştur. Âyetü’l-Kürsî’ye çok muazzam ve muhterem bir melek hâdimdir.

Bugün bütün vâsıtalar tehlike hâlindedir. Ancak ta’limât-ı İlâhiye ile bu tehlikelerin önüne geçilebilir. [Hava], deniz ve kara vâsıtalarına binerken «Bismillâhi mecrâhê ve mürsêhê inne Rabbî le Ğafûru’r-Rahıym [Meâli: Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allâh’ın ismiyledir. Muhakkak ki Rabbim, çok mağfiret edici ve çok rahmet edicidir]» (Sûre-i Hûd, 41) diye okuyan kimse, her türlü tehlikeden muhâfaza olunur.

Sokağa çıkarken 7 Âyetü’l-Kürsî okuyup, her defasında 6 cihete üflemeli. Yedincide, “Velâ yeûdühû hıfzuhümâ ve hüve’l-aliyyü’l-azıym” diye 3 defa okuyup “Huu” ile içine “Huu”lamak lâzım. Bu ta’limat ile vesâite binenleri, Cenâb-ı Hakk her türlü felâketten korur. Bunu söylemezdik ama, tehlikelerin umûmiyeti bizi bu esrârı söylemeye mecbur etti. Hakikaten muazzam bir esrâr-ı İlâhîdir. Ne akıl, ne mantık, ne san’at, hiç biri ona tahammül edemez. Bunun adına “Kerâmetü’n-Nebî” derler.

Bu insanlar, isyanları ile kok kömürü hâline gelmişlerdir. Kuruların yanında yaşlar da yandığından, o yaşları kurtaralım diye bu esrârı ifşâ ediyoruz.”

 
S.Hilmi Tunahan ( k.s )

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

NAMAZIN FARZ OLUŞU

Posted by Site - Yönetici Ocak 1, 2009

Dua,Dua islam prayer,muslim prayer,DUÂNIN KABUL EDİLMESİNİN ŞARTLARI,FREE-SHIPPING-font-b-Islamic-b-font-Muslim-art-Make-font-b-Dua-b-font-Prayer copy

NAMAZIN FARZ OLUŞU

Mükatil (r.h) Hazretleri dedi ki : ” Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri Mekke’de iken, akşam vaktinde iki reka’at , sabah namazı vaktinde de iki rek’at namaz kılardı. Miraca çıktıgı zaman , beş vakit namaz kılmakla emrolundu.

Namaz Mi’rac gecesi farz kılındı. Çünkü Mi’rac, vakitlerin en üstünü, hallerin en şereflisi ve münacatların ev izzetlisidir. Namaz da imandan sonra taatın ev faziletlisidır. Kullukta ise ilahiyatın en güzelidir. Böylece ibadetlerin en faziletlisi, vakitlerin en faziletlisinde farz oldu. Namaz, kulun Rabbine vasıl olması ( ulaşması )ve ona yaklaşmasıdır.

NAMAZIN HİKMETİ

Namazın farz olmasının hikmeti ve sebebi :

Rasülüllah (s.a.v.) Hazretleri , Mi’raca çıktıgında, semavat melekutunun gizliliklerine şahıd oldu, seyretti. Göklerde olan meleklerin ibadetlerini gördü. Onların ibadetleri çok hoşuna gitti o ibadetlerin ümmetine de farz olmasını istedi. Ceneb-ı Allah, bütün meleklerin ibadetini, beş vakit namazın içinde topladı. Zira meleklerin bir kısmı kıyamda ( yani ayakta durup ) ibadet ediyorlardı. Kimi ruku’’daydı. Onlardan kimi de secde halindeydi. Kimi hamd ediyordu; kimi de tesbih okuyordu. Ve bunların dışında ibadetler de yapıyorlardı. Ceneb-ı Allah, beş vakit namaz kıldıklarında gök ehlinin ibadetlerinin bütün sevablarını O Yüce Rasul (s.a.v.) Hazretlerinin ümmetine verdi.

NAMAZIN REK’ATLERİ

Çünkü Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri o gece yani isra ( Mi’rac ) gecesi, melekleri, ikişer,üçer ve dörder kanatlı şekillerde gördü.Ameller üzerine müvekkel olan melekler, ibadetlerin ruhlarıyla göge yükselirken, Ceneb-ı Allah,meleklerin bu suretlerini, namazın nurunda . Zira ibadet nurani bir suret ve şekil ıle edilir. Bu konu da bir çok işaretler vardır. Belki Ceneb-ı Allah, melekleri Salih amellerden yaratır.Bu konuda sahih hadis –i şerifler vardır. İşte böylece Ceneb-ı Allah , meleklerin kanatlarını üç mertebe üzere yarattı. Senin kendisiyle Allah’a uçacagın ( Allah’ın rızasını kazanacagın ) kanatlarını ( namazlarını ) da meleklerin kanatlarına uygun olarak, iki rek’at. Üç rek’at ve dört rek’at kıldı ki , melekler sana ıstıgfar etsinler.

Namazın beş vakit olmasındaki hikmet :

‘’ Ya Muhammed ! Onlar ( namazlar ) her gece ve gündüz beş (vakit ) namazdır. Her namaz için on hasene vardır. Bu şekilde öncekilerin namazı ile elli namaz olmuş oldu. ‘’ Mirac gecesinde, elli rek’at namazın karşılıgı verilmek üzere, beş vakte düşürüldü .

BEŞ VAKİT NAMAZI İLK KILAN

Namazın beş vakit olmasının başka bir hikmeti de, geçmiş ümmetlerin her biri degişik vakitte namaz kılıyordu. Ceneb-ı Allah, dünya ve ahret faziletlerinin hepsini, Efendimiz (s.a.v.) Hazretlerinde ve onun ümmetinde topladı. Onun ümmetini de böylece ümmetlerin arasında en faziletli ümmet kıldı.

Sabah namazını ilk önce kılan Adem Aleyhisselamdır.

Ögle namazını ilk önce kılan İbrahim Aleyhisselamdır.

İkindi namazını ilk önce kılan Yunus Aleyhisselamdır.

Akşam namazını ilk önce kılan İsa Aleyhisselamdır.

Yatsı namazını ilk önce kılan Musa Aleyhisselamdır.

Beş vakit namazın bu şekilde Efendimiz (s.a.v) Hazretlerinin ümmetinde ( beş vakit olarak ) karar kılmasının sırrı budur.

Bir rivayete göre denildi ki ; Adem Aleyhisselam, beş vakit namazın hepsini kılıyordu. Ondan sonra Peygamberlerin arasında bu beş vakit bölüştürüldü.

Vitir namazı ilk önce Efendimiz (s.a.v) Hazretleri Mi’rac gecesinde kıldı. Ve onun için, Efendimiz (s.a.v) Hazretleri ; ‘’ Rabbim bana bir namazı zıyade etti . ‘’ Buyurdular.Yani Allah, beş vakit namazdan fazla olarak vitri bana ziyade kıldı.Veya gece namazını… Bunu bil…

TESBİHİ İLK OKUYANLAR

İlk secdeye varan Cebrail Aleyhisselamdır.Bundan dolayı peygamberlerin arkadaşı ve onların hizmetkarı oldu.

İlk önce ‘’ Sübhanallah ‘’ ‘’ Allah noksan sıfatlardan münezzehtir’’ deyip tesbih eden Cebrail Aleyhisselamdır.

İlk önce ‘’ Elhamdülillah ‘’ ‘’ Hamd Allah’a mahsustur ‘’ diyerek hamd eden Adem Aleyhisselamdır.

İlk önce ‘’ Lailaheillallah ‘’ ‘’ Allahtan başka ilah yoktur ‘’ diye tevhid kelimesini söyleyen Nuh Aleyhisselamdır.

İlk önce ‘’ Allahü Ekber ‘’ diyen İbrahim Aleyhısselamdır.

İlk önce ‘’ La havle ve la kuvvete illa billahi’l aliyyi’l azim , Azim ( büyük ) ve aliyy (yüce) olan Allah’dan başka, hiçbir kuvvet ve hali degiştirecek yoktur’’, diyen Efendimiz (s.a.v) Hazretleridir.

 
Kaynak ; Ruhul beyan tefsiri – cilt -1 – sahife 146 – 147 – 148.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: