Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Aşûre Gecesi

Posted by Site - Yönetici Ocak 6, 2009

View famous mosques picturess funny pictures islamic mosques

Aşûre Gecesi

Muharrem ayının onuncu gecesidir. Muharrem ayı, Kur’ân-ı kerîmde kıymet verilen dört aydan biridir. Aşûre, bu ayın en kıymetli gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duâları Aşûre günü kabûl buyurdu:

Âdem aleyhisselâmın tevbesinin kabûl olması, Nûh aleyhisselâmın gemisinin tûfândan kurtulması, Yûnüs aleyhisselâmın balığın karnından çıkması, İbrâhîm aleyhisselâmın Nemrûdun ateşinde yanmaması, İdrîs aleyhisselâmın diri olarak göke çıkarılması, Ya’kûb aleyhisselâmın, oğlu Yûsüf aleyhisselâma kavuşması ve gözlerindeki perdenin kalkması, Yûsüf aleyhisselâmın kuyudan çıkması, Eyyûb aleyhisselâmın hastalıkdan kurtulması, Mûsâ aleyhisselâmın Kızıldenizden geçip, Fir’avnın boğulması ve Îsâ aleyhisselâmın vilâdeti ve yehûdîlerin öldürmesinden kurtulup, diri olarak göke çıkarılması hep Aşûre günü oldu.

Hazret-i Hüseyn, o gün şehîd oldu diyerek, mâtem tutmak, döğünmek de bid’atdir. Günâhdır. Şî’îler, hazret-i Hüseyn için mâtem tutuyorlar. Hazret-i Hüseyni, hazret-i Alînin oğlu olduğu için, tapınırcasına övüyorlar. Ehl-i sünnet ise, onu Resûlullahın “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” torunu olduğu için çok seviyoruz. İslâmiyyetde mâtem tutmak yoktur. Müslimanlar, yalnız Aşûre günü mâtem tutmaz. Kerbelâ fâciasını hâtırlayınca her zamân üzülür. Kalbleri sızlar. Gözleri kan ağlar. İslâmiyyetde mâtem tutmak olsaydı, Aşûre günü değil, Resûlullahın Tâifde mubârek ayaklarının kana boyandığı ve Uhudda mubârek dişinin kırılıp, mubârek yüzünün kanadığı ve vefât etdiği gün mâtem tutulurdu.

Mehmet Oruc – 365 gun dua
.

2 Yanıt “Aşûre Gecesi”

  1. HAKAN said

    KERBALAYI ANMAK

    Bugünlerde kulaklarımız bir kez daha Hüseyn ve Zeynep adıyla, Kerbelâ ve Âşurâ yâdıyla çınlıyor. Bir kez daha hüzünleniyor kalplerimiz; bir kez daha boşanıyor gözlerimizden göz yaşları. Neden acaba? Niye ağlıyoruz? Neye ağlıyoruz? Neden üzülüyoruz? Neye üzülüyoruz? Kimdir Hüseyn? Kimdir Zeynep? Nedir Âşurâ ve neresidir Kerbelâ?

    Kâinat efendisi, Seyyid-ül Enbiyâ, Resul-i Kibriyâ’nın göz nuru, Emir-ül Mu’minin, Aliyy-el Murtezâ’nın ciğerparesi, dünya kadınlarının efendisi Hz. Fâtıma’nın canı ruhudur Hüseyn. Nübevvet ve risâlet bağının şahgülü, kızıl gülü, imamet ve velâyet semasının üçüncü yıldızı, parlak yıldızı, kızıl yıldızı. Özgür insanların önderi, örneği; Hakikat yolcularının kıblesi, insanlık muallimi, izzet, adalet ve hürriyyet öğretmeni, sevgi ve saadet rehberi, ubudiyyet ve irfanın en büyük üstadı, aşk ve şehâdet öncüsü, aşık gönüllerin aşkı, hazin sevdası.

    Evet biz böyle bir insanüstü insana ağlıyoruz; Hüseyn’e ağlıyoruz; Resulullah’ın, daha ilk dünyaya geldiği sırada göz yaşlarına boğduğu Hüseyn’e; omuzlarında büyütüp: “Hüseyn bendendir, ben de Hüseyn’denim” dediği Hüseyn’e. Evet biz Hüseyn’e ağlıyoruz; mazlûmiyete ağlıyoruz; yalnızlığa ağlıyoruz; faziletlerin yalnızlığına, hak ve hakikatin yalnızlığına, İslâm’ın, Kur’ân’ın, Resûlullâh’ın yanlızlığına, Ehl-i Beyt’inin, evlatlarının yalnızlığına; aslanların, yiğitlerin al kanlar içinde yatmasına, zincirlere vurulmasına, çakalların, çapulcuların baş tacı edilmesine ağlıyoruz.

    Evet biz Hüseyn’in, yani bütün Enbiyâ’nın şehâdetine ağlıyoruz. Hüseyn’in, yani Resulullah’ın şehâdetine ağlıyoruz. Hüseyn’in, yani Ali’nin şehâdetine ağlıyoruz. Hüseyn’in, yani Fâtıma’nın şehâdetine ağlıyoruz. Hüseyn’in, yani Hasan-ı Müctebâ’nın şehâdetine ağlıyoruz. Hüseyn’in yani bütün Ehl-i Beyt’in şehâdetine ağlıyoruz. Zira Hüseyn, bütün enbiyânın vârisi, Resulullah’ın vasisi, bütün evliyânın zübdesidir. Evet Kerbelâ’da Hüseyn’i şehid edenler, bütün enbiyâ ve evliyâyı şehid ettiler aslında.

    Peki kimdi tarihin bu en korkunç cinayetini işleyen zalimler, câniler?

    Nûrdan kaçan yarasalar, Bedir ve Uhudların, Hendek, Hayber ve Hüneynlerin intikamı hırsıyla kavrulan, Hz. Hamza’nın ciğerleriyle yüreklerini serinletemeyen nübüvvet ve velâyetin, hak ve hakikatin yeminli düşmanları. Onlar ki sultanı râzı etme pahasına Rahman’ı gazaplandırdılar; Resul’ün bağrını kanla doldurdular. Evet Sıffin’de Ali’den öçlerini tam alamayan, yıllarca mimberlerde, hutbelerde Allah’ın velisine okudukları lanetten teselli bulamayan Şeytan hizbi, bilahare Ali’nin oğlundan acılarını çıkarmaya çalıştılar; hiçbir vahşilik ve gaddarlıktan çekinmeden; hem de İslâm adına, Peygamber adına ve hilâfet sancağı altında!

    Yine Zeyneb’i anıyoruz; o efsane kadını, o kahramanı; o Haydar-ı Kerrar kızını; o ikinci Zehra’yı; o şecaat, cesâret, sabır ve rızâ âbidesini, o iffet ve takva timsalini; o Kerbela elçisini, o izzet elçisini anıyoruz. Onun musibetlerine ağlıyoruz; yalnızlığına ağlıyoruz. Onu henüz hakkıyla tanıyamadığımıza ağlıyoruz.

    Alemdar-ı Kerbelâ, tevhid cephesinin sancaktarı, susuzların sâkisi Ebulfazl-ıl Abbas’ı yad ediyoruz. Onun imanına, hamiyetine, şecaat ve cesaretine gıpta ediyor, mazlumiyetine ağlıyoruz. O ki aziz kardeşi Hüseyn için o kadar önemli ve değerliydi ki şehâdeti sırasında başka hiçbir şehid hakkında söylemediği sözü onun hakkında söyledi; elini beline koyarak şöyle haykırdı mazlumların efendisi: “İşte şimdi belim büküldü kardeşim.”

    Bugünlerde Hüseyn’in yiğit yavrusu Ali Ekber’i bir kez daha dile getiriyor, minnetle anıyoruz; o ki simâsı Peygamber simâsı, ahlakı Peygamber ahlakıydı; Hüseyn ondan alıyordu Peygamber kokusunu.

    Evet Hüseyn’in en küçük askeri, altı aylık fedâisini, Ali Esğer’ini bağrımız yanarak anıyor; Hüseyn’in mazlumiyetine gözyaşı döküyor; Allah düşmanlarını, Peygamber düşmanlarını, Hüseyn ve Ehl-i Beyt düşmanlarını topyekün bir kez daha lenetliyor ve Allah’ın Resulü’ne olan kadirşinaslık borcumuzu ödüyor; tevelli ve teberri görevimizi ifâ etmeğe çalışıyoruz.

    Bugünlerde Hüseyn’in vefa ve sadâkat, fedakarlık ve cesaret, iman ve itâat timsali olan yaranını, ashabını anıyoruz; tarih yaşadıkça yaşayacak olan o 72 ölümsüz Kerbelâ şehidini; onlar ki Emevî ordusu diye tanınan, insanlıktan bihaber 30 bin vahşiler yığınına karşı en çetin şartlarda kanlarının son damlasına kadar, kahramanca, mertçe, mu’mince savaşıp Peygamber evladını, Ehl-i Beyt’in nurlu yolunu savundular ve böylece en büyük fedakarlık ve vefâ örneği ve öğretmeni olarak tarihe geçtiler.

    Sâdıklar böyle vefa gösterir serverine

    Bir canın yerine bin can verir rehberine

    Evet yine Kerbelâ’yı anıyoruz; o, tarihin en büyük bela, musibet, imtihan, irfan ve aşk çölünü. Arz kadar geniş, hak-bâtıl çizgisi kadar uzun bir çöl… Sâdıkların meydanı, âşıkların destanı ve kızıl lalelergülistânı…Kerbela..

    Ve… Âşurâ…insanlık tarihini kendinde özetleyen; şehadet günü, şehitler günü, müstaz’aflar, mazlumlar günü… Kanın kılıca galebe günü… Hakkın en parlak, en muhteşem, bâtılın ise en karanlık, en kara sayfası…

    Evet Hüseyn’i unutmamak, Hüseyn’in mektebini unutmamak demektir; çizgisini yaşatmak demektir. Kerbelâ’yı ve Aşurâ’yı zinde tutmak, Kerbelaî ve Âşurâî değerleri ihyâ etmek demektir. Hüseyn’e ağlamak, Hüseyn’in temsil ettiği bütün güzellikleri, değerleri sevmek, sahiplenmektir. Karşı çıktığı bütün çirkinliklere, zülüm ve gaddarlığa, insanlık dışı bütün eylem ve söylemlere isyandır, nefret ve lanettir. Vesselam..

    Beğen

  2. Hasan BOZKURT said

    Hz.Hüseyin gibi yüce bir imamın şehid edilmesi, bütün Müslümanlar için büyük musibet ve üzüntüdür. Hz.Osman’ın ve Hz.Hamza’nın, Hz. Ali’nin pek feci şekilde şehid edilmeleri de, böyle büyük musibet ve üzüntüdür. Fakat, Peygamberimiz, Hz.Hamza’nın şehid edildiği günün yıldönümlerinde matem tutmadı. Matem tutmayı emretmedi.

    Hadis-i şerifte: “Matem tutan kimse, ölmeden tevbe etmezse, kıyamet günü şiddetli azab görecektir.” “İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birisi, bir kimsenin soyuna söğmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır.” (Müslim)

    Kerbela vahşetini kimse savunmuyor, kimse bununla övünmüyor. Bunun için bu vahşeti öne çıkarmanın, her sene gündeme getirmenin kimseye faydası yoktur. Aksine, İslam tarihinin en büyük yarasını deşmek olur. Müslümanları üzmek olur. Müslümanlar arasına tefrika sokmak olur.

    Ateş düştüğü yeri yakar, Bu olaya en çok üzülenler, Hazreti Hüseyin’in soyundan gelen seyyidlerdir. Çünkü, dedeleriydi. O’nun mübarek kanını taşıyorlardı. Fakat buna rağmen Abdülkadır-ı Geylani, Ahmed Bedevi, Ahmet Rufai, gibi seyyidlerin büyükleri ve meşhurları bağırlarına taş basıp asırlarca bu olayı dile getirmediler. Olaya sebep olanları, küfürle itham etmediler.

    Bizler de bu şerefli insanlar gibi davranıp bu vicdanları paralayan cinayetleri konuşmamalıyız. Konuştuğumuz zaman kime ne faydası olacak? Bu mübarek şehidler geri mi gelecek? Tabii ki hayır, sadece acılar tazelenecek, birlik ve beraberliğimiz bozulacak. Huzur içinde ve kardeşçe yaşamak için bunları dile getirmemek şarttır.

    Sözümü Ehli sünnetin büyük imamı, İmam-ı Şafi hazretlerinin sözü ile bitirmek istiyorum: “Allahü teâlâ, bu kanlara ellerimizi bulaştırmaktan bizleri korudu. Biz de dillerimizi bulaştırmaktan korumalıyız!”

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: