Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Aralık 2008

Vakıfta Dâvâcı, Resûlullah (s.a.v.)’ın Vârisidir

Posted by Site - Yönetici Aralık 25, 2008

Vakıfta Dâvâcı, Resûlullah (s.a.v.)’ın Vârisidir”vakif hakkinda,

Vakıfta Dâvâcı, Resûlullah (s.a.v.)’ın Vârisidir

„Vakfedilen mala; mâlik-i hakîki Cenâb-ı Hakk, mâlik-i mecâzî insandır.

Vakfeden: “Bu malı hakîki mâlikine teslim ettim, bıraktım” demek istiyor. (Bu bakımdan sûi isti’mâle uğrayan) vakıfta dâvâcı: Vâris-i Resûlullah, dâvâ vekîli: Fahr-i Âlem (s.a.v.), hâkim: Cenâb-ı Hakk’tır. Vakfa musallat olanların hâli perişan olur.“

„Süleyman aleyhisselâm, kendisine postalık yapan Hüdhüd kuşunu gücendirdiği bir gün; Hüdhüd, Hz. Süleyman’ı tehdit makamında, “Vakıf tarladan toprak alır, mülküne serper ve saltanatını yıkarım” dediği rivâyet olunmuştur.”
.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kaş ve tüy yolma, dövme yaptırma, dişleri seyreltip inceltme

Posted by Site - Yönetici Aralık 25, 2008

kas-ve-tuy-yolma-dovme-yaptirma-disleri-seyreltip-inceltme

Kaş ve tüy yolma, dövme yaptırma, dişleri seyreltip inceltme

“… şeytan dedi ki: ’… onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” (Nisâ suresi, 4/118-119)

Abdullah b. Mes’ud’dan (r.a.) rivayet olunan ve yazımızın başlığında geçen üç meseleyi de içine alan hadis-i şerif şeyledir:

“Leane’l-lâhü’l-vâşimâti ve’l-müstevşimâti, ve’n-nâmisaati ve’l-mütenemmisaati, ve’l-mütefellicâti li’l-hüsni’l-mğayyirâti halka’l-lâhi.”

Meali: “Güzelleşmek (estetik) için dövme yapan ve yaptıran kadınlara, kaşlarından (yüzünden tüy) yolan ve yolduranlara, dişlerini seyreltip inceltenlere, böylece Allah’ın yarattığı şekli değiştirenlere Allah lânet etmiştir.” (1)

Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) bu sözü, Benî Esed kabilesinden Ümmü Yâkup (asıl ismini tesbit edemedik) lakaplı bir kadının kulağına gelmiş. Ümmü Yâkup (r.anha) Kur’an-ı Kerimi okumayı biliyordu. Hemen hadisi rivayet eden Abdullah’a (r.a.) gelerek şöyle dedi:

– Ne o senden kulağıma gelen söz! Sen, güzellik için Allah’ın hılkatini değiştirip dövme yapanlara-yaptıranlara, kaşından-yüzünden kıl yolan-yolduranlara, dişlerini törpületenlere lânet etmişsin. Hz. Abdullah da,

– Rasûlüllah’ın (s.a.v.) lânet ettiklerine ben neden lânet etmiyecekmişim! Hem bu Allah’ın Kitabı’nda vardır, cevabını verdi. Kadın,

– Yemin olsun, ben Mushaf’ın iki kapağı arasındakileri (Kur’an’ın tamamını) okudum; ama bunu bulamadım, (böyle bir şeye rastlamadım) dedi. Abdullah,

– Hakikaten onu okudunsa, mutlaka bulmuşsundur. Allah azze ve celle, “Rasûl size ne getirdiyse-verdiyse onu alın, sizi neden nehyetti-yasakladı ise ondan da hemen sakının-vazgeçin”(2) buyurmuştur, karşılığını verdi. Kadın,

– Gerçekten şimdi ben, senin hanımının üzerinde bundan bir şey görüyorum, dedi. Abdullah,

– Git de bak, cevabını verdi. Bu konuşmanın hemen ardından kadın, Abdullah’ın hanımının yanına girdi; fakat, (ileri sürdüğü hususlardan-vasıflardan) bir şey göremedi. Ve (tekrar) Abdullah’ın yanına gelerek,

– Bir şey görmedim, dedi. Abdullah,

– Bana bak, bu olsaydı biz onunla bir arada olamazdık, karşılığını verdi. (3)

***

Dilerseniz şimdi de hadis-i şerifte geçen tabirlerin tahliline gelelim.

“Vâşimât”, vâşime’nin cem’idir (çoğulu). Vâşime, elinin üstüne, bileğine veya dudağına veşim yaptıran kadındır. Buna Türkçemizde dövme diyoruz. Basit manada, iğne ve benzeri aletle cilt delinerek altına sürme ya da benzeri bir şey doldurulur. Böylece vücuttaki o bölge, kalıcı bir renk alır. Toplum içinde gördüğümüz, basında-medyada sıkça karşılaştığımız üzere bazıları kollarına, omuzlarına, sırtlarına, vücutlarının muhtelif yerlerine değişik şekiller, farklı hayvan resimleri bile nakşettirmektedirler. Halbuki dinimizce dövme, kadına da erkeğe de, yapana da yaptırana da haramdır.

“Nâmisat”, yüzden kıl yolan kadınlar demektir. “Mütenemmisat” ise, yüzünün kılını yolduran kadınlar manasınadır. Âlimlerin açıklamalarına göre, kadınların yüzünde sakal ve bıyık biterse onları yolmak haram değil, bilakis müstehaptır. Fakat kaş, kirpik ve yüzün etrafından kıl yolmak ise haramdır.

“Tefellüc”, güzelleşmek maksadıyla ön dişleri törpüleyerek aralarını açmak anlamınadır. Bu maksatla dişlerini törpületenlerle bu işi yapanlar (törpüleyenler), ortak haram işlemiş olurlar. Ancak bu ameliye, dişi tedavi yahut bir kusuru giderme maksadıyla yapılırsa günahı yoktur.

Ümmü Yâkup namındaki kadının, hilkat (yaratılıştaki şekli) değiştirenlere Kur’an-ı Kerim’de lânet edildiğini görmedim demesi, Kur’an’da bunlara, doğrudan doğruya lânet bulunmadığındandır. Fakat Allah Teala Rasûlü’nün getirdiği her şeyi almak, yasakladığı her şeyi de bırakmak gerektiğini net bir şekilde açıklamıştır. Hadis-i şerifte söz konusu edilen fiilleri de Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) yasaklamış, yapanlara-yaptıranlara lânet okumuştur. Onun emir ve yasaklarına uymak Allah’ın emri olduğuna göre, Onun lânetledikleri de Allah nazarında mel’ûn olur. İşte bu durumu tesbit, talim ve telkin için Abdullah b. Mes’ûd (r.a.), kadına âyetle cevap vermiştir.

Ayrıca Allah’ın yarattığı şekli değiştirenler zaten zalimlerdir. Zalimlere ise Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de açıkça lânet etmiş ve “Bilin ki, Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir!” (4) “Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular” (5) buyurmuştur. Kadın Hz. Abdullah’tan bu susturucu cevabı alınca, bu sefer onun hanımının (Zeynep binti Abdullah’ın r.anha) da bu işleri yaptığını zannederek, ‘Senin hanımın da halen bu işleri yapıyor’ demişse de, Hz. Abdullah hanımının öyle bir şey yapmadığından emin olduğu için kadına, ‘Git bak’ demiş, neticede kadının zannettiği şeylerden hiç birinin yapılmadığı ortaya çıkmıştır. Hz. Abdullah’ın, ‘Bu olsaydı biz onunla bir arada olmazdık’ sözünün manası, ‘Böyle bir şey olsa, bir an bile kapısında tutmayıp boşayacağını’ anlatmaktır.

***

Hasılı; güzelleşmek için fıtratı bozacak şekilde yapılan bu fiiller, dinimizce yasaklanmıştır. Bir başka ifadeyle; bunların haram olması, sırf güzelleşmek için yapılmış olmalarındandır. Esas itibariyle bir sağlık probleminden kurtulmak gibi bir şey söz konusu değildir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Allah o şeytana lânet etti. Ve o da, ‘Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de, hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler’ dedi. Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur. Şeytan onlara va’d eder ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara va’di, aldatmadan başka bir şey değildir.”(6) Bu ayetlerden de anlıyoruz ki; tedavi maksatlı bir ihtiyaç yokken böyle bir şeyi yapmak, hem şeytanın maskarası olmaktır, hem de Allah’ın beğenerek yarattığı biçimi (fıtratı-hılkati) bozmaktır. Ayrıca İslâm’ın şiddetle yasakladığı isyan ve israf manasını da taşır. Malumdur ki bunların hepsi de haram olan şeylerdir.

***

İmam Nevevi (rh.) demiştir ki; sakalı, bıyığı, alt dudakaltı tüyleri biten kadınların, bu tüyleri yolması lânetten müstesnadır, o çerçeveye girmez, hatta onun bunları yolması müstehaptır. (7) İbn Hacer (rh.) ise, bunun kocasının iznine bağlı olduğunu ilave eder. Kaşı dışında tüy yolma-kazıma, tırnak törpüleme, kızıllama (ruj gibi) şeyler kocanın izni ile olursa caizdir; çünkü bunlar zinettirler. Kocasına karşı süslenmek anlamınadır. Taberi (rh.) şöyle bir rivayet nakleder: Güzelleşmeyi (makyajı) seven genç bir kadın Hz. Aişe validemize (r.anha) geldi ve, ‘kadın kocası için alnındaki tüyleri yalabilir mi?’ diye sordu. O da, ‘Seni rahatsız eden şeyleri giderebildiğin kadar gider’ dedi.(8) Çünkü yapılan bu işlem, Allah’ın normal olarak yarattığı ve görmek istediği fıtratı, yaratılış biçimini değiştirmek değildir. Çeşitli rahatsızlıklardan dolayı bozulan kadınlık fıtratını düzeltmek manasını taşımaktadır. Kadın böylece, eğer istiyorsa kocasının süslenme arzusunu da yerine getirmiş olur. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bu da müstehaptır. Ayaklardaki anormal kılları yolmak için de aynı şey söylenebilir. Ancak bütün bunları başkalarına güzel görünmek maksadıyla değil, sadece kocası için yapacak; aksi takdirde haram olur.

***

Son olarak şunu da belirtelim ki; fıtrata uygunluk için yapılan tüm ameliyatlar-tedaviler elbette ki caizdir, hatta islâm’ın emridir. Nitekim bir muharebede, sahabeden burnu kesilen Afrece’ye (r.a.), Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.), altından bir burun taktırmasını söylemiştir.(9) “Sıhhate itina, akdem-i feraizdendir” yani kişinin sağlığına dikkat etmesi, farzların en önde gelenlerindendir.

….

DİPNOTLAR
(1) Buhari, Sahih, Tefsir 4, Libas 82, 83, 84, 85-87; İbn Mace, Sünen, Nikâh 52; Dârimi, Sünen, İsti’zân 19; Ebû Davud, Sünen, Teraccul 5; Nesâi, Zinet 24-26; Müsned, 1, 415-434; Tirmizi, Sünen, Edeb 33.
(2) Haşr suresi, 59/7.
(3) Müslim, Sahih, Libas 33, Hadis No: 120, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu, Sönmez Neşriyat, İstanbul, 1978, 9, 510-511.
(4) Hud suresi, 11/18.
(5) Hud suresi, 11/60.
(6) Nisa suresi, 4/118-120.
(7) Münavi, Feyzu’l-Kadir, 5, 373.
(8) İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10, 378.
(9) Tirmizi, Sünen, Libâs 31; Nesî, Sünen, Zinet 41.

Alinti : Halis ece 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

AT NALI UGUR GETİRİRMİ ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 24, 2008

at-nali-ugur-getirirmi-orta-boy-at-nali-copy

AT NALI UGUR GETİRİRMİ ?

Bir köylü, Nasreddin hoca’ya :

Hocam dedi, evimizin kapısına at nalı assak, acaba bizim için ugur getirirmi ?

Hoca gülümsedi :

Hiç sanmam, dedi. O nallardan her atta tam dört tane var ; lakin , zavallılar akşama kadar kamçı yemekten bir türlü kurtulamıyorlar !

..

Posted in Diger Konular, Fıkralar, Güncel, Gündem, Genel, Mizah, Muhabbet, Nasreddin Hoca, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

MÜ`MİNİN VEFATI

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2008

Mü`minin vefatı, kabir,mezar,mezarlarc4b1-ziyaret-etmek-kabir-ziyaretiosmanlida-mezarkabireski-mezareski-kabirkabir-azabisorgu-meleklerikabirde-sorgu

MÜ`MİNİN VEFATI

Rasülüllah (s.a.v.) Efendımız buyurdular ki: ’ Mü`minin vefatı yakın olunca Allahü Teala, ölüm melegine; Darlık ve genişlik zamanlarında daima razı oldugum şu dostumu getir; diye emreder.Ölüm melegi yanında cennetten kefenler ve kokular taşıyan beş yüz melek oldugu halde gider. O kulun baş ucuna oturur ve getirdigi ipek ve miski çenesi altına yayar ve onun için cennete bir kapı açılır.Ölüm melegi; ’ Ey tayyibe ruh, dikensiz kiraz agaçları,meyveleri kat kat muz agaçları,yayılmış gölgeler ( altına ) ve çaglayan sular ( başına, cennete ) çık,( Vakıa,29-31 ) der. ’

Onun ruhunu almakta, anasının evladına şefkati gibi şefkatlidir. ( Ruhunu rahat teslim etmesinden ) Allah`ın razı oldugu kullarından oldugu bilinir. Ruhu tereyagından kıl çekilir gibi alınır. Allahü Teala bunlar hakkında; ’ Onlar ki , tertemiz oldukları halde ruhlarını melekler alıverirler, derler ki, selam size, yapmış oldugunuz şey sebebiyle cennete giriniz.’ ( Nahl,32 ) buyurmuştur.

Ruh cesedden ayrıldıgında ona hitaben ; ’ Allah seni hayırla mükafatlandırsın ; muhakkak sen, hayırda , Allahü Teala`ya itaatte ve günahtan kaçmakta pek acele ederdin. Bugün ise hem kurtuldun, hem kurtardın.’ Der.Ceset de ruha hayır dua eder. Allahü Teala`ya itaatte bulundugu yer onun için aglar ve ameli rızkının indirildigi her bir sema kapısına kırk gece yükseltilir. Kabrine konuldugunda namazı sag yanına ; orucu sol yanına ; zakatı baş ucuna ; ( Cemaatle ) namaza yürümesi ayak ucuna ve sabrı da civarına gelir. Allahü Teala ateşten bir bölük gönderir , ’ Onu bırak, vallahi o bütün ömründe benim hakkımı edada sebat etti ; şimdi kabrinde rahat edecektir.’ Der. Solundan ulaşmaya çalışır, orucu araya girerek aynısını söyler. Başucundan ve ayakucundan gelmek ister ; okudugu Kur`anı ve zikri ve namaza yürümesi aynen mukabele ederek mani olurlar ve azab, hiç bir surette ona ulaşmaz. Sabır diger amellere ; ’ Ben onun mizan ve sıratta azıgıyım.’ Der.

CENNETE HESAPSIZ GİRENLER

Resulüllah Efendimiz ( s.a.v.) buyurdular ki ; ‘ Allahü Teala kıyamette evvelin ve ahirini ( insanların ve cinlerin evvelinden ahirine kadar hepsini ) bir araya toplayınca bir münadi şöyle seslenir : ( Yanları yataklardan uzaklaşıp, korku ve ümit içinde Rablerine dua edenler nerede ! ) Bu nida üzerine insanlardan az bir kısmı ayaga kalkar. Nida eden döner ve şöyle seslenir : ( Ticaret ve alış veriş kendilerini Allah’ı zikretmekten alıkoymayanlar, kalksınlar ! ) Ayaga kalkarlar , fakat bunlarda çok azdır. Sonra döner ve : ( Bolluk ve darlık günlerinde Allah’a hamd edenler kalkınız. ) Yine az bir topluluk ayaga kalkarlar. Işte bunlardan sonra diger insanlar hesaba çekilirler.

Fazilet Takvimi 21-22 aralik 2008

Posted in Cennet, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kabir Hakkında Herşey, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Meccanen

Posted by Site - Yönetici Aralık 23, 2008

Meccanen

Meccanen

Meccanen

Şah-u Nakşibend Hazretleri ilticalarında şöyle buyururlarmış:

Allahümme halaktenii meccanen,

ve razaktenii meccanen,

fağfirlii meccanen,

S HT (k.s) bu duaya şunu da eklemiştir

ve şerrifna bi cemalike meccanen.(AMİN)

 

ANLAMI:Ya Rabbi! bizi meccanen (karşılıksız) yarattın!

Meccanen(karşılıksız) rızıklandırdın!

Meccanen(karşılıksız) mağfiret eyle!

Ve meccanen(karşılıksız) cemalinle şereflendir.(AMİN)

Not:Eğer bi karşılık vermemiz icab etseydi halimiz yaman olurdu…..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

DİĞER MÜBAREK GÜNLER VE GECELER

Posted by Site - Yönetici Aralık 22, 2008

Dua

Dua

DİĞER MÜBAREK GÜNLER VE GECELER

Yukarıda bildirilen on geceden başka, fıtr bayramının diğer geceleri, Zil-hicce ayının ilk on geceleri, Muharremin ilk on geceleri ve her Cum’a ve pazartesi gecesi de mubârekdir.

Hadîs-i şerîfte,“Allahü teâlâ, ibâdetler içinde, Zil-hiccenin ilk on gününde yapılanları dahâ çok sever. Bu günlerde tutulan bir gün oruca, bir senelik oruc [nâfile oruc] sevâbı verilir. Gecelerinde kılınan nemâz, Kadr gecesinde kılınan nemâz gibidir. Bu günlerde çok tesbîh, tehlîl ve tekbîr ediniz!” buyuruldu.

Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdular ki, “Her kim her ayın Perşembe ve Pazartesi günleri oruc tutsa, Hak teâlâ hazretleri, o kula, yediyüz sene oruc tutmuş gibi sevâb i’tâ buyurur.

Cum’a günü

Senenin belli günleri kıymetli olduğu gibi, haftanın günleri de farklıdır. Allahü teâlâ, bazı günleri diğerlerinden daha fazîletli yaratmıştır. Diğer ümmetlerde de bu günler farklı olmuştur. Müslümanların cum’a günü kıymetlidir. Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:

Cumartesi günleri yahûdîlere, pazar günleri nasârâya verildiği gibi, cum’a günü, müslümanlara verildi. Bugün, müslümanlara hayır, bereket, iyilik vardır.

Cuma, müminlerin bayramıdır. Cuma günü yapılan ibâdetlere iki kat sevab verilir. Bugün işlenen günahlar da iki kat yazılır. Bilhassa Cuma gününü, günahlardan kaçarak ibâdetle geçirmeye çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Cuma günü selametle geçerse, diğer günler de selametle geçer.

Cuma günü gusledenin günahları affolur.”

Allahü teâlâ, bugünden itibaren kıyamete kadar size Cumayı farz kıldı. Adil veya zâlim bir imam, başkan zamanında küçümseyerek veya inkar ederek Cumayı terkedenin iki yakası bir araya gelmesin! Böyle bir kimse tevbe etmezse, onun namazı, zekâtı, haccı, orucu ve hiç bir ibâdeti kabul olmaz.

Cuma namazı yolunda ayakları tozlanana Cehennem ateşi haramdır.

Ana-babasının kabrini, cuma günleri ziyaret edenin günahları affolur. Haklarını ödemiş olur.

Cum’a günü okunacak duâlar

“Cuma günü sabah namazından önce, “Estagfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvel hayyel kayyume ve etubü ileyh” okuyanın, deniz köpüğü kadar da olsa günahları affolur.”

(Bir şey okumakla böyle büyük mükâfat verilebilmesi için, o kişinin, düzgün itikada sahip olması, kul hakkını, kazaya kalan farzlarını ödemesi ve haramlardan vazgeçmesi şarttır.)

Cuma namazından sonra, yedi defa ihlas ve muavvizeteyn okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta, kazadan, belâdan, kötü işlerden korur.” (İhlas. Kul hüvallahü ehaddır. Muavvizeteyn, kul euzülerdir.)

Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.”

Cuma günü veya gecesi Duhan suresini okuyana Cennette bir köşk ihsan edilir.”

Cuma gecesi Kehf suresi okuyan, Kıyamette, yerden göğe kadar bir nurla aydınlanır. İki Cuma arasında işlediği günahlar da affolur.”

Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın, günahları affedilir.”

Cuma gecesi iki rekat namaz kılıp, her rekatta bir Fatiha, bir Ayet-el Kürsi, 15 İhlas okuyup selam verdikten sonra bana bin salevat okuyan, beni rüyada görür.”

 

Mehmet Oruc – 365 gun dua kitabi

Posted in 365 Gün Dua, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

Varlığında En Ucuz, Yokluğunda En Aziz Olan Şey

Posted by Site - Yönetici Aralık 22, 2008

20,Dinler Arası Diyalog Tuzagı

Varlığında En Ucuz, Yokluğunda En Aziz Olan Şey

Âyet-i Kerîme meâli:

«(Habîbim) de ki: Suyunuz yerin dibine savulup giderse, söyleyin bakalım, size kim bir akarsu getirebilir?» (Sûre-i Mülk, 30)

„Burada bütün nîmetlerin arasından “su” zikredildi. Çünkü susuz hayat olmaz. Onun yokluğu çok ağırdır. Eşya içinde “ehven-i mevcûd, eazz-i mefkûd” (varlığında en ucuz, yokluğunda en azîz) kabul edilir.

Bu dünyanın en büyük nîmeti “su”dur. Hazret-i Mevlâ onun içine, “el-Hayy” ism-i şerîfinin esrârını koymuştur…

Fahr-i Kâinât Efendimiz’in şefâat-ı uzmâları olduğundan, beşeriyyet ne kadar isyân ve tuğyâna gitse de, Hazret-i Mevlâ suya yok olması için emir vermiyor. Müptelâ olduğumuz bütün darlık ve yoklukların hepsi hidâyete dâvet ve îkaz içindir.

Bazı insanlar utanmadan pahalılıktan ve buhrandan bahsederler. Halbuki bugün zamanımızda en pahalı ve en buhranlı metâ’ din olmuştur. Buna varıp parmağını basan yok. İtaatullahtan mahrum olan milletler ve memleketler, maddeten ne kadar bolluk içinde olsalar da, yine darlıktadırlar. Çokluk para ile olmaz. Berekât-ı ilâhiyye lâzımdır.”

Yemekte Niyet

Yemek yerken, su içerken, “İbâdet için kuvvet olsun yâ Rabbî” diye, Mevlâ’nın huzuruyle olduğunu düşünmek lazım.”
.
S.Hilmi Tunahan ( K.S )
.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

BEYTÜLMÂLE RİAYET

Posted by Site - Yönetici Aralık 21, 2008

Beytulmal

Beytulmal

BEYTÜLMÂLE   RİAYET

Lügat itibariyle mal evi, hazine manasına gelen beytülmal; ilk zamanlar sanki mücerred bir mefhum idi. Elde edilen ganimetler hiç bekletilmeden ihtiyaç sahiplerine dağıtılırdı. Hz. Ömer (r.a) devrinde ise gelir kaynakları artarak Medine-i Münevvere’ye pek çok mal gelmeye başladığından, toplanan malların muhafazası için hazine tesis edilerek buna “Beytülmal” adı verildi.
Allah ve Rasulü’nün her emir ve tavsiyelerine harfiyen uymakta olan Ashab-ı Kiram, Beytülmal hususunda da kıyamete kadar gelecek Müslümanlar için, numune-i imtisal olacak hassasiyet ve itina göstermişlerdir. 

1- Sıddık-ı Ekber (r.a) ölüm döşeğinde, beytülmalden maaş almak istemediğini,
Müslümanların hazinesini genişletmeyi çok arzu ettiğini ve o zamana kadar hazineden aldığı toplam miktar karşılığında, filan yerdeki tarlasının hazineye verilmesini, kendisine tahsis edilen köle, deve ve elbisenin de vefat ettiği zaman Hz. Ömer’e teslim edilmesini vasiyet etmiş ve bu vasiyeti yerine getirilmişti. (Ayni 5/419) 

2- Abdurrahman bin Avf hazretleri, Hz. Ömer halife iken ziyarete gelmişti. Selam
verip oturdu. Hz. Ömer (r.a) kendisiyle hiç meşgul olmuyor, hatta selamını bile almıyordu. Hayretle neticeyi beklerken, Hz. Ömer işini bitirince, Beytülmal’e ait olan mumu söndürüp, kendi şahsına ait olan mumu yaktıktan sonra “Ve aleykümüs-selam” deyip selamını aldı. 

3- Hz. Ömer (r.a), bir yere Vali tayin ederken, onlara şahitler huzurunda, ince
elbiseler giymeyeceklerine, has undan yapılmış ekmek yemeyeceklerine, halkın ihtiyaç ve şikayetlerine kapılarını kapatmayacaklarına ve muhafız edinmeyeceklerine dair yemin ettirirdi. (Ebu Yusuf, Kitabü’l-Harac s.125-126) 

4- Hz. Ali (r.a), Rey valisi Yezid bin Huceyye’yi hesabın 30 bin dirhem eksik
çıkması üzerine muhakeme edip hapsetmiş.
PEYGAMBER EFENDİMİZ ŞÖYLE BUYURMUŞLARDI: “Bizim kendisine vazife verdiğimiz bir kimse zekat olarak aldığı küçük bir iğneyi bile bizden gizlerse o (yaptığı şey) bir hıyanet ve bir hırsızlıktır.” (Ebu Yusuf, Kitabü’l-Harac s.121)
Rasulüllah Efendimiz (sav), İbnü’l-Lütbiyye ismindeki zekat memuruna hediye aldığı için çok kızmış ve halka hitaben “Ne oluyor da bizim göndermiş olduğumuz bir memur, dönüp geliyor ve; bu size aittir ve şu ise bana hediye olarak verilmiştir, diyebiliyor. O, anasının veya babasının evinde oturup kalsaydı da, görseydi bakalım kendisine herhangi bir hediye gelecek miydi! ” (Buhari, Ahkam 24) diyerek bu nevi hediyelerin meşru olmayacağını haber vermiştir.

BEYTÜLMÂL VE KUL HAKKI CEHENNEME GİRMEYE SEBEPTİR. 

Kişi beytülmaldeki bir iğneden dahi hesaba çekileceğini unutmadan, kullanmak ve istifade etmek için kendisine tahsis edilen varlıkları, gözü gibi muhafaza ederek, kendi malından daha fazla hassasiyet ve i’tina göstermelidir. (12/13.11.2003 Fazilet Takvimi)

KOPUK YULARIN HESABI

Hz. Ömer’in vefatından bir sene sonra oğlu Abdullah (r.a) babasını rüyasında görmüş ve mescide gelerek gördüğü rüyayı anlatmıştı. 

“Dün akşam babamı –ölümünden ancak bir sene sonra- rüyamda görebildim. Halbuki babamı rüyamda görebilmek için her akşam dua ediyordum. Ancak dün akşam müyesser oldu. Babamın rengi değişik bir haldeydi. “Sevgili babacığım! Mübarek yüzünün rengi neden böyle oldu?” diye sordum. Babam da “Oğlum, yeni kurtuldum; Şimdiye kadar hesaplarla meşgul idim. Çünkü hesapların biri bitiyor, diğeri başlıyordu. Nihayet hesap, sadaka develerinin bir yularına gelmişti. O eskimiş yular bir çok yerinden bağlanmış, artık deveye bağlanacak hali kalmadığından atmıştım.
 HZ. ALLAH “O YULARI NEDEN ATTIN, MÜSLÜMANLARIN MALLARINI HEDER ETTİN.” diye sordu, dedi. 

2004 Fazilet Takvimi

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | 2 Comments »

Ümmetimin alimleri Israil ogullarina gelen peygamberler gibidir

Posted by Site - Yönetici Aralık 19, 2008

Resim

Resim

Ümmetimin alimleri Israil ogullarina gelen peygamberler gibidir

Ismail Hakki Bursevi -kuddise sirruh- hazretleri Ruh’ul Beyan isimli tefsirinde söyle buyuruyor:

“Peygamber efendimiz Miracda iken Musa aleyhisselam ile görüsür. Hz. Musa, “Ümmetimin alimleri Israil ogullarina gelen peygamberler gibidir” buyuruyorsunuz. Bir alim nasil olur da peygamber gibi olur diyor. Peygamber efendimiz, bir alim çagirir.

Hz. Musa gelen alime sorar:

– Senin adin ne?

– Muhammed bin Muhammed bin Muhammed Gazali…

Hz. Musa sorar:

– Ben sana adin ne dedim, sen ta dedelerinin adini bile söyledin? Böyle söylemek uygun mu? Sadece sorulana cevap vermek gerekmez miydi?

– Efendim Allahü teala, (Ya Musa elindeki ne) diye sordugunda siz, Asa deyip birakmadiniz. (Bu elimdekini yere vurunca su çikar, bununla düsmanlarin oyunlarini bozarim, gerektiginde bu ejderha olur, sihirbazlarin sihirlerini yok ederim, yürürken dayanirim. Bu Asanin bana çok faydalari vardir) demistiniz. Öyle degil mi?

– Evet öyle demistim.

– Maksadiniz Allahü teala ile daha fazla konusmak degil miydi?

– Evet.

– Ben de sizin gibi ulülazm büyük bir peygamberi bulmusken konusmayi uzatmak için dedelerimin de ismini söyledim.

Hz. Musa, Peygamber efendimiz aleyhisselama der ki:

– Simdi anlasildi, gerçekten de senin ümmetinin alimleri Beni Israilin peygamberleri gibi imis.”

(Ruh’ul Beyan: c.2, s. 568)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Musa, Yorumlar | Leave a Comment »

Havuz sefasi

Posted by Site - Yönetici Aralık 18, 2008

Havuz sefasi

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Video | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: