Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 14 Ara 2008

SURELERİN FAZİLETİ >>> İhlâs sûresinin fazîleti

Posted by Site - Yönetici Aralık 14, 2008

ihlas suresi

ihlas suresi

SURELERİN FAZİLETİ

İhlâs sûresinin fazîleti

Ebû Saîd-i Hudrî buyurdu ki: Eshâb-ı kirâmdan biri, sabaha kadar ihlâs sûresini tekrar eden birini işitir. Sabah olunca Resûlullah efendimize giderek, bütün gece İhlâs okumasını az görerek durumu arz eder. Resûlullah efendimiz de buyurdu ki:

Nefsim yed-i kudretinde olan Allaha yemîn ederim ki, bu sûreyi okumak, bütün Kur’ân-ı kerîmin üçte birine denktir.”

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

Kim İhlâs sûresini gösterişten uzak bir şekilde okursa, Allah onun bedenini Cehenneme harâm kılar.”

Kim sabah namazından sonra, İhlâs sûresini on bir defa okursa, o gün kendisine bir günâh gelip bulaşmaz. Şeytan gayret etse de korunmuş olur.”

Bir yolculuğa çıkmak isteyen kimse, evinin kapısını çekip ayrılınca on bir defa ihlâs sûresini okursa, o dönünceye kadar Allah onu muhafaza eder.”!

Kim akşam namazından sonra (konuşmadan) iki rek’at namaz kılıp, birinci rek’atinde Fâtiha ve Kâfîrun, ikinci rek’atinde Fâtiha ve İhlâs sûrelerini okursa, yılan, derisinden sıyrılıp çıktığı gibi o da günâhlarından öylece sıyrılıp çıkar.”

Ölüm hastalığı içinde iken ihlâs sûresini okuyan kimse, kabirde fitneye uğramaz. Melekler onu kanatları üzerine alıp, Sırat’ı geçinceye ve Cennete girinceye kadar götürürler.”

Yemeğe başlarken besmele çekmeyi unutan kimse, yemeği bitirince ihlâs sûresini okusun.”

Kabristandan geçerken, onbir ihlâs okuyup, imânla vefat etmiş mevtâların rûhlarına hediye eden kimseye, oradaki ölülerin sayısı kadar sevâb verilir.”

Yatağa girdiğinde, Fâtiha’yı ve İhlâs sûresini okuyan, ölüm müstesna herşeyden emin olur.”

Kim hergün, iki yüz defa ihlâs sûresini okursa, borçları hariç, elli yıllık günâhı affedilir.”

Kim ölüm hastalığında, ihlâs sûresini okursa, kabir azabı görmez. Kabrin sıkmasından emin olur. Melekler onu kanatlarıyla taşırlar ve Sırattan sür’atli bir şekilde geçirirler.”

Kim bin defa İhlâs sûresini okursa, Cennetteki makâmını görmeden vefât etmez.”

Kim yatağında uyumak ister, sağ yanına yatar ve yüz defa İhlâs sûresini okursa, kıyâmet günü Allahü teâlâ ona; “Ey kulum! Sağ yanın üzere Cennete gir” buyuracaktır.”

Eve girerken İhlâs-ı şerîfi okuyan fakirlik görmez.”

Eshâb-ı kirâmdan Hazret-i Süheyl, bu hadîs-i şerîfe uyarak zengin olmuştur.

Hazret-i Âişe buyurdu ki. Resûlullah efendimiz bir kişiyi, bir birliğin başkanı olarak gazaya gönderdi. O zat emrindekilere namaz kıldırırken, okuyuşunu daima İhlâs sûresi ile bitirdi. İşlerini görüp döndükleri zaman, onun bu hali Peygamber efendimize anlatıldı. Peygamber efendimiz; “Bunu niçin yaptığını ona sorun bakalım” buyurdu. Sordular. O, “Çünkü bu sûre Rahman’ın sıfatını bildirmektedir. Ben de bu sebeple onu okumayı seviyorum” dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz; “Ona haber verin; muhakkak Allahü teâlâ da onu seviyor” buyurdu.

Cuma namazından sonra, yedi defa İhlâs ve Mu’avvizeteyn yani Felak ve Nâs sûrelerini okuyanı, Allahü teâlâ, bir hafta kazadan, beladan ve kötü işlerden korur.”

Üç şey kendisinde bulunan kimse, Cennete dilediği kapıdan girecektir. Kul hakkını ödeyen, her namazdan sonra onbir defa İhlâs sûresini okuyan, kâtilini affederek ölen.”

Kim İhlâs sûresini namazda veya namaz dışında yüz kere okursa, Allah ona, Cehennemden kurtuluş beratı yazar.”

Arefe günü bin İhlâs okuyanın bütün günahları affolur ve her duâsı kabul olur. Hepsini Besmele ile okumalıdır.”

Eshab-ı kiramdan birisi; “Yâ Resûlullah! Kur’ân-ı kerîmin en faziletli sûresi hangisidir?” diye sordu. Resûlullah efendimiz; “İhlâs sûresidir” buyurdu.

Enes bin Mâlik diyor ki: Resûlullah efendimiz birine; “Ey falan, evlendin mi?” diye sordu. O kişi; “Hayır, yâ Resûlullah! Hem benim evlenecek bir şeyim de yok” dedi. Peygamber efendimiz; “İhlâs sûresini bilmiyor musun?” buyurdu. O zât; “Evet, biliyorum” dedi. Peygamber efendimiz; “O sûre Kur’ân-ı kerîmin üçte birine denktir” buyurdu.

Her kim Kevser sûresini okumaya devam ederse, kalbi yumuşar, Rabbine huşû içinde ibâdet eder. Devamlı ibâdet üzere olur.”

Birisi fakirlikten ve geçim sıkıntısından Peygamberimize şikayette bulundu. Peygamber efendimiz ona; “Evine girdiğin vakit, kimse varsa selâm ver, kimse yoksa kendine selâm ver ve bir defa İhlâs sûresini oku!” buyurdu. O kimse Peygamber efendimizin bu emirlerini yaptı. Allahü teâlâ ona öyle bol rızık verdi ki, komşularına dağıtmaya başladı.

Yine hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

Her kim İhlâs sûresini 12 defa okursa, Allahü teâlâ onun için Cennette 12 köşk bina eder. Hafaza melekleri birbirlerine derler ki: “Haydin yürüyün gidelim de kardeşimizin köşklerine bakalım

Muhammed bin Alkamî buyurdu ki:

Ölüm hastalığında İhlâs sûresini okuyanlara kabir suâli olmaz.”

Ahmed bin Hanbel buyurdu ki: “Kabristana girince, Fâtiha, Felak, Nâs ve İhlâs sûrelerini okuyunuz. Sevâbını meyyitlere gönderiniz! Sevâbı hepsine ulaşır.”

İmâm-ı Birgivî buyurdu ki:

Ölüm hastası İhlâs sûresini çok okumalıdır.”

Süleyman bin Cezâ buyurdu ki:

İhlâs sûresini Besmele ile bin kere okuyan diş ağrısı görmez.) Yine buyurdu ki:

(İhlas, Felak, Nas ve Fâtiha sûrelerini her gün üçer kere okuyan, malını, canını çoluk çocuğunu bütün belalardan muhafaza eder.”

 

Mehmet oruc – 365 gun dua

Posted in 365 Gün Dua, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ZEYD`UL HAYR ( R.A ) KARDESLIK

Posted by Site - Yönetici Aralık 14, 2008

Kardeslik

Kardeslik

ZEYD`UL  HAYR ( R.A )  KARDESLIK

Osman İbn Maz’un (ra) Habeşistan’a hicret eden ilk gurubun başkanıydı. Habeşistan’da inançlarını daha rahat bir şekilde yaşama imkânı bulan ilk muhacirler her an Mekke’den güzel ve hayırlı haberler bekliyorlardı. Ashabın tümü Mekke’ye düşkündüler. Hem Mekke’den hem de iki cihan güneşi Efendimizden (sav) ayrı kalmalarına çok üzülüyorlardı. Bir ara Kureyş’in İslâm’a girdiği haberini aldılar. 
Muhtemelen bu haberin sebebi şu idi:
Rasulullah ve ashabı zaman zaman sabah namazını Kabe’de kılıyorlardı. Allah Rasulünün (sa) yürekleri titreten bir Kur’an okuyuşu vardı. Şiire düşkün Arap toplumu da onun kıraatini, Kur’an okuyuşunu dinlerdi. Rasulullah (sa) Kabe’de yine bir sabah namazı kıldırırken Necm suresinin ayetlerini okuyordu. Secde ayeti okuyan ve secdeye giden Allah Rasulü (sa) ile birlikte herkes secdeye gidivermişti. Sadece mü’minler değil müşrikler de secdeye gitti. Mekke’nin bir numaralı adamı olan Velid İbn Muğire ve Umeyye İbn Halef bile, yerden bir avuç toprak alıp alınlarına sürmek suretiyle secde yapmışlardı. Muhtemeldir ki, bu olay dilden dile yayılarak “
müşriklerin imana gelip secde ettiği
” şeklinde yanlış anlaşılarak ta Habeşistan’a kadar ulaşmıştı.
Bu haber üzerine Habeşistan’a hicret etmiş olan Müslümanların bir kısmı yaşadıkları hasreti bitirmek üzere Mekke’ye geri dönmeye başladılar. Ancak Mekke’ye yaklaşınca bu haberin yalan olduğunu öğrendiler. Dönenler arasında Osman İbn Maz’un (ra) da vardır.
O zamanlar “
himaye
” Arapların kutsal ve saygı duyulan adetlerinden biriydi. Zayıf bir adam Kureyşli bir efendinin himayesine girdiği zaman, o, kanının dökülmesine müsaade edilmeyen; kendisine güvenin sarsılmadığı güçlü bir himayede olurdu. Dönen kimseler bir himaye elde edebilmede aynı seviyede değildiler. Bundan dolayı, onlardan az sayıda kişi himaye elde etmişti. Bunların arasındaVelîd İbn Muğîre’nin himayesine giren Osmanİbn Maz’ûn (ra) da vardı. Böylece o, Mekke’ye güven ve huzur içinde girdi. Mekke’nin yollarından geçip gitti. Hiçbir zulüm ve kötülük görmedi. Fakat Kur’ân ve hz. Muhammed’in (sa) terbiye ettiği İbn Maz’ûn (ra) onların etrafında dönüyor ve kendileri için bir himaye ve himayeci bulamayan fakir ve zayıf müslüman kardeşlerini görüyordu. Onları her taraftan işkencenin sardığını, her yolda zulmün takip ettiğini acı acı izliyordu. O, kavminin eziyetlerinden uzak olarak yolunda yürürken hür ruhu kabarıyor, asil vicdanı kaynıyor ve içi içine sığmıyordu. Evinden; Velîd’in himayesinden ayrılarak; Allah’ın yolundaki eziyeti taşıyan lezzeti, inanan dünyanın öncüleri ve yarın her tarafından iman, tevhid ve nur fışkıracak bir dünyanın müjdecileri olan Müslüman kardeşlerine benzeme şerefini kendisine haram kılan bu himayeyi sırtından atmaya karar vererek çıkıyordu.
Osman İbn Maz’ûn (ra) , Velîd İbn Muğîre’nin himayesinde yaşarken, Rasulullah’ın (sa) ashabının başına gelenleri görünce şöyle düşündü: “
VAllahi, arkadaşlarım ve dindaşlarım, benim görmediğim eziyet ve kötülüklerle karşılaşırken, müşrik bir adamın himayesinde yaşamak benim için büyük bir ayıptır.”
Velîd İbn Muğîre’ye gidip:
— Ey Ebû Abdi’ş-Şems! Senin üzerine aldığın himaye sona erdi. Artık senin himayeni kabul etmiyorum, dedi. Velîd de ona:
— Niçin, kardeşimin oğlu!? Belki kavmimden birisi yine sana eziyet edebilir?.. dedi.
Osman:
— Hayır, ben artık Allah’ın himayesini kabul ediyorum. O’ndan başkasının himayesine girmek istemiyorum, diye cevap verdi.
— Öyleyse, Kabe’ye git ve daha önce açıkça benim himayemi istediğin gibi, şimdi de benim himayemi reddettiğini açıkça söyle!
İkisi birlikte Kabe’ye gittiler ve Velîd :
— Bu Osman, artık benim himayemi kabul etmediğini söylemeye gelmiş, dedi.
Osman:
— Doğru söylüyor… Ben onun vefalı ve iyi bir himayeci olduğunu gördüm ama Allah’tan başkasının himayesine sığınmamayı arzu ettim… dedi.
Osman İbn Maz’un (ra) acısında da tatlısında da mü’min kardeşlerinin yanında olmak istiyordu.
Bir gün o, Kureyşlilerin şiir dinlemek üzere toplandığı yere gitmişti. Dönemin çok saygı gören ünlü şairlerinden Lebid şiir okurken: “
Şüphesiz Allah’tan başka her şey bâtıldır.” dedi. Osman İbn Maz’un (ra): “Doğru söyledin.” dedi. Lebid: “Her nimet mutlaka yok olacaktır.” mısrasını okurken Osman (ra): “Yalan söyledin, cennet nimetleri yok olmaz.” dedi. Lebid Kureyşlilere sitemle: “Sizin meclisinizde böyle kimseler olmazdı ve şairlere bu şekilde davranılmazdı! Ne oldu size?” dedi. Bu sırada Abdullah İbn Umeyye adındaki müşrik Osman İbn Maz’un’un (ra) gözüne şiddetli bir yumruk vurdu. Çıkan kargaşada Osman İbn Maz’un (ra) darbeye maruz kaldı. Eve dönerken Velid yeğeni gördü ve ilave etti: “Himayemi reddetmeseydin böyle olmazdı. İstersen Kabeye dönelim ve yine seni himayeme aldığımı açıklayayım.” dedi. Bunun üzerine o da: “VAllahi, Allah yolunda bu sağlam gözüm de ötekinin akîbetine uğrasa gam yemem. Süphesiz ben senden daha güçlü birinin himâyesindeyim. Bana ne kadar eziyet etseler de bu yolda yürüyeceğim.
” dedi.
Osman İbn Maz’un (ra) Mekke’de kaldığı müddetçe belâ ve musîbetleri sabırla karşıladı. İki cihan güneşi Efendimiz (sav) Medine’ye hicret izni verince, kardeşleri, zevcesi Havle Bint Hakim ve oğlu Sâib (rhm) ile beraber Medine’ye hicret etti. Sevgili Peygamberimiz onu Ebu’l-Heysem ile kardeş yaptı.
Osman İbn Maz’un (ra) hicretten otuz ay sonra ebedî aleme göçtü. Osman İbn Maz’un (ra) Medine’de ilk vefat eden sahabî ve Bakî Kabristanlığı’na defnedilen ilk muhacir oldu. Zevcesi kabri başında: “
Ey Ebû Sâib! Cennet sana âfiyet olsun.” dedi. Sevgili Peygamberimiz (sa) de: “Allah ve Rasulunu severdi, desen kâfi idi.” buyurdu. Techiz ve tekfin hazırlığı sırasında iki cihan güneşi Efendimiz (sav) alnından öperken gözyaşlarını tutamadı ve “Ey Ebû Sâib! Allah sana rahmet etsin! Dünyadan çekip gittin. Ama ne sen ona iltifat ettin, ne de o sana…” buyurdu. Defnedildikten sonra da: “O bizim ne iyi selefimizdir.” dedi ve kabrinin başına bir taş dikti. Ondan sonra birisi vefat edince “nereye defnedelim” diye sorulunca Rasûl-i Ekrem (sa): “Selefimiz Osman İbn Maz’un’un yanına…” cevabını verirlerdi. Kızı Rukiyye (ra) vefat ettiğinde de: “Bizim hayırlı selefimiz Osman’a kavuş.
..” buyurarak devamlı onu anardı. Allah Rasulünün (sa) ölümünden sonra bile bu iltifatı bir kardeşe duyulan vefanın göstergesiydi.

Acısında ve tatlısında beraber olmak ..
Hacc suresi 11. ayette Allahu Teala der ki: “
İnsanlardan kimi de Allah’a bir harf üzere (yar kenarındaymış gibi) ibadet eder, eğer kendisine bir iyilik gelirse ona gönlü yatışır ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü dönüverir. Dünyayı da ahireti de kaybeder. İşte apaçık kayıp budur
.”
Durum aynen şudur: Ordunun merkezindeki yiğitler savaşı kazanırsa kenarda bekleyenler de (harf üzere olanlar) yiğitlerle beraber ganimete koşarlar, yok eğer ordunun cengaver yiğitleri zorlanırlarsa hemen kenarda bekleyenler oradan uzaklaşırlar. Ebu’s-Suud Efendi bu ayetin tefsirinde arslan avındaki çakalları örnek verir. Çakallar bir tepenin üzerinde boğalara saldıran arslanları izler. Arslanlar boğa sürüsüne saldırıp birini devirirse çakallar da kenardan bir et kapmak için gelirler, ama boğalar aslanları püskürtüp saldırırsa çakallar da tepenin öbür yüzüne aşıp kaçarlar.
Gerçek mü’min acı günde, fedakarlık gereken günde, sıkıntılı günde kardeşinin yanında olmasıyla belli olur.
Fedakarlık ..
Hz. Hatice (ra) böyle fedakâr biri idi. Boykot yıllarıydı. 3 yıl boyunca Müslümanlara bir şey verilmedi. Mekke’nin müşrikleri sadece haram aylarda Ebu Talip Mahallesinin sınırlarını kapatamıyolardı, ama bu sefer de satışları müslümanlara 4-5 misli pahalı yaparlar, yaptırırlardı. Hz. Hatice (ra) bu dönemde servetinin tamamını satıp nakite çevirir. Pahalı da olsa kardeşlerinin gıda alması için kardeşlerine verir. Mü’minlerin sıkıntı çekmemesi için elinde avucunda ne varsa hepsini dağıtmıştır. Fedakâr annemiz boykot yıllarının sonlarına doğru vefat etmiş ve İslam’ın tatlı günlerini görememiştir.

Kardeşlik konusunda en bilinen örnek ..
Hz. Peygamber (sa) Medine’de Ensâr ile Muhâcirler arasında ‘kardeşlik’ ilân edince Abdurrahman İbn Avf (ra) ile Ensâr’dan Sa’d İbn Rabî’yi (ra) kardeş ilân etmişti.
Ensâr’ın ileri gelenlerinden Sa’d İbn Rabî (ra) “
din kardeşi
” Abdurrahman’a (ra) şunları söylemişti:
Benim bir hayli malım vardır. Bunun yarısını sana veriyorum. Ayrıca iki eşim vardır. Bunlardan birini boşayacağım, iddeti bitince onu nikâhlarsın
.” Bu büyük âlicenaplık karşısında Abdurrahman İbn Avf (ra) kardeşine şunları söylüyordu:
Cenâb-ı Allah malını ve aileni sana mübarek eylesin. Senin bu davranışına karşı Allah ecrini versin. Sen yalnızca bana çarşının yolunu göster, benim için yeterlidir
.”
Abdurrahman İbn Avf (ra) ticaret hayatını çok iyi bilen Kureyş içinde büyüdüğü için bu işin tam bir uzmanı olarak Medine çarşısında alışverişe başlamış ve Allah ona büyük servet vermişti. Abdurrahman (ra) bu ticârî hayatını şöyle anlatır: “
Cenâb-ı Allah bana öyle bir nimet verdi ki, bir taşı bile bir yerden kaldırıp başka yere koyduğumda sanki altın oluveriyordu
.” Bir yıl içinde yine Medine’nin en zengin insanı oluvermişti.
Abdurrahman İbn Avf (ra) Hz. Peygamber’in (sa) bütün gazvelerine katılmış ve ilk İslâm cihad hareketinden en güzel şekilde nasibini almıştı. Cömertti. İslam ordularına en fazla yardımı yapan yine o idi. Bir çırpıda 700 develik muhteşem bir kervandan vazgeçebilen birisiydi. Allah’ın inayetiyle kazandığını yine O’na hizmette harcıyordu.
Sa’d (ra) şehid olunca ailesine Abdurrahman İbn Avf (ra) baktı. Ayrıca hz. Peygamber’in (sa) vefatından sonra Nâdiroğulları Mahallesinde sahip olduğu arazisini kırk bin dinâra satarak Rasulullah’ın zevcelerine (rhm) dağıtmıştı. Hz. Âişe’ye (ra) payı getirildiğinde bunu kimin gönderdiğini sormuş, Abdurrahman İbn Avf’ın (ra) gönderdiği söylenince şöyle demişti: “
Hz. Peygamber; Benden sonra Allah’ın sabırlı kulları size karşı şefkatli davranacaktır. Allah, Abdurrahman b. Avf’a Cennet pınarlarından kana kana içmeyi nasip etsin, buyurmuştu
.”
Abdurrahman İbn Avf (ra) Rasulullah’ın vefatından sonra annelerimizi ve Bedir gazilerini hep koruyup kollamış, kimseye muhtaç etmemiştir. Üstelik onlara mirasından pay vermiştir. Din kardeşini öz kardeşi gibi koruyup kollamıştır….
Kardeşlik duygusu hissedilmeli, vücudun azaları gibi olmalıdır ..
Zeydü’l-Hayl Tay kabilesindendir. Tay kabilesi 12 koldur ve 12 reisi vardır. Zeydü’l-Hayl onların reisidir. Peygamber’le (sa) ilgili haberler Zeydü’l-Hayl’e ulaşınca, onun davet ettiği şeyleri inceleyip araştırdı. Haberlerden iyi olanlar da vardı, kötü olanlar da… Kabile reislerine hitaben; ‘“
Eğer bu insan hayırlı biri ise biz de ona uyalım, yok eğer hayırsız biri ise onu daha büyük bir soru olmadan ortadan kaldıralım” diyerek binitini hazırladı. Halktan büyük mevkiye sahip olan kimseleri Yesrib’e gitmeye ve hz. Peygamber’le (sa) görüşmeye davet etti. Onunla birlikte Taykabilesinden kalabalık bir heyet yola çıktı. İçlerinde Zurr İbn Sedûs, Malik İbn Cubeyr, Amir İbn Cuveyn ve başkaları vardı. Medine’ye vardıklarında, Mescid-i Nebevî’ye gidip binitlerini mescidin önüne çöktürdüler. Mescide girdikleri esnada Rasulullah (sa) minberden müslümanlara hitap etmekteydi. Rasulullah’ın (sa) konuşması hoşlarına gitti ve müslümanların ona gönülden bağlanmaları, onu can kulağıyla dinleyip söylediklerinden etkilenmeleri, onları hayrette bıraktı. Rasulullah (sa) onları görünce müslümanlara hitap ederek şöyle dedi’: “Ben sizin için Uzza’dan ve taptığınız herşeyden daha hayırlıyım… Ben sizin için Allah’tan başka kendisine taptığınız siyah deveden daha hayırlıyım.”

Rasulullah’ın (sa) konuşması Zeydü’I-Hayl ve beraberindekilerin gönüllerinde iki türlü tesir bıraktı. Bazıları hak olanı kabul edip ona yöneldi, bazıları da haktan yüz çevirip ona burun kıvırdılar. Bazıları cenneti seçti, bazıları da cehennemi…
Zurr İbn Sedûs ise, Rasulullah’a, (sa) inanan gönüllerin çepeçevre kuşattığını ve sevgiyle bakan gözlerin onu sardığını görüverince, içindeki kıskançlık duygusu kabarıp içini bir korku bürüdü. Sonra etrafındakilere şöyle dedi:
Şüphesiz ben, Arapların cariyelerine sahip olacak adamı görüyorum ama onun benim cariyemi almasına müsaade etmeyeceğim.”
Daha sonra Suriye taraflarına gidip başını kazıttı ve Hıristiyan oldu.
Zeyd’le öbürlerine gelince; onların durumu başkaydı. Rasulullah (sa) hutbesini bitirir bitirmez, Zeydü’l-Hayl müslümanların arasında ayağa kalktı. O çok yakışıklı, sağlam yapılı ve çok uzun boyluydu. Ata binince sanki eşeğe binmiş gibi ayakları yerde sürünürdü. Uzun boyuyla dikilip gür sesiyle şöyle dedi:
Ey Muhammed! Allah’tan başka tanrı olmadığına ve senin Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet ederim
.”
Rasulullah (sa) yanına gelip:
Sen kimsin
?” dedi. Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: