Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 30 Kas 2008

Allah’a ibadet, anne-babaya itaat, zencilerin ırkı-soyu

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2008

Allah (2)

Allah’a ibadet, anne-babaya itaat, zencilerin ırkı-soyu 

“Rabbin kesin olarak şunları hükmetti (emretti): 

– Ancak kendisine ibadet edin, 

– anne ve babaya iyilik edin. 

– Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara ‘öf‘ bile deme ve onları azarlama. 

– İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. 

– İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. 

– Ve şöyle de: ‘Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.’ 

Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız, elbette ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.” (İsra suresi, 23-25)

Burada Hz. Allah iki şey hususunda emir de değil, kesin hüküm vermiştir. Nitekim bu hususu bir başka ayet-i celilede de görüyoruz: “…Hüküm sadece Allah’a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf suresi, 40)

Bu ayetten de açıkça anlaşılıyor ki, Cenab-ı Hakk’ın bizlere olan birinci hükmü Allah’a kulluk, ikinci hükmü ise anne-babamıza ihsandır, iyilik etmektir.
Allahu zû’l-Celâl ve’l-Kemâl hazretleri bu ayet-i celile ile hem ruhen, hem bedenen Zat-ı Ecell-i Âlasını tevhid (birleyip) ve sadece kendisine kullukla bizleri vazifelendirmiş, Zat-ı Bâri’sinden başka hiç bir şeye ibadet etmememizi ferman buyurmuştur.

Çünki O; bizim yaradılış gayemizi, bizi yaratmasının asıl maksadını şöyle açıklamıştır: “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyat suresi, 56)

Yine Habibine şöyle emretmiştir: “Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse.” (Â’lâ suresi, 9) Allah’ın Resûlü de bu emre uymuş; bozuk inançlara müptela, ölçüsü-tartısı-kilesi yanlış, imandan yoksun, akıl ve mantık mizanından mahrum müşrikleri imana davet ederek onları tedavi etmeye, doğru yola yönlendirmeye çalışmıştır.

Bugün de mukaddesatına hor bakan, din ve milliyetini şaşırmış, hangi milletin mensubu olduğunu bilemeyecek kadar aptallaşmış insanımızı vaazlarla, sohbetlerle, kitaplarla, yazılarla Allah’a kul olmaya, Resûlullah’a ümmet olmaya, anne-babaya da itaata çağıracağız ve hidayet yoluna dönüşlerini sağlayabilmek için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.

Çünkü sağlam bir akla sahip olan herkes bilir ki; kendisi dahil tüm insanlık yeryüzündeki en küçük bir varlığı halk edip, onu bir kaç saniye bile yaşatmak kudret ve kabiliyetinden mahrumdur. Kul, tam bir acziyet içinde olduğunu itirafla, kendi yaratıcısının da, kâinatı yaratan Allah Teala olduğunu tasdik ve onu tevhid ile/birlemekle mükelleftir.

Aslında, mutlak acz içindeki insan, hatadan-günahtan uzak olmadığına göre, acziyetini kabullenerek ehlini bulup onu dinlemek mecburiyetindedir. Ehlini bulup dinlememek, batıl ve cehalette ısrar etmek ise, fikrini ıslah etmekten korkmak ve müptela olduğu hastalıktan kurtulmak istememektir.

Böyleleri aslında muhatap bile alınmaya değmez. Bunlara konuşmaya, anlatmaya bile gerek yoktur. Ama arzusu Hakkı-hakikatı bulmak olan kimseler dinleri tektik eder, sorar öğrenir. Şurası da muhakkak ki, her insan bir diğerinin gördüğünü göremediği gibi, bildiğini de bilemez. Dolayısıyla kendisi göremeyip bilemediği için, bir diğerinin görüp bildiğini de inkâr edemez, etmemeli. Müslümanların yaşadığı ülkede topluma küfür ve mel’ânet (dil ile, kalem ile, medya yoluyla) saçmaya da asla hakkı yoktur! Olmamalı…

Üzerinde yaşadığımız küre-yi arzı bir topaca benzetip, dönüp duruyor diye gözü kapalı konuşup, onu yaratını ve döndüreni tanımamak; bir saati gördüğü-bildiği-kullandığı halde onu yapan, kuran ve çalıştıran ustanın varlığını inkârdan daha âdice bir nankörlük değil midir?

Tenasül nizamını inkârla, yani insanların Hz. Âdem’den çoğalıp geldiğini kabul etmeyerek, insanların maymundan tekâmül ettiğini iddia eden, Yahudi Darvin nazariyesinin zehirlediği dimağlara sorulsa, dense ki; “Neden bu hadisenin bugüne kadar başka bir emsali yoktur? Neden hâlâ günümüzdeki maymunlar tekâmül edip, insan olmuyor? Neden hâlâ hiçbir kimse değil bir canlı, bir damla kan bile halk edemiyor?” Verecekleri cevap var mıdır?

Öyle ise, insanların aslı Kitab-ı İlahi’de beyan buyrulduğu üzere Hz. Âdem’dir (a.s.). Batıl iddia sahipleri için, bugün tek çıkar yol vardır. Ya Âdem’i (a.s.) ve onun yaratıcısı Allah’ı tanıyacaklar, ya da gökten inen bütün kitapları ve tarihçilerin yazdıklarını tamamen inkâr edeceklerdir.

Şüphesiz ki her akl-ı selim/sağduyu sahibi Ata’sını da, Allah’ını da tanır…

Malum olduğu üzere Mevla-i zû’l-Celâl insanı bütün mahlûkatın en mükerremi-üstünü, en şereflisi olarak yaratmıştır.

***

ALLAH’A İBADET – KULLUK

Kul, amiri olan Mevla’sının memuru bulunduğunu bilip, emrolunanları gerektiği gibi edâ ve ifa etmeye çalışmalıdır. Madem ki biz “Elestü bezmi”ndeki (ahdindeki) ezeli tasdik ile, Allah’ın varlığına-birliğine şahadet getirdik “Belâ (evet)” dedik,  öyle ise, Allah’a hamdolsun ki hepimiz mü’miniz. Ama bu sözümüzün doğruluğunu, sıhhat ve samimiyetini, ibadetimizle göstermek, ahlakımızla isbat etmek mecburiyetindeyiz.

Hizmetini yapmayan bir hizmetkâr, Efendisi yanında nasıl boynu bükükse, ibadetsiz kulun da Allah yanındaki hali o olacaktır!

***

ALLAH’A İBADETTEN HEMEN SONRAKİ VAZİFEMİZ 

Allah’a ibadetten hemen sonraki vazifemiz, anne-babamıza iyilik ve ihsan etmektir. İşte bunu da Cenab-ı Hak, “(Mâsıyet olmamak şartıyla) anne-babaya itaat etmeyi ve onlara iyi muamelede bulunmayı(Lokman Suresi, 15) emrediyor… 

Peygamberimiz de bir hadisinde buna açıklık getirerek, “Anne-babaya itaat etmek, Allah’a itaat etmek demektir. Anne-babaya isyan etmek ise, Allah’a isyan etmektir” buyuruyor. (Muhtaru’l-Ehadis, Harf-i Tı)

Anne-babaya isyan, Peygamberimiz’e ve dinimize göre büyük günahlardandır ve ahiretteki azabı şöyle dursun, dünyada da bu isyanın cezası peşindir.

Sevgili Peygamberimiz bir diğer hadisinde, “(Ne sebeple olursa olsun), sakın annenizden-babanızdan yüz çevirmeyiniz. Kim anne-babasından yüz çevirirse, muhakkak o küfretmiş olur (en azından nankör kimselerden olmuş olur). (Muhtaru’l-Ehadis, Harf-i La)

Yine Rasûlüllah Efendimiz meşhur hadisinde, “Cennet annelerin ayakları altındadır” buyurmuyor mu?

Bizim zahiri varlığımıza sebep olan anne-babalarımızın, çocukluğumuzda bize yapmış oldukları izzet-ikrâmı, koruyup yetiştirmek için olan çırpınmaları, bu yolda çekmiş oldukları zahmet ve meşakkatleri, göstermiş oldukları şefkat ve merhameti düşünüp, onlara kul-köle olmalı, ikrâm ve ihsanda kusur etmemeye çaba göstermeliyiz.

Sonra da Hz. Allah onlara karşı -mevzumuzun başında zikrettiğimiz bu ayette- beş vazifemizi sıralıyor: Yani anne ve babandan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlığa ulaşır, acziyet haline gelirlerse (bakıma muhtaç olurlarsa) o zaman onlara karşı, sizin beş vazifeniz var, buyuruyor. Ve evladı bu beş mükellefiyetle/yükümlülükle görevlendiriyor: Sen onlara sakın öf deme! Sert davranıp, sert konuşma! Ve kendilerine karşı yüzünü ekşitip “Aman sende!” diyerek kalplerini kırma! Buradaki “öf” ile evladın anne-babasına ezâ verecek, onların gönlünü rencide edecek bilumum sözleri ve fiilleri harama dâhil olmuştur. Aynı zamanda burada, en aşağı mertebe ile en yüksek mertebeye tenbih/işaret/delalet vardır.

Dilerseniz şimdi de bunları maddeler halinde görelim…

1) Sanki Hz. Allah buyuruyor ki: Kendilerine karşı gücenip te “öf“ demenize bile razı değilim! Sizden, onların bütün ezalarına-cefalarına, sıkıntı ve meşakkatlerine karşı sabretmenizi istiyorum!

TARİHİ BİR VAK’A 

ZENCİ IRKININ MENŞEİ KİME DAYANIYOR? 

Nuh aleyhisselâm uyuyordu. Üç oğlu Sam, Ham ve Yafes yanına gelmişlerdi.
Hz. Nuh uyurken farkında olmadan bir taraftan diğer tarafa dönmüş ve bu dönüş esnasında avret yeri açılmıştı. Hz. Nuh’un oğullarından birisi, onun avret mahallini açık görünce gülmüş… Hz. Nuh da uyanınca ona, 

“Yüzün kara olsun!” diye beddua etmişti.

Bu beddua oğlunun yüzünü karartmakla kalmamış, ondan gelen bütün neslin de yüzleri, hatta bütün bedenleri kararmıştı. Nitekim rivayete göre bugün Afrika’nın bütün siyahları Hz. Nuh’un bu oğlunun çocukları olarak dünyaya gelmişlerdir. (Bkz. Ruhu’l-Beyan Tefsiri, Lokman suresi) 

2) Onların bir emri, bir teklifleri-istekleri olduğunda; gücün yettiği nisbette onları yerine getir. Ve sakın onları reddedip, isteklerini-arzularını geri çevirme! Yukarda da işaret ettiğimiz gibi, Hâlik’a isyan olmayan yerde anne-babaya mutlaka itaat gerekir… Aksi takdirde ise itaat edilmez. Çünkü Hz. Allah yine Lokman Suresi’nin 15. Ayetinde, anne-baba da olsa, Hâlik’a isyanla emrederlerse, onlara itaat etme, buyuruyor. Şöyle ki: 

Bununla beraber! O ikisi, hakkında hiç bir şey bilmediğin ve delilin de olmayan bir şeyi onlar bana ortak konuşmaya seni zorlarlarsa (putlara, taşlara, tapmanı senden isterlerse) işte o vakit, onlara itaat etme!” buyuruyor…

RESÛLULLAH’I AĞLATAN BİR HADİSE  Yazının devamını oku »

Posted in Allah, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: