Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 22 Kas 2008

DİNDEN KONUŞMANIN SUÇ SAYILDIĞI DEVİR YAŞADIK

Posted by Site - Yönetici Kasım 22, 2008

21 kuranin yasak oldugu zamanlar,medrese,suleyman hilmi tunahan, mehmet arikan, hasan arikan, eski uguk gazetesi,

DİNDEN KONUŞMANIN SUÇ SAYILDIĞI DEVİR YAŞADIK

UFUK: Süleyman Efendi Hazretlerinin talebelerinin Ehl-i Sünnet itikadına bağlılığını nasıl görüyorsunuz?

M. ARIKAN: Süleyman Efendi (K.S.) Hazretlerinin talebeleri, üstazlarından aldıkları usul üzere Efendi Hazretlerinin gösterdiği Ehl-i Sünnet vel Cemaat yolu üzerinde, Edile-i Şer’iyye’nin dışına çıkmadan tedrisat yapmışlar ve yaşamışlardır. Hiçbir suretle ne Mason teşkilatı ne Yahudi ve Siyonist Teşkilatı ne de Tedrisat Kanunu gibi getirilen bir kısım kısıtlamaları, Süleyman Efendi Hazretlerini Ehl-i Sünnetten, İslam ilimlerini yaymaktan ayıramamıştır. O, Ehl-i Sünnetin hüve hüvesi idi. Takib ve talim ettiği tedrisat da hüve hüvesidir, halen de öyle devam etmektedir. İnşallah ebediyen de devam edecektir.

UFUK: Üstazın sadece Din-i Mübine hizmet etmek uğruna çektiği çileler hususunda kanatınız nedir? O devrin zulmü mü? Allahın her veli kuluna vermiş olduğu bir ibtila ve imtihan cümlesinden mi? Yahut her ikisi mi?

M. ARIKAN: Her ikisidir. Hem o devrin zulmü, hem de Allah’ın her veli kuluna vermiş olduğu bir ibtila ve imtihandır. Cumhuriyetin 10. yıl dönümü olan 1933 yılında Adana’da idim. Kur’an-ı Kerim ve tefsirleri bir devenin üzerine yüklemişler, devenin ipini de bir Arabın eline vermişlerdi. Arap, devenin ipini Arabistan tarafına doğru çekiyor. Devenin göğsüne birde büyük yazı yazmışlardı; “Araptan geldi. Araba gidiyor” diye. Yine Tarsusta Makam Camiinin önünde yolun bir tarafından diğer bir tarafına kadar uzanan bir pankartta; “Bu milleti Karabaş Tecvidinden kurtardık” diye büyük bir yazı yazmışlardı. Dinden konuşmanın, ezan okumanın suç sayıldığı böyle bir devir yaşadık. Bu meselelerle alakalı bir menkibeyi anlatmadan geçemiyeceğim:
Bizim Oba köyünde ilk mektepte okurken Mustiloğlu lakabıyla anılan hocamızın damadı Hüseyin’den dinlemiştim. Bu Hüseyin Çorlu’da uzatmalı Onbaşı olarak Jandarma karakol kumandanlığı yapmış. Bir gün, Hüseyin’e bir ihbar gelmiş; “Falan yerde bir hoca torununa namaz süreleri öğretiyor” diye. Hüseyin yanına bir jandarma alarak erken saatte hocanın evine varmış. Hoca, sabah namazından sonra “Sübhaneke”yi okutuyormuş. Cürm-ü meşhud olarak yakalamış. Derhal tanzim edilen bir zabıtla Hoca, Çorlu’ya getirilmiş. Hiç ifadesi dahi alınmadan aynı zabıtla İstanbul Sultanahmet cezaevine sevkedilmiş. Oraya kadar yine Hüseyin Onbaşı getirip teslim etmiş. Hüseyin Onbaşı o geceyi İstanbul’da geçirip sabah namazı olunca “Getirdiğim hocayı ne yaptılar bir göreyim” diye Sultanahmet cezaevine giderken birde bakmış ki, Sultanahmet meydanında onbeş kişi idam edilmiş, orada asılı duruyorlar. Bunlar içerisinde o hoca da var. Hocanın boynundaki kağıtta idamından sebeb olarak; “Tevhid-i tedrisat kanununa aykırı olarak tedrisatta bulunmaktan” diye yazılı imiş. Halbuki bu hoca hiç mahkemeye dahi çıkarılmamış, ancak Hüseyin Onbaşının cürm-ü meşhud olarak yazdığı bir zabıtla bu iş yapılmış. İşte böyle as, as; kes, kes denildiği bir devirde Süleyman Efendi (K.S.) Hazretleri bu dini ihya etmeye çalıştı.

Bu hadiseyi Hüseyin Onbaşı bana anlattığı zaman ona dedim ki; “Hüseyin sen ölemezsin, sürünürsün.” Nitekim ağır bir hastalığa tutuldu. Benim evimle onun evinin arası üç kilometredir. Bir gün bahçemde iken bir insan iniltisi duydum. İnilti belli ki, çok uzaktan geliyordu. Komşu çiftçiye sordum; “Bu ses nedir?” diye. O dedi ki, “Mustiloğlunun damadı Hüseyin Onbaşı ölemeyiverdi. İki aydır ağır, yatıyor. Bağırıp çağırıyor. Bu ses onun sesidir.” İşte bu şekilde bağıra bağıra can verdi.

Er – geç dine ve din alimlerine uzanan eller kırılacak, bu dini söndüremiyeceklerdir. O büyük zatın evlatları aldıkları emaneti mahşere kadar götüreceklerdir. Cenab-ı Hakk şefaatlarına bizleri de nail ve mazhar kılsın. Ruhları şad olsun, himmetleri üzerimizde hazır olsun. Amin!

UFUK GAZETESİ – 20 EYLÜL 1978 – SAYI : 476 SAYFA: 7 – (Efendi Hazretlerinin İrtihalinin 19. Yıldönümü Özel Sayısı)

Not: Röportajın baş kısmı elimde mevcut değil. M. ARIKAN daha önceki başlıklarda adı geçen “Alanya Eşrafından Mustafa Arıkan” olduğunu zannediyorum.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: