Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ekim 2008

ÖLENLERİN ARKASINDAN KÖTÜ KONUŞMAMAK

Posted by Site - Yönetici Ekim 31, 2008

ÖLENLERİN ARKASINDAN KÖTÜ KONUŞMAMAK,mezar-tasimezar-sohbetikabir-alemigoynemibretlik-hikaye-1

ÖLENLERİN ARKASINDAN KÖTÜ KONUŞMAMAK

Mev’iza ve irşadla alâkalı eserlerde nakledildiğine göre, Abdülkadir Geylânî (k.s.) hazretlerinin vefâtı esnasında bir ara yüzündeki tebessüm kaybolur… Sıkıntı ve üzüntü emâreleri belirir. Bunu görenlerden bazıları:

— Bunun da sonu iyi gitmedi… Baksanıza son anda öylesine sarsıldı ki, elem ve ızdıraba garkoldu… Demek ki, onun fazilet ve büyüklüğüne inanmakla biz de yanılmışız… diye söylendiler. Bu görünüşe ve konuşmalara çok üzülen talebesi, bir gece onu rüyâsında görünce hemen sordu:

— Efendim, son anda yüzünüzdeki tebessüm kayboldu… Sıkıntı ve ızdırap işâretleri meydana geldi. Buna çok üzüldük. Sebebi neydi acaba?

Şöyle cevap veriyor Abdülkadir Geylânî hazretleri:

— Melekler rûhumu almak isterlerken, ana şefkatiyle yaklaşmışlardı. Ancak Rabbim’den bir îkaz geldi.: “Ona birazcık şiddet gösterin… Kalan azıcık hataları da silinsin. Huzuruma tertemiz gelsin. Onun günahsız gelmesini istiyorum!” Gavs-ı Â’zam (k.s.) sözlerini şöyle tamamladı: “Sizin aleyhime sandığınız o manzara, benim çok lehime oldu.”

Evet, bizler perdenin arkasını bilemeyiz. Hakkımızda hayırlı olanı kestiremeyiz. Bu bakımdan, başkaları için de dâima hüsn-i zanna memuruz.

Nitekim âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulmaktadır: “Allah îmânınızı zâyi edecek değildir. Çünkü Allah, insanlara çok re’fetli (çok şefkatli-esirgeyici )ve pek merhametlidir.” S. Bakara, 143

“Şüphesiz ki Allah, zerre kadar haksızlık etmez. Zerre miktarı bir iyilik olursa, onun (ecrini) kat kat artırır. Kendi cânibinden başkaca da pek büyük bir mükâfat verir. S. Nisâ, 40

“… Olur ki birşey hoşunuza gitmezken, o sizin için hayırlı olur. Bir şeyi de sevdiğiniz halde, o da hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” S. Bakara, 216

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

GÖYNEM`DEN RESİMLER – 2008

Posted by Site - Yönetici Ekim 30, 2008

GÖYNEM`DEN RESİMLER – 2008

Resimleri buyultmek icin uzerine TIKLAYINIZ

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

Goynem

 

Posted in Diger Konular, Fotograflar, Göynem`den Resimler...... | Leave a Comment »

KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİNDEN

Posted by Site - Yönetici Ekim 29, 2008

Kiyametin buyuk alametleri,

KIYAMETİN BÜYÜK ALAMETLERİNDEN

Dâbbetü’l-arz, AIDS, world wide web (www)

Dâbbe, Arapça bir isimdir, yük ve binek hayvanı demektir. İslâm akaidinde/inancında, kıyametin büyük alametlerinden kabul edilen “Dâbbe”ye, yer hayvanı anlamında “Dâbbetü’l-arz” da denildiğini hadis-i şeriflerde görmekteyiz.

Debb ve debîb; hafif yürüme ve debelenme demektir. Hayvanlar ve çoğunlukla haşereler için kullanılır. İçkinin bedene yayılması ve bir çürüklüğün etrafına sirayeti gibi hareketi gözle görülmeyen şeyler için de kullanılır. Dâbbe de debelenen, hareket eden demektir. Şu halde tren, otomobil, bisiklet vb. şeylere lügate göre dâbbe denebilirse de ıstılahta daha çok hayvanlar için kullanılır.

“Allah bütün canlıları (her dâbbeyi) sudan yaratmıştır. Kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah şüphesiz her şeye kaadirdir.” (1) âyetinden anlaşılacağı üzere her hayvana dâbbe denir.

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların (her dâbbenin) rızkı ancak Allah’a aittir.” (2) âyetinden de anlaşılan budur.

“Dâbbetü’l-arz” da; kıyametin kopmasına yakın, ortaya çıkacağı bildirilen ve kıyametin büyük alâmetlerinden olan bir yaratıktır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de: “Söylenmiş olan (tehdit edildikleri şey) başlarına geldiği zaman onlara, yerden bir dâbbe çıkarırız da, insanların âyetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler.” (3) buyrulmaktadır.

Bu âyetten anlaşılan, dâbbenin bir hayvan-ı nâtık yâni konuşan bir canlı olduğudur. (4)

Râğıbü’l-Isfahânî, yukarıdaki âyete dayanarak şöyle demektedir: “Dâbbe, tanıdığımız hayvanlara benzemeyen bir hayvandır. Ortaya çıkması kıyamete yakın bir dönemde olacaktır. Bir de denildi ki: Bununla, cahiliyede hayvan mertebesinde olan kötü insanlar kastedilmiştir.” (5)

Müfessirler yukarıdaki âyete (6) dayanarak “Dâbbetü’l-arz”ın kıyamete yakın bir zamanda ortaya çıkacağını söylerler. İbn Ömer’e (r.anhüma) göre, “dâbbe”nin çıkması hadisesi, dünyada iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran hiçbir fert kalmadığı zaman vuku bulacaktır.” İbn Merdûye’nin Ebu Saîd el-Hudrî’den (r.a.) rivayet ettiği bir hadîse göre, aynı şeyi bizzat Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kendisinden Ebu Saîd (r.a.) de duymuştur. Bu da, insanın başkalarını iyilik yapmaya teşvik ve kötülükten sakındırma (emr bi’l-ma’rûf, mehy, ani’l-münker) vazifesini terk ettiği zaman Allah’ın, kıyametin hemen öncesinde son ihtar vazifesini görmek üzere bir “dâbbe” meydana çıkaracağını gösterir. Bununla birlikte onun tek bir hayvan mı, yoksa bütün yeryüzünü istilâ edecek bir hayvan türü mü olduğu açık değildir. (7)

Akaid kitaplarına, kıyametin alâmetlerinden biri olarak geçmiş olan “Dâbbetü’l-arz” (8) hakkında Resûlüllah’tan (s.a.v.) şöyle rivayet edilir:

“İlk çıkacak Kıyâmet alameti, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine ‘dâbbe’nin çıkmasıdır. Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kısa zamanda takip edecektir.” (9)

“Üç şey vardır ki bunlar çıktığı zaman, daha önceden iman etmeyen hiçbir kimseye (o günkü) imanı fayda vermez:

1. Güneşin batıdan doğması,

2. Deccâl,

3. Dâbbetü’l-Arz. (10)

“Dâbbe, yanında Hz. Musa’nın (a.s.) asâsı ve Hz. Süleyman’ın (a.s.) mührü olduğu halde çıkacaktır. Mü’minin yüzünü asâ ile parlatacak, kâfirin burnunu da mühürle damgalayacak. İşte o dönemde yaşayan insanlar bir araya gelecekler ve mü’minle kâfir belli olacaktır.” (11)

Bu mevzudaki rivayetler pek çoktur; ancak hiçbiri mütevâtir olmadığından, Kıyâmet gibi tamamen gaybî olan bir meselede delil olamazlar. Bunun için, “Dâbbetü’l-Arz”la ilgili teferruâtı bir yana bırakıp, Cenâb-ı Allah’ın bizi bununla ilgili olarak Kur’ân-ı Kerim’de bildirdikleriyle yetinmemiz, işin iç yüzünü ve mahiyetini O’na havale edip dabbetü’l-arz’ın kıyamete yakın zuhur edeceğine iman etmek en doğru yoldur. Bununla birlikte: “Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. O’ndan başkası onları bilemez… ” (12)

***

DÂBBETÜ’L-ARZ VE AIDS VİRÜSÜ” (13)

Öncelikle belirtmeliyiz ki araştırma; takdire şayan bir gayret ve çalışmanın neticesidir.

Araştırmada evvela bu virüsle ilgili yerli-yabancı basına intikal etmiş bilgi-belge ve vak’alar, yayın organlarının kupürlerinin fotokopileriyle veriliyor… Ardından bu virüsün tarifi/tanımı, kaynağı, gelişme ve yayılma hızı ve saire genişçe anlatılıyor… Sonra da çalışmanın asıl gayesi olan; AIDS’in Kıyâmet alametlerinden dâbbetü’l-arz olabileceğinin te’vil ve teşbihlerle isbatına geçiliyor. Bu virüsü taşıdığı iddia edilen maymunun şekli-şemaili, çıkış yeri ve zamanı, ayrıca hastalığın insan vücudundaki tesiri cihetinden, -Kur’ân-ı Kerim ve hedis-i şeriflerde geçen- dâbbetü’l-arz’ın sıfatları ile tam bir tevafuk gösterdiği iddiasına yer veriliyor.

Araştırmadaki söz konusu te’vil ve teşbihlerdeki tevafuklara gelince…

Bilindiği gibi te’vil ve teşbihlerde, hakiki mana ile mecazi mana arasında bulunması gereken kuvvetli alakalar vardır. Halbuki dâbbetü’l-arz hakkındaki hadislerde/haberlerde dâbbe ile alakalı olarak zikredilen şekil, sıfat, çıkış yeri vs. hususulara yapılan te’vil ve teşbihlerde bu alakalar zayıftır. Mesela dâbbetü’l-arz’ın sıfatları arasında yer alan “Başı bulutlara değer” ifadesinin, bu virüsü taşıyan kişinin uçakta seyahat etmesine delaleti ile te’vili, mücerret bir ihtimaldir.

Ve yine “Peşine düşenin onu yakalayamaması” sıfatının, hastalığın tedavi edilemeyeceği, bu virüsün yakalanıp tesirsiz hale getirilemeyeceği, korunmak için alınan tedbirlerin fayda vermeyeceği… gibi açıklamalarla te’vili de mücerret bir iddiadır. Çünkü bu hastalığın bugün için tedavisinin mümkün olamaması, gelecekte de imkansız olacağını icap ettirmez. Nitekim bir zamanlar veremin de tedavisi mümkün değildi… ve bu sebeple İstanbul’da Sümbül Hoca nam bir zat, ‘verem mikrobunun dâbetü’l-arz olduğuna dair bir risâle yazmış… Fakat bilindiği gibi daha sonraki yıllarda hem aşısı bulunuyor, hem de tedavisi mümkün hale geliyor.

Kısacası her zorluğun bir kolaylığı, her yokuşun bir inişi olduğu gibi, yaşlılıktan başka her derdin de bir devası vardır. Rabbimiz (c.c.), şifası olmayan hiçbir hastalık vermemiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz bu hususu şöyle dile getirmişlerdir: “Allah Teala, şifası olmayan hiçbir hastalık yaratmamıştır.”(14) “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz! Zira Allah (c.c.), ihtiyarlıktan başka dermansız bir hastalık vermemiştir.” (15) Bir başka rivayette de, “İhtiyarlık hariç her hastalığın bir çaresi ve ilacı vardır.”(16) buyurulmuştur. Bu sebepledir ki, mensubu bulunduğumuz yüce dinimiz İslâm, insan sağlığına büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde hayatın ve sağlığın insanoğluna Rabbi tarafından verilmiş en büyük emanet ve nimet olduğu belirtilerek bunların korunması emredilmiştir.

Ayrıca bu dâbenin evsafı hakkında varid olan haberlerde, zahirde ihtilaflar vardır. Mesela dâbbenin çıkış yeri ile alakalı olarak sekiz ayrı yer zikredilmektedir. Dolayısıyla yapılan te’vil ve teşbihler, bu değişik haberlerden birine uygun düşse bile, diğerlerine uymaz. Bu itibarla, ortaya konulan te’villerin kat’iyet ifade ettiğini söylemek caiz olmayacağı gibi, müdellel bir ihtimal olduğunu iddia etmek de mümkün değildir.

Hasılı, AIDS’in dâbbetü’ll-arz olarak te’vili, mücerret bir ihtimalden öte gidememektedir. Araştırmacılar da zaten, her te’villeri için “Allah Teala daha iyi bilir” demeyi ihmal etmeyip isabetli bir yol takip etmişlerdir.

Ancak ifade ve izahlardaki basit hatalarla beraber, ileri sürülen ihtimaller ve te’villerin bir kısmı, -zayıf da olsa- hakiki mana ile alakaları sebebiyle, reddedilmekten ziyade reddedilmemeye layıktırlarlar. Meselâ; İmam Şa’rânî (k.s.) hazretlerinin, “İnne hâzihi’d-dâbbeti tahrucu min ecnâdin…” (Şüphesiz bu dâbbe askerlerden çıkar) sözlerine, “1960’larda Birleşmiş Millerler Zâire’ye koruyucu kuvvet gönderdiklerinde, bu virüsü kapan askerler, kendi ülkelerine bu hastalığı taşımışlardır” (GÜNEŞ) haberinin muvafakati gibi…

***

Araştırmada dikkatimizi çeken diğer bazı noktalar…

Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kıyamet Alametleri, Yorumlar | 1 Comment »

HADİSLERDE CENNET KADINLARI VE ERKEKLERİNİN VASIFLARI

Posted by Site - Yönetici Ekim 27, 2008

Resulüllahın Yaptığı Ve Tavsiye Ettiği Dualar

HADİSLERDE CENNET KADINLARI VE ERKEKLERİNİN VASIFLARI

Allah` ın Rasulu ( s.a.v.) søyle buyurur :

– “ Cennetliklerin kadınları ( içinde öyle ) kadın vardır ki, bacagının beyazlıgı yetmiş kat giysi altından bile iligi görünurcesine görülür.

Işte bu özellik Allah`ın “ Onlar Yakut ve Mercan gibidirler.” Buyurarak açıkladıgı özelliktir.

(Bilirsiniz) yakut bir taşdır. Içinden bir ip geçirip eline alsan saydamlıgı sebebiyle içinden geçirdigin ipi görürsün.” ( 1 )

– “ …. Saklanmış yumurta gibi bembeyaz olan Cennet kadınlarının tenlerinin inceligi yumurtanın kabugu içindeki beyaz kısmı örten seffaf zarın inceligi gibidir.” ( 2 )
– “…Cennet kadınlarından biri yeryüzüne dogsaydı bütün yeryüzunü aydınlatırdı. Yeryüzünün bütününe hoş kokular yayardı. Onlardan birinin baş örtüsü dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır.” ( 3 )
– “ Cennet`te mümin kişinin bembeyaz vücüdlu iri gözlü eşlerinin musiki oturumlari vardır. Onlar, yaratılmışların bir benzerini dinlemedikleri nagmelerle şu güfteyi seslendirirler :

** Biz ebediyiz ölmeyiz

Güzeliz, Cazibemizi yitirmeyiz

Severiz, öfkelenip küsmeyiz

Bize eş olan ve bizim de kendilerine es oldugumuz kişiye müjdeler olsun. ” ( 4 )

– ” Cennetlikler, kadınları ile cinsi münasebette ( bulunacaklar ) bulundukları zaman onlar yine bakire olacaklardir.” ( 5 )
– ” Cennetliklerin en alt derecesinin seksen bin hizmetcisi ve yetmiş iki hanımı olacaktır. Ona ( eşleri ile cinsi munasebette bulunmasi için özel olarak ) San`a ile Cabiye mıntıkaları arası alanı dolduracak büyüklükde bir de çadır kurulacaktır. Kurulan bu çadır ise inci, yakut ve zebercedden yapılacaktır. ” ( 6 )
– ” Cennet`te mümin için ici boş bir inciden yapılmış altmış mil ( eninde ve ) boyunda bir çadır vardır. Bu çadırın her bir bölümünde bir eşi ile olacaktır.Mümin onlarla cinsi munasebette bulunacak, fakat onlardan biri digerini göremiyecektir.” ( 7 )

Cennet kadınlarının cogunlugunu cennet`likler icin özel olarak yaratılmış kadınlar teskil edecektir. Ne var ki dünya kadınlarından Cennet`e girecekler ibadetleri sebebiyle Cennet hurilerinden daha üstün olacaklardır.

– Ummü seleme ( R.A.) anlatıyor.

Allah`ın Resülü`ne sordum:

– Ya Resülellah ! Dünya kadınları ( ndan Cennet`e girecekler ) mi yoksa Cennet icin yaratılan huriler mi daha üstündür ? ( Ne buyurursunuz ?)
– Dıstan giyilen elbisenin içten giyilen iç çamaşırlara üstünlügü gibi dünya kadınları hurilerden daha üstündür.
– Peki bu nasıl olur Ya Resulellah !
– Namazları, oruçları ve yüce olan Allah`a yaptıkları diger ibadetleri ile olur. Allah onların yüzlerine nurunu sindirecek, vücudlarına da ipekler giydirecektir.

Onların Cennet`te ten renkleri beyazdir. Elbiseleri de yeşildir. Zinetleri ise sarıdır. Buhurlandıkları inciden, tarakları da altındandır. şu güfteyi søyler dururlar :

Ebediyiz biz, asla ölmeyiz.Cazibeliyiz, hiç mi hiç pörsumeyiz.Yerleşigiz, ebediyyen göç etmeyiz. Razıyız.asla öfkelenmeyiz.

Kendisi bize, bizim de kendisine eş oldugumuz kişiye müjdeler olsun.” ( 8 )

Dünya kadınlarının Cennet`likleri manevi bakımdan daha üstün oldukları gibi kadın olarak da daha şuh ve dilber olacaklardır. Zira Urub`luk sıfatı ile özellikle onlar vasıflandırılmışlardır.

Aşagıda sunacagımız hadisde Allah`ın Resulu bu gerçegi şöyle açıklamaktadir :

Cennetlik Dünya kadınları daha dilber olacaktır.

– ” Beni Hak ( bir kitab olan Kur`an ) la gönderen Allah`a yemin ederim ki sizler Cennet`liklerin eşlerini ve evlerini tanıdıklarından daha çok eşlerinizi ve evlerinizi tanıyor degilsiniz.

Cennet`e gireceklerin her biri Allah`ın kendisi için yarattıgı yetmiş iki zevce ile cinsi münasebette bulunacagı gibi imanları ve amelleri sebebiyle Cennet`e girmis dünya kadınlarından olan iki eşi ile de cinsi münasebette bulunacaktır.

Ne var ki dünya hayatında Allah`a ibadet etmeleri sebebiyle bu iki eş Allah`ın yarattıgı diger eşlere üstündur.

– Kişi bu ( eşlerinden birinin ) yanında iken ne o eşinden, ne de eşi kendisinden bıkkınlık duyar. Her yaklaşmasında ise eşini bakire bulur. Böyleyken cinsel organı sönmez. Eşi sizi duymaz. Ikisi için de boşalma yoktur. Ilişkileri surerken kişi birden şöyle bir uyarı alir :

· Senin ve eşinin ilişkiden usanmıyacagınızı biliyoruz. Ancak senin başka eşlerin de vardır.
· Kişi bu uyarıdan sonra ayrılıp çıkar Tek tek her bir zevcesi ile cinsi münasebette bulunur. Her birinin yanına geldigi eşi şöyle der :
” Cennet`te senden güzel hiç bir varlık yoktur.Cennet`te benim icin senden daha sevgili bir kimse de yoktur.” ( 9 )

Dip notlar:

1) Et-Tac 5/416. M.i. Kesir 3/423
2) I.Kesir 3/417
3) Et-Tac 5/416. M.i. Kesir 3/423.
4) Et-Tac 5/416.
5) M.i. Kesir 3/434.
6) M.i. Kesir 3/425.

Kaynak : islama gøre cinsel hayat, sahife 292-295. Cilt 2

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslama Göre Cinsel Hayat | 3 Comments »

GÖYNEM ( YUKARI KAYALAR ) RESİMLERİ – 2008 – Yeni

Posted by Site - Yönetici Ekim 26, 2008

GÖYNEM ( YUKARI KAYALAR ) RESİMLERİ – 2008 – Yeni

Posted in Bölgemizden Resimler, Diger Konular, Fotograflar, Göynem Videoları, Göynem`den Resimler......, Güncel, Genel, Türkiye | Leave a Comment »

Koğuculuk ( Laf Taşıma )

Posted by Site - Yönetici Ekim 26, 2008

Dedikodu,Koğuculuk ( Laf Taşıma )

Koğuculuk ( Laf Taşıma )

Bir kimseye, o kimse hakkında bir başkasının söylemiş bulunduğu bir sözü ya da o kimseye yönelik yapmış bulunduğu bir işi-gördüğünü veya duyduğunu öne sürerek- ulaştırma, aktarma, götürme işi… Söz taşıyıcılık… Senin hakkında şunu dedi veya senin aleyhinde şunu yaptı” gibi… Kendisine söz götürülen kimsenin sıradan biri olması ile herhangi bir konuda yetkisi bulunan bir görevli olması arasında fark yoktur. Bu bakımdan jurnalciler ve ihbârcılar da “koğucu” konumundadır. Ancak, Allah için yapılan şahitliktir ki, bunun dışındadır. Vay haline, diliyle çekiştirip alay edenlerin hepsinin” şeklinde anlamlandırılan “Veylün li külli hümezetin lümezetin” (Hümeze) âyetindeki ‘hümeze‘ kelimesi yalın bir çekiştirmeden çok koğuculuk anlamına gelmektedir (İmam Gazalî İhya, Terc. A.Arslan, VI, s.545) olmak üzere birçok âlimlerce ifade edilmiştir. Bu iki kelime, “hemmazin” ve “meşşain binemimin” şeklinde biribirinin müterâdifi, tamamlayıcısı biçiminde kullanılmış ve “sözü yaymak için yürüten hemmaz“lara aldırış edilmemesi, itibar gösterilmemesi bildirilmiştir (el-Kalem, 68/11). Koğucular cennete girmeyecektir” hadisi, ‘koğucu‘ karşılığı bazılarında ‘nemmam‘, bazılarında ‘kattat’ kullanılmış olarak yer almış bulunmaktadır (Tirmizi, Birr ve Sıla, 78). bevl‘den kaçınmayışı, diğerinin de ‘koğuculuk‘ yapmış olması yüzünden bu azabı gördüklerine dair hâdis de birçok hâdis mecmualarında yer almaktadır (Sahihi Buhari Muhtasarı Tecridi Sarih, 163 Sayılı Hadis). insanların arasını düzelten ve bunun lain hayır maksadıyla söz ulaştıran veya hayır kastıyla yalan söyleyen kimse, yalancı değildir” (Tecrid-i Sarih Tercümesi, 1156 Sayılı Hadis) mealindeki hadislerinde belirtmiş olduğu türden olandır. Şeklen koğuculuğa benziyor olmasına karşılık, niyet ve maksat bakımından onunla taban tabana zıt bir davranış biçimi… Tas tasi da, söz tasima” derler.
Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:
(Hasetçi, kogucu ve falci benden degildir.) [Taberani],
(En kötünüz, söz tasiyan, dostlarin arasini bozan ve ayip arastirandir.)
[Taberani],
(Koguculuk yapan melundur.) [I.Maverdi],
(Söz tasiyan helalzade degildir.) [Hakim],
(Söz tasiyan, veled-i zina veya zina karisikligi bulunan soysuz kimsedir.)
[Beyhekî],
(Kogucu, kiyamette maymun suretinde hasrolunur.) [R.Nasihin],
(Söz tasiyan Cennete girmez.) [Buharî]
Bu hadis-i seriflerde geçen (Cennete giremez), (Benden degil) demek, “tövbe
edip helallasmadan ölen, cezasini çekmeden Cennete giremez” manasindadir.
Eger affa veya sefaate ugrarsa veya sevaplari çok olur, günahlarindan fazla gelirse cennete girer. Degilse, cezasini çeker. Her dogru söylenmez. Laf tasirken dogru söylenmis olabilir, ama bu dogruyu söylemek de büyük günahtir. Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:
(Koguculuk, kabir azabina sebep olur.) [Beyhekî],
(Söz tasiyanin kabrinde bir ates musallat olur, onu kiyamete kadar yakar.) [Si’ra]

Resulullah efendimiz, iki kabre ugradi.(Ikisi de azabdadir. Biri, elbisesini
idrardan korumaz, digeri ise kogucu idi) buyurdu. (Sir’a)

Salih bir zat, kendisine söz getirene dedi ki: (Bize üç kötülük getirdin.
Sevdigim kimseyi bana düsman etmek istiyorsun. Huzurlu kalbimi karistirdin.

Benim yanimda âdil, iyi biri idin, kendini fâsik, kusurlu yaptin.)
Koguculuk afetinden kurtulmak için, söz getirene karsisu altiseyi yapmak gerekir:
1- Ona inanmamali. Çünkü söz getiren fâsiktir. (Fâsiga inanilmaz. Sözü ile hareket edilmez. Kogucunun sözlerini kabul etmek, koguculuktan daha kötüdür) buyurulmustur.
2- Onu bu münkerden nehyetmeli. Çünkü Allahü teâlâ (Münkerden nehyet) buyurdu. (Lokman 17)
3- Onu sevmemeli! Çünkü söz tasimak günahtir. Günahkâr sevilmez. Onu düsman bilmeli!
4- Söz getirdigi kimseye acaba hakikaten söylemis mi diye sui zanda bulunup
da ona kötü gözle bakmamali! Çünkü sui zan haramdir. Hadisi serifte
buyuruldu ki: (Sui zan etmeyin! Sui zan, yanlis karar vermeye sebep olur.
Insanlarin gizli seylerini arastirmayin, kusurlarini görmeyin, münakasa, hased ve düsmanlik etmeyin, birbirinizi çekistirmeyin, kardes gibi birbirinizi sevin!) [Müslim]
5- Getirilen sözün dogru olup olmadigini arastirmamali! Çünkü tecessüsü, günahlari arastirmayi, Allahü teâlâ yasak etmis, (Birbirinizin kusurunu arastirmayin) buyurmustur. (Hucurat 12)
6- Getirilen söz hakkinda kimseye birsey söylememeli! Eger söylenirse, baskasinin perdesi yirtilmis, günahi meydana çikarilmis olur. Kusurlari gizlemeli, açiga vurmamali. Çünkü hadisi seriflerde buyuruldu ki:
(Arkadasinin kötülügünü gizleyenin kusurlari, kiyamette gizlenir.)
[Taberani]
(Arkadasinin aybini görmeyip gizleyen, cennete gider.) [Taberani]
(Arkadasinin aybini açiga vuranin aybi açiga çikar. Hatta evinde bile rezil olur.) [Ibni Mace]
(Müslümanin aybini arastiran, ona kötülük etmis olur.) [Ebu Dâvud]
(Birini tövbe ettigi günahtan dolayi ayiplayan, ayni günaha maruz kalmadan ölmez.) [Tirmizî]
Görüldügü gibi söz tasiyan kaç tane farzi terk ediyor ve kaç tane haram islemis oluyor.

Gıybette, bir kimse hakkında konuşma vardır. Konuşulanın konuşanları ilgilendirip ilgilendirmemesi, veya doğru olup olmaması da gıybet fiilini değiştirmez. Eğer konuşulanlar yalansa, hem gıybet hem iftirâ edilmiş olur. Konuşulanlar doğru ise, gıybet yapılmış olur. Koğuculukta ise, anlatılan şeyler kendisi ile konuşulan kimseyi ilgilendiren bir konuda olmaktadır: “

Arapça’da, daha doğrusu hâdislerde, türkçedeki koğuculuk kelimesini ifade edici iki ayrı kelime kullanıldığını görürüz: Nemime ve katt.. Bu işi yapanları tanımlamak için de nemmam ve kattat kelimeleri kullanılır. Süfyan’ın kattat ile nemmamı eş anlamlı görmesine (Tirmizi, Birr ve’ssıla, 78) karşılık, Hâfız el-Münzirî bu iki kelimenin daha farklı anlamlara geldiğini belirtmiştir. O’na göre, nemmam, bizzat gördüğü ya da sözün sahibinden duyduğu şeyleri ilgilisine taşıyandır. Kattat ise, başkalarından duyduğu şeyleri götüren kimse olmaktadır (Tergib ve Terhib, Çev.A.M.Büyükçınar, V, 386).

İslâm dininde koğuculuk hoş görülmemiş ve bu durum hem âyetlerde, hem de hâdislerde belirtilmiştir. Nitekim:

Bu konuda pek çok raviden gelip de, hemen hemen bütün sahih ve muteber hâdis kitaplarında yer alan hâdis-i şerifler de vardır. Sözgelimi, “

Kabir azabına uğratılan iki kişiden birinin ‘

Gazali, işleyicisi ya da söyleyicisinin başkalarınca bilinmesini istemediği bir şeyi, bu şey suç ve günah değil de iyi bir iş ya da söz olsa bile, o konu ile ilgilenebilecek bir başkasına taşımayı da koğuculuk kapsamında görmüştür. Ve koğuculuğa teşvik eden şey olarak da üç ayrı etki zikretmiştir: Ya sözü taşınmış olana kötülük yapılmak istenmekte, ya söz götürülen kimseye yaranmak amaçlanmakta, ya da konuşan boş şeyler konuşmak gibi bir alışkanlıktan kurtulamamaktadır.

Ancak, söz taşımanın, lâf götürüp getirmenin koğuculuk sayılamayacak, kınanamayacak bir türü daha vardır ki, o da, Peygamber Efendimiz Hazretlerinin “

Dogru olarak söz tasimak da nemime = koguculuk olur. Yalan katilirsa iftira da olur. Koguculuk günahtir. Ahirette cezasi agir oldugu gibi, dünyada da insanlarin aralarinin açilmasina sebep olur. Onun için “

Zübeyr YETİK

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Gıybet Dedikodu, Yorumlar | 1 Comment »

Salavat-ı Şerife’yi Getirmenin Fazileti

Posted by Site - Yönetici Ekim 25, 2008

Allahümme salli ala Muhammed ve ala ali Muhammed

Salavat-ı Şerife’yi Getirmenin Fazileti

Allah Resulü(s.a.v.) buyuruyor:

“Dua ile sema arasında bir engel vardır.Üzerime salavat getirilince engel açılır, DUA YERİNE ULAŞIR.”

Üzerime bir günde bin defa salavat getiren kimseye cennetteki makamı gösterilmedikçe ölmez.”

Bana en yakın olanlar, üzerime en çok salavat getirenler olacaktır.”

“Her kim, farz namazını kıldıktan sonra bana on defa salevat okursa, Allah Teala, onun namazını kabul buyurur. Onun bu namazını Adem’e secde eden meleklerden daha üstün meleklerin makamı olan İlliyyine ulaştırır.O makamdan bir melek şöyle seslenir:

-Artık dileğin neyse dile, her dileğin yerine getirilecektir.”

Vefatımdan sonra sizden kim bana selam gönderirse Cebrail(a.s.) gelir ve bana şöyle der:

-Ya Muhammed! Ümmetimden falan kimsenin sana selamı var.Bana karşılık ben şöyle selam alırım:

-Benden de ona selam olsun.Ayrıca onun için Allah’tan rahmet ve bereket diliyorum.”

“Kim altından kalkamayacağı güç bir işle karşı karşıya gelirse, üzerime çok çok salavatı şerife getirsin.Çünkü Allahü Teala, üzerime getirilen salavat-ı şerife sebebi ile onun sıkıntılarını, kederlerini giderir, rızkını çoğaltır, Allah’ın yardımı ile muradına nail olur.”

“Kıyamet gününde, katımda insanların en değerlisi, bana en çok salatü selam getirenlerdir.”

Allah Resulü(s.a.v.) buyuruyor:

İsmimi duyunca salavat getirmeyen insanların en cimrisidir.”

Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en acizidir.”

Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişman olacaklardır.”

Adımı duyunca salavat getirmeyen, insanların en acizidir.”

Üzerime salavat getirmeden dağılan bir topluluk pişman olacaklardır.”

Adımı duyunca salavat getirmeyen, yüzü koyun sürünsün.”

Üç kişi yüzümü göremeyecektir.Ana babasına isyan eden, sünnetimi terk eden, üzerime salavat getirmeyen.”

Adımı işitip te salavat getirmeyen, sonu mutsuz kimsesizdir.”

Cuma günü ve geceleri üzerime yüz defa salavat getirenin Allah Teala otuzu dünyaya, yetmişi ahirete ait olmak üzere yüz hacetini kabul eder.”

Sırat üzerinde kalmış hurma yaprağı gibi tirtir titreyen bir adam gördüm. O anda üzerime getirdiği salavat-ı şerife gelip bu durumdan onu kurtardı.”

Meclislerinizi salavat ile süsleyiniz.”

Cuma günü üzerime seksen defa salavat getirenin seksen senelik günahı affolunur.”

Karşılaşan iki mü’min salavat getirerek musafaha ederlerse, geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır.”

Üzerime yüz defa salavat getirene, Allah(c.c.) bin defa rahmet nazarı ile bakar.İştiyakla daha fazla getiren için kıyamet gününde şefaat ve şahitlik ederim.”

Üzerime salavat getirirseniz, Allah ta sizin üzerinize salavat getirir.”

Cuma günü kim bana seksen kere salat getirirse seksen yıllık günahı bağışlanır.Kim de günde beş yüz defa bana salavat getirirse asla kimseye muhtaç olmaz.”

Muhammed isminin anıldığı yerde, işten kimse hemen kendine gelip baş parmağı ile yanındaki parmağını gözlerine sürüp üzerinde gezdirirse, artık o kimse hiç göz ağrısı görmez, onun gözlerine zarar gelmez.”

“Eğer kalplerin öldüğü gün kalbinin ölmesini istemiyorsan, bir günde on defa şu ilahi isimleri oku: “Ya Hayyu ya Kayyum” Sonra hiç yorulmadan bana her gün salavat getir.”

Allah Teala buyuruyor:

-Ey Muhammed’im! Arş-ı A’la’dan yedi kat yerin altına kadar bütün mülkümü sana feda ettim.Onların hepsi benim rızamı istiyorlar.”

Hazreti Aişe(r.anha) validemiz şöyle buyuruyorlar:

“-Bir hacet gidermenin anahtarı, hacet arz etmeden önce sunulan hediyedir.” Sözlerine devam ederek: “Allah’a hamd ü senada bulunarak O’nun rızasını almış oluruz. Efendimiz(s.a.v)’e salat ve selamda bulunursak o hacetin gerçekleşmesinde, Allah katında bizlere şefaat ve yardımını sağlamış oluruz. Zira Hakk Teala Kitabı’nda şöyle buyururyor:

Allah’a yaklaşmak için vesileler arayın.”

Salavat getirmenin fazileti hakkında İmam-ı Şarani Hazretleri şöyle buyuruyorlar:

“-Büyük veli Aliyyül Havass’ın şöyle konuştuğunu duymuştum”: “Allah’tan bir şey isteyeceğiniz zaman,Allah Resulü(s.a.v.)’in adıyla o şeyi isteyiniz ve şöyle dua ediniz”: “Ey Allah’ım! Sevgili Peygamber’in Muhammed Mustafa(s.a.v.) hürmetine senden şunu isterim.” Şeklinde dileğinizi arz ediniz. Çünkü Allah’ın bir meleği vardır ki, bu isteğinizi anında Efendimiz (s.a.v.)’e bildirir ve O’na: “Filanca kişi, şu haceti için senin Allah katında aracı olmanı istemektedir.” der. Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dua ve istekleri Allah Teala tarafından geri çevrilmez.”

Peygamber (s.a.v.)’e salat getirmek, aynı zamanda cennette onunla buluşup sohbet etmeyi sağlar.

Şeytan çok ibadetlere el uzatır, lakin salavatı şerifeye el uzatamaz. Çünkü Ruhaniyet-i Peygamberi, salavat-ı şerife getirilen yerde bulunur.

Hazreti Peygamber’in feyz ve ruhaniyetinden istifade etmek için mübarek salavat-ı şerifeler iştiyakla çokça okunmalıdır.Emeği az,derecesi çok yücedir.

Dileği olan bir kimse ihlaslı kalp ile Resulü Ekrem(s.a.v.)’in üzerine 1000 defa salat ü selam getirirse, Allah onun dileğini yerine getirir.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Salavat-ı Şerife, Yorumlar | Etiketler: | 3 Comments »

Musiki ( Muzik ) İle İlgili Hadisler

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2008

Müzik,Müzik haram,Musiki ( Muzik )İle İlgili Hadisler

Musiki ( Muzik )İle İlgili Hadisler

Ummetimden bir kisim insanlar yanı baslarinda calgilar calinir, ( Cinselliklerini sergileyen ) kadin okuyucular sarkicilar – turkuculer søylerken ( Haramliligini yansitan ) asil adlarindan baska ( halallestirici ) isimler vererek alkollu ickileri icecekler.

Ne varki Allah ( da ) onlari yerlere batiracak ve onlardan bazilarin ( in dısları veya icleri ) i maymunlara ve domuzlara dønusturulecektir.” ( 4 )

Toplum icinde cinsellikle – musikiyi (muzigi) sunmayi meslek edinmis sanatci kadinlari dinlemek uzere ( musiki icra ettikleri yerlere gidip ) oturan kisinin kiyamet gunu`nde kulaklarina erimis kursun døkulur.” ( 5 )

( Ey muminler! İyice biliniz ki haram`a varan ølculer icinde ) “musiki dinleyen kisiye Cennet`te Ruhanileri dinleme izni verilmez.”

Soruldu :

*Ruhaniler kimlerdir Ya Rasulellah !
*Cennetlik`lere musiki ziyafeti cekecek okuyuculardir. “ ( 6 )

4)i.Mace K.Fıten B.22 (Hn.4020).

5) Kurtubi 14 / 53

6) Feyzul-Kadir 6 / 60, Kurtubi 14 / 54.

Kaynak : islama gøre cinsel hayat- cilt 2 – sahife 92-93

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Müzik - Musiki, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 3 Comments »

Önce Kendine Vaaz Et !

Posted by Site - Yönetici Ekim 23, 2008

10730884_731257353615065_4066952643092760060_n copy

Önce Kendine Vaaz Et !

Bildigi seylerle dogru amel ve hareketlerde bulunup nefsinin køtu isteklerinden kendini men etmeden insanlara ders vermeye kalkisanlarin søzleri de tesirli olamaz.

Ceneb-i Hakk, Hz, isa (a.s.)`a :

“ Ey isa, evvela kendi nefsine vaaz ve nasihat et. Yola gelirse baskalarina da vaaz ve nasihate basla. Yoksa kendi nefsini dogru yola cikarmadan vaaz ve nasihat kursusune cikmaktan sakin.” buyurmustur.

Bir Hadis :

” Ruzgar, Allah`in emri ile hareket eden seylerdendir. Bazan rahmet ile gelir, bazan de azap ile gelir. Onu gørdugunuz zaman køtulemeyiniz ; Allah`tan hayrini isteyiniz ve serrinden Allah`a sigininiz.”

( Hadis-i serif, Sunen-i Ebi Davud )

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Yorumlar | Leave a Comment »

MUSLUMANLARIN BAZI KAZANC YOLLARI

Posted by Site - Yönetici Ekim 22, 2008

MUSLUMANLARIN BAZI KAZANC YOLLARI

MUSLUMANLARIN BAZI KAZANC YOLLARI

Muslumanlikta ticaret pek kiymetli bir kazanc yoludur.Ticaret,cemiyetlerin refah ve terakki sebebidir. Bir hadis-i serifte : ” Rizkin onda dokuzu ticarettir.” buyurulmustur. Diger bir hadis-i serifte de ” Sadik, durust Musluman bir tacir Peygamberler ile, siddiklar ile, Sehitler ile hasrolunur.” buyurulmustur.

Muslumanlikta ziraat da pek muhim bir kazanc yoludur. Bunun faidesi pek umumidir. Ekincilik, insanlikla beraber dogmustur. Bununla ilk ugrasan zat, Hz. Adem Aleyhisselamdir. Bir hadis-i serfte : ” Rizkinizi yerin altinda gizli bulunan seylerde arayiniz.” buyrulmustur. Bu yuksek emir, ziraata da, madencilige de samildir.

Muslumanlikta san`at da pek makbul bir kazanc yoludur. Bircok sanatlar vardir. Bunlarin bir kismi, cemiyet hayati icin pek lazimdir. Insan, kendisine en faideli sanatlardan birini secmelidir. Bir hadis-i serif ” Sanat fakirlikten emandir.” mealindedir.

Muslumanlarin dilenmesi esasen bir kazanc yolu degildir.

Bir gunluk nafakasi olan bir fakir icin dilenmek helal degildir. Bir Musluman, yuksek himmet sahibi bulunur, onun ruhu dilencilige tenezzul etmez. Su kadar var ki kesbden tamamen aciz olan bir kimse icin dilenmek lazim gelir. Bøyle aciz bir kimse, dilenmeyi birakip da acliktan ølecek olsa gunaha girmis olur. Cunku nefsini tehlikeye atmis, bir nevi intihar etmis bulunur. Bøyle halde dilenmek ise hayatin mukavemet kabil olmayan ihtiyaclardan ileri geldigi icin bir zillet sayilmaz. Bir hadis-i serifte : ” Dilenme, kulun en son kazancidir.” diye buyurulmustur.

Bir fakir istemekten aciz bir durumda bulunursa halini bilen herhangi bir musluman icin ona bizzat veya bilvasita yemek yedirmek, onun hayatini kurtarmak bir vecine olur. Bu vecibe yapilmazsa bu hale vakif olan Muslumanlar gunahta ortak olurlar.

Fazilet takvimi 09.10.2008

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Yorumlar | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: