Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ağustos 2008

RAMAZA-I ŞERiF

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2008

10952539_1657539361126863_6393612362067507234_n

RAMAZA-I ŞERiF

1 Eylul Pazartesi ( 01.09.2008 ) gunu idrak edecegimiz mubarek ” Ramazan-i serif ” ayi, 11 ayin sultanidir. Ummet-i Muhammed`in ayidir. Gunduzleri orucla, geceleri teravih namazlariyla ihya edilir. ” Ramazan-i serif Kur`an ayidir. Bu itibarla, Kur`an okumasini bilen herkes, bu ayda hatim yapmalidir.”

Ramazan ayinin evveli rahmet, ortasi magfiret, sonu da cehennemden azaddir.

Ramazan-ı şerifte yapılması tavsiye edilen ibadetler.

Birinci on gün içinde, mümkünse, ” tesbih namazı ” kılınır ve

” Hatm-i enbiya ” yapılır.

ikinci on gün içinde, mümkünse, yine ” tesbih namazı ” kılınır ve ” hatm-i enbiya ” yapılır.

Üçüncü on gün içinde ise ” tevbe-istiğfar, hatm-i enbiya ve

7 salat-u selamdan ” sonra mümkünse ” hatm-i istiğfar ” yapılıp, ( yani 1001 defa, ” Estağfirullahe`l-azim ve etübü ileyk ) denilip, bittikten sonra da ” 7 ila 70 salatu selam okunur ve dua edilir.”

iftara yakın : ” Allahümme ya vasia`l-mağfiratiğfirli ”,

iftarda da, ” Allahümme leke sumtü ve bike amentü ve aleyke tevekkeltü ve ala rızkıke eftartü ve savme ğadin neveytü ” veya ” Zehebez zameu vebtelletil uruku ve sebetel ecru

inşaallah ” duaları okunur.

Dua ve ibadetler, Fazilet Nesriyat

Posted in Üç Aylar, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Ramazan-ı Şerif, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Türbanlı cüzzamlı mıdır?

Posted by Site - Yönetici Ağustos 30, 2008

Türbanlı cüzzamlı mıdır

Türbanlı cüzzamlı mıdır?

Bodrum’da bir sahil. İki haşemalı genç kız denize doğru yürüyor. Ne yalan söyleyeyim ben de uzun uzun baktım.

Alışık olduğum bir görüntü değil. Bir tanesi yeşil bir tanesi mor üstelik. O sıcakta terlemezler mi diye düşündüm. Bir tanesi yanıma yaklaştı. “Biz” dedi. “Bursa’dan geliyoruz, ilk defa buraya geldik. Sizin de ikizlerinizi görünce benim de 1,5 yaşında oğlum var acaba ne önerirsiniz? Ne yapsak, otelden memnun değiliz nerede kalsak?”

Bir süre sohbet ettik. Sonra ben ikizleri simitlerine oturtup denize girdim.

Sohbet ettiğim genç kadın da kız kardeşi olduğunu sonradan öğrendiğim genç bir kızla denize girdi. O sırada diğer kadınlardan taciz başladı.

Hem de yüksek sesle.

-Şunlara bak, ne biçim kıyafet… Üstelik rüküş.

-Buralara kadar geldiler. Bodrum’un da tadı kaçtı.

-Maşallah hiçbir şeyden de geri durmuyorlar.

Utandım. Öylesine utandım ki sormayın. Biz ne zaman böylesine sert, vicdansız acımasız ve tacizkar olduk? Biz ne zamandan beri insanları kıyafetlerine ve dış görünüşlerine göre yargılar ve idam eder olduk? Hep “Sorun bizi yönetenlerde, aşağıda bir problem yok” demiyor muyduk?

Haşemalı kızlardan biri dayanamadı.

“Niye bize laf atıyorsunuz, ben de sizin gibi tatile geldim. Üstelik ben sizi rahatsız etmiyorum”

Karşıdan cevap gecikmedi.

“Görüntün beni rahatsız ediyor”

Nasıl yani?

Sahne 2

İstanbul Kemerburgaz’da bir site. Sitenin sakinlerini bir telaş almış ki sormayın. Elimde bir mail var. Site sakinleri sitelerine yeni taşınan aileden son derece rahatsız olmuşlar. Neden? Çünkü ailenin “anne”si türbanlı. Diğer site sakinlerine gönderilen mailde “Hemen bir çözüm bulmalıyız deniliyor. Artık buralara kadar geldiler. Nasıl olur da böyle bir aileye ev kiralarlar anlamıyoruz. Acilen bir toplantı düzenleyip “Kimlere ev kiralanabilir” maddesinin üzerinde detaylıca konuşmalıyız.”

Kendini bilmez bir site sakini böyle bir mail atmış ne olacak ki…

Diyebilirsiniz.

Ben de öyle dedim. Bu mail bana geleli 2 ay olmuştu.

Taa ki diğer site sakinlerini cevaplarını ve konuyla ilgili önerilen çözümleri okuyuncaya kadar… İnanın öyle öneriler var ki yazmaya elim gitmiyor.

Yine utandım. Hayatımda ilk defa bu kadar net bir şekilde, ait olduğumu hissettiğim topluluktan ne kadar uzaklaştığım fark ettim birdenbire.

Sahne 3

İstanbul Levent’te bir İtalyan restoran.

Dört gün önce…

Saat 21.30’da.

Elele bir çift geldi mekana.

Kadının başı kapalı.

Kenarda bir masayı tercih ettiler.

Bir süre sonra yine taciz başladı.

Bakışlar, yüksek sesle söylenmeler, gereksiz gürültüler.

Bir süre sonra “Bir daha burayı adım atmam” diye mekanı terk edenler bile oldu.

Elimde içki kadehim ağzım açık kaldı.

O çift herkesin elinde içki kadehinden, şortlarımızdan, mini eteklerimizden rahatsız olmadan baş başa bir gece geçirmek için kalkıp restorana geliyor ve biz ne yapıyoruz? Ne yapsın adam hayatını Fatih ve çevresinde mi geçirsin?

Üstelik ortada insan haklarına aykırı bir durum yok mu?

Tekrar soruyorum biz ne zaman bu hale geldik?

Şimdi beni topa tutacak kendi deyimleriyle türban konusunda taraf olan okuyucularıma sesleniyorum. “Elinizi vicdanınıza koyun. Bu yapılanlar ayıp değil mi? Günün birinde türbanlı biri sizden bir yardım isterse el uzatmayacak mısınız? Biz böylesine insanlıktan çıktık mı?

Zaten birilerinin amacı toplumu bölmek, biz böylesine garip insanlar haline getirmek değil miydi? Peki biz niye alet oluyoruz?

Balçiçek Palmir
 
Habertürk

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

PEYGAMBER EFENDiMiZ`iN (S.A.V.) TAiF`E GiDiSi

Posted by Site - Yönetici Ağustos 29, 2008

Kim beni severse cennettedir, hz muhammed

PEYGAMBER EFENDiMiZ`iN (S.A.V.) TAiF`E GiDiSi

Peygamber Efendimizi himaye eden amcasi Ebu Talib`de vefaat edince Kureys musrikleri iyice azitmislardi.

Bunun uzerine Resulullah (s.a.v.),nubuvvetin onuncu yilinda, Saban ayinin bitmesine uc gece kala, Zeyd bin Harise`yi (r.a.) alip, Mekke`ye yaya yuruyusuyle bir gunluk mesafedeki Taif`e gitti. Orada bir ay kadar Sakifilileri islam`a ve iman`a davet etti. Sakif kabilesi esrafindan, yanina varip konusmadigi bir kimse birakmadi. Yanlarinda bulunan, Kureys`den bir adam : ” Biz, onu daha iyi biliriz. Onun dedikleri seyin hak ve gercek oldugunu bilseydik, kendisine tabi olurduk.” dedi. Taifliler : ” Yurdunun halki, kavmin seni istememis, kabul etmemisler, sen de kalkmis, bize gelmissin ! Vallahi biz, senin gelisine razi degiliz.Senden urkuyor, seni reddediyoruz ! ”. Dediler.

Taiflilerden hicbiri iman etmedi.Genclerinin Musluman olmalarindan da korkarak Peygamberimiz`e (s.a.v.) : ” Hemen yurdumuzdan cik, git!” dediler. Aralarindan birtakim akilsiz ,beyinsiz ve køleleri kiskirtarak turlu hakaret ettiler. Bir takiminida Peygamberimizin gidecegi yolun iki tarafina oturttular. Peygamberimiz (s.a.v.) onlarin aralarindan gecerken, attiklari taslarla yaraladilar, Peygamber Efendimiz dayanamayarak yere oturdukca, zorla ayaga kaldirip yarali ayaklarina yeniden tas atarlar ve yurekler dayanmayan bu hale gulup eglenirlerdi. Bu esnada yarali basindan devamli kanlar akan Zeyd bin Harise (r.a.), Peygamberimize kendi vucudunu siper ederdi. Taifliler, Peygamber Efendimizi (s.a.v.), akrabalarindan Utbe ve Seybe bin Rabia`nin bostanina kadar taslayarak takip ettiler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunca cefa ve køtuluklerden sonra yine ummetine karsi sefkati elden birakmadilar. Yaralardan cok muzdarip bir halde iken daglara me`mur olan melek; ” istersen Mekke ve Taif sehirlerinin her iki taraflarindaki daglari birbirine kavusturup onlari helak edeyim,” dedi. Resulullah (s.a.v.); ” Hayir, onlarin bøyle helak olmalarini istemem. Belki onlarin neslinden Allahu Teala`ya iman eden bir kavim cikar,” buyurmuslardir.

Fazilet takvimi : 28.08.2008

HADIS – i SERiFLER

1- ” Her yedi gunde bir gusletmesi ve o gun basini ve ( butun vucudunu ) yikamasi, her Musluman uzerinde Allahu Teala`nin bir hakkidir,” (Hadis-i serif, Sahih-i Muslim )

2- ” Kim kabristana ugrar ve orada on bir ihlas-i serif okuyup sevabini ølulere hediye ederse kendisine øluler adedince sevap verilir.” ( Hadis-i Serif, Kenzu`l-Ummal )

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | 5 Comments »

Bütün varlıkları Allah yarattı, öyleyse Allah’ı kim yarattı?

Posted by Site - Yönetici Ağustos 28, 2008

Allah (4)

Bütün varlıkları Allah yarattı, öyleyse Allah’ı kim yarattı?

Zamanımızda saf zihinleri bulandırmak, körpe dimağları ifsat etmek için ortaya atılan sorulardan biri de “Bu mahlûkatı Allah yarattı, peki ya Allah’ı -hâşâ- kim yarattı?” sorusudur.

Aynı soru müşrikler tarafından bizzat Peygamber Efendimize (s.a.v.) sorulmuş ve bu soru üzerine Cebrail (a.s.), Allahü Azîmüşşân’dan İhlâs Sûresini cevap olarak getirmiştir. Bu sûre ile şirkin bütün nevileri kökünden kesip atılıyor, tevhidin bütün mertebeleri en güzel bir şekilde izah ve ispat ediliyordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) de bu soruyu soran kimselere yine İhlâs Sûresi ile cevap verilmesini beyan buyurmuşlardır.(1)

Biz de Resûlulluh’a (s.a.v.) ittiba ederek bu soruya İhlâs Sûresi ile cevap vereceğiz. Cenâb-ı Hak İhlâs suresinde kendisini kullarına şöylece bildirmektedir:

“De ‘ki O Allah’dır, bir tektir. (O) Allah’tır, Samed’dir. Tevlid etmediği gibi, tevellüd de etmemiştir. Hiçbir şey O’nun dengi (ve benzeri) değildir.”

Bu sûre Allah’ın varlığının, birliğinin, eşi ve dengi olmadığının en güzel, en câmi’, en güzel bir ifadesidir ve Kur’ân-ı Kerîm’in tevhid noktasında bir özeti gibidir. Bu konudaki diğer âyet-i kerîmeler, bir bakıma bu sûrenin tefsiri hükmündedirler.

“De ki: O Allah’tır, Ehad’dir.”

Âyet-i kerîmedeki Allah lâfzı Cenâb-ı Hakk’ın zâtına işaret etmekte, Ehad ise, O’nun birliğini ifade etmektedir. Burada şunu belirtmek gerekir ki, Ehad ism-i şerifi “adet olarak” bir demek olmayıp, “yegâne birdir“, “tek birdir“, “şeriksiz birdir“, “kendinden başkası hep mahlûk olan bir” manasına gelir. Yâni O’ndan başka bütün birler adet olarak birdirler, mahlûkturlar, mümkindirler.

Cenâb-ı Hakk’ın zâtının bir olduğunu, kudsî mahiyetinin hiçbir mahiyete benzemediğini, mekândan ve zamandan, cisimden ve cisme ait bütün özelliklerden münezzeh olduğunu ifade eder.

Cenâb-ı Hakk’ı “Ehad” olarak bilen bir insan O’nu kimin yarattığı gibi bir sorunun ne kadar saçma olduğunu hemen anlar. Böyle bir mü’mini hiçbir vehim ve vesvese şüpheye ve tereddüde düşüremez.

“Allah Samed’dir.”

Yâni, O hiçbir şeye muhtaç değildir, herşey O’na muhtaçtır. Bütün istek ve arzulara cevap veren, bütün ihtiyaçları gideren yegâne merci O’dur.

“Lem yelid”

Yani, Ehad ve Samed olan Allahü Teâlâ, evlâd sahibi olmaktan, doğurmaktan ve bölünüp – parçalanmaktan münezzehtir.

“Allahü Teâlâ, Ehad, Samed olduğu için tecezzi etmez, O’ndan ne bir cüz, ne bir cevher, ne bir madde kopup ayrılmaz, çıkmaz ve O’nun cinsi, nev’i, benzeri olmaz, hiçbir ihtiyacı eksiği, gediği bulunmaz. Ancak O’nun ilminde bulunan mümkinattan dilediği O’nun yaratmasıyla husule gelir. ‘Ol’ demesiyle olur.”(2)

O Vahid-i Ehad bölünme ve parçalanmadan münezzeh olduğu için, kendi zâtından bir ilâh sudur etmesi muhaldir. Mahlûkatını ilmi, iradesi, kudreti ile yaratır. Yarattığı mahlûkatın O’na denk yahut O’ndan güçlü olması muhaldir.

“Ve lemyuled”

Yâni, bir başkasından doğmamıştır, sonradan olmamıştır; evveli yoktur, ezelîdir. O’nun olmadığı bir zaman tasavvur edilemez.

Bu ayet, Allahü Teâlâ hakkında babalığı, analığı, başkasından doğmuş olmayı reddetmekle, başta Hıristiyanların “teslis” akidesi olmak üzere her türlü velediyet fikrini reddeder.

“Ve lemyekün lehu küfüven ehad.”

Yâni, hiçbir şey O’nun dengi (ve benzeri) değildir. Merhum Elmalılı Hamdi Efendi, bu âyetin tefsirinde şöyle buyurur:

“Ne evvelinde doğuran bir sabıkı, mafevki, ne de âhirinde doğmuş, doğacak bir lâhiki, matahtı olmadığı gibi, O’na kadr ü şânında beraber olacak hiçbir vech ile hiçbir denk, ne zâtta, ne sıfatta hiçbir müsavi, hiçbir mümasil; ne zıtlaşacak, ne birleşecek hiçbir eş, ne arkadaş, ne rakip hiçbir şerik ü nazır olmamıştır ve olamaz. Yâni, ezelde olmamıştır. Ondan başka bir Vâcib-ül Vücûd daha yoktur, ezelde olmayınca sonradan lâyezelde olması muhal bulunduğunu da ihtara hacet yoktur. Çünkü sonradan olanda ne kadar kemâl farzedilse mümkün, hadis, mahlûk olacağı için O’na müsavi, O’na beraber olamaz.” (3)

Sûrenin önceki âyetleri tevhidin bütün mertebelerini özet olarak ifade ettiği gibi, bu âyet-i kerîme de Cenâb-ı Hakk’ın Zâtında benzeri, fiillerinde ortağı ve sıfatında benzeri bulunmadığını beyan ile şirkin akla gelebilecek bütün türlerini reddetmektedir.

İhlas suresinin kısa bir açıklamasını verdirten sonra söz konusu soru hakında şunları da ifade etmekte fayda görüyoruz:

Şu varlık âleminin yaratıcısı ancak ve ancak vücudu vâcib, ezelî ve ebedî, zâtında ve sıfatlarında benzeri bulunmayan Allah’dır. Elbette, O Zât-ı Akdes hakkında böyle bir soru sorulamaz. Çünkü kim yarattı sorusu ancak mahlûkat için sorulabilir.

Allahü Teâlâ Ehad’dir; birdir, zatında şeriki yoktur.

Allahü Teâlâ Samed’dir. Bütün mahlûkat yaratılmalarında, devam ve bekalarında, idare ve tedbirlerinde her an O’na muhtaçtır. Hiçbir şeye muhtaç olmayan O Ehad ve Samed hakkında böyle bir soru sormak O’nu tanımamanın, bilmemenin bir ifadesidir.

Allahü Azîmüşşân doğmadan ve doğurulmadan münezzehtir. Ezelî ve ebedî olan ve kendisinden üstün bir varlık tasavvur edilmeyen O Zât-ı Zülcelâl’in, bir başkasının tesiri ile, vücuda gelmesi nasıl tevehhüm edilebilir?

Allahü Teâlâ’nın eşi, benzeri, dengi ve küfüvvü yoktur. Ne ulûhiyyetinde, ne rubûbiyetinde, ne mabudiyetinde, ne hallâkiyetinde ve ne de hâkimiyetinde O’na denk ve misil olacak hiçbir varlık düşünülemez. Zerre kadar aklı olan bir insan böyle bir Zât hakkında bu çelişkili sorunun sorulamayacağını bilir.

Evet, “Cenâb-ı Hakk’ı –hâşâ– kim yarattı?” sorusunda açık bir çelişki vardır. Şöyle ki: Allahü Teâlâ Hazretleri’nin vücudu zâtidir. Ezelî ve ebedîdir. Eşi ve benzeri yoktur. Herşeyi yaratan ve herşeyin kendisine muhtaç olduğu bir Zata yaratılma izafe edilirse çelişki ortaya çıkar. Hakikatlerin zıddına dönüşmesi gerekir.

Soru bu hakikatin ışığında incelendiğinde şu tezatlar ortaya çıkar:

Allahü Teâlâ’nın -hâşâ- yaratıldığı vehmedilirse o halde, O Zât-ı Mukaddes’in hem ezelî, hem hadis (sonradan yaratılmış), hem Hâlık, hem mahlûk, hem sonsuz kadir, hem sonsuz âciz, kısacası, hem ulûhiyetin sonsuz kemâl sıfatlarına, hem de mahlûkiyetin sonsuz eksik sıfatlarına sahip olması lâzım gelir.

Soru böyle sonsuz çelişki ve zıtlıklar taşıdığı gibi, birçok imkansızlıkları da içine almaktadır. Bunlardan sadece birisi olan “Teselsülün muhaliyeti“ni nazara vermekle yetineceğiz.

Bir an için O Vâcibü’l-Vücud hakkında böyle bir soru sorulduğu farzedilse, o zaman bu soru o noktada kalmaz. Yâni Cenâb-ı Hakk’ı yarattığı vehmedilen o halikın da bir halikı, onun da halikı… sorulur. Böylece soru silsile haline sonsuza kadar gider. O hâlde bu sorunun mahiyeti muhale, imkânsızlığa dayanır ve böyle bir soru sorulamaz.

Teselsülün muhal olduğuna dair bazı misaller takdim edelim:

On-onbeş vagonlu bir tren düşününüz. Bu vagonlardan herbirisini bir önceki vagon çeker. Ve nihayet iş lokomotife dayandığında artık “lokomotifi kim çekiyor?” diye bir soru sorulamaz. Zira, çekip fakat çekilmeyen bir lokomotif olmazsa bu nizam bozulur ve hareket meydana gelmez.

Aynı şekilde, bir şekerin nasıl yapıldığını sorsak, bize cevaben, şeker fabrikasında yapıldığı söylenecektir. Şeker fabrikasmdaki âletlerin nerede yapıldığını sorduğumuzda onların da tezgâhları gösterilecektir. Sonunda mes’ele bir zatın ilmine, iradesine ve kudretine dayanmazsa, tezgâhın da tezgâhı sorulacak ve teselsüle gidilecektir.

Diğer taraftan bir elma, tabiri caiz ise, elma fabrikası olan ağacında yapılmaktadır. Bu ağaç ise kâinat fabrikasında inşa edilmiştir. Eğer elma ağacının da, kâinatın da yapılması sonsuz bir ilim ve kudret sahibine verilmezse, kâinat fabrikasına da bir fabrika, o fabrikaya da bir fabrika gerekecek ve çıkmaza girilecektir.

Bir nefer emri onbaşıdan, o da yüzbaşıdan ve başkumandan da padişahtan alır. “Ya padişah kimden emir alıyor?” şeklinde bir soru sorulamaz. Zira padişah da birinden emir alsa, o da raiyyet derecesine iner ve emir aldığı zât padişah olur. Bu durumda birinci şahıs padişah değildir ki: “Padişah kimden emir alıyor?” diye bir soru sorulabilsin. Padişah denilince, emir veren, fakat emir almayan bir hükümdar akla gelir.

Bu misâllerden anlaşıldığı gibi, bu kâinatın yaratılışının; zâtı, esması ve sıfatlarıyla ezelî ve ebedî olan Allah’ın ilim, irade ve kudretine dayanması zaruridir.

“Cenâb-ı Hakk’ı -hâşâ- kim yarattı?” diye firavunâne soru soranlar, “teselsülün muhal oduğunu” bilmediklerini ve nefisleriyle bir demogoji yaptıklarını açığa vurmuş olurlar. (4)

DİPNOTLAR
(1) Hak Dini Kuran Dili, 9/6272; Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir/Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, 23/554-555; Suyûtî, Lübâbu’n-Nukûl, 11,199-211; âlÛsi, XXX, 27O-27I.
(2) Elmalılı Hamdi Yazır H.D.K.D., Cilt 9, s. 6321.
(3) Elmalılı Hamdi Yazır a.g.e., s. 6333.

Posted in Allah, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Yorumlar | 1 Comment »

İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDEN KIBRIS

Posted by Site - Yönetici Ağustos 25, 2008

İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDEN KIBRIS

İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDEN KIBRIS

İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na ait gizli belgelere göre, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması planı olan “Enosis”i İngiltere’nin Ada’daki temsilcisinin düşünüp tavsiye ettiği ortaya çıktı.

Dönemin Lefkoşa Yüksek Komiseri Sir David Hunt, çalışmalarını tamamlayıp 17 Aralık 1966’da Londra’ya gönderdiği bir telgrafta,

“Buradaki bütün diplomatların, vazifelilerin ortak değerlendirmesi, çıkarlarımıza en iyi hizmet edecek hal yolunun Enosis olduğu istikâmetindedir” diyor. Hunt telgrafında ayrıca, Enosis’in Kıbrıs’ın SSCB’nin (dağılan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği) nüfûzuna girmesine mâni olarak, kalıcı bir çözümü temin edebileceği“ni iddia ediyor.

Otuz yıl sonra ortaya çıkan belgelerde; İngiltere’nin, Enosis karşılığında Türkiye’ye, yüklü miktarda tazminat teklif ettiği ve fakat kabul edilmediği de yer alıyor. (Basın, Ocak’97)

20 Temmuz 1998 Fazilet takvimi, arka yazı

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tarih, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Abdurrahman bin avf`in (r.a) cømerligi

Posted by Site - Yönetici Ağustos 24, 2008

Abdurrahman bin avf`in (r.a) cømerligi,abdullah-ibni-zubeyir-kimdirebubekirmedinekim-kimdir

Abdurrahman bin avf`in (r.a) cømerligi

Ashab-ı kiramdan Abdurrahman bin avf Hazretleri çok zengin idi. Vefaat ettiği zaman eşlerine seksener bin dinar miras bırakmıştı.

Bir gün Hz Ömer`in huzuruna gelerek ” Ey mü`minlerin emiri ! Şam`dan seksen develik kervanım gelmektedir. Bir devenin yükü binlerce dinar tutarındadır. Hepsini Allah rızası için sadaka olarak veriyorum.” deyince Hz Ömer (r.a) sebebini sordu.

Abdurrahman bin avf Hazretleri ” Bu gece teheccüd namazı kılarken hatırıma kervan geldi. Teheccüd namazında kalbime vesvese veren bir malın mülkiyetimden çıkarılması gerekir.” demiştir.

Hadisler :

” Yeryuzunde ilk bina edilen mescid, Mescid-i Haram, sonra da Mescid-i Aksa`dir.”

(Hadis-i serif. Muttefekun aleyh )

” Allahu Teala rusvet verene, alana ve aralarinda aracilik edene lanet etmistir.”

( Hadis-i serif, Musned-i Ahmed bin Hanbel )

Fazilet takvimi 23.08.2008

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Leave a Comment »

Kabe`de ve Mescid-i Nebevi`de Namaz..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 23, 2008

Kabe`de ve Mescid-i Nebevi`de Namaz

Kabe`de ve Mescid-i Nebevi`de Namaz..

Peygamber Efendimiz (s.a.v ) buyurdular:

Medine Mescidi (Mescid-i Nebevi)n de bir namaz,(Digerlerinde) on bin namaza;

Mescid-i Aksa`da namaz, Bin namaza;

Mescid`i Haram`da (Kabe`de) bir namaz, yuz bin namaza muadildir.

Fazilet takvimi 19.08.2008

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Hadis-i Şerifler, Namaz, Yorumlar | Leave a Comment »

SEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

Posted by Site - Yönetici Ağustos 22, 2008

c59feytanin-cocuklari-isimleric59feytanin-c3a7ocuklari-isimleri-ve-vazifelerie280a6

SEYTANIN EN TATLI 12 SÖZÜ

1-BIR DEFAYLA BIR SEY OLMAZ

2-DAHA GENCIZ.

3-ALLAH (C.C) KALP TEMIZLIGINE BAKAR.

4-ALLAH (C.C.) ILE KUL ARASINA GIRILMEZ.

5-EMEKLI OLDUKTAN SONRA HACCA VE NAMAZA BASLARIZ.

6-ZAMAN SIZE DEGIL SIZ ZAMANA UYUN.

7-BIR SEY OLMAZ Allah(C.C) AFFEDER.

8-BU KADAR GÜNAHTAN SONRA BIRAZ ZOR AFFEDILIRSIN.

9-FAZLA DÜSÜNME KAFAYI YERSIN.

10-CEHENDEMDE BIR SÜRE YANDIKTAN SONRA CENNNETE GIRMEYECEKMIYIZ. (Sanki kibrit çöpünün atesine dayana biliyormus gibi)

11-BIZ BÜYÜKLERIMIZDEN BÖYLE GÖRDÜK.

12-AMAN HA DIKKAT BEYNINIZI YIKAMASINLAR.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şeytan, İbretlik, İlginç | 12 Comments »

Arı Sütünün İnanılmaz Faydaları..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 21, 2008

Arı Sütünün İnanılmaz Faydaları..,arı-sütü

Arı Sütünün İnanılmaz Faydaları..

Dünyaca ünlü Biolojist Dr.Bellevefer’in “La Gelee Royale” adlı yapıtında Arısütü’nün faydaları için şunları yazmıştır:

1- İnsanın fiziksel ve ruhsal yapısına genel yapısına iyilik hissi verir

2- Vücudun yorulmadan sürekli olarak çalışmasını sağlar

3- Çocuklarda fiziksel gelişmeyi sağlar

4- Kadınlarda regl hallerini düzeltir

5- Menapoz ve Andrepoz dönemlerinde bünyeyi destekler

6- Saçların dökülmesini önler

7- Sürekli yorgunluk, bitkinlik hallerini düzeltir

8- RNA ve DNA deposu olduğundan ömrü uzatır

9- Yorgun ve bitap düşmüş vücut mekanizmasında iyi hücre faaliyetini canlandırıp arttırır, gençlik verir

10- Arısütü antibiotik ve anti mikrobiktir. Özellikle verem mikrobu üzerinde büyük öldürücü özelliğe sahiptir

11- ANGINE DE POITRINE, DAMAR SERTLİĞİ, ASTIM, ŞEKER, ÜLSER, HİPER VE HİPO TANSİYON VE FELÇLERDE çok olumlu etkileri görülmüştür

12- Arısütü sağlıklı bir yaşantı için çok gerekli, değerli ve eşsiz bir doğal bileşimdir. Ve düzenli kürlerle kullanıldığı zaman vücudun tam sağlıklı, kuvvetli, dinamik ve ruhen güçlü tutar.

,

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Genel | Leave a Comment »

Kimsenin yaptığı yanına kalmaz ..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 20, 2008

Kimsenin Yaptığı Yanına Kalmaz,harun resit,halife,gul bahcesi,

Kimsenin Yaptığı Yanına Kalmaz ..

Abbasi halifelerinin beşincisi Harun Reşid, sarayının bahçesindeki bir gül fidanını çok beğenir. Yaprağı, kokusu, görünüşüyle dikkatini çeken gülü özel bakıma alması için bahçıvana emir verir.

Bahçıvan üzerine titremeye başlar gülün. Ne var ki, sakınan göze çöp batar derler ya. Aynen öyle olur. Bir sabah bahçıvan gelip bakar ki, gülün dalına konan bir bülbül, ne kadar yaprak varsa hepsini gagalayarak yere düşürmüş. Tek yaprak bırakmamış gülün başında… Korku içinde koşar halifeye:

– Sultanım der, üzerine titrediğimiz gülün yapraklarını bir bülbül gagalayarak yere dökmüş, tek yaprak bırakmamış gülün başında… Harun Reşid, telaş etmeden cevap verir:

– Üzülme efendi üzülme, der. Bülbülün yaptığı yanına kalmaz!.

Rahat bir nefes alan bahçıvan işine döner. Bir gün bakar ki, bir yılan yaprakları düşüren bülbülü yakalamış, yutmak üzere, otların arasında kayıp gidiyor. Heyecanla yine halifeye gelir:

– Sultanım der, bülbülü bir yılan yakalamış, yutarken gördüm.

Sultan yine telaşsız:

– Merak etme efendi der, yılanın yaptığı da yanına kalmaz!.

Bahçıvan yine işine döner… Bir ara bahçede çalışırken otların arasında yılanı görür. Hemen elindeki küreğiyle darbe üstüne darbe indirerek yılanı orada öldürür. Sevinçle geldiği halifeye durumu anlatır:

– Sultanım der, bülbülü yakalayan yılanı ben de bahçede otlar arasında yakalayıp küreğimle öldürdüm. Harun Reşid yine sakin:

– Bekle efendi bekle der, senin de yaptığın yanına kalmaz!. Nitekim çok geçmez bahçıvan hatalar yapar. Yakalayıp halifenin huzuruna çıkarırlar. Cezalandırılmasını isterler. Halife emrini verir.

-Atın bunu zindana!. Hemen yaka paça zindana doğru götürürken geriye dönen bahçıvan şunları söyler:

-Sultanım der, bülbülün yaptığı yanına kalmaz dediniz, onu yılan yuttu. Yılanın yaptığı yanına kalmaz, dediniz, onu da ben öldürdüm.

Şimdi benim yaptığım da yanıma kalmıyor, sen zindana attırıyorsun.. Herkesin yaptığı yanına kalmıyor da seninki mi yanına kalacak? Demek sana da bir yapan çıkacak… Öyle ise gel sen bana yapma ki bir başkası da sana yapmasın!..

Harun Reşid, doğru söyledin bahçıvan, diyerek:

– Bırakın bahçıvanı, çiçekleri sulamaya devam etsin!.. Derler ki:

– Sultanımız, yaptığı yanına kalır!..

– Hayır der, kimsenin yaptığı yanına kalmaz. En ağır şekliyle ahirette ödemeye tehir edilir. Ama gafil insanlar bunun farkına varamaz da, yaptığı yanına kaldı sanırlar!..

Evet,Kimsenin yaptığı yanına kalmaz. Bunda hiç şüpheniz olmasın. Yanına kaldı sanılanlar daha ağırıyla ahirette ödemeye tehir edilirler. Ne var ki, gafil insanlar bunun farkına varamaz da yaptığı yanına kaldı sanırlar

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: