Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Haziran 2008

Emine Pişiren`den guzel bir yazi

Posted by Site - Yönetici Haziran 7, 2008

malik-bin-dinar-ve-cocukhikayedini-hikayeler

Emine Pişiren`den guzel bir yazi.

“Fatih Sultan Mehmet’in Edremit’e iki kez gelişi” hakkında bir yazı yazıyordum. Elimde bulunan tarihi dökümandan “Sadrettin Konevi’nin, “Miftah’ül Gayb’ülervah” adlı eserini “şerh” etmesini istemiş Fatih Sultan, “Edremit’li Şeyh Ahmet ilah’tan. Google’den her ne kadar araştırdıysam bulamamıştım Şeyh Ahmet İlah’ı.

Ama sizin sayfanıza araştırma esnasında takılı kaldım.

Özellikle Muhiddin Arabi Hz’lerini görünce şevk içinde okuya kaldım. Çünkü yıllar önce elime geçen küçük bir kitapta, onun hadisleri ve anılarını okumuş ama yaşamı hakkında bilgi hiç yer verilmemişti.

Şimdi hakkındaki bilgim tam oldu. Ve size ne kadar teşekkür etsem azdır. Benim de siteye katkım olsun istedim ve Muhiddin Arabi Hz’leri hakkında bir anıyı size aktarmaktan memnun olacağım:

” Muhiddin Arabi Hz’leri, hayır için hep yemek ziyafetleri verdiği bir günmüş. Sofrası yine kalabalık yine bereketliymiş. Dualarla yemek yemeğe başlanıldığı bir sırada Hz’lerin gözüne bir 24 yaşlarında genç ilişmiş. Genç yemek yeme şöyle dursun, her iki gözlerinden yaşlar eteklerine bolca dökülüyormuş.

Kalp gözü açık Muhiddin Arabi Hz’leri;

-” Evlat, neden ağlarsın ve neden yemek yemezsin, aç değil misin?” diye sormuş.

Aslında Hz’leri manevi perdesinde şunları görmüş ve o gencinde kalp gözünün açık olduğunu ve annesinin işlediği bir günah yüzünden cehenneme doğru meleklerin götürdüğünü her ikisi de görmüş. Genç Hz’lerin bu sorusuna yine iki gözü çeşme hıçkırıklar içinde yanıtlamış:

-”Efendim, annem cehennem ateşinde yanacak iken ben burada nasıl yerim. Karnım aç ama acımdan yiyemiyorum…”demiş.

Değerli Zat-ı Muhterem Muhiddin Aarbi Hz’lerine tüm sofrasında konuk olanlar susmuşlar ve bir mucizeye de tanık olmuşlar…

-”Yüce Rabbim, daha önce kendim için okumuş olduğum ve hala üzerimde bulunan 70 bin Kelime-i Tevhid’i,senin rızan için verdiğim bu yemek masamda bulunan şu gencin, ölmüş annesinin ruhuna hediye ediyorum. Kabul eyle Yarabbim!”

-”Aminn!” dedikten sonra ellerini yüzüne sürmüş ve sofrada herkes “Amin!” diye dualar etmişler.

Az sonra o genç, sevinçle ve mutlulukla haykırmış:

-”Allah sizden razı olsun efendim!..Annemi melekler şimdi de, cennete götürüyorlar!”

Allah Yüce İslamı Habibi Hz. Muhammed ile bize hediye vermiş ve Kuran’ı ile yolumuzu aydınlatmıştır. Her kim bu yüce ve kutsal insanları bize bilgisiyle, kalemiyle çıkar amacı gütmeden sunuyorsa, Allah onlardan da razı olsun!

Saygılarımla
Emine Pişiren/Edremit/Akçay

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 11 Comments »

Süleyman Çelebi

Posted by Site - Yönetici Haziran 4, 2008

Süleyman Çelebinin Vesiletün Necat Mevlid

Süleyman Çelebi

Meşhûr Türkçe “Mevlid” kasîdesinin yazarı. Bursada doğdu. Kaynaklarda Süleyman Çelebinin doğum tarihine dair bir kayda tesadüf edilmedi. Ancak, Süleyman Çelebinin Mevlidi 60 yaşında yazdığı ve eserin 1409 (H.812) senesinde bittiği, en eski olarak bilinen nüshasında mevcut bir beyte istinad etmektedir.1422 (H.825) senesinde vefat ettiği bilindiğine göre, onun 1351 (H.752) senesinde doğduğu neticesi çıkmaktadır. Sultan Birinci Murad Hanın vezîrlerinden AhmedPaşanın oğlu, Şeyh Mahmûd Efendinin torunudur. Mahmûd Bey, 1338 (H.738) senesindeSadrazam Süleyman Paşa ile Rumeliye sal ile geçenlerdendir. Süleyman Çelebi, Bursada asrının ileri gelen alimlerinden ilim tahsîl etti. Büyük bir alim olarak, Sultan Yıldırım Bayezîd zamanında Dîvan-ı hümayûn imamı, sonra da Bursada onun inşa ve ihya ettiği caminin imamı oldu. Resûlullah efendimize olan muhabbeti, Vesîlet-ün-Necat isimli mevlid kasîdesini yazmasına vesîle oldu. Eserini yazmasının sebebi olarak gösterilen hadise hakkında; Künh-ül-Ahbar, Güldeste, Tezkire-i Latîfî ve başka kaynaklarda geniş bilgi vardır. Süleyman Çelebinin vefatı için düşürülen tarih, “Rahat-ı ervah”tır. Mezarı, Bursada Çekirge yolu üzerindedir.İyi bir tahsîl gören Süleyman Çelebi,Bursadaki Ulu Caminin baş imamlığına getirildi. Bu camideki imamlığı sırasında, birgünİranlı bir vaiz, vaz ve nasîhat ederken, Bakara sûresinin iki yüz seksen beşinci ayet-i kerîmesinin; “Biz Allahü tealanın peygamberlerinden hiç birinin arasını ayırd etmeyiz (hepsine inanırız). Duyduk ve itaat ettik.” meal-i şerîfini tefsîr ederken de; “Hazret-i Muhammed ile hazret-i Îsa arasında hiçbir farklılık, üstünlük yoktur.” diye, kendi kafasına, bozuk inanışına göre tefsîr etti. Cemaat arasında bulunan bir kimse dayanamayıp, ayağa kalktı ve; “Ey cahil! Kendi kafana göre nasıl tefsîr edebilirsin? Sen bu ilimde çok gerilerdesin. Hiç peygamberler (aleyhimüsselam) arasında üstünlük farkı olmaz olur mu? Elbette peygamberimiz Muhammed (aleyhisselam), bütün peygamberlerden daha üstündür. Burada fark yoktur demek, nübüvvet ve risalet yönünden fark yoktur demektir. Üstünlükler, mertebeler yönünden değildir. Burada; “Birinin peygamberliğini kabûl edip, diğerini kabûl etmiyerek aralarında bir ayrılık gütmeyiz. Herbirini kendi derecelerine göre peygamber olarak kabûl ederiz” buyurulmaktadır. Bundan, derece ve fazîletleri aynıdır anlamı çıkmaz. Bunun isbatı ise, yine Bekara sûresinin iki yüz elli üçüncü ayet-i kerîmesidir. Burada mealen; “Bu (sûrede sözü geçen) peygamberlerin bir kısmını, kendilerine verilen özelliklerle diğerlerinden üstün kıldık.” buyurulmaktadır. Görüldüğü gibi, bu iki ayet-i kerîme, bizim alimlerimizin tefsîr ettiği gibi birbirlerini doğrulamaktadır. Halbuki, senin bozuk düşüncene göre birbirlerini tekzib etmektedir ki, haşa bu olamaz!” gibi pekçok sözler söyledi, pekçok delîller getirdi. Neticede İranlı vaiz, yanlış düşündüğünü kabûl etti. Bütün bunlara şahid olan Ulu Cami baş imamı Süleyman Çelebi, bu hadiseden dolayı çok duygulanmış ve meşhûr Mevlid-i Şerîfini yazmıştır. Mevlid-i Şerîfinde, hep Ehl-i sünnet îtikadını anlatmıştır. Bu bozuk îtikadlı vaizin sözüne cevap olarak:”Ölmeyüb Îsa göğe bulduğu yol,Ümmetinden olmak için idi ol.”beytini söyledikten sonra, Resûlullah efendimizin fazîletlerini şöyle îzah etmiştir:”Dahî hem Mûsa elindeki asa,Oldu Onun izzetine ejderha.Çok temennî kıldılar Hakdan bunlar,Kim Muhammed ümmetinden olalar.Gerçi kim bunlar dahî mürsel durur.Lakin Ahmed efdal-ü-ekmel durur.Zîra efdalliğe ol elyak durur,Ânı öyle bilmeyen ahmak durur.”Süleyman Çelebi, Mevlidinde; Allahü tealanın mutlak iradesini, yoktan var ettiğini ve Muhammed aleyhisselamın hiçbir mahlûkda bulunmayan üstün, yüksek ve emsalsiz vasıflarını anlatır. Her kelimesinde, gönlü Resûlullah aşkı ile yanan bir müminin engin aşk ve muhabbet kokuları vardır. Hazret-i Muhammedin diğer peygamberlere olan bütün üstünlükleri, en güzel kelimeler ve en vecîz ifadelerle anlatılmıştır.Mevlid; münacaat (Allahü tealaya yalvarma), veladet (Peygamberimizin doğumu), risalet (Peygamberliğin bildirilişi), mîrac (Göklere çıkışı, Cenneti ve Cehennemi görmesi), rıhlet (Peygamberimizin vefatı) ve dua bölümlerinden ibarettir.Söze Allahü tealanın ism-i şerîfi ile başlayan Süleyman Çelebi, Âdem aleyhisselamdan Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama kadar bütün dedeleri olan Peygamberlerin alınlarında nûr parladığını ve bu nûrun Muhammed aleyhisselama intikal ettiğini anlatır. Peygamber efendimizin doğuşuna geniş bir yer ayırarak, O doğarken annesinin neler duyup, neler gördüğünü, bu anda bütün varlıkların engin bir neşe içinde kaldıklarını, bütün zerrelerin Onu büyük neşe içinde karşıladığını söyler. Mevlidde bundan sonra, Muhammed aleyhisselama peygamberliğinin nasıl bildirildiğini ve mirac hadisesinin nasıl olduğunu anlatır. Derin üzüntü içinde yazdığı rıhlet ve daha sonra dua ile Mevlidini bitirir. Peygamber efendimizin her varlığın yaratılışı sebebi, bütün yaratılmışların en şereflisi ve Onu bütün peygamberlere üstün kılanAllahü tealaya şükürler etmektedir.Eserde çok olgun fikirler ve kompozisyon bütünlüğü vardır. Mevlid, mesnevî şeklinden ziyade, kasîde şeklinde tertiblenmiştir. Bazı yerlere gazel parçaları da ilave edilmiştir. Arûz vezni ile yazılmış, (failatün, failatün, failün) kalıbı kullanılmıştır. Yalnız bir yerde (Mefûlü, failatü, mefaîlü, failün) kalıbına yer verilmiştir.Kafiyeler güzel ve sağlamdır. Süleyman Çelebi, Mevlidin mısralarının mükemmel olması için çok titizlik göstermiş, bu sebeple Mevlid, üstün sanat sahibi dîvan şairlerince dahî sevilip beğenilmiştir.Mevlidde hem olayların, hem de düşüncelerin anlatıldığı yerlerde, en kısa, en uygun ve mümkün olan en sade anlatım şekli kullanılmıştır. Mevlidde, hemen her türlü söz ve ifade sanatına rastlanır. En çok cinas, teşbîh ve tekrîr gibi sanatlara önem verilmiştir. Bölümlerin ve kitabın bütünlüğüne titizlik gösterildiği kadar, her mısraın ayrı ayrı güzelliği de gözden kaçmamaktadır. Mevlid, lirizm (içlilik) ve öğreticiliği (didaktizmi) iyice kaynaştırmış bir şiir kitabıdır. Kuruluktan uzak olduğu gibi, sırf coşkunluktan da ibaret değildir. Görünüşte kolay, fakat denendiğinde benzerinin yazılmasının çok zor olduğu görülür.

MUHAMMED ALEYHİSSELÂMI SEVMEK

Süleyman Çelebi hazretleri, Mevlidine Arabî olarak bir önsöz yazarak, şöyle buyurmaktadır: “Rahman ve Rahîm olan Allahü tealanın ismiyle başlarım. Muhammed aleyhisselamı bütün yaratılmışların sebebi, en şereflisi ve en azîzi yapan, makam-ı Mahmûd ile şefaat hakkını vererek Onu bütün Peygamberlerden üstün kılan, ismini Onun ismiyle yanyana yazarak, hasedci şeytanın burnunu sürtüp, Onun şanını yücelten Allahü tealaya hamd-ü-senalar olsun. Muhammed aleyhisselam, Allahü tealanın indinde çok makbûldür. Allahü tealanın melekleri Onun yardımcılarıdır. Ağaçlar, toprak ve taşlar, Onunla konuştular. Onu sevenler dünyada ve ahirette sevilip kurtulurlar. Ona düşman olanlar kovulup, Cehenneme atılırlar. Bizi Muhammed aleyhisselamın ümmeti yapmakla şereflendiren Allahü tealaya hamd ederim. Şerîki ve benzeri olmayan, mekandan münezzeh bulunan Allahü tealanın bir olduğuna şehadet ederim. O, herkesin kendisine muhtac olduğu, ibadet ettiği ve yöneldiği Allahü tealadır. O, şanı yüce, kullarını merhametle bağışlayandır. Güzel ahlak ve cömertlik gibi pekçok meziyetleri ortaya çıkaran, vadedilen kıyamet gününde, her tarafta şefaati kabûl edilir bir şefaatçi olan Muhammed aleyhisselamın, Allahü tealanın kulu, resûlü ve habîbi olduğuna şehadet ederim. Allahü teala, Ona seçilmişlerin en üstünleri olan temiz aline ve Eshab-ı kiramına sonsuz rahmet etsin.”

Kaynaklar
1) Sefînet-ül-Evliya; c.5, s.1442) İslam Âlimleri Ansiklopedisi; c.13, s.513) Vefeyat-ı Baldırzade4) Güldeste-i Riyaz-ı İrfan5)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, İz Bırakanlar | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: