Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Mayıs 2008

SELMAN – I FARiSi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 17, 2008

Selman-i Farisi ( r.a.)-selman-c4b1-farisi-e28093-silsile-i-saadat-altun-silsile-selman-c4b1-farisi-kabriselman-c4b1-farisi-kimdir

Selman-i Farisi ( r.a.)

Silsile-i Sadatin H.z Ebu Bekir`den ( r.a. ) sonraki ikinci halkasi Ebu Abdullah Selman-i Farisi ( r.a.) aslen iranlidir. Eski ismi ” Mabeh” olup peygamber Efendimiz tarafindan kendilerine ” Selmanu`l-hayr” lakabi verilmistir. Nesep zikrederek anilmak istendiginde ” Selman ibnu`l-islam ” denir.

Gencliginde Mecusi iken hak din askiyla ecdadinin dinini terk ile evvela Hristiyanligi kabul etmis ve daha sonra ahl-i kitabin beklemekte olduklari ahir zaman nebisinin hidayet gunesinin Arabistan ufkundan dogacagina dair ruhbanlarin isaretiyle ” O hidayet nuruna uymak belki bana nasip olur.” halis umidiyle oralara gitmeye davranirken refakatlerine dahil oldugu tacirlerin hiyanetiyle køle olarak Medine Yahudilerinden birine satilmistir. Lakin hak ve hakikati aramak hususundaki halis niyeti mukafatsiz kalmadi ve Cenab-i Hakk,Medine`de esaret zincirine dusmek felaketini, kiymet bicilemez bir nimete cevirdi.

Resulullah Efendimiz`e , alametlerini bir bir gørunce hemen iman edip ve hatta rahmet hazinesi Peygamberimizin yardim ve lutuflariyla hurriyetine kavusarak ashab-i kiramin ustunlerinden olmustur. ” Bedr ” ile ” Uhud ” gazalarinda bulunmasina Yahudi elinde esareti mani oldu ise de ” Hendek ” teten itibaren butun gazalara peygamber Efendimiz`den ayrilmadigi gibi H.z Ømer zamaninda, Sam ile irak fetihlerinin hemen hepsine de ihtiyar haliyle istirak etti. Hendek gazasi`nda Medine`yi dusman hucumundan kurtarmak icin etrafina hendek kazilmasini tavsiye eden de odur.

Rasulullah ( s.a.v.), ashab-i kiram arasinda kardeslik tesis buyurduklarinda Selman-i Farisi ( r.a.) de Ebu`d Derda ( r.a.) ile kardes edilmisti. Iran`in fethinden sonra H.z Ømer ( r.a.) tarafindan kisralarin payitahti olan ” Medayin`e vali nasbolunmus ve ” 35 ” senesinde , Hilye, Usdu`l-Gabe ve isabe`ye gøre 250 yasinda, Medayin valisi iken vefat etmislerdir.” ( Radiyallahu anhu ve kuddise sirruhu)

SELMAN-I FARiSi`NiN ( R.A.) iMANI

Selman-i Farisi ( r.a.) Hazretleri bunyesi kuvvetli bir zat idi. Medine-i Munevvere etrafinda hendek kazilirken on kisilik isi basariyordu. Gunde bes arsin derinliginde on bes arsin yer kaziyordu. Gerek imanindaki ihlasindan, gerek o gunlerdeki buyuk hizmetlerinden dolayi Sahabe-i Kiram Hz. Selman`i paylasamaz oldular. Muhacirin de, Ensar`da ” Selman bizdendir.” dediler. Resulullah ( s.a.v.) bu søzleri isitince ” Selman bizdendir. Ehl-i Beyt`tendir.” diye taltif buyurdular.

” Selman`a doyasiya ilim verilmistir.” Hadis-i serifi kendilerinin ilimdeki kemalatina delil oldugu gibi kisralarin mulkunu idareye me`mur Medayin valisi iken fakirligi tercih etmesi de zuhdunun kemaline sahittir.

Hasan- Basri Hazretleri buyurdu ki : Selman-i Farisi ( r.a.) son anlarinda: ” Rasulullah ( s.a.v.) dunya nimetlerinden kanaat edecegimiz miktarin ancak bir yolcu azigi kadar olmasi icin bizimle ahdetti de biz bu ahde sadik kalamadik ” diye agladi. Halbuki vefatindan sonar terikesine baktik, biraktigi malin kiymeti nihayet yirmi kusur, yahud otuz kusur dirhem idi.

Fazilet Takvimi

Hz Allah sefeatlerine nail eylesin, Bizler , ølmeden evlatlarimiza ne kadar mal birakacagiz diye buyuk bir yaris icerisindeyiz, Vay halimize.

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Kim Kimdir ?, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

Necip Fazıl ve Türkçe Kur’an meselesi

Posted by Site - Yönetici Mayıs 17, 2008

Kur`ani kerim, kuran,Necip Fazıl ve Türkçe Kur’an meselesi

Necip Fazıl ve Türkçe Kur’an meselesi

“1943 yılında, Ankara’ya gitmiştim. Ankara’da beklenmedik bir haberle karşılaştım:

-‘Diyanet İşleri Başkanı, Kur’anı türkçeye çevirip, hakiki Kur’anı ortadan kaldırmak için bir kanun çıkartmak istemektedir.’

Diyanet Reisi’yle bir iki kez görüşmüşlüğümüz vardı, fakat, Allah’ın kitabını Türkçeye çevirip onu Kur’an ismiyle resmi ibadete sokmak gayreti derecesinde açık ve muazzam bir küfründen haberim yoktu.

Bu haberi duyduktan birkaç gün sonra, bir toplantıda, Diyanet Reisiyle karşılaştık, kendisine:

‘Duyduğuma göre, Kur’anı türkçeye çevirmek ve bunu resmen ibadet dili haline getirmek şeklinde bir düşünceniz varmış. Sapıklık ve hüsranların en büyüğü olan böyle bir hadiseyi, bizzat sizin ağzınızdan duymadan inanılır şey telakki edemiyorum. Lütfen hakikati bildirir misiniz?’

Uçuk benzi bir kat daha uçarak ve soluk dudakları bir kat daha solarak bana şu cevabı verdi:

‘Evet Necip Fazıl Beyefendi! Sizin dini bakımdan imkansız gördüğünüz bu işi, Mezhep İmamlarının kabul ettiğini bilmiyor musunuz? Mezhep İmamları Kur’anın başka bir dille okunabileceği ve bununla ibadet edilebileceği hakkında görüş belirtmişlerdir.’

Bu cevabı alır almaz, bütün kanımın, beynime dolduğunu hissettim. Bu adam, sade Allah kelamının yok edilmesinden doğan küfürle iktifa etmiyor, dinin büyük şahsiyetlerine, mezhep sahiplerine, resmen ve açıkça iftira atıyordu.

Kendisine şu cevabı verdim:

‘Sadece küfürle kalmıyor, bir de küfrünüze ortak arıyorsunuz! Kur’anın Allah kelamı olduğuna inanan her fert, Allah kelamının, nazil olduğu lisan kalıbından ayrılmayacağını, ayrılacak olursa, artık onun Allah kelamı olmayacağını bir hamlede kavrayacak bir anlayışa sahiptir. Bakın, Diyanet İşleri Reisi Efendi, Ben, Necip Fazıl, sizin elinizdeki icra vasıtalarına karşı, bir kamyonu durdurtmak isteyen bir piliç kadar zayıf bir ferdim; fakat size açıkça haber veriyorum, eğer sapıklığınızın büyüsü altında şuurunu körletip sizi destekleyecek bazı fertler bulacak ve bu niyetinizi tatbik mevkiine çıkaracak olursanız, bir piliçten hiç farkı olmayan bu zayıf cüssemi, kamyonun tekerlekleri altına atmakta tereddüt göstermeyeceğim!’

Evet bütün İslam düşmanlarına parmak ısırtacak bu imansıza bunları söyledim ve çıkıp gittim.”

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Necip Fazil, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Etiketler: , | 4 Comments »

Tesbih Namazı, Fazileti ve Kılınış Usûlü

Posted by Site - Yönetici Mayıs 16, 2008

Tesbih Namazı, Fazileti ve Kılınış UsûlüAsker,mehmetcik

Tesbih Namazı, Fazileti ve Kılınış Usûlü

Tesbih namazı, tesbih edilerek kılınan bir namazdır; menduptur, yani sevabı çok olan nafile namazlardan biridir.

Arapça bir kelime olan “tesbih”, Allah Teâlâ’yı noksan sıfatlardan tenzih, kemâl sıfatlarla tavsif etme ve ululama manasına gelir. Dört rek’at olan bu namazda üçyüz defa “Sühhânallâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vellâhu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” dendiği için bu ismi almıştır.

Tesbih namazının muayyen-belli bir vakti yoktur. Kerahet vakitlerinin dışında her zaman kılınabilir. Bununla birlikte Cuma ve Pazar akşamları ve sair mübarek gün ve gecelerde kılınması daha faziletlidir. Bu namazı dört rek’at olarak kılmak caiz olduğu gibi, iki rek’atın sonunda selam vererek ayrı ayrı ikişer rek’at halinde kılmak da caizdir.

Tesbih namazı tevbenin, istiğfarın en büyüğü… Sadece kavlen/dille-sözle değil, bütün vücutla fiilen yapılanıdır. Yani fiilî istiğfardır. Ecri-sevabı çok büyüktür. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), amcası Hz. Abbas’a (r.a.), “Bu namazı kıldığın vakit günahının öncesi ve sonrası, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten (bilerek-bilmeyerek) yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve aşikâr olanı mağfiret edilmiş olur…” (1) buyurmuşlardır.

Tesbih namazı hakkında Kur’an’da geçen herhangi bir ayet yoktur; ancak bu namaz hakkında Resûlüllah Efendimiz’den (s.a.v.), yukarıda da bir kısımını zikrettiğimiz hadis-i şerif varid olmuştur. Hazret-i İkrime’den ve o da Hazret-i İbn Abbas’tan (r.anhüm) rivâyet etmişlerdir ki, Resûlü Ekrem Efendimiz (s.a.v.) muhterem amcaları Hazret-i Abbas’a (r.a.) hitaben Tesbih Namazı ile alakalı dikkat çekici şu tavsiyelerde bulunmuşlardır:

“Ey Abbas! Amcacığım! Sana bir şey vereyim mi, sana bir bağışta bulunayım mı? Sana bir özellik tanıyayım mı? Sana on haslet ölçüsü vereyim mi? Sen bu on hasleti yerine getirdiğin zaman, Allah senin geçmiş ve gelecek, eski ve yeni, bilerek veya bilmeyerek yaptığın, gizli veya aşikâr yapılan, küçük büyük bütün günahlarını affeder, bağışlar. Bu on haslet şunlardır:

“Dört rek’at namaz kılarsın, her rek’atında Fatiha suresini ve başka bir sure okursun. Birinci rek’atta kıraatı bitirdikten sonra, ayakta iken on beş defa: ‘Sübhânellâhi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber (velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym)’ dedikten sonra rükua varırsın ve aynı tesbihi on defa rükûda söylersin. Sonra başını kaldırıp, ayakta on defa söylersin. Sonra secdeye gider on defa orada söylersin. Birinci secdeden sonra iki secde arasındaki oturuşta on defa söylersin. İkinci secdeye vardığında yine on defa ve başını secdeden kaldırınca da on defa söylersin. Böylece bir rek’atta yetmiş beş defayı tamamlamış olursun.

“Ey amcacığım! Eğer güç yetirebilirsen, her gün bu namazı bir defa kılarsın. Buna güç yetiremediğin takdirde, her cuma bir defa kılmaya çalışırsın. Bunu da yapamazsan, her sene bir defa kılmaya çalış. Bunu da yapamazsan hiç olmazsa ömründe bir defa olsun kıl.” (2)

TESBİH NAMAZININ KILINIŞI

Tesbih namazı 4 rek’attir. Bu namazda 300 defa şu tesbih okunur:

“Sübhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vellâhü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym.”

Bu tesbih, namaz içinde şöyle okunur:

15 kere Sübhâneke’den sonra (Fâtiha ve zamm-ı sûreden önce),

• 10 defa Eûzü Besmele, Fâtiha ve zamm-ı sûreden sonra,

10 defa Rükûda,

10 defa Rükûdan kalkınca ayakta (kavmede),

10 defa Birinci secdede,

10 defa İki secde arasındaki oturmada (celsede),

10 defa İkinci secdede,

Birinci rek’atte okunan bu tesbihlerin adedi 75’tir. İkinci rek’atte aynı sıralama ile yine 75 defa okunur. Üçüncü ve dördüncü rek’atler de böyle kılınır. (3)

Bütün namazlarda olduğu gibi, tesbih namazında da, Kur’an’dan bir şey okunacağı zaman, Kur’ân-ı Kerim’in herhangi bir yerinden okumak mümkündür. “Şu sure okunmaz veya mutlaka şu sureyi okumak gerekir” diye bir şart yoktur. Ancak İbn Abbas’a (r.a.), “Bu namaz için belirlenmiş bir sûre biliyor musun?” diye sorulunca, “Evet, et-Tekâsür, el-Asr, el-Kâfirûn, ve el-İhlâs” diye cevap vermiştir.(4)

***

Tesbih Namazı, kılınması teşvik edilmiş bir namazdır. Bunu alışkanlık haline getirmek müstehaptır. Tembelllik etmemek lâzımdır.

Kılmasını bilmeyenlerin de istifade etmesi, öğrenmeleri maksadıyla cemaatle de kılınabilir. Cemaatle kılınırsa imam olacak kimse bu namazı kılmayı evvela nezreder ve namazı kıldırırken kıraatı ve tesbihleri her yerde cehrî (sesli) okur. Cemaat ise sükut eder, dinler. (5)

Tesbih namazında yanılma olursa, sehiv secdesinde bu ilave tesbihlerin okunması gerekmez. Namaz kılan aklında bu tesbihlerin sayılarını tutabiliyorsa, bastırarak da olsa parmakları ile saymaz.

DİPNOTLAR

(1) Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, İstanbul, 1398, s. 632.
(2) Tirmizî, Vitir, 19; İbn Mace, ikâme, 190; Ebû Dâvud, Tatavvu, 14; et-Tergib ve’t-Terhib, I, 467, 469.
(3) Tesbih namazının bu kılınma usûlü, Tirmizî’nin el-Câmii’nde İmam-ı Azam Ebû Hanife’nin (rh.) talebelerinden Abadullah b. Mübarek’ten (r.aleyh) rivayet ettiği şekle göredir.
(4) el-Fetâva’l-Hindiyye, Mısır 1323, I, 119.
(5) İbn Abidîn, Reddü’l-Muhtar, Mısır, 1966, II, 27; Muhtasar İlmihal, Hasan Arıkan, Fazilet Neşriyat, İstanbul, yyy., s. 95-96; Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslâm, İstanbul, 1398, s. 632)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Etiketler: , | 2 Comments »

Üc Haberci

Posted by Site - Yönetici Mayıs 16, 2008

Allah muhammed, 1111

Üc Haberci.

Zehril-Riyazda rivayet edildigine göre, Yakub aleyhisselam ölüm melegi Azrail aleyhisselam ile dosttu.

Bir gün hazreti Azrail, Yakub aleyhisselami ziyarete gider.

Hazreti Yakub ona;

“Ya Azrail, görüsmeye mi geldin, yoksa canimi almaya mi?” diye sorar.

Hazreti Azrail;

“Gelisim ziyaret içindir” cevabini verir.

Yakub aleyhisselam;

“Senden bir ricam var” der. Azrail aleyhisselam “nedir” der.

Yakub aleyhisselam;

“Ölümümün yaklastigini, canimi almaya hazirlandigini bana önceden bildirmeni istiyorum” der.

Hazreti Azrail;

“Hay hay, sana iki veya üç haberci gönderirim” karsigini verir.

Yakub aleyhisselamin dünyadaki ömrü dolunca bir gün yine ölüm melegi, karsisina dikilir.

Yakub aleyhisselam yine sorar;

“Ziyaretçi misin, yoksa canimi almaya mi geldin”

Azrail aleyhisselam;

“Canini almaya geldim” cevabini verir.

Yakub aleyhisselam;

“Sen bana daha önce iki veya üç haberci gönderecegini söylemedin mi?” diye sorunca,

Azrail aleyhisselam su cevabi verir:

“Söyledigimi yaparak sana üç haberci gönderdim:

Önce, siyah iken sonra agaran saçin,
güçlü iken halsizlesen vücudun
ve dimdik iken kamburlasan belin…

Ey Yakub, iste bunlar benim âdemogullarina gönderdigim ön habercilerdir.”

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Yakub, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | 1 Comment »

Cennet ve Cehennem ebedidir

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2008

Cehennem,cennet,cehennem azabi,kiyamet,mahser,mizan,sirat,hell,the hell,satan,seytan,halal,haram,halal,haram,

Cennet ve Cehennem ebedidir

Sual: Cennet ve Cehennem sonsuz değil midir?

CEVAP
Cehennemin ve Cennetin sonsuz olduğuna dair birçok âyet-i kerime vardır. Mesela Bekara 25, A.İmran 116, Maide 85, Enam 128, Tevbe 68, Hud 107.
Âyet-i kerimede Cehennem için de, Cennet için de (Hüm fiha halidun = Onlar orada ebedi kalırlar) buyuruluyor. (Bekara 81, 82)

Ebedilik sıfatı

Sual: Kur`an-ı kerimde, kâfirlerin Cehennemde, müminlerin Cennette, ebedi kalacağı bildiriliyor. Böyle olunca, Allahü teâlâdan başka şeyler için de, ebedilik sıfatı kullanılmış olmaz mı?

CEVAP
Bunların var olmaları, varlıkta durmaları, kendilerinden olmadığı gibi, ebedi olmaları da, kendilerinden değildir. Bunları, ebedi yapan, Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, ”Ol!” derse, var olur, ”Yok ol!” derse, yok olur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Mahlûkların yok olacaklarına inanmak, yoktan var edildiklerine inanmak gibi, imanın şartıdır. (Arş, Kürsi, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem ve Ruh denilen mahlûklar yok olmayacak, sonsuz var olacaklardır) ifadesi, bunlar yok olamaz demek değildir. Allahü teâlâ, var etmiş olduğu şeylerden, dilediklerini, tekrar yok edecek, dilediklerini de, yalnız kendi bileceği fayda ve sebeplerden dolayı, hiç yok etmeyecek, bunlar ebedi, yani sonsuz var olacaklardır demektir. Allahü teâlâ, dilediğini yapar ve istediğini emreder. Demek ki, âlem yani her şey, Allahü teâlânın dilemesi ve kudreti ile vardır. Var olmaları için ve varlıkta kalmaları için, Allahü teâlâya muhtaçtır; çünkü baki olmak demek, varlığın her an devam etmesi demektir. Başka bir şey olmak demek değildir. Hem var olmak, hem de varlıkta kalabilmek, Allahü teâlânın iradesi, dilemesi ile olur.
(3/57)

Cennet de, Cehennem de dolacaktır

Sual: (Cennette boş yer kalınca, doldurmak için yeni insanlar yaratılacaktır) diyenler olduğu gibi, (Cehennemdeki bütün insanlar çıkacak, böylece Cennet dolacak, Cehennemde kimse kalmayacaktır) diyenler de var. Hangisi doğrudur?
CEVAP
İkisi de doğru değildir. Allahü teâlâ, Cenneti de, Cehennemi de dolduracaktır. Müminler, Cennette ebedi kalacak ve sayıları hiç eksilmeyecektir. Kâfirler de, Cehennem de sonsuz kalacak ve sayıları eksilmeyecektir. Cehennemden sadece, günahkâr müminler, cezalarını çektikten sonra çıkıp Cennette girecek ve orada sonsuz kalacaklardır.

Ebedi olan Cennet ve Cehennemin dolacağını bildiren bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennet, ” Bana güçsüzler ve yoksullar girecektir ” diye bazı deliller bildirdi. Cehennem de, ” Bana da, cebbarlar ve kibirliler girecektir ” dedi. Allahü teâlâ da buyurdu ki: ” Ey Cehennem, sen benim azabımsın; dilediğim kimseleri [kâfirleri] seninle cezalandırırım. Ey Cennet, sen de benim rahmetimsin; dilediğim kimselere [müminlere] seninle rahmet ederim. İkinizi de dolduracağım.”) [Müslim]

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Güncel, Gündem, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

Ekmekte Beyazlaştırıcı Madde Neden Kullanılır?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 15, 2008

ekmek

Ekmekte Beyazlaştırıcı Madde Neden Kullanılır?

GIDA RAPORU-EKMEK VE UN KOMİSYONU’NUN, EKMEKTE KANSER VE ALLERJİ RİSKİ OLUŞTURAN BEYAZLATICI KİMYASALLAR OLAN “E924 POTASYUM BROMAT” ve “E928 BENZOİL PEROKSİT”İN KULLANILMASINDAKİ ARKA PLÂN RAPORU

Ekmeklik un imalatında kullanılan buğdaylar genellikle sert veya yarı sert buğdaylardır. Bu buğdaylar son yıllarda özellikle ya ithal tohum ekilerek, ya da ithal tohumla elde edilen buğdayın kalitelisinden tohumluk diye ayrılarak ekilir.

İthal tohumculukta ciddi kontrol olmadığı için ticari olarak yapılan ithal tohumlar Türkiye’de buğday kalitesini önemli ölçüde etkilemiştir. Bir de süne ile mücadelenin yetersiz oluşundan ötürü, buğday rekoltesi iyi olduğu yıllarda bile Türkiye buğday ithal eder duruma gelmiştir.

Kaliteli buğdayın fiyatı aralık 2004 itibariyle 430 000.-TL /kg’dır. Kaliteli un elde etmek için kaliteli buğday şart, ancak bu olaya ticari açıdan bakan bazı firmalar (çok ciddi firmalar bunun dışındadır) 300 000.-TL/kg fiyattan aldıkları kalitesiz buğdaydan imal ettiği unu değerlendirebilmek için una katkı ilave etmektedir. Bu katkının zararlı olup olmadığı onun için önemli değildir. Ayrıca fırıncılar da her ne kadar kullanmıyoruz diyorlarsa da, birçok maddenin karışımı olan ekmek ve pasta katkılarını kullanmaktadırlar.

Bunun ne imalat safhasında kontrolu, ne de imalattan sonra araştırması yapılıyor. Kaliteli buğdaydan, kaliteli un imal ettiğiniz zaman unun çuvalı fiyatı % 25 daha pahallıdır. Ticari olarak fırıncı da ucuz undan ekmek yapıp satmak ister haklı olarak, çünkü ekmek fiyatı aynı.

Burada en büyük yanlış; ekmek fiyatının tip 550 una göre belirlenmesi. Kanaatimizce, ekmek tip 650-750 undan yapılmalı ve ekmek içinde bir miktar sağlıklı olan kepek her zaman bulunmalı.

Diğer ekmekleri imalattan kaldırmakta fayda var. Özellikle beyaz ekmek tercih edecek vatandaşı eğitmek lazım ki ekmeğin beyazının, hem katkılardan dolayı, hem de üç beyaz zehir (un, tuz, şeker)den birisi olduğu bilincine gelsin. Ancak, tüketicilerin pek çoğu sağlıklı beslenme açısından tıp uzmanlarınca kesinlikle önerilmeyen beyaz undan üretilen beyaz ekmeği bilinçsizce talep etmektedir. Bu sebepten un tüketicileri sadece daha ucuz olan hafif sarı unları değil, beyaz unları dahi daha da beyaz yapmak ve böylece tüketicinin ‘çok beyaz ekmek’ arzusunu yerine getirmek ve az kârlı beyaz un üretimini kârlılığa dönüştürmek için kanserojen olduğu bilinen ve çoğu gelişmiş ülkede yasaklanan kimyasal maddeleri kullanmaktadırlar. İşte bu tezatlık ve ticari rekabet, bilinçsiz beslenmeyle birleşince, beyazlatıcılar kullanılmaya başlanıyor. Daha beyaz görünen un elde etmek için, benzoil peroksit (E928) ve potasyum bromat (E924) gibi zararlı maddeleri beyazlatıcı olarak kullanıyorlar.

Beyazlatıcılar genellikle kalitesiz buğdaydan un elde etmek için kullanılır. Beyazlatıcı kullanımında fırıncıların direkt bir rolleri yoktur. Katkı üreten ve ithal eden firmalar incelensin, eğer fatura kesiyorlarsa fırıncıların rolü olup olmadığı ortaya çıkacaktır. Tek sorumluluk un üreticilerindedir. Elbette tüm firmaları aynı kefeye koymak haksızlık olur. Bu konuda hassas olan firmalar var. Ancak talep bilinçsiz beslenmeye alışmış tüketici ve dolayısı ile fırıncılardan gelmektedir. Fırıncılar satın aldıkları unda beyazlatıcı olup olmadığını anlamak için unu analiz ettirmek zorundadır.

Ancak şunu unutmamak lazım ki her tüketici, maliyetinden ucuz aldığı un ve unlu mamülleri sorgulamak zorundadır. Fırıncılar çoğu zaman bunu yapmamakta, ucuzu, çoğu zaman da ucuzun ucuzunu aramaktadırlar. Bu sebeple beyazlatıcı kullanarak halkımızı zehirleyen BAZI un üreticileri kadar UCUZ UN ALAN BAZI FIRINCILAR da doğrudan bu aldatmacadan sorumludurlar.

BU PROBLEMİN AŞILMASININ TEK YOLU, TOPLUMUN GENİŞ KAPSAMLI KAMPANYALARLA UYARILARAK EĞİTİLMESİ VE SAĞLIKLI OLAN KEPEKLİ EKMEK YEME ALIŞKANLIĞININ KAZANDIRILMASIDIR. EN İYİ KONTROLÖR TÜKETİCİDİR.

Kaynak : gidaraporu.com

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Gurur ve Kibir

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2008

Gurur ve Kibir

Gurur ve Kibir

Kibir, kişinin kendisinde bulunan ilim, mevkî ve doğruluk gibi hususiyetleri başkasından üstün görmesidir.
Bu, Allah’ın kızgınlığına, insanların hoşnutsuzluğuna sebep olduğu için sahibini felâkete götüren bir hastalıktır (et-Tâc, V, 31).

İnsan ruhunun arındırılması gereken kötülüklerden biri olan kibir, Râğıbu’l-İsfahânî’ye (Ö. 503/1109) göre, “Kendini beğenen insanın, bu isteğini nefsine tahsis ederek, kendini başkalarından daha büyük görmesidir”
(Rağıbu’l-Isfahânî, el-Müfredât, s. 421). Kibir, tekebbür ve istikbâr birbirine yakın manada kullanılmışlardır.

İmam Birgivî (Ö. 981/1573) kibir için, “Kalbin hastalıklarındandır; kendini yüksekte görerek, karşısındakinin üstünde saymaktır; zıddı zaaftır” (Birgivî, et-Tarîkatü’l-Muhammediyye, s. 68 vd.) demiş,
bazı ayet-i kerîmelerle kibri tanıtmaya çalışmıştır. Kur’an-ı Kerîm, kibiri, kibirden türeyen davranışları açıklamış, kibir ve örneklerini teşhir ederek zararlarını belirtmiş, ondan kaçınmanın ahlâkî bir zaruret olduğunu ortaya koymuştur:
“Meleklere, Âdem’e secde edin’ demiştik. İblis müstesna hepsi secde ettiler. O kaçındı, büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu” (el-Bakara, 2/34).

“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün ayetleri görseler yine de inanmazlar; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler… (el-A’râf, 7/146).

“Allah büyüklük taslayanları sevmez” (en-Nahl, 16/23).
Kibir, önce kişinin inanç dünyasına tesir ederek, hak ve doğruya inanmasına engel olur, Allah’ın birliğine, peygamberlere ve âhiret gününe inanmayanların inançsızlığa kibir yüzünden sürüklendikleri anlaşılmaktadır (en-Nahl,16/22; es-Sâffât, 37/35; el-Bakara, 2/87; el-A’râf, 7/75-76, 88; Nûh, 71/7; Yunus, 10/75; el-Mü’minûn, 23/27, 46-47).

Kibir, ferdin Allah’a kul olma ve ona itaat etme görevini engelleyen davranış olduğu için Kur’an bunun neticesine şöyle işaret eder:

“Kim, Allah’a kulluktan, O’na ibadetten çekinir ve büyüklenirse, bilsin ki, (Allah) kıyamette herkesi huzurunda toplayacaktır” (en-Nisâ, 4/172).

Çünkü Allah, zatına dua ve ibadet edilmesini istemekte; büyüklenerek kaçınanların, “küçülmüş kimseler olarak” cehenneme gireceklerini (el-Mü’minûn, 40/60) haber vermektedir.
Buna karşılık Allah’a ibadette büyüklük göstermeyen melekler övülerek, insanlar da bu harekete teşvik edilmektedir (el-A’râf, 7/206; el-Enbiyâ, 21 / 19).

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Allah cc söyle buyurdu

“Büyüklük ve azamet örtümdür. Bu bakımdan bunlardan biriyle kim bana nizaa kalkışırsa, onu ateşe atarım “ (Ebû Dâvûd Libâs, 25; İbn Mâce, Zühd, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 248).

Allah’ın Resulu (s.a.s.) yüce mertebesinde tevâzu * yönünden insanların en ileride olanıydı. Abdullah İbn Amr der ki: Resulullah’ın, kızıl bir devenin sırtında cemrelere taş attığını, önünde herhangi bir kimsenin dövülüp kovulduğunu ve “yol açınız, yol açınız” denildiğini görmedim. Resulullah (s.a.s.) hastalan ziyaret eder, cenazelerin arkasında gider, kölelerin davetine icabet ederdi. Ayakkabılarım bizzat pençeler, elbisesini yamalar, aile efrâdıyla beraber evinde onların ihtiyaçlarına koşardı.
Bir gün huzur-u saadetine bir adamcağız getirildi. Adam Resulullah’ın heybetinden tir-tir titremeye başladı. Efendimiz (s.a.s.) o adama:

“Canını sıkma! Ben padişah değilim. Ben ancak Kureyş soyundan gelen ve kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” diyerek o kişiyi teskin etti.

Aişe vâlidemiz (r.anha), “Ey Allah’ın Resulu, Allah benim canımı sana feda etsin: Yaslanarak ye; çünkü yaslanarak yersen senin için daha kolay olur” deyince, bu ısrarına bir karşılık olarak Resulullah, alnı yere değercesine mübârek başını eğdi ve sonra şöyle dedi:
“Hayır, ben kölenin yediği gibi yer ve kölenin oturduğu gibi otururum.”

Büyüklenme üç kısımdır:
a) Cehâlet ve azgınlıktan ötürü bazı kulların kendilerini Allah’tan büyük görmeleri;
b) Peygamber’e karşı, O’nun buyruklarını küçümsemek, O’nu alelâde biri olarak görmek, prensiplerini hafife almak;
c) Etrafında bulunan insanları küçük görüp, kendini büyük görmek.

İnsan ruhunu çeşitli tezahürleriyle körelten zararlarına Kur’an-ı Kerîm’in genişçe bir açıdan baktığı kibir, maddî hayatta zararın ve kaybın sebebidir. Kibir örneklerinde gördüğümüz gibi büyüklenenler henüz dünyada iken, hareketlerinin cezasını çekerek helâk olmuşlardır. Büyüklenme ve çoğunluğa güvenmenin özellikle savaşta acı sonucuna dikkati çeken Kur’an, Huneyn muharebesindeki durumu şöyle anlatmaktadır: “O vakit, Huneyn’de çokluğunuz size güven vermişti de, bir faydası olmamıştı”(et-Tevbe, 9/25).

Şu da var ki ilâhî yardım inananların imdadına yetişti ve Huneyn’de küffâra karşı galip geldiler.
Büyüklenmenin manevî zarar ve kötülükleri, ceza ve azap şeklinde tecelli edecektir.
Şüphesiz kibirlenme insanlığı yokluğa iter. Onun giderilmesi gerekir; fakat bu kuru temenni ile değil, manevî ilâçla ve kibir ağacını kalpten söküp atacak vasıtaları kullanmakla mümkündür. Bu da iki şekilde olur:
a) Asıl ilaç; ilim ve ameldir. Şifa, bu ikisinin birleşmesiyledir. İlim, kişinin kendisini ve Allah’ını bilmesidir. Kibrin giderilmesi için bu yeterlidir. Kişi bildiği zaman bu var olan kâinat içindeki payını; Allah’ını bildiği zaman kibrin ve azametin onun hakkı olduğunu anlar. Kur’an-ı Kerîm bu hususta dikkati çekiyor:
“Canı çıksın insanın, o ne nankördür! Allah onu neden yaratmış? Onu meniden yaratıp merhalelerden geçirerek, ona şekil vermiş, sonra tutacağı yolu kolaylaştırmıştır. Sonra onu öldürür ve kabre koyar” (Abese, 80/ 17: 22).

b) Nesep, güzellik, mal, ilim vb. gibi büyüklenmeye iten sebeplerin gelip-geçici olduğunu düşünerek kendisini bu belâdan kurtarmaya çalışmak.

Allahu Teâlâ bir başka ayette şöyle buyurmaktadır:
“Însanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini de alçalt. “ (Lokman, 31/18). Hulâsâ; gurur ve kibir sâlih ve muttaki bir müslümanda bulunmaması gereken; tevhid ehline yakışmayan en kötü huylardandır.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Dondurma diye içeriğini bilmediğiniz buzları yemeyin

Posted by Site - Yönetici Mayıs 14, 2008

buzlu

“Dondurma diye içeriğini bilmediğiniz buzları yemeyin”

Yeni dondurma endüstrisi şeker yerine sağlıksız yapay tatlandırıcılar, doğal salep yerine suni salep, süt yerine su ve süt tozu, meyve yerine yapay meyve boyası katarak dondurmayı dondurma olmaktan çıkardılar. Şimdilerde çoğu ürün ve marka için dondurma diye sunulan ürünlerin sadece adı dondurma içeriği ise buzlu yiyecek.

Günümüzde dondurma sevmeyen yok. Özellikle sıcak bölgelerde yazın bunaltıcı sıcağında sağlıklı ve lezzetli serinlemenin yolu dondurma yemektir. Dondurma dünyanın en sevilen tatlılarından biridir. Dünya tarihi kadar eski olmasa da oldukça eski olan bu serinletici ve besleyici tatlı 2000 yıllar dev bir endüstriye dönüştü. Çok uluslu şirketlerin pazarlarda kapıştığı bu alan son yılların önemli sorunlarından birini de teşkil ediyor.

Tüketim kölesi haline getirilen 21 yüzyıl insanı, sağlıklı ve helal (inan kesim için) ürün yerine lezzet birinci tercih haline ge(tiri)ldi. Bu nedenle de tüketicilerin ezici bir çoğunluğu ürünleri niteliği incelemek yerine reklâmlarından ve ambalajlarından daha çok etkilenmektedirler. Hiç kimse “ucuz etin suyu kara olur” atasözümü hatırlamamaktadır.

Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği’ne “Dondurma Tebliği” ve “Yenilebilir Buzlu Ürünler Tebliği” olmak üzere iki ayrı tebliğ var. Piyasada dondurma zannıyla tüketilen bu ürünlerin çoğu dondurma değil. Bunların ezici bir kısmı içinde süt bile barındırmayan ‘yenilebilir buzlar’. İçindeki katkıların bir kısmı ise dünyanın birçok ülkesinde yasaklanmış katkılardan oluşmaktadır. Bu katkıların birçoğu farklı ülkelerde sağlıksızlığı nedeniyle yasaklanmış katkılar. Ancak Tarım e Köy İşleri Bakanlığı EC (E) kodlu bu katkıların hemen hemen (bir istisna hariç) hiç birini yasaklamış değil.

Bizdeki sistem dünyanın tersine işlemektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde toplum sağlığı birinci hedef iken birde şirketlerin karı öncelik sırasının birinci sırasında yer almaktadır. Mazerette hazır eleman yok denetleyemiyoruz. T.C. Anayasanın 172. maddesi devlete yani kamu kurumlarına tüketiciyi koruma görevi vermektedir. Ancak ülkemizde tüketiciyi kamunun elinden koruyacak hiçbir mekanizma yok. Tüketiciler Birliği başta olmak üzere tüketici örgütleri kıt insan ve maddi kaynakla hem özel sektörün hem de kamunun elinde tüketici korumak için can hıraç çalışmaktadır. Dondurma raporumuz, sağlıksız dondurma üretimine izin veren ve gerekli denetim görevini yapmayarak anayasa suçu işleyen devlete (kamuya) ile sağlıksız ürün üreten üreticilere karşı tüketicilere bir uyarı ve bilgilendirme amacıyla hazırlanmış bir çalışmadır.

Ülkemizde yüzyıllardır dünyanın en leziz ve helal dondurması salep, süt ve şeker karışımından üretile gelmiştir. Dondurma bir endüstri ürünü haline geldiğinden bu yana, dondurmanın da hilelisi ve sahtesi yaygınlaştı. Süt, şeker, sahlep üçlüsü ile yapılacak dondurma gerçek dondurmadır. Kıvamını tutturamıyoruz gibi bir gerçek dışı beyanla birçok katkı kullanan üreticilerin ülke tüketicisinin inancını düşünerek jelâtini (E441) dondurma ve diğer gıda maddelerinde kullanmamaya davet ediyoruz.

Piyasada satılan ve dondurma zannedilen ürünlerin çoğu dondurma olmayıp ‘yenilebilir buzlu gıdalardır’. Bunlara dondurma diyemeyiz. Zaten mevzuatta bunlara dondurma dememektedir. Üreticiler ürünlerinin dondurma olmadığını gizlemek için ICE CREAM ve ‘buzlu yiyecek’ gibi yabancı dil ifadelerini büyükçe yazarken ‘yenilebilir buzlu yiyecek’ gibi ifadeleri küçük yazmaktadırlar. Bu nedenle mutlaka gerçekten dondurma olan ürünleri tercih edilmelidir.

Sade dondurmanın maliyeti raporumuzda hesaplanmıştır. Bu dondurmanın fiyat takdirini tüketiciye bırakıyoruz. Ancak bir nokta var ki: Özellikle 2-3 YTL’ye satılan ‘sizin için’, ‘size özel’ gibi ifadelerle sunulan ürünler dondurma değil buzlu yiyecektir. Bunların hacmine bakarak ağırlığı konusunda yanılmamalısınız. Çünkü 1000 ml yazan bu ürünler gerçekte 570 Gr’dır. İçine katılan bazı katkılar nedeniyle kabartılarak hacimli olarak gösterilmektedir.

Denetim konusunda artık Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’ndan ve taşra teşkilatlarından hiçbir beklentimiz yok. Onların mazeretleri çok. Hiçbir konuda yaptıkları analizleri yayınlamamaktadırlar. Yayınlamış olsalar tüketicilerin hiçbir gıdayı tüketmeyeceklerini ve hastanelerdeki hasta sayısında azalma olacağını ve de sosyal güvenlik kuruluşlarımızın daha az zarar edeceğini biliyorlar olsa gerek. Bakanlığa çağrımız olsa olsa artık hiç denetlemeyin yaptığınız masrafa değmez diyoruz. Nasıl olsa denetleseniz de denetlemeseniz de sonuç değişmiyor olacaktır.

Tüketicilerimiz üretim süreçlerini izleyemiyor olsalar da içeriğini bilmedikleri katkılı dondurma ve buzlu ürünleri tüketmemelidirler.

Dondurma alırken inanç ve sağlık faktörünü birlikte düşünmelidirler.

Dondurma yaz ve kış sürekli mutlaka tüketilmelidir. Ancak her satıcıdan değil güvendiğiniz satıcı ve üreticilerin ürünlerini tüketmeliyiz.

Dondurma bir tahterevalliye benziyor. Bir yiyen pişman bir de yemeyen. Yesek ayrı bir sorun yemesek ayrı bir sorun. Fiyat tek kıstas olmamalı. Maliyetinin altında satılması tehlikenin ilk adımıdır. Ancak pahalı satılması kaliteli anlamına da gelmez.

Eleştirsek bile konun hukuki sorumlusu Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri olduğundan bir sorunda mutlaka Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine şikâyetlerimizi gecikmeden iletmeliyiz. Ancak şikâyetimizin üretimi yönelik değil de tüketime yönelik olması durumunda mutlaka yazar kasa fişi alıp bunu da her ihtimale karşın saklanması olmazsa olmaz koşullardan biridir.”

Gıda Katkı Maddeleri

Gazlı İçecekler Alkol Analiz Belgeleri

– Jelâtin (% 0,6) (E441)

E441 Gelatin alerjen olabilir. E220 içerebilir. Alerjik ve astımlılar sülfitlerden sakınmalıdır. Hayvansaldır. Domuz ve sığır gibi büyükbaş hayvanların kemiklerinden elde edilir.

E220 Sulphur dioxide kömür katranından saplanır, sülfür ve alçıtaşının yanması ile üretilir; tüm sülfürlü ilaçlar zehirlidir ve kullanımı sınırlandırılmıştır (Amerika’da, FDA** çiğ meyve ve sebzelerde kullanımını yasaklamıştır); astım nöbetlerini azdırdığı ve böbrek fonksiyonları zayıflamış olanlarda metabolizmayı zorladığı, ‘B1 vitamini’ni yok ettiği bilinir; tipik ürünler bira, hafif içecekler, kurutulmuş meyveler, meyve suyu, likör, şarap, sirke ve patates ürünleridir.

Dünyada binlerce alternatif bitki kökenli ürün olmasına rağmen ülkemizdeki üreticilerin ısrarla HARAM (Müslüman ve Yahudiler için) olduğu kuskusu yoğun olan JELATIN’i Çin’den, Avrupa ülkelerinden, Hindistan’dan, Amerika’dan, Ukrayna’dan ithal ederek kullanmaları hayret vericidir. Ülkemizdeki Müslüman tüketiciler uyanıp, haklarını aramaya başlayıncaya kadar da kullanmaya devam edecekler gibi.[i]

Dondurma üreticilerin çoğu kez ürünleri Her gıda katkı maddesine Avrupa Birliği tarafından verilen özel tanıma kodu olan EC kodu olarak da bilinen E kodlarını yazmadıkları için katkı maddesini gerçek adı hakkında sağlıklı bir bilgiye erişmek çoğu kez imkânsızlaşmaktadır. Bu nedenle dondurmalarda yada buzlu yiyeceklerde kullanılması muhtemel katkı maddelerini bilgilerinize sunuyoruz. Gıdaya katılacak katkı maddesi insan sağlığı açısından güvenli olmalı, ancak izin verilen gıdalara ve izin verildiği miktarda katılmalıdır. İzin verilmesi bunların sağlıklı ve helal olduğu anlamına gelmez. Örneğin; E441 koduna sahip Gelatin (Jelâtin) maddesi bazı dondurmalarda yer aldığı görülmüştür. Bu madde elde etme maiyeti çok düşük olması, İslami hassasiyetten uzak ülke ve üreticilerce üretilmesi ve çoğu kez DOMUZ’dan elde edilmesi nedeniyle Müslüman ve Yahudi inancına sahip kimselerce tüketilemez katkı maddeleridir.

Bazı gıda maddelerinde sığır Jelâtini yazmaktadır. Sığır Jelâtinin olması helal olduğu anlamına gelmez. Sığır Jelâtini üreten firmanın o sığır Allah adıyla kesmesi ve temizlemesi gerekmektedir. Batılı Jelâtin üreticileri sığır Jelâtini pahalı olması ve domuz Jelâtinine göre daha sert olması nedeniyle tercih etmemektedir. Helal sayılan tek sığır Jelâtini üreticisi Pakistan’dır. Pakistan’ın sığır Jelâtini üretiminin tamamı sadece Türkiye’ye gelse bile Türkiye’nin Jelâtin ihtiyacını karşılamamaktadır. Kaldı ki Türkiye sadece Pakistan’dan Jelâtin almamaktadır. Jelâtinin ana hammaddesi kemiktir. Kemik ise otel, lokanta, yemek fabrikaları gibi firmalarının atık kemiklerinin toplanması ile elde edilir. Çok miktarda emik gerektiğinden özel bir hassasiyetiniz yoksa domuz en elverişli Jelâtin hammaddesi olmaktadır.

Dondurma sandığımız ürünlere Jelâtin Niçin Eklenir?

Jelâtin ilave edilmesinin sebebi buz parçacıklarının çok küçük olarak teşekkülü sağlamaktadır. Özellikle endüstriyel üretimlerde dondurma donmaması için donma noktasındayken jelâtin çok yumuşak bir jel teşkil etmesini sağlar. Süt, şeker, yumurta ve sahlepten elde edilen gerçek yağlı sütle üretilmiş gerçek dondurmada yağ vb maddeler nedeniyle donma olmadığından jelâtine de ihtiyaç yoktur.

Jelatin yerine aynı amaçla kullanılabilecek emilgatörler var mıdır?

E441 Jelatin (Gelatin)’in görevlerini yapabilecek diğer gıda katkıları şunlardır:

a- PEKTIN (bitkisel-elma kabuklarından elde edilir) E440a

b- AGARAGAR (bitkisel-bir cins deniz yosunundan elde edilir) E406

c- GUARK TOHUMU UNU (bitkisel) E412 (Bazı dondurmalarda kullanılmaktadır)

d- MODIFIYE NISASTA (bitkisel) E1400-E1450

e- KITRE ZAMKI (bitkisel) E413

f- ARAP ZAMKI (bitkisel) E414

g- ALGINATLAR (bitkisel) E401-E404 (Bazı dondurmalarda kullanılmaktadır)

h- KARRAGENAN (bitkisel) E407 (Bazı dondurmalarda kullanılmaktadır)

Katkı Üreticisine Soru

Hej, Hvofor laver I ikke % 100 vegetabiliske vingummier. I danmark lever der mange muslimer, jøder og vegetare.Jeg finder ikke %100 vegetabiliske vingummier i danske supermarkeder. Muslimerne spiser ikke gelatine, lecitin eller E471 fra svin. Hilsen

Niçin % 100 bitkisel olan bir yumuşak şeker üretmiyorsunuz? Danimarka’da birçok Müslüman, Yahudi ve vejeteryan insan yaşıyor. Marketlerde %100 bitkisel katkılı yumuşak şeker bulamıyoruz. Müslümanlar, Domuzdan elde edilmiş gelatin, lecitin ve E 471 gibi bazı katkıları içeren gıdaları yiyemiyorlar. Selamlar H. Kayhan

Katkı Üreticisinin Cevabı

Tak for din henvendelse. Haribo Lakrids A/S anvender en gelatine fremstillet af gris og har nogle specielle egenskaber. Den giver en bl.a. en speciel mundfornemmelse, måden den smelter i munden på, fasthed og bid. Disse egenskaber og kvalitetstegn for Haribo produkter kan vi desværre ikke opnå med vegetabilsk gelatine. Med venlig hislen Haribo Lakrids A/S Maria Meldal Laboratoriet

Basvurunuz için teşekkürler. Haribo Lakrids A/S gelatini domuzdan ve değişik kaynaklardan elde etmektedir. Bu şekilde olması özel bir ağız hissi yani ağızda parçalanabilmesi, ısırma ve çiğneme hissi vermektedir. İşte Haribo, bu özellikleri bitkisel gelatin ile elde edemiyor.

Saygılarımızla Haribo Lakrids A/S Maria Meldal Laboratoriet

Mamullerimizin Hiç Birinde Domuz ve Katkı Ürünleri Yoktur Yazarsa?

Artık moda cümle gıda ürünlerinin Türkçe ve Arapçası’na “Mamulleriz hiçbirinde domuz ve domuzdan mamul katkı yoktur” ve “Mamulleriz hiçbirinde alkol ve çözeltileri yoktur” ibarelerinin yazılması ticari bir moda olmuştur. Modadır çünkü bu ibareleri yazan firmaların birçok ürününde ‘Jelatin’ katkısı vardır. Kimileri ise ‘Hayvansal jelatin’ şeklinde yazmaktadır. Ancak bu firmaların hiçbiri Jelatin satın aldıkları ülke yada üreticinin adını verememektedir. Bu nedenle bu moda tabir mütedeyyin Müslüman ve Yahudi tüketiciler açısından hiçbir anlam ifade etmemektedir.

Kaynak: Tüketiciler Birliği

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | 1 Comment »

Kimler Cennete girer?

Posted by Site - Yönetici Mayıs 13, 2008

12Kimler Cennete girer,h.z adem,cennet,

Kimler Cennete girer?

Sual: Genel olarak kimler Cennetlik, kimler Cehennemliktir?

CEVAP
Allahü teâlâya inanan, Onun emir ve yasaklarına riayet eden, hepsini beğenen kimse yani Müslüman olarak ölen Cennete gider. Bunun tersi olan da Cehenneme gider. Genelde iyi huylular Cennete, kötü huylular Cehenneme gider. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Cennete gidecek olanları haber veriyorum, dikkatli dinleyin. Zayıftır, mazlumdur, güçleri yetmez. Bir şey için yemin ederlerse, Allahü teâlâ, bu Müslümanların yeminlerini, muhakkak yerine getirir. Cehenneme gidecek olanları da bildiriyorum: Sertlik gösterirler ve kendilerini üstün görürler.) [Tirmizi, Ebu Davud]

Cennet mi, Cehennem mi daha kolay?

Sual: Cennete gitmek mi, yoksa Cehenneme gitmek mi daha kolaydır?

CEVAP
İkisi de kolaydır. Doğru inanan, Müslüman olarak ölen Cennete, inanmayan, kâfir olarak ölen Cehenneme gider.

Nefsine uyanın Cehenneme gitmesi çok kolay, Cennete gitmesi ise çok zordur. Cehenneme gitmek için hiçbir yasağa riayete ihtiyaç yoktur; ama Cennete gitmek için birçok kurallar vardır. Önce doğru iman, sonra haramlardan kaçmak ve ibadetleri yapmak… İki hadis-i şerif meali:

(Cehennem nefse hoş gelen, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır.) [Buhari]

(Cenneti isteyen de, Cehennemden korkan da uyumaz. Cennet zorluklarla kuşatılmıştır, dünya ise lezzet ve şehvetlere bürünmüştür. Onun lezzet ve şehvetleri sizi Cennetten alıkoymasın.) [Ramuz]

Cennete girecek hayvanlar

Sual: İstisna olarak Cennete girecek hayvanlar hangileridir?

CEVAP
Cennete girecek olan hayvanlar şunlardır:
1- Salih aleyhisselamın devesi,
2- İbrahim aleyhisselamın danası,
3- İsmail aleyhisselamın koçu,
4- Musa aleyhisselamın sığırı,
5- Yunus aleyhisselamın Yunus ismi verilen balığı,
6- Üzeyr aleyhisselamın merkebi,
7- Süleyman aleyhisselamın karıncası,
8- Belkıs’a gönderilen hüdhüd,
9- Eshab-ı Kehfin Kıtmir isimli köpeği,
10- Muhammed aleyhisselamın devesi.
Bu hayvanların, Cennete koç şeklinde gireceği bildirilmiştir. (Mişkatül-Envar, Şir’at-ül-islam şerhi)

Deli Cennete gider mi?

Sual: Deli, ahirette nereye gider? Doğuştan deli ise veya sonradan delirmişse ne olur?

CEVAP
Allahü teâlâ, iman ve ibadette kullarından gücü yetmediği şeyleri istememiştir. Bunun için, Müslüman iken deli olan, uykuda iken ölen kimse, bu halinde imanlı olduğunu tasdik etmiyorsa da, Müslümanlığı devam etmektedir. Kâfir iken deliren de küfrünü ilan etmiyorsa da, önceki küfür hâli devam etmektedir.

Doğuştan deli olan Müslüman evladı Cennete gider. Kâfir çocukları için yedi tane farklı kavil vardır. O kavillerden birisi onlar da Cennete gidecektir. O kavillerin birine göre de, hesaptan sonra toprak olacaktır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 3 Comments »

J E L A T İ N ? ( N E D İ R ? )

Posted by Site - Yönetici Mayıs 12, 2008

Jelatin,jelatin-harammigelatin-haramjelatin-nedirj-e-l-a-t-i-n-n-e-d-i-r

J E L A T İ N ?  >> N E D İ R ?

Jelatin, hayvanların deri ve kemiklerinden elde edilen bir katkı maddesidir ve protein olarak bilinir.

Jelatin üretiminde, hammaddenin temizlenip hazırlanması aşamasından sonra birbirini takip eden şu işlem basamakları vardır:

– Ön işlemler

– Extraksiyon

– Saflaştırma

– Konsantrasyon

– Kalite kontrol

– Kurutma

– Öğütme

– Eleme

– Harmanlama

Ön işlemlerde, asit uygulaması ile A tipi jelatin, baz uygulaması ile B tipi jelatin elde edilir. A tipi jelatin kemik ve domuz derisinden, B tipi jelatin kemik ve inek derisinden elde edilir.

Kullanım Alanları:

– Gıda

– Kozmetik

– Eczacılık

– Fotografçılık

– Gübreler

– Kaplamalar

– Microenkapsülasyon

– Beslenme

– Yıkama ürünü

– Temizleme ürünü

Fonksiyonları:

– Köpürmeyi sağlayıcı

– Emülgatör

– Kristalizasyonu düzenleyici

– Stabilizör

– Jelleştirme

– Bağlama

– Film oluşturucu

– Kremleştirme ajanı

– Durultma ajanı

– Koloidal yapıyı koruyucu

– Koyulaştırıcı

– Yapışma ajanı

– Diğer

Gıdaların protein açısından zenginleştirilip yağ ve karbonhidrat oranının azaltılmasında da jelatin kullanılır.

Kullanım Yerleri:

– Şekerlemeler

– Tatlılar

– Süt ürünleri

– Et ürünleri,

– Soslar

– Çorbalar

– İçecekler

– Fırın ürünleri.

Fonksiyonel Özellikleri

– Jelleşme ajanı olarak jöleli tatlılar, etler, şekerlemeler, et soslarında kullanılır.

– Yapı sağlayıcı olarak lokum, koz helvası, kremalar, sufleler, fırın ürünleri ve diğer ürünlerde kullanılır.

– Bağlama ajanı olarak rulo etler, konserve etler, şekerlemeler, peynirler, süt ürünleri ve diğer ürünlerde kullanılır.

– Durultma ajanıbira, şarap, meyve suları ve diğer ürünlerde kullanılır.

– Film oluşturucu olarak meyvelerin kaplanmasında ve etlerde kullanılır.

– Koyulaştırıcı olarak toz içecekler, et suyu, soslar, çorbalar, pudingler, jöleler, şuruplar, süt ürünleri ve diğer ürünlerde…

– İşlem yardımcısı olarak tadlandırıcılar, yağ, vitamin ve renklendiricilerin mikroenkap-sülasyonunda kullanılır.

– Emülgatör olarak çorbalar, soslar, tadlandırıcılar, et ürünleri, kremalar, şekerlemeler, süt ürünleri ve diğer ürünlerde kullanılır

– Stabilizör olarak krem peynirler, çikolatalı sütler, yoğurt, buzlandı-rılan ürünler, kremalar, don-muş tatlılar ve diğer ürünlerde…

– Yapışma ajanı olarak şekerlemeler ve et ürünlerinde kullanılır.

– Köpürmeyi sağlayıcı olarak şekerlemeler, kremalar, dondurmalarda kullanılır.

– Kristalizasyonu düzenleyici olarak dondurmalar, buzlu ürünler, donmuş tatlılarda kullanılır.

– Jelatin, kozmetik alanında saç ve cilt bakım ürünlerinin üretiminde kullanılır.

– Eczacılıkta ise en yaygın kullanım alanı, yumuşak ve katı jelatin kapsüllerin üretimidir.

– Fotoğrafçılıkta ise fotoğraf filmlerinin üretiminde kullanılır.

ŞİMDİ SORMAK LAZIM…

Kullanım alanı bu kadar yaygın olan jelatinin hammaddesinin ne olduğu hususunda bir müslüman olarak duyarsız kalabilir miyiz?

Jelatin üretiminde büyük oranda domuz kullanıldığını bile bile, firmaların beyanını esas alarak jelatinli ürünleri tüketmeye devam mı edeceğiz?

Yoksa, firmaların, ürünlerinin denetimi yapılarak GİMDES SERTİFİKASI almalarını mı talep edeceğiz?

ŞİMDİ KARAR ZAMANI!

Kaynak: gimdes.org

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Haramlar - Helaller, Sağlık, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: