Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 08 May 2008

Sırat Köprüsü.

Posted by Site - Yönetici Mayıs 8, 2008

Sırat Köprüsü.,sc4b1rat-kc3b6prc3bcsc3bc-cehennemin-vasfi-c59fiddet-ve-zorluc49fu

Sırat Köprüsü.

Sual: Sırat köprüsüne inanmak farz mıdır?

CEVAP

Evet farzdır. Çünkü Sırat köprüsü Nass ile sabittir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Onları Cehennem Sıratına götürüp hapsedin! Çünkü onlar mesuldür.) [Saffat 23, 24]

Nuhbet-ül-Leali kitabında diyor ki:

Sırat, Cehennem üzerinde bir köprüdür. Âyet-i kerimede mealen buyuruluyor ki:

(İçinizden oraya [Cehenneme] uğramayacak hiç kimse yoktur.) [Meryem 71]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Cehennem üzerine Sırat köprüsü kurulur. Buradan ümmetiyle ilk geçecek Peygamber benim.) [Buhari]

(Kıyamette Sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim. Allahü teâlâ, “Dilediğini iste, istediklerine şefaat et, şefaatin kabul olunacaktır” buyurur. Ümmetime şefaatten sonra, yalvarmaya devam ederim. Rabbim bana “Ümmetinden ihlâsla bir defa “La ilahe illallah” diyen ve imanla ölen herkesi Cennete koy” buyuruncaya kadar yerimden kalkmam.)(Ahmed bin Hanbel)- [İ. Ahmed]

(Sırat köprüsünü geçmek herkesin nuruna bağlıdır. Kimi göz açıp yumuncaya kadar, kimi şimşek gibi, kimi yıldız akması gibi, kimi koşan at gibi sıratı geçerler. Nuru çok az olan da yüzüstü sürünür. Elleri ve ayakları kayar, tekrar yapışır. Nihayet sürüne sürüne kurtulur.) [Taberani]

(Ehl-i beytimi ve Eshabımı çok sevenin, Sırat köprüsünden geçerken ayağı kaymaz.) [Deylemi]

(Hiçbir bid’at ehli Sırattan geçemeyecek, Cehenneme düşecektir.) [İbni Asakir]

(Cehennem ateşi müminlere der ki: Ey mümin, üzerimden çabuk geç, senin nurun ateşimi söndürüyor.) [Taberani]

(Nice kimseler Sırattan geçtiğini bilmeyip, meleklere derler ki: Sırat ve Cehennem nerede kaldı, biz onlardan geçtik mi?

Melekler de şöyle cevap verirler: “Siz Cehennem üstündeki Sırattan geçtiniz; fakat Cehennem ateşi sizin nurunuzdan çekilip, örtülmüştü.”) [Camius-sagir]

Peygamber efendimizin ümmetinden olan bazı kişiler, mezardan kalkınca doğruca Cennete giderler. Melekler bunlara derler ki:

– Hesap gördünüz mü?

– Hayır, biz hesap falan görmedik.

– Sırat köprüsünü geçtiniz mi?

– Hayır, Sırat falan görmedik.

– Cehennemi gördünüz mü?

– Hayır, Cehennemi de görmedik.

– Siz ne amel işlediniz de böyle hesap görmeden, Sırata uğramadan doğruca Cennete geldiniz?

– Bizim iki hasletimiz var idi. Onun sayesinde bu nimete kavuştuk. Allah`tan utanır, yalnızken de günah işlemezdik. Bir de Allah`ın verdiği az rızka razı olurduk.

Melekler derler ki: Bu nimetler sizin hakkınızdır. (İbni Hibban)

Köprü denilince, bilinen köprüler zannedilmemelidir! (Sınıf geçmek için imtihan köprüsünden geçilir) diyoruz. Hâlbuki imtihanın köprüye benzer tarafı yoktur. Sırat köprüsü de, bilinen köprülere veya imtihan köprüsüne hiç benzemez. (S.Ebediyye)

Sorulacak sualler

Sual: Sırat köprüsünde sorulacak sualler nelerdir?

CEVAP

Sırat köprüsü üzerinde yedi yerde, yedi şeyden sual edilecektir.

Önce imandan sorulacaktır. İmanı doğru ise birinci duraktan geçecek, doğru değilse Cehenneme düşecektir.

2. durakta namazdan sorulacaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namaz, Allahü teâlânın hoşnut olduğu bütün amellerin en faziletlisidir. Kabirde ışık, Sırat köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir.) [M.Cenne]

(Kıyamette ilk önce namazdan sorulacaktır. Namazı düzgün olanın, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün olmayanın, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]

[Onun için her Müslüman mutlaka namazı kılmalıdır!

Namaz dinin direğidir. Direksiz bina olmaz. Namaza önem vermeyenlerin kâfir olacağını bildiren birçok hadis-i şerif vardır.]

3. durakta zekâttan,

4. durakta oruçtan,

5. durakta hacdan,

6. durakta kul hakkından, ana-baba hakkından, akrabayı gözetip gözetmediğinden,

7. durakta gusledip etmediğinden sorulacaktır.

Hangisinde kusuru varsa, o nispette Cehennemde yanacak, kusuru olmadığı yerden kolayca geçecektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İnsanlar Cehennem üzerindeki köprüden geçerler. Köprüde dikenli demirler, çengeller ve kancalar vardır. İnsanları sağdan soldan yakalar. Köprüdeki melekler, “Allah`ım selamet ver” diye dua ederler. Halkın bir kısmı köprüyü şimşek gibi, bir kısmı rüzgâr gibi, bir kısmı koşan at gibi, bir kısmı koşarak, bir kısmı yürüyerek, bir kısmı emekleyerek ve bir kısmı da sürünerek geçer. Asıl Cehennemliklere gelince, bunlar ne ölür, ne de yeni bir hayata kavuşur. Günahkârlar, günahı nispetinde Cehennemde yandıktan sonra onlara şefaat edilmeye izin verilir.) [Buhari]

(Sırat kıldan ince, kılıçtan keskindir. Melekler, müminleri kurtarmaya çalışır. Cebrail aleyhisselam beni belimden tutar. Ben de, “Ya Rabbi ümmetime selamet ver, onları kurtar” diye dua ederim. O gün ayağı sürçüp düşen çok olur.) [Beyheki]

(Servetiyle Allahü teâlâya itaat eden ve malının hakkını ödeyen kimse, Kıyamette Sırata gelince, malı “Haydi geç, çünkü sen, bende olan Allah`ın hakkını ödedin” der. Daha sonra malındaki Allah hakkını ödemeyen kimse gelir, malı, “Neden bende olan Allah hakkını ödemedin?” der. O da “Yazık bana, ne yaptım?” diye söylenir.) [Beyheki]

Sıratı geçen müminler iki pınarla karşılaşırlar. Bu pınarın birisinde yıkanır, diğerinden de içerler. Böylece maddi ve manevi temizliğe kavuştuktan sonra Cennetin kapısına gelirler. Melekler, Zümer suresinde bildirildiği gibi, (Sizlere selam olsun, hoş geldiniz. Ebedi olarak buraya girin!) derler. Sonra Cennet elbiseleri giydirilir. Hepsi Cennete girer.

Posted in Ölüm Ve Ötesi - İbni Kesir, Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Etiketler: | 12 Comments »

Kadıya müracaat et, o işini halleder

Posted by Site - Yönetici Mayıs 8, 2008

Kurtuba kadısı Beşir,Kadıya müracaat et, o işini halleder,endulus,

Kadıya müracaat et, o işini halleder

İslâm medeniyetinin zirveye ulaştığı günlerde, kendisine bir saray yaptırmaya başlamış olan Endülüs halîfesi Hakem (1), bu muhteşem sarayının bahçesinde yeryüzünün bütün çiçeklerini de bulundurmak istiyordu. Bunun için saray bahçıvanları kendisinin haberi olmadan bitişikteki dul kadının tarlasını bile saray bahçesine katmışlardı.

Toprak sahibi zavallı kadın sağa-sola baş vurmuşsa da, kimseye sesini duyuramadığı için, verilen paraya râzı olmaya mecbur kalmıştı. Bir gün kendisine, “Kurtuba kadısı Beşir’e mürâcaat et; zira halîfe, İslâm hukukunun tatbikçisi olan kadıları mutlaka dinler” dediler. Yaşlı kadın umutsuzluk içinde Kurtuba kadısına gelerek, tarlasını halîfenin saray bahçesine kattıklarını, verilen paraya râzı olmadığı halde kendisini dinlemediklerini söyler.

Son derece zekî olan Kurtuba kadısı Beşir, “Sen bekle, ben işini hallederim” diyerek eline bir çuval alıp, halîfenin bahçedeki çiçekler arasında dolaştığı sırada bahçeye girer. Oradaki yumuşak topraklardan elindeki çuvala doldurmaya başlar. Halîfe bundan bir şey anlayamazsa da merakla neticeyi bekler.

Kadı Beşir, çuvalı ağzına kadar toprakla doldurduktan sonra halîfeye seslenir:

— Yâ Emîre’l-Mü’minîn! Şu çuvalı sırtıma kaldırır mısınız?

Halîfe işin iç yüzünde bir şeyler olacağını sezmesine rağmen, gelip içi dolu çuvalı Kurtuba kadısının sırtına kaldırmak için kendini zorlar; fakat çuval, ağzından dökülürcesine dolu olduğu için oldukça ağırdır, kaldıramaz.

— Bu çuval ağzına kadar dolu, kaldıramıyorum yâ Beşir, der. Beşir’in beklediği olmuştur. Cevabını yapıştırır:

— Nasıl olur yâ Emîre’l-Müminîn! Kaldırmanız lâzım; zira siz, sadece bu bir çuvalı değil, şu gördüğünüz koca tarlayı hem de yedi kat olarak boynunuza halka gibi geçmiş vaziyette kaldıracaksınız, der.

Halîfe,

— Bu nasıl olur, yâ Beşir? deyince Kadı Beşîr,

— Anlatayım yâ Emîre’l-Müminîn! der ve şunları söyler:

Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, “Kim birinin bir karış toprağını gasp ederek alırsa, o toprak yedi kat yerin dibine kadar kıyâmette gasp edenin boynuna geçirilecek. Kaldırması için melekler ateşten kamçılarla kırbaçlayıp azap edecekler” (1) buyurdu. Bu sebeple siz de, sadece bu bir çuval toprağı değil; belki, sahibesinin rızâsı olmadan bahçenize kattığınız şu koca tarlayı, yedi kat aşağısına kadar halkalanmış olarak boynunuza takıp yukarı kaldıracaksınız. Bu koskoca tarlayı kaldırmayı gözünüz kesiyor da, şu bir çuval toprağı mı kaldıramayacaksınız?

Bu cevap karşısında düşünceye dalan Endülüs Halîfesi Hakem, emrini verir:

— Kadın toprağına, gasp eden de cezâsına kavuşmalıdır. Bir çuval toprağı kaldıramayan, yedi kat yerin dibine kadarını hiç kaldıramaz. (2)

***

Evet, onlar böyleydiler. Adâlet ve hakkaniyet hususunda yapılan îkazlara kulak tıkamıyor, yapılması gerekeni derhal icrâ ediyorlardı.

Maksat, canlı-cansız bütün varlıkların hukûkuna riâyetti.

Çünkü İslâm’ın gösterdiği hedef buydu. O bakımdan, çeşitli sebeplerle zaman zaman meydana gelen veya gelebilecek aksaklıkları da, böylesine titiz bir şekilde sür‘atle düzeltiyor, vâki zararları telâfi ediyorlardı.

Peki, ya bugün?!

Posted in ADALET, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: