Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Nisan 2008

Cocuk`tan ibretlik sözler

Posted by Site - Yönetici Nisan 25, 2008

Malik bin dinar ve cocuk,hikaye,dini hikayeler.

Cocuk`tan ibretlik sözler

Malik bin Dinar Hazretleri, bir gün, bir sabiye ( kücük cocuga ) rastladi.

Cocuk toprak ile oynuyordu. Bazen gülüyor ve bazende agliyordu .

Malik bin Dinar buyurdu :

– Icime O cocuga selam vermek dogdu. Nefsim kibirlenip selam vermekten vazgecti.

Ben nefsime şöyle seslendim : Ey nefsim ! Peygamber efendimiz S.A.V. Hazretleri kücük ve büyük herkese selam verirdi. Sende bu cocuga selam ver !

Ve O cocuga selam verdim,

Cocuk

-Ve aleykümüsselam ve rahmetullahi ve berekatuhu ,

Ey Malik bin Dinar.

Sordum

– Beni nereden tanidin? Daha önce beni görmüslügün yoktu ?

Cocuk

– Melekut aleminde ruhum, senin ruhunla karsilasti. Ölmeyen ve sürekli hayy olan Allahi Teala bizleri tanistirdi.

Ben ona sordum

– Akil ile Nefsin arasindaki fark nedir ?

Cocuk

-Nefsin ,seni bana selam vermekten alikoyandir. Aklin ise seni selam vermeye tesvik eden ve zorlayandir.

Yine sordum

Senin halin nedir ? Niye bu toprakla oyniyorsun ?

Cocuk

Cünki biz Topraktan yaratildik; yine ona döndürülecegiz !

Yine sordum

– Bazen gülüyor ve bazende agliyorsun ?

Cocuk

-Evet ! Rabbimin azabini hatirladigimda agliyorum; rahmetini hatirladigimda ise gülüyorum.

Ben sordum

– Evladim ! Senin ne günahin var ki ?

Cocuk

-Ey Malik bin Dinar ! Böyle söyleme ! Görmüyormusun büyük odunlari tutusturmak icin, önce kücük odunlari tutusturuyorlar !

Ruhulbeyan tercümesi cild.1 sahife 426

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Düşündüren Sözler, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Tevbe, Yorumlar | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Agat – Akik – Yemen Taşı

Posted by Site - Yönetici Nisan 25, 2008

Agat - Akik – Yemen Taşı

Akik ve Agat – Yemen Taşı

Agate, Achat “İsmini Sicilya’da bulunan Achates Nehri’nden almıştır. En çok bulunan taşlardan birisi olmasına rağmen, renklerindeki ve halkalarının dağılımındaki çeşitliliğin sınırsızlığı nedeniyle herzaman en gözde taşlardan biri olmuştur.”

Akik tasinin fiziksel etkileri

Bedenin gerginlik olan kısımlarına sıcaklık hissi verir ve gerginliği azaltır. Ağrıları gidermek için kullanılabilir.

Cilt hastalıklarına karşı etkilidir. Damarları kuvvetlendirir.

Güçlü ve erkeksi bir enerjiye sahip olan akik, cinsel organlar ve cinsel güç için faydalıdır.

Hamilelikte hem anne hem de bebeğin sağlığı için faydalıdır ve bu süreç içerisinde kullanılması özellikle önerilir.

Kemik ve diş yapısının korunmasında faydalıdır.

Mavi renkli olan diğer taşlar gibi, mavi tonlarında olan akikler de akiğin diğer türlerinden farklı olarak boğaz çakrasında etkilidir ve boğaz ile ilgili sorunlarda kullanılabilir.

Akik tasinin metafiziksel ve psikolojik etkileri

Canlılık veren enerjisiyle, kendinizi sıkıntılı ve kötü hissettiğiniz anlarda olayların iyi yönünü de görmenizi sağlar. İnsanların olumsuzluklarından kolayca etkileniyorsaniz akik size iyi gelecektir.
Dünyevi başarıyı simgeleyen akik, negatif enerjiye karşı koruma sağlar ve tükenmiş olan cesareti canlandırır. İşadamlarının bu taşı, özellikle belin altında (cepte veya yüzük olarak olabilir) taşımaları faydalı olacaktır. Özellikle yüzük olarak kullanıldığında, kişinin kendisine güvenini artırır.
Kendisini taşıyan kişiye güç, keyif ve iyimserlik hissi verir. Ceplerinde bu taşı taşıyan çocukları olumsuz duygulardan ve münakaşalardan uzak tutar.
Kırmızımsı turuncu renkteki akikler fiziksel canlılığı artırarak tembelliği giderir. Yaşanılan ana yoğunlaşma isteğini güçlendirir.
Mavi dantelli akik taşı; sosyal ortamlarda gereksinim duyulan serinkanlılık ve özgüven duygularını güçlendirir. Konuya yoğunlaşmaya ve konuşmaya yardımcı olur. Sinir bozukluklarını yatıştırır ve topluluk önünde yapılacak konuşmalarda duyulan heyecanı giderir.
Mavi renkli olan akikler nazara karşı etkilidir. Ayrıca; sadece rengiyle bile kişinin içini ferahlatan mavi akik, konuşma güçlüğü çekenler için faydalıdır.
Yosun akik, insanın içini koşulsuz sevgi ile doldurur ve kişinin ruhsal gelişimine yardımcı olur.

Akik tasi eskiden Yemen tasi olarak bilinirdi

(Not: Bazı kaynaklarda Yemen Taşı’nın zirkon olduğu söyleniyor ancak akik olması daha güçlü ihtimal. Maden Yük. Müh. Mehmet Yaşar Ethem’in kitabında karneola yani bildiğimiz kırmızı akiğe (Örn. foto) Yementaşı denilirken, yine bir agat türü olan ve Kırmızı Çizgili Akik olarak bilinen Sardoniks taşına da (Örn. foto) Yemen Akiği denilmiş. Edmund Harold’un Kristal Mucizesi adlı kitabında ise Granat için Yementaşı denilmiş.)

Seyyid Eyyûb bin Sıddîk’in yazmış olduğu “Menâkıb-ı Çihâr-ı Yâr-i Güzîn” (Dört Halîfenin Üstünlükleri) adlı kitaptan konuyla ilgili bir alıntı şu şekilde:

“Ellidördüncü Menâkıb: Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” bir gün Fırat nehri kenârında seyr ederken boğulmuş bir kimse gördü. O meyyitin yanına varıp, bakdıkda, gördü ki, serçe parmağında Yemen taşından yüzük var. Hayret edip, meyyit yanında hâzır olan cemâ’ate süâl etdi ki, bu meyyitin vefâtına sebeb ne oldu. Allahü teâlânın emri ki, sultânımız suya gark olmuşdur. Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” buyurdular ki, Yemen taşı taşıyanın suda boğulmaması gerek idi. Bunun hikmeti nedir, diye hayret deryâsına dalıp, tefekküre vardılar. Allahü Sübhânehü ve teâlâ celle celâlühü luftundan ve ihsânından, hazret-i Alînin “radıyallahü teâlâ anh” bu ızdırâbının geçmesi ve bu elemden kurtulması için, o meyyitin parmağında olan yüzük taşına dil verip, hazret-i Alîye dedi ki: Yâ Alî! Yemen taşında buyurduğunuz o hassâ vardır. Lâkin ben Yemenî değilim. Hind diyârının bir taşıyım. Bende o hassâ yokdur. Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” bunu işitmekle şâd olup, Allahü Sübhânehü ve teâlâ ve tekaddes hazretlerine şükrler eyledi. Hâzır olan cemâ’ate buyurdu ki, suda boğulmakdan kurtulmak hâssası Allahü teâlânın inâyeti ile Yemenî taşa mahsûsdur. Başka taşlarda yokdur. O zemândan beri Yemenî taş i’tibâr bulup, parmakda yüzük kılındı. Bu hikâye bir arabî menâkıbdan nakl olundu.”

Kaynak » Menâkıb-ı Çihâr-ı Yâr-i Güzîn

” Ates akigi ” hususunda genelde bir yanlis anlasilma var.

Ateş Akiği denilen taş ateş ya da kor renginde olan akik değildir; bu karnelyan taşıdır, yani bildiğimiz akiktir. Ateş Akiği ise; akiğin değerli opal taşına benzeyen, yarı-şeffaf olup içerisinde katmanları görünen, kısmi sarı-yeşil ışıltılara sahip olduğu bir türüdür ve akiğin en değerli türlerinden biridir. Taşta ne kadar çok ışıltı varsa değeri de o derece fazladır.

Aslinda ” Akik ve Agat” ayni tasin iki farkli tipidir.

Her ikisi de “kalsedon” taşının bir alt türüdür. Eğer kalsedon yarı-şeffaf, çizgisiz ve renk tonu olarak turuncu-kırmızı-kahverengi ise bu “akik (karnelyan ya da karneol olarak da bilinir)” adını alır; eğer yine yarı-şeffaf olur ancak, taşın içerisinde katmanlar (çizgiler, farklı oluşumlar) olursa “agat” adını alır. Türkiye’de genel olarak her ikisi de akik taşı olarak bilindiği için hem Kenzay’da hem de bu sayfada -şimdilik- her ikisini bir arada ele aldık. Örneğin Mavi Dantelli Akik denilen taşa (Blue Lace Agate) Mavi Dantelli Agat denilmesi; Yosun Akiğe (Moss Agate) Yosunlu Agat denilmesi, Ateş Akiğine (Fire Agate) Ateş Agatı denilmesi vs. daha doğrudur fakat bunlar Türkçe kaynaklarda genelde akik olarak belirtilmiş olduğu ve genel olarak bu şekilde tanınmış olduğu için biz de bu şekilde kullandık.

Akiğin bir kalsedon türü olduğunu ve turuncu-kırmızı-kahverengi tonlarında olduğunu söyledik. Bu durumda mavi akik denilen taş nedir diye düşünebilirsiniz. Burada renk önemli; sadece belirtilen renklerde olursa taşa akik denir. Mavi akik olarak bilinen tür aslında ya mavi kalsedondur ya da genelde soluk renkli kalsedonun kimyasal işlemler sonucunda renklendirilmiş halidir. Normalde mavi akik adında bir taş yoktur. Mavi akikler her ne kadar doğal taş olsalar da renklendirme işlemi nedeniyle görünümü doğal halinde değildir. Eğer etkileri nedeniyle mavi renkli akik kullanmanız önerilmişse tercih etmeniz gereken taş Mavi Dantelli Akik taşı olmalıdır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , | 1 Comment »

MÜJDE !

Posted by Site - Yönetici Nisan 24, 2008

mevlana

MÜJDE !

Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki :

” Kendi kusurlari ile mesgul olup baskasinin kusurlarini arastirmayana,

Helal kazancindan infak edene,

Hikmet ve fikih alimleri ile oturup kalkan ve isyan ve hata edenlerden uzaklasana,

Kendini zelil gørup ahlaki guzel olana,

Ici guzel olup insanlara fenaligi dokunmayana,

Ilmiyle amel edene,malindan fazlasini verip søzunun fazlasini saklayana,

Sunnete sarilip bid`ate sapmayana mujdeler olsun .”

EVLADIN ANA VE BABASINA KARSI VAZiFESi

Ana – babaya iyilik ve ihsanda bulunmak, guler yuzlu ,tatli ve yumusak søzlu olmak ; yeme,giyme vesair ihtiyaclarini temin etmek.

Azarlamamak,bikkinlik alameti gøstermemek, øf bile dememek, Ana Babaya ; ” Yap,nicin yapmadin, nicin yaptin ? ” gibi søzler søylememek.

Mesru emirlerine itaat etmek ve cagirinca icabet etmek.

Saygida Baba, hizmet ve sefkatte anne ønce gelir. Onlari sevmek ve kendisi icin sevdigini onlar icin de sevmek, Kendisi icin cirkin gørdugunu onlar icin de cirkin gørmek.

Yakinda iseler ziyaret ederek. Uzak olup gidemez ise mektup,telefon vs. Ile olsun gønullerini almak.

Ana Baba icin devamli dua ve istigfar etmek.

Bir Hadis : ” Uzerinize øyle zaman gelecekk ki, o zamanda ( su ) uc seyden daha kiymetli bir sey bulunmayacak : Helal para, Kendisiyle unsiyet edilecek arkadas, Kendisiyle amel edilecek sunnet.” ( Teberani, el-Mu`cemu`l.Evsat )

Fazilet Takvimi – 2008

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Kâfir olayım demek

Posted by Site - Yönetici Nisan 24, 2008

Kâfir olayım demek

Kâfir olayım demek

Sual: İnandırmak için, (Kâfir olayım veya şerefsizim ki, Ali beyin arabası yok) deniyor. Bu yemin olur mu?

CEVAP

Bu hususta iki kavil var:

1- (Ali beyin arabası yoktur, varsa kâfir olayım) dense, Ali beyin arabası olsa da, olmasa da, öyle diyen kimse, kâfir olur. Niyetine bakılmaz, yani niyeti geçersizdir.

2- Küfre sebep olan şeyleri, yemin niyeti ile söylerse, kâfir olmaz, yemin etmiş olur. Ama böyle yemin, Müslüman yemini değildir.

Şerefsizim veya şerefsiz olayım demek de çok çirkindir. Müslüman kendine veya başka Müslümana böyle dememelidir. Şerefsiz demek; ahlaksız, namussuz ve haysiyetsiz demektir. Halbuki Müslüman, Allah indinde muhterem, aziz, mübarek, kıymetli insan demektir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Ölüm değirmeni ve tefekkürün değeri

Posted by Site - Yönetici Nisan 24, 2008

Ölüm Değirmeni ve Tefekkürün Değeri,tefekkür-2

Ölüm Değirmeni ve Tefekkürün Değeri

ARAPÇA BİR KIT‘A

“en-Nãsü fî gaflâtihim

Ve raha’l-meniyyeti tathanü

Mâ dûne dâirati’r-rahâ

Hısnün limen yetehassanü”

Meâli: “İnsanlar, gafletlerinde varsın devam etsinler. Ölüm değirmeni durmadan öğütüyor. Sığınak arayan için de, ölüm değirmeninden başka sığınak yoktur!..”

Zaman, tam da tefekkür (düşünce) zamanıdır. Fikirden-tefekkürden, tabii ki de tezekkürden uzak kalmamak gerek. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Bir saat tefekkür, bir sene nâfile ibâdetten hayırlıdır“(1) buyurmuşlardır.

* * *

Bir şairimiz de “TEFEKKÜR” başlıklı şiirinde şunları dile getirmiştir(2):

Sonsuzluk içinde bir mâvi kubbe

Bir lâmba ortada yanar durmadan,

Nakkaş-ı Ezelî”nin yaptığı tipte

Boşlukta bir hâne döner durmadan.

Misafirhânedir o hâne bize

Yıldızlar kıvılcım ay pervânedir,

Gelenler hep gitmiş kalır mı bize

Bu akış içinde gaflet neyedir?

Gelenler eli boş gelmiyorlar mı

Getirdi mi ağacın fihristesini?

Elinde bir tohum çekirdek var mı

Kim temin ediyor maişetini?

Niçin tükenmiyor bu yenen rızık?

Bir tohum tonlarca yemiş getirir

Bir dâne vagonlar dolusu azık,

Düşündün mü, bunlar nereden gelir?

Kuru çıplak daldan çiçek açtıran

Zehirli sinekten bal yediren kim?

Kim elsiz böceğe ipek yaptıran

Bunca hizmet kime, emir veren kim?..

Felâh”a götüren doğru yol varken,

Çıkmaz sokaklarda kıvranmak neden?

Güneş kadar parlak hakikat varken,

Görmek istemeyip göz yummak neden?

Ey, yolcu! Nereden-nereye böyle?

Şaşırma kendini, bul doğru yolu.

Var mıdır, başka Hak, doğru yol söyle?

KUR”AN va”zediyor en doğru yolu.

Şerafettin KESKİNOĞLU

* * *

Tefekkür; her alanda kalbin meş”alesi, rûhun-letaifin gıdası ve İslâmî hayatın da kanı, canı ve ışığıdır. Tefekkür olmayınca manevi bünyemiz zulmetlere bürünür, ruhumuz hafakanlara girer, bedenimiz kadavralaşır.

Tefekkür olmadan hayrı şerden, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt etmenin imkanı yoktur. Kurân’ın, sünnetin, pîranın sözlerine hakkıyla vukuf ancak onunla mümkün hale gelir; gerek derinlik ve gerekse genişliğe onunla ulaşalır.

Tefekkür, hemen her şeyin altın anahtarı, hakikate giden yolun bir nevi rehberi, kılavuzudur.

Onun içindir ki Rabbimiz mü””minler hakkında, “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah””ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler/düşünürler. Ve ””Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Seni tesbih ederiz/se yücesin, bizi ateş/cehennem azabından koru”” derler“ (3) buyurarak, bize en yararlı tefekkür yolunu göstermiyor mu?

Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) de, “Tefekküre müsavi/denk ibâdet yoktur. Öyleyse gelin, Allah Teala”nın nimetlerini, kudretinin eserlerini tefekkür edin! Ama sakın ola Zât”ını tefekküre kalkışmayın. Çünkü O, insan tefekkürünü/düşüncesini aşar (insan aklı Onun zatını düşünebilecek kıvamda yaratılmamıştır.)”(4) buyurmuşlardır ki, bununla bize tefekkür edebileceğimiz sahanın/alanın hudutlarını belirtmiş ve bize, acziyetimizi hatırlatmışlardır.

* * *

TEFEKKÜR, İNSANI HAYRA-İYİLİĞE SEVKEDER

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ın varlığını ve birliğini isbatlayan) birçok deliller vardır.“ (5)

Tâbiinin büyüklerinden Hasan-ı Basri (k.s.), “Tefekkür, hayra ve iyilik işlemeye sevk eder” demiştir.

Gene demişlerdir ki: “Dünya üç gün gibidir. Geçen gün geçip gitmiş artık. Geri döndüremezsin. Ondan ümit kesilmiştir. İkinci gün, içinde bulunduğun gündür ki; bu günü ganimet ve fırsat bil. Üçüncüsü ise gelecek gün ki, sen ona ulaşır mısın, ulaşamaz mısın belli değil. Belki gelecek olan güne kavuşmadan ölürsün!”

Asr-ı Saadet‘te şöyle bir hadise cereyan etmiştir: Bir zat, Hz. Ebu Bekir Sıddık’a (r.a.), tefekkürün faziletini sorar. Sadıkların-sıddiklerin önderi, “Bir saat tefekkür, yetmiş yıl (nafile) ibadetten hayırlıdır” hadis-i şerifini okumak suretiyle cevap verir.

Aynı zat sonra Selmân-ı Farisî‘ye (r.a.) gider, aynı suali tekrarlar. Selmân-ı Farisî Hazretleri, “Bir saat tefekkürün yedi yıl nafile ibadet karşılığı” olduğunu söyler.

Sual sahibi bu sefer de Ebu Hüreyre‘ye (r.a.) gider ve sualini tekrar eder. Ebu Hureyre (r.a.), “Bir saat tefekkürün bir sene nafile ibadet karşılığı” olduğunu bildirince bu zat doğruca Resullulah’ın huzuruna varıp durumu anlatır.

İki Cihan Serveri, Kâinatın Efendisi (s.a.v.), bu yüce ashabının her üçünün de huzura getirilmesini emreder. Huzur-i Saadet’e gelen bu zatlardan ilk önce Hz. Ebu Bekir’in tefekkürünü sorar . O da;

– “Ya Rasûlallah! Ben kıyamet gününü düşünür, sual–cevap halini tefekkür eder, Ümmet-i Muahmmed’in buna nasıl kadir olacağını zihnimde büyütür, hiçbiririnin cevap veremeyeceği korkusuna kapılır, ağlar-ağlar ve en sonunda öyle bir halet-i ruhiyyeye gelirim ve ‘Ya Rabbi! Şu nâçiz vücudumu o günde o kadar büyüt ki, senin yedi cehhenemini sade bu vücut doldursun. Ona başka hiçbir şeyin girecek yeri kalmasın!..” derim.

Sonra Rasûllullah (s.a.v.) Selmân-ı Farisî’ye (r.a.), “Sizin tefekkürünüz ne yoldadır?” diye sorar.

-“Ya Rasûllallah! Ben de halet-i nez’i (ölüm, can çekişme halini) düşünüyorum. O dar geçidi nasıl geçeceğim… İmanımı kurtarıp saadet-i ebediyyeye nasıl ereceğim… Bu büyük işi nasıl becereceğim kaygısındayım. Benim tefekkürüm bu yolda tefekkür-i mevt hakkındadır” dedi.

Rasûllullah (s.a.v.), en son Ebu Hureyre’ye (r.a.) aynı suali tevcih etti. Ebu Hureyre (r.a.):

-“Ya Rasûlallah! Bende bu tefekkür, yaratılmışlara bakarak Yaradan’ımı görme yolunda oluyor. Eserde müessiri müşâhade; ağaçlara, otlara-çiçeklere ve daha birçok şeylere bakıp o Sâni’-i bedâyiî (bütün bu güzellikleri yaratanı) seyir u temâşa şeklinde tecelli ediyor.”

Rasûl-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Efendimiz (s.a.v.), saadetle-memnuniyetle, “Üçünün de tefekkürü yerindedir” buyurdular.

İşte değerli okuyucularımız! Diğer yaratılmışlardan ayrılışımız, en başta bu taakkul ve tefekkürümüz sebebiyledir. Eşref-i mahlûkat oluşumuz, bu yüzdendir; zira fizik olarak pek çok organ, bizim dışımızdaki mahlûkatta da var. Bu itibarla Hz. Mevlana, “İnsan sade et ve kemikten ibaret değildir” demiştir.

Cenabu Rabbi’l-âlemîn, topyekûn İslâm âlemi olarak ufkumuzu genişletsin, taakkul-tefekkür ve tezekkür hasletlerinden mahrum bırakmasın.

* * *

Sözün özü;

Tasavvuf ehli nezdinde hakiki tefekkür, râbıta’nın ta kendisidir; onsuz tezekkür Hakk’a musıl (erdirici-kavuşturucu) değildir.

Rabbim murâbitûn zümresinin dışına çıkartmasın. Âmin..

Halis ECE
 
DİPNOTLAR
(1) el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 278; Aliyyü’l-Kari, el-Esraru’l-Merfua, 175.
(2) Seher Vakti gazetesi, Sayı: 21, 15 Haziran 1971.
(3) Âlu İmrân, 3/191.
(4) Beyhakî, Şuabü”l-İman, 1, 136; el-Aclûnî, a.g.e., 1, 370-71; Ebu Nuaym, Hılyetü”l-Evliya, 6, 67.
(5) el-Bakara, 2/164.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

FiTNE VE FESAT ZAMANINDA KAZANILAN ECiR

Posted by Site - Yönetici Nisan 23, 2008

Dua (2)

FiTNE VE FESAT ZAMANINDA KAZANILAN ECiR

Ebu umeyye es-seybani diyor ki : Ebu salebe el-huseni`ye sordum. Ya Eba Sa`lebe, ” Siz kendi nefsinize bakiniz” (Maide,105) mealindeki ayet-i kerime hakkinda ne dersiniz ?

Tam yerinde sordun ,Ben de o ayeti Rasulullah`a (s.a.v.) sordugumda søyle buyurmustu : ” Birbirinize iyilikleri ve hayir isleri tavsiye edin. Køtuluklerden ve zararli seylerden birbirinizi sakindirin, Cimriligin cogaldigi, nefsin arzularina uyuldugu, dunyanin tercih edildigi, herkesin kendi kendini begendigi zamana ulastiginda,kendine bak. Insanlari birak. ileride sabredilecek gunler yasayacaksiniz. O zamanlarda sabretmek, elde ates ,tutmak gibidir. O gunlerde salih ameller isleyene,ayni amelleri isleyen elli kisinin sevabi verilir.

Ebu Davud sunu ilave etti : Ashab-i Kiram, ” Ya Resulallah ! Bizden mi, yahut o zamanda yasayan insanlardan mi elli kisinin sevabini alacaklar ? ” dediklerinde Peygamber efendimiz (s.a.v.) : ” Hayir,sizden elli kisinin ecir ve sevabini kazanacaklar,” buyurdular.

Fazilet Takvimi 15.04.2008

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

BEDELİ ÇANAKKALE’DE ALTIN OLARAK ÖDENECEKTİR

Posted by Site - Yönetici Nisan 23, 2008

Bedeli Çanakkale de Altın olarak Ödenecektir

BEDELİ ÇANAKKALE’DE ALTIN OLARAK ÖDENECEKTİR

Üç aylık bir tâlimden sonra Mehmed Muzaffer, ‘zâbit namzeti’ olarak Çanakkale’de idi. (Mart 1916). Müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale’de uğradıkları mağlûbiyetlerden ve verdikleri yüzelli bin zâyiattan sonra Boğaz’ı aşamayacaklarını anlamışlar, 1915’in son haftasıyla 1916’nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip, çıkıp gitmişlerdi.

Muzaffer, Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman, İmroz-Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da, 1915 Nisan’ından Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı bağuşmalara kıyasla bu bombardımanlar ‘hiç’ mesâbesindeydi. Çanakkale’deki birliklerin büyük bir kısmı, Kafkas, Irak ve Filistin cephelerine sevkedileceklerdi. Hazırlanma ve noksanları ikmâl emri aldılar.

Muzaffer, birliğinin alay karargâhında vazifeliydi. Alayın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlarsa ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübâyaalar için açık artırma yapmak, ilanlarda bulunmak, ne âdetti, ne de bunlarla kaybedilecek vakit vardı. Herşey itimatla yürütülürdü. Muzaffer, açıkgöz ve becerikli bir İstanbul çocuğu olduğundan, karagâh, gerekli malzemenin temin ve mübâyaasına onu memur etti. İcab eden paranın kendisine i’tâsı için de Erkân-ı Harbiye Riyâseti’ne hitâben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

O yıllar İstanbul’da otomobil ve kamyon, nâdir rastlanan vâsıtalardı. Bunlaların lastikleriyse yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı.

Muzaffer aradı, uğraştı, nihayet Karaköy’de bir Yahûdi’de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fâhişti ama, yapacak başka birşey yoktu anlaşmaya vardı. Lâzım gelen parayı almak üzere Erkân-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciiine havâle ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı bir kaymakam (yarbay)’ın huzurundaydı. Kaymakam, uzatılan kezkereyi okudu. Karşısında hazırolda duran ihtiyat zâbit namzetine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan ‘Ne alınacak?’ dedi.

‘Oto ve kamyon lastiği’ cevabı verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı:
‘Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi yürü git, insanı günaha sokma… Para mara yok!’ dedi.

Muzaffer selâmı çaktı, dışarı çıktı. Harbiye Nezâreti’nin (bugünkü hukuk fakültesi binâsının) bahçesinden dış kapıya ağır ağır yürürken, ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere alayın ihtiyacı vardı. Eldeki (Almanlar’ın verdiği) iki Mercedes-Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemeler de mutlaka lâzımdı. Kendisi, bulur alır diye vazifelendirilmişti.

Malzemeyi bulmuştu, fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi, bir çaresini bulmak lâzımdı.

Muzaffer bunları düşüne düşüne Bâyezid Meydanı’na vardı. Birden durdu, kendi kendine güldü. Aradığı çareyi bulmuştu! Doğru tüccar Yahûdi’ye gitti:

‘Paranın tediye muâmelesi akşamüstü bitecek. Ezandan sonra gelip malları alamam gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapurum Çanakkale’ye kalkıyor, yetişmem lâzım. Onun için, sabah ezanında geleceğim. Malları mutlaka hazır edin…’

Tüccar
‘Peki’ dedi.
Muzaffer tam ayrılırken ilâve etti:
‘Altın para vermiyorlar, kâğıt para verecekler.’
Yahûdi yine
‘Peki’ dedi.

Ertesi sabah Muzaffer, Merkez Komutanlığı’ndan araba ve neferle ezan vakti Yahûdi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Taccar, malları hazırlatmıştı. Havagazı fenerinin yarım yamalak aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer, bir yüzlük kâime (yüz liralık kâğıt para) verdi. araba dörtnal Sirkeci’ye yollandı. Malzeme şat’a, oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

Üç gün sonra Yahûdi, elindeki yüzlük kâimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar.. Zira elindeki para sahte idi.

Muzaffer evrâk-ı nakdiyenin basımında kullanılan kâğıdın aynısını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş, bütün gece oturmuş, çini mürekkebi ve boya ile, gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemiyecek nefâsette taklit para yapmıştı. Tüccara verdiği para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerinde yazılar arasında bir de şöyle ibâre bulunurdu:

‘Bedeli Dersaâdette altın olarak tesviye olunacaktır.’ Muzaffer yaptığı taklit parada bu ibâreyi şöyle yazmıştır. ‘Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.’

Onun burada altın dediği, Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından da kıymetli kanı idi…

Yâhudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi, bilinmez. Ancak hâdise bütün İstanbul’a yayıldı. Dünyada emsâli olmayan ve olmayacak olan bu hâdise Şehzâde Abdülhalim Efendi’nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yâhudi tüccarı buldurdu.

Yüzlük taklid evrâk-ı nakdiyeyi, bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul Polis Okulu’ndakiEmniyet Müzesi’ne hediye etti.

Şehid Mehmet Muzaffer’in taklidini yaptığı paranın asıl 50 liralık kâğıt paradır. Bu kâğıt paralar, üzerlerinde de yazılı olduğu gibi, Rûmi 6 Ağustos 1332 (M.18.8.1916) tarihli kanunla tedâvüle çıkarılmıştır. Bu tertip kâğıt paraların en büyük kıymeti 50 liralıklardır. Yüz lira olarak bu tipte hiçbir kupür basılmamıştır. Her halde Şehid Muzaffer’in alacağı malzemenin bedeli elli liranın çok üstünde olmalıdır ki, iki tane ellilik imal edecek olsa anlaşılabileceğini düşünüp tek bir yüzlük yapmıştır. Bu kâğıt paralar yeni tedâvüle çıktığından, getirip veren de subay ve askerleri olduğundan, tüccar, bu çeşit yüzlük kâime mevcut olup olmadığını araştırmak lüzûmunu görmemiş olmalıdır. Esasen Muzaffer’in ‘sabah ezanı vakti’ üzerinde durması da, hem o devrin ölü ışıkları altında paranın iyice incelenmesine imkân bırakmamak, hem de sabahın o saatinde her taraf kapalı olduğundan, sağa sola sormak ihtimâlini de ortadan kaldırmak için olmalıdır.

Çeşitli imkânlara sahip teksir ve totokopi makinelenin henüz îcad edilmediği yıllarda, bugün son sistem âletlerle çalışan kalpazanlara taş çıkartacak şekilde elle bu derece başarlı bir taklidi yapabilmek, üstelik de bunu bir tek gecenin sınırlı saatleri için sığdırmak, fevkalâde büyük bir sahtekârlık başarısı değil, bir san’at şaheseri olarak değerlendirilmelidir.

Hz. Allah, bütün şehidlerimizden de, vatan için her şeyi göze alabilen bu san’atkârın, bu mübârek şehidin rûhundan da, o ganî rahmetini eksik etmesin. (Âmin)

Fazilet Takvimi 1997

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tarih, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Etiketler: , | 2 Comments »

HZ. ALİ’DEN (R.A.) HİKMETLİ SÖZLER

Posted by Site - Yönetici Nisan 22, 2008

H.z Ali,muhammed,peygamber,h.z hasan.hz. huseyin.ehli beyt

HZ. ALİ’DEN (R.A.) HİKMETLİ SÖZLER

• Câhil, bilmediğini sormaktan utanmasın. Âlim, içinden tam olarak çıkamadığı bir meselede, “En iyisini Allah bilir” demekten sıkılmasın.

• Hevây u hevese uymak, insanı hak yoldan alır. Uzun emelli olmak ise, âhireti unutturur.

• Gerçek fakih ve âlim odur ki;

– İnsanlara Allah’ın rahmetinden ümit kestirmez, azâbından emin kılmaz.

– Allâh’a isyan yolunda tâviz vermez.

– Kur’ân’a karşı rağbeti bıraktırıp başka şeylere götürmez.

• Kalpler, içi boş kaplara benzer. Hayırlı olan, hayırla dolu olandır.

• Takvâ, hataya devamı bırakmak, amellere güvenip aldanmamaktır.

• Elinde bolca dünyalık varsa, onunla ferahlanma! Ondan kaybettiğin olursa, hüzne boğulma! Bütün gayretini ölümden sonrası için harca…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ali, Nasihat, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 2 Comments »

PEYGAMBER (AS) DAN ÖNCE ve SONRA TIP

Posted by Site - Yönetici Nisan 22, 2008

PEYGAMBER (AS) DAN ÖNCE ve SONRA TIP

PEYGAMBER (AS) DAN ÖNCE ve SONRA TIP

Peygamber (as) dan önce Araplar’da tedavi için çok yanlış ve gülünç yöntemlere baş vuruluyordu. Bundan da insanlar çok zarar görüyor ve iyileşeceği yerde derdi artıyordu.

Araplarda hastalıkların sebebi kötü ruhlardı. Bunun için tedavi, sihirbazlara ve büyücülere kalmıştı. Hastaların iyileşmesi için tılsımlar yapılırdı. Hasta, ne tür hasta olursa olsun tılsım yapılır ve dağlanırdı.

Diğer yandan büyü ile sihir ile tapınaklarda kurban sunmakla tedavi yoluna gidilirdi. Hastalar iyileşmeleri için putlara yalvarırlardı.

Kemiklerden medet beklenirdi. Araplar, üzerlerinde hasta olma-maları veya iyileşmeleri ve korunmaları için hayvan kemikleri taşırlardı.

Prof Dr. Asaf Ataseven şöyle diyor:

“Araplar, beraberinde bir tavşan kemiği taşıdıkları takdirde hasta-lıklardan korunacaklarına inanırlardı; yılan sokmuş bir kimseyi zehir vücutta yayılmasın diye uyutmazlar, üzerine ziller takarlardı. Korkmuş bir kadının yüreğinin soğuduğuna inanarak sıcak su içirirlerdi. Çocukların çıkan dişlerini güneşe doğru attıkları takdirde yeni dişlerinin muntazam çıkacağına inanırlardı. Şaşıları değirmen taşına baktırarak tedavi yoluna giderlerdi. Yaraları kızgın demirle dağlarlardı. Vebadan korunmak için merkep gibi anırırlardı. Hastalıkları kahinlere gösterirler, sihir yaparlar, tapınaklarda putlara kurbanlar keserlerdi. Hastaların içine giren şeytanı bu şekilde çıkaracaklarına inanırlardı.” (Diyanet Dergisi, Özel Sayı:4/95)

Araplar, tedavi için ruh çağırırlar ve hastalıkları kovarlardı. Hastalara kurşun dökerlerdi. Zehirli hayvan sokmalarına karşı zil takarlardı… Daha bunlar gibi bir çok yanlış yollara başvururlardı.

Dünyanın diğer topluluklarında hastalar ve hastalıklar için uygulanan usul bundan pek farklı değildi.

Ölüleri diriltme, körleri iyileştirme mucizesi verilen İsa Peygamber, tıpla ilgili bilgiler vermemiş, korunma ve tedavi ile ilgili uygulamalar ortaya koymamıştı.

İncil’de: “Yıkanmamış eller insanı kirletmez.” (Matta:15/20) denilmekteydi.

Yüzyıllarca kilise, hastalara şeytan musallat olmuş muamelesi yaparak ateşlerde yakmıştır.

“Rahipler beden temizliğini ruh temizliğine aykırı saymış hep vücutlarını yıkamaktan kaçınmış-lardır. Rahip Antoni ömrü boyunca ayaklarını yıkama günahını irtikap etmemiştir. Övgüsünü almıştır.” (Ebul Hasan Ali Nedevi, Müslümanların gerilemesiyle Dünya Neler Kaybetti Sh.135)

“16.yyılın ünlü heykelcisi Michelangelo’ya babası yazdığı mektupta: “Yıkanmaktan sakın. Her türlü hastalık sudan gelir. Gerekirse adam tut, kirlerini kazıt. Ama sakın yıkanma.” Demiştir.

Avrupa’da insanlar ancak vaftiz olurken su ile yıkanırlardı. Yıkanmamaktan kaynaklanan kokuyu, ağır kokular sürerek vücut kokularını örtmeye çalışırlardı.” (Hayat Ansiklopedisi, Hamam Maddesi)

“17.yyıl Avrupa’da temizlik, banyo bilinmiyordu. Vaftiz suyu gitmesin diye yıkanılmazdı.” (Yılmaz Öztüna, Türkiye Tarihi:11/274)

“Avrupa’da temizlik soylular arasında bile bilinmiyordu. Çatal, kaşık bilinmiyor, banyo kullanılmı-yordu. Salgın hastalıklar yaygındı. Yıkanmak kutsal vaftiz suyundan mahrum kalmaktı.” (Age)

“1780’de sokaklardaki pis kokular karşısında yetkililer, Parislilerin evlerde lağım çukuru açmasını, lazımlıkları pencerelerden sokağa dökmemesi kararını aldı.” (Ahmet Gürkan, İslâm Kültürünün Garbı Medenileştirmesi:71)

19.y.yılın başına kadar Batı’da hastalar lanetli kimseler olarak kabul edilmiş, şeytanla işbirliği yaptığına inanılırdı; yakılır, öldürülür veya zincire vurulurdu.

19.y.yılın yarısına kadar Avrupa’da mendil kullanılmazdı. Sümük atma yarışları yapılırdı. Versay Sarayında tuvalet yoktu…

Hastalar, Hz.Peygamber (as) ile beraber şefkat, merhamet görmüş, hasta ziyareti sevaplı bir iş olarak tavsiye edilmiştir.

Peygamber (as)ın sünnetinde temizlik imanın yarısı kabul edilmiş, her türlü temizlik olmadan ibadet olmaz demiş ve abdest, gusül farz kılınmıştır. Bir şey yiyip içmeden ve yiyip içtikten sonra eller mutlaka yıkanacaktır.

Tıbb-ı Nebevi ışığında İslâm alimleri tıpta büyük buluşlar yapmışlardır. Bunlardan birkaç örnek verelim.

– İbni Sina: (980 – 1037) Tıbba çok yenilikler getirmiştir. “El-Kanun Fit-Tıp” adlı kitabı İslâm dünyasında ve Avrupa’da tıbbın temelini oluşturmuş, 600 yıl Avrupa üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulmuştur.

– Razi (864 – 925) Çiçek ve kızamık hastalıklarını keşfetmiş ve bu konuda ilk kitap yazan ilim adamıdır.

– Ali bin Abbas (? – 994) Kanser ameliyatı yapmıştır.

– Kamber Vesim (? – 1961) Verem mikrobunu bulmuştur.

– Ali Bin İsa, gözle ilgili kitap yazmış, 19.y.yıl ortalarına kadar ders kitabı olarak okutulmuştur.

– İbni Cessâs (? – 1009) Cüzam hastalığının sebep ve tedavilerini göstermiş, ilmi yollarla vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ortaya koymuştur.

– Akşemseddin (1389 – 1459) mikroptan gözle görülemeyen küçük canlılar diye bahsetmiş, mikrobu keşfetmiştir. Sirayet (bulaşma) ve kalıtım hakkında bilgiler vermiştir. (Daha geniş bilgi için Prof.Dr.İ. Canan Hadis Ans:10/539-540)

Mustafa Öselmis

Posted in Bilim, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tarih, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Yediklerimize dikkat

Posted by Site - Yönetici Nisan 21, 2008

Şüphelilerden Sakınmak.haram helal,halal,haram,

Yediklerimize dikkat

Avrupa Birliği’yle üyelik müzakerelerini yürüten Türkiye, en büyük sıkıntıyı gıda ve tarım sektörlerinde çekiyor. Ülke genelinde binlerce kayıt dışı işletme ‘merdiven altı’ yöntemle gıda üretimi yapıyor.

Buna denetim boşluğu da eklenince ‘gıda terörü’ olarak adlandırılan tablo ortaya çıkıyor. Nerede ve nasıl üretildiği belli olmayan gıda maddeleri insanların sağlığını tehdit ediyor. Merdiven altı firmalar, sattıkları eti kimyasal ilaçlarla şişiriyor. Sosis, salam ve sucuğa ezilmiş tavuk kemiği, kaşar peynirine de soya ve margarin katıyor. Zeytin de tekstil boyası ve paslı demirlerle siyahlaştırılıyor.

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Gıda Komitesi Üyesi ve Keyveni Yemek Yönetim Kurulu Başkanı Sadık Çelik gıda üretiminde yaşanan sıkıntılarla ilgili bir rapor hazırladı. “Tüketici sağlığı ve gıda güvenliğine karşı gıda terörü: Kayıt dışı ve Merdivenaltı Üretim” adı verilen raporda insan sağlığının nasıl hiçe sayıldığı tek tek ortaya konuluyor.

Raporda Türkiye’de Tarım Bakanlığı’nın izni ve denetimi çerçevesinde 17 bin gıda sanayi işletmesi bulunduğu belirtiliyor. Ancak buna karşın 10 bini aşkın işletmenin de kayıt dışı ve merdiven altı yöntemle üretim yaptığı ifade ediliyor. Hatta bazı firmaların Tarım Bakanlığı’ndan izin almış gibi sahte belge düzenlediği öne sürülüyor.

Ete, Bradmix adlı ilaç katılıyor Sadık Çelik, bazı et işleme tesislerinin yurtdışından kaçak yollarla getirilen ‘bradmix’ isimli bir ilaçla eti yüzde 30-35 oranında şişirdiğini söylüyor. İlaç enjekte edilen etin su tutarak hacmini artırdığını, ağırlaştığını ve parlak göründüğünü belirten Çelik, “İlaçlı etler pişirildiğinde bile hacmini koruyor. Oysa pişen et gramajını kaybeder ve küçülür.” diyor. İlaçlı etlerin yüzde 40 daha ucuza satıldığını ifade ederek, çok ucuza kalitesiz yemek üreten bazı firmaların bu etleri kullandığını aktarıyor.

Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği (VGHD) Başkanı Dr. Can Demir ise Tarım Bakanlığı’nın et ve et ürünleriyle ilgili yönetmeliklerine göre ‘Bradmix’ kullanımının yasak olduğunu vurguluyor. Ancak buna rağmen kaçak yoldan kullanıldığını dile getirerek, “Bu ilaç kimyasal bir ürün olduğu için o etleri tüketen insanlarda sağlık sorunlarına yol açabilir.” açıklamasına yapıyor.

Öte yandan bazı merdiven altı işletmeler kasaplardan ve marketlerden topladıkları kemikli tavuk artıklarını yüksek ısıda işlemden geçirerek kıyma (MDM kıyma) haline getiriyor. Bunlardan da sucuk, salam ve sosis üretiliyor. VGHD Başkanı Can Demir, MDM kıymalı et ürünlerinin daha çok okul kantinlerinde ve büfelerde tost ve sandviç yapımında kullanıldığına dikkat çekerek, “Bizde büfe sucuk ve büfe salam diye bir tabir var. Nerede üretildiği belli olmayan ve çok ucuza satılan bu ürünler maalesef kemik artıklarından imal ediliyor.” uyarısında bulunuyor.

Gıda Terörü Raporu’nda anlatılan hileli gıda maddelerinden bazıları

Kaşara soya ve margarin
Normalde 1 kilo kaşar, 10 kilo sütten elde ediliyor. Merdiven altı işletmeler soya proteini kullanarak süt miktarını 6-7 kiloya düşürüyor. Kaşarın içine de margarin atılıyor. Bozuk peynirler de baharatlanarak yeniden satışa sunuluyor.

Zeytine tekstil boyası
Zeytin, tekstil boyalarıyla ve paslı demirlerle siyahlaştırılıyor. Gemlik ve Akhisar zeytinlerinin için de daha düşük fiyatlı yörelerin zeytinleri karıştırılıyor. Zeytine gıda tuzu yerine sanayi tuzu katılıyor.

Ete nişasta, tavuk atıkları
Salam, sucuk, sosis ve kıyma gibi et ürünlerinde hayvansal atıklar, nişasta, tavuk derisi, zar, kan ve tavuk kemiği kullanılıyor. Buna ucuz pul biber ve nitrat ilave ediliyor ve renklendiriliyor.

Pul bibere aşırı tuz
Sapı ve çekirdeği ile öğütülen acı biber yağlanıp ağır çekmesi içini aşırı derecede tuzlandıktan sonra paketleniyor. Yol boylarında kurutulmaya bırakılan biberlerde de aflatoksin oluşuyor.

Sıvı yağ yerine atık yağ
Türkiye’nin dört bir yanından toplanan binlerce tonluk atık yağ, merdiven altı işletmelerde rengi açılarak tekrar satışa sunuluyor.

Kaynak: maranki.com Tarih : 22.09.2007

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: