Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Ezan-İkamet ve “Türkçe Ezan” Meselesi

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2008

turkce-ezanezan

Ezan-İkamet ve “Türkçe Ezan” Meselesi

Vakitler, Cenab-ı Hakk’ın ilahi birer nimeti olan namazlar için zahirî bir sebep ve namazı kullarına farz kıldığının bir alâmeti olduğu gibi, ezan da vaktin alâmetidir.

Ezan’ın lûgavi manası/sözlük anlamı “bildirmek”tir. Yani ezan i’lâmdır, bildirmedir. Gerçi aslında vakit de bir i’lâmdır, fakat seçkinlere… Ezan ise herkese i’lâmdır; avam-havas, ehassu’l-havas… O bakımdan Müslümana yakışan, vakit ile kendine gelmektir. Vakit ile kendine gelemeyeni ise ezan uyarır.

Fıkıh lisanında ezan, “Özel bir şekilde yapılan bildirim”in adıdır. Ezan okuyana da müezzin denir.

Namaz için ezan okumak vacip değilse de vacip kuvvetinde müekked bir sünnettir. Bir namaz vaktinin girdiği ezanla ilân edilir. Bir günde 5 vakit namaz vardır ve 5 defa ezan okunur.

***

Ezanın sahih/geçerli olmasının şartları

1. Kelimelerinin asli şekliyle yani Arapça olması,

2. Müslüman ve akıllı bir kimsenin okumasıdır.

Ezan şu mübarek kelimelerden meydana gelmiştir

“Allâhü ekber Allâhü ekber. Allâhü ekber Allâhü ekber.

Eşhedü en lâ ilahe illallâh. Eşhedü en lâ ilahe illallâh.

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh.

Hayye ale’s-salâh. Hayye ale’s-salâh.

Hayye ale’l-felâh. Hayye ale’l-felâh.

Allâhü ekber Allâhü ekber. Lâ ilahe illallâh”

***

Ezanın okunuş şekli; yavaş yavaş, harfleri ve kelimeleri tane tane okumak, ikamette olduğu gibi acele etmemektir. Bütün vakitlerde okunan ezanlar aynıdır. Ancak sabah ezanında, “Hayye ale’l-felâh”dan sonra iki defa, namaz uykudan hayırlıdır anlamındaki “es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” cümlesi ilave edilir.

İkamet de ezan gibidir. Ancak ikamette “Hayye ale’l-felâh”dan sonra iki defa “Kad kameti’s-salâh” denilir.

Ezan ve ikamet, normal zamanlarda ve yolculukta, farz namazları edada ve kazada erkeklere müekked bir sünnettir. Kadınların ise ezan ve ikamette bulunmaları mekruhtur. Vakit girmeden ezan okunmaz, okunursa tekrar edilir. Ezan, vakitlerin sünneti değil namazların sünnetidir. Onun için kaza namazlarına da ezan ve kaamet okumak sünnettir. Evde, işyerinde ve kırda namaz kılanların yalnız ikametle yetinmesi caizdir, çünkü mahallenin ve köyün ezanı onlar için de geçerlidir. Fakat ikameti terk edip yalnızca ezanla yetinmeleri mekruhtur. Câhillerin ve fâsıkların ezan okuması da mekruhtur. İyiyi kötüyü, yanlışı doğruyu ayırabilen (mümeyyiz) sabinin ezan okuması caizdir.

Biraz önce de belirttiğimiz üzere kadınlar ezan ve ikaamet okumazlar. Ezan ve ikaamette cümlelerin son kelimeleri cezimlidir. Yani son harflerinde durulur, harekelendirilmez. “Hayyeale’s-salâti Hayyeale’s-salâh” şeklinde değil, “Hayyeale’s-salâh, Hayyeale’s-salâh“ diyerek her cümlenin sonu cezimli okunur. Tekbirlerde durulmayarak geçilmesi halinde ise “ra” harfi, “Allâhü ekberallâhü ekber” şeklinde meftuh/üstün okunur.

***

Ezan okunurken…

Ezan okunurken kişi; şayet namaz kılmıyor, hutbe okumuyor, hutbe dinlemiyor, derste ve yemekte de değil, bir ihtiyacını giderme (tuvalet) durumu da yok, (kadın) âdetli ve lohusa da değilse ezana icabet eder. Yani hürmetle dinler ve bu esnada tekbirleri, şehadetleri müezzinle birlikte aynen tekrar eder. “Hayye ale’s-salâh ve Hayye ale’l-felâh”larda 4 kerre “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” (1) der. (Sabah ezanındaki “es-Salâtü hayrun mine’n-evm” cümlesine karşılık, doğrusun hakikati-gerçeği söylüyorsun anlamında, “sadakte ve berirte” diyerek icabet eder.) Sonra, “Allâhü ekber Allâhü ekber Lâ ilahe illallâh” diyerek müezzinle birlikte bitirir ve ardından da şu duayı okur:

“Allâhümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t tâmmeti ves-salâti’l-kaaimeti âti Muhammedeni’l-vesîlete vel-fazîlete veb’ashü mekaamen mahmûdeni’l-lezî veadtehû, inneke lâ tuhlifü’l-mîâd.”

Manası: Allâh’ım! Ey bu dâvetin ve kılınmak üzere bulunan namazın Rabbi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) vesîleyi ve fazileti ver. Onu kendisine va’detmiş olduğun Makâm-ı Mahmûd’a eriştir. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.(2)

***

Sonuç olarak diyebiliriz ki;

Ezan-ı Muhammedî, İslâm’ın en büyük güzelliklerinden biridir. Bununla müezzin, bütün âleme karşı Allah Teâlâ’nın varlığını, birliğini, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hak peygamber olduğunu ilan eder. Bütün insanları ebedi kurtuluşa ve saadete/mutluluğa çağırır.

Milli şairimiz ne de güzel söylemiş:

“Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”

***

KA‘BE’NİN ÜZERİNDE OKUNAN EZAN

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), öğle vakti girince, Ka‘be’nin üzerine çıkıp öğle ezanını okumasını Bilâl-i Habeşî’ye (r.a.) emretti…

Ebû Süfyan bin Harp, Attâb bin Esîd, Hâris bin Hişâm ve daha başkaları Ka‘be’nin yanında oturuyorlardı. Hz. Bilâl, sesini olanca gücüyle yükselterek ezan okumaya başladı. Kureyşliler’den bazıları, “Ey Allâh’ın kulları! Ka‘be’nin üzerinde ezan okumak, bu kara köleye mi düştü?!” dediler. Bazısı da, Allâh’ın hoş görmeyeceğini ve bu işi değiştireceğini söylediler. “Eşhedü enne Muhammede’r-Resûlüllah” şehâdetine geldiği zaman, Ebû Cehlin kızı Cüveyriye, “Hayatıma yemin ederim ki, Allah Muhammed’in şânını, nâmını yükseltti. Namazı kılarız amma, vallâhi, sevdiklerimizi öldürenleri, hiçbir zaman sevmeyeceğiz! Muhammed’e gelen peygamberlik, babama da gelmişti. Fakat o, bunu reddetmiş, kavmine aykırı davranmak istememişti” dedi.

Halid bin Esîd,

– Kim bu seslenen? diye sordu.

– Bilâl bin Rebah, dediler.

Diyalog şöyle devam etti:

– Ebû Bekir’in Habeşî kölesi mi?

– Evet.

– Nereden sesleniyor?

– Ka‘be’nin üzerinden!

– Onu Ka‘be’nin üzerine Ebû Talha oğulları mı çıkardı?

– Evet!

– O, neler söylüyor?

– “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh! Ve eşhedü enne Muhammede’r-Resûlüllah!” diyor.

Halid bin Esîd, “Şükürler olsun ki, Allah, babam Esîd’i öldürdü de, ona bugünü göstermemek, şu hoşlanmayacağı sesi işittirmemek lûtfunda bulundu!” dedi. Esîd, Mekke’nin fethinden bir gün önce ölmüştü.

Hâris bin Hişâm, “Vallâhi, onun hakikaten peygamber olduğunu bilseydim, muhakkak kendisine tâbi olurdum!” dedi. “Muhammed’in, putları adamlara nasıl kırdırdığını ve şu kara köleyi Ka‘be’nin üzerinde nasıl bağırttığını görmüyor musun?” denildiği zaman da, “Eğer Allah, böyle olmasını istemeseydi, elbette onu değiştirirdi! Vay benim başıma gelenlere!.. Keşke ben, şu günden önce ölseydim de, Ka‘be’nin üzerinde Bilâl’in anırdığını işitmeseydim!” dedi.

Hakem b. Ebi’l-Âs, “Vallâhi bu büyük bir hâdisedir! Benî Cümahlar’ın kölesi çıksın da, Ebû Talhalara ait Beytullah üzerinde anırsın? Olur şey değil!” dedi.

Süheyl bin Amr da dedi ki: “Eğer Allah buna gadaplanırsa, muhakkak onu değiştirir. Eğer buna râzı olursa, onu yerleştirir!”

Ebû Süfyan bin Harp ise, “Ben bir şey söylemeyeceğim. Şayet bir şey söyleyecek olursam, şu kumlar, söylediğimi Muhammed’e haber verirler!” dedi. Nitekim Cebrâil aleyhisselâm da gelip, bunların söylediklerini Peygamberimiz’e (s.a.v.) haber verdi. Resûlüllah Efendimiz onların yanına varıp başlarına dikildi ve “Ben sizin söylediklerinizi biliyorum! Ey filan! Sen şöyle söyledin! Ey filan! Sen şöyle söyledin! Ey filan! Sen de şöyle söyledin!” buyurarak, onların konuştuklarını kendilerine birer birer haber verdi.

Ebû Süfyan, “Yâ Resûlellah! İyi ki ben bir şey söylemedim!” dedi. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) tebessüm etti…

Hâris bin Hişam ile Attâb bin Esîd, “Biz şehâdet ederiz ki, sen Resûlüllah’sın! Çünkü, vallâhi bu söylediklerimize, yanımızdakilerden başka hiç kimse vâkıf değildi. Konuştuklarımız sana, herhalde Allah tarafından haber verilmiştir” dediler.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), öğle namazını kıldıktan sonra Ka‘be çevresindeki bütün putların bir araya toplanarak ateşe verilip yakılmasını, kırılacak olanların da kırılmasını emretti ve emri yerine getirildi.

Fudâle bin Umeyr, bu hususta söylediği şiirinde (mealen) şöyle demiştir:

“Sen, Mekke’nin fethinde putları kırdıkları gün, Muhammed’i ve ordusunu bir göreydin!.. Allâh’ın nûrunun nasıl parladığını; şirk ve küfrün yüzünü, karanlıkların nasıl bürüdüğünü de görürdün!”(3)

Halis Ece :
 
DİPNOTLAR
(1) Manası: “Günahtan dönmek ve ibadetegüç bulmak ancak Allâh’ın lûtfu ile olur.”
(2) Eserlerde, vesîle’nin de fazilet’in de cennette yüksek birer makam, Makâm-ı Mahmûd’un ise, en büyük şefaat makamı olduğu ifade edilmiştir.
(3) Ebû’l-Münzir Hişâmü’l-Kelbî, Kitâbü’l-Esnâm, s. 31.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: