Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Ölüm değirmeni ve tefekkürün değeri

Posted by Site - Yönetici Nisan 24, 2008

Ölüm Değirmeni ve Tefekkürün Değeri,tefekkür-2

Ölüm Değirmeni ve Tefekkürün Değeri

ARAPÇA BİR KIT‘A

“en-Nãsü fî gaflâtihim

Ve raha’l-meniyyeti tathanü

Mâ dûne dâirati’r-rahâ

Hısnün limen yetehassanü”

Meâli: “İnsanlar, gafletlerinde varsın devam etsinler. Ölüm değirmeni durmadan öğütüyor. Sığınak arayan için de, ölüm değirmeninden başka sığınak yoktur!..”

Zaman, tam da tefekkür (düşünce) zamanıdır. Fikirden-tefekkürden, tabii ki de tezekkürden uzak kalmamak gerek. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Bir saat tefekkür, bir sene nâfile ibâdetten hayırlıdır“(1) buyurmuşlardır.

* * *

Bir şairimiz de “TEFEKKÜR” başlıklı şiirinde şunları dile getirmiştir(2):

Sonsuzluk içinde bir mâvi kubbe

Bir lâmba ortada yanar durmadan,

Nakkaş-ı Ezelî”nin yaptığı tipte

Boşlukta bir hâne döner durmadan.

Misafirhânedir o hâne bize

Yıldızlar kıvılcım ay pervânedir,

Gelenler hep gitmiş kalır mı bize

Bu akış içinde gaflet neyedir?

Gelenler eli boş gelmiyorlar mı

Getirdi mi ağacın fihristesini?

Elinde bir tohum çekirdek var mı

Kim temin ediyor maişetini?

Niçin tükenmiyor bu yenen rızık?

Bir tohum tonlarca yemiş getirir

Bir dâne vagonlar dolusu azık,

Düşündün mü, bunlar nereden gelir?

Kuru çıplak daldan çiçek açtıran

Zehirli sinekten bal yediren kim?

Kim elsiz böceğe ipek yaptıran

Bunca hizmet kime, emir veren kim?..

Felâh”a götüren doğru yol varken,

Çıkmaz sokaklarda kıvranmak neden?

Güneş kadar parlak hakikat varken,

Görmek istemeyip göz yummak neden?

Ey, yolcu! Nereden-nereye böyle?

Şaşırma kendini, bul doğru yolu.

Var mıdır, başka Hak, doğru yol söyle?

KUR”AN va”zediyor en doğru yolu.

Şerafettin KESKİNOĞLU

* * *

Tefekkür; her alanda kalbin meş”alesi, rûhun-letaifin gıdası ve İslâmî hayatın da kanı, canı ve ışığıdır. Tefekkür olmayınca manevi bünyemiz zulmetlere bürünür, ruhumuz hafakanlara girer, bedenimiz kadavralaşır.

Tefekkür olmadan hayrı şerden, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt etmenin imkanı yoktur. Kurân’ın, sünnetin, pîranın sözlerine hakkıyla vukuf ancak onunla mümkün hale gelir; gerek derinlik ve gerekse genişliğe onunla ulaşalır.

Tefekkür, hemen her şeyin altın anahtarı, hakikate giden yolun bir nevi rehberi, kılavuzudur.

Onun içindir ki Rabbimiz mü””minler hakkında, “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah””ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler/düşünürler. Ve ””Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Seni tesbih ederiz/se yücesin, bizi ateş/cehennem azabından koru”” derler“ (3) buyurarak, bize en yararlı tefekkür yolunu göstermiyor mu?

Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.) de, “Tefekküre müsavi/denk ibâdet yoktur. Öyleyse gelin, Allah Teala”nın nimetlerini, kudretinin eserlerini tefekkür edin! Ama sakın ola Zât”ını tefekküre kalkışmayın. Çünkü O, insan tefekkürünü/düşüncesini aşar (insan aklı Onun zatını düşünebilecek kıvamda yaratılmamıştır.)”(4) buyurmuşlardır ki, bununla bize tefekkür edebileceğimiz sahanın/alanın hudutlarını belirtmiş ve bize, acziyetimizi hatırlatmışlardır.

* * *

TEFEKKÜR, İNSANI HAYRA-İYİLİĞE SEVKEDER

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah’ın varlığını ve birliğini isbatlayan) birçok deliller vardır.“ (5)

Tâbiinin büyüklerinden Hasan-ı Basri (k.s.), “Tefekkür, hayra ve iyilik işlemeye sevk eder” demiştir.

Gene demişlerdir ki: “Dünya üç gün gibidir. Geçen gün geçip gitmiş artık. Geri döndüremezsin. Ondan ümit kesilmiştir. İkinci gün, içinde bulunduğun gündür ki; bu günü ganimet ve fırsat bil. Üçüncüsü ise gelecek gün ki, sen ona ulaşır mısın, ulaşamaz mısın belli değil. Belki gelecek olan güne kavuşmadan ölürsün!”

Asr-ı Saadet‘te şöyle bir hadise cereyan etmiştir: Bir zat, Hz. Ebu Bekir Sıddık’a (r.a.), tefekkürün faziletini sorar. Sadıkların-sıddiklerin önderi, “Bir saat tefekkür, yetmiş yıl (nafile) ibadetten hayırlıdır” hadis-i şerifini okumak suretiyle cevap verir.

Aynı zat sonra Selmân-ı Farisî‘ye (r.a.) gider, aynı suali tekrarlar. Selmân-ı Farisî Hazretleri, “Bir saat tefekkürün yedi yıl nafile ibadet karşılığı” olduğunu söyler.

Sual sahibi bu sefer de Ebu Hüreyre‘ye (r.a.) gider ve sualini tekrar eder. Ebu Hureyre (r.a.), “Bir saat tefekkürün bir sene nafile ibadet karşılığı” olduğunu bildirince bu zat doğruca Resullulah’ın huzuruna varıp durumu anlatır.

İki Cihan Serveri, Kâinatın Efendisi (s.a.v.), bu yüce ashabının her üçünün de huzura getirilmesini emreder. Huzur-i Saadet’e gelen bu zatlardan ilk önce Hz. Ebu Bekir’in tefekkürünü sorar . O da;

– “Ya Rasûlallah! Ben kıyamet gününü düşünür, sual–cevap halini tefekkür eder, Ümmet-i Muahmmed’in buna nasıl kadir olacağını zihnimde büyütür, hiçbiririnin cevap veremeyeceği korkusuna kapılır, ağlar-ağlar ve en sonunda öyle bir halet-i ruhiyyeye gelirim ve ‘Ya Rabbi! Şu nâçiz vücudumu o günde o kadar büyüt ki, senin yedi cehhenemini sade bu vücut doldursun. Ona başka hiçbir şeyin girecek yeri kalmasın!..” derim.

Sonra Rasûllullah (s.a.v.) Selmân-ı Farisî’ye (r.a.), “Sizin tefekkürünüz ne yoldadır?” diye sorar.

-“Ya Rasûllallah! Ben de halet-i nez’i (ölüm, can çekişme halini) düşünüyorum. O dar geçidi nasıl geçeceğim… İmanımı kurtarıp saadet-i ebediyyeye nasıl ereceğim… Bu büyük işi nasıl becereceğim kaygısındayım. Benim tefekkürüm bu yolda tefekkür-i mevt hakkındadır” dedi.

Rasûllullah (s.a.v.), en son Ebu Hureyre’ye (r.a.) aynı suali tevcih etti. Ebu Hureyre (r.a.):

-“Ya Rasûlallah! Bende bu tefekkür, yaratılmışlara bakarak Yaradan’ımı görme yolunda oluyor. Eserde müessiri müşâhade; ağaçlara, otlara-çiçeklere ve daha birçok şeylere bakıp o Sâni’-i bedâyiî (bütün bu güzellikleri yaratanı) seyir u temâşa şeklinde tecelli ediyor.”

Rasûl-i Ekrem ve Nebiyy-i Muhterem Efendimiz (s.a.v.), saadetle-memnuniyetle, “Üçünün de tefekkürü yerindedir” buyurdular.

İşte değerli okuyucularımız! Diğer yaratılmışlardan ayrılışımız, en başta bu taakkul ve tefekkürümüz sebebiyledir. Eşref-i mahlûkat oluşumuz, bu yüzdendir; zira fizik olarak pek çok organ, bizim dışımızdaki mahlûkatta da var. Bu itibarla Hz. Mevlana, “İnsan sade et ve kemikten ibaret değildir” demiştir.

Cenabu Rabbi’l-âlemîn, topyekûn İslâm âlemi olarak ufkumuzu genişletsin, taakkul-tefekkür ve tezekkür hasletlerinden mahrum bırakmasın.

* * *

Sözün özü;

Tasavvuf ehli nezdinde hakiki tefekkür, râbıta’nın ta kendisidir; onsuz tezekkür Hakk’a musıl (erdirici-kavuşturucu) değildir.

Rabbim murâbitûn zümresinin dışına çıkartmasın. Âmin..

Halis ECE
 
DİPNOTLAR
(1) el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 278; Aliyyü’l-Kari, el-Esraru’l-Merfua, 175.
(2) Seher Vakti gazetesi, Sayı: 21, 15 Haziran 1971.
(3) Âlu İmrân, 3/191.
(4) Beyhakî, Şuabü”l-İman, 1, 136; el-Aclûnî, a.g.e., 1, 370-71; Ebu Nuaym, Hılyetü”l-Evliya, 6, 67.
(5) el-Bakara, 2/164.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: