Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Hulefâ-i râşidîn ve diğer ashâb-ı kirâmın fazileti

Posted by Site - Yönetici Nisan 8, 2008

hz ebubekir,hz omer,hz osman,hz ali, sahabe,Hulefâ-i râşidîn ve diğer ashâb-ı kirâmın fazileti

Hulefâ-i râşidîn ve diğer ashâb-ı kirâmın fazileti

“Hulefâ” lûgatte, bir kimseden sonra gelip oun yerine geçen, onu temsil eden, onun yerine vazife yapan kimse anlamına gelen “halîfe” kelimesinin cem’isi (çoğulu)dir, halîfelere demektir. Kur’ân-ı Kerim’de geçen “halîfe” ve “hulefâ” kelimeleri, lûgat-sözlük mânâsıyla irtibatlı bir anlam taşır. Mesela, “Hani Rabbin meleklere, ‘muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halîfe (bir insan, bir âdem) yaratacağım’ demişti…”(1) Yine Kur’an, helâk edilmiş kavimlerin yerine başka toplulukların getirilmesini de şöyle ifade eder: “(Onlardan) sonra, arkalarından sizi yeryüzünde halîfeler (onların yerine geçen insanlar) yaptık, bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye.”(2)

Görüldüğü üzere Kur’ân-ı Kerim’de geçen halîfe ve hulefâ kelimeleri, insanın yeryüzünde yetkili ve vazifeli kılındığını anlatmaktadır.

* * *

Dinî ıstılahta/literatürde “halîfe”, devlet başkanı, en yüksek idareci-yönetici demektir. Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) irtihalinden sonra onun yerine devlet başkanlığına geçenleri ifade etmekte kullanılan bir mefhumdur-kavramdır. Kısacası halîfe, O’nun yerine geçerek dini koruyan, yayan, dünya işlerini düzene sokan, asayişi temin eden kimseye verilen addır. Halifelerin “imam”, “emîru’l-mü’minîn” ünvanları ile de anıldıkları olmuştur. Sonraki asırlarda ise “melik”, “sultan” ve “padişah” isimleri de kullanılmıştır.

***

“Hulefâ-i Râşidîn”, râşid halîfeler yani doğru yolda giden, hak yol üzere olan, halefi bulundukları İki Cihan Serveri Efendimiz’in (s.a.v.) yolunda yürüyen halîfeler demektir. Görüldüğü üzere kelimeler Arapça, terkip Farsça’dır. Bu tâbir; ilk dört halîfe Hazret-i Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali (radıyallâhü anhüm) hakkında kullanılmaktadır.

* * *

Ashab, Arapça bir isimdir; sözlükte, biriyle ülfet edip kaynaşmak, arkadaş olmak mânâsına gelen “sohbet” kelimesinde türetilmiş “sâhib” kelimesinin cem’isidir. “Ashâb-ı kiram” da yüce sahâbiler demektir.

İslâmî ilimler ıstılahında ise “ashâb”, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) Müslüman olarak gören, O’nun sohbetinde bulunan ve Müslüman olarak vefat eden kişi anlamına gelen “sahâbî” kelimesinin cem’îsi/çoğuludur. Mü’min olarak Rasûlüllah Efendimizin sohbetinde bulunmuş olmakla birlikte a’mâlık-görmeme gibi ârızi bir sebeple/engelle O’nu bizzat gözleriyle göremeyen kişiler de ashaptandır. Ashaptan olduğu halde sonradan irtidat etmiş (İslâm’dan çıkmış) kişiler ise sahâbi olmaktan da çıkar. Ashaptan olabilmek için temyiz kabiliyeti yeterli görülmüş, büluğ şartı aranmamıştır.

Ashab, gerek savaşlarda ve gerekse diğer zamanlarda Rasûlüllah Efendimizin yanında yer alarak O’na canlarıyla-mallarıyla yardımcı olan altın nesildir.

Yine ashab, O’nun vefatından sonra da İslâm’ı yaymak canlarını ve mallarını feda ettikleri gibi, bu mukaddes dinin esaslarını muhafaza etmek ve daha sonraki nesillere nakletmek hususunda da hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bir topluluk olmuştur.

* * *

Bu mübarek nesil Kur’ân-ı Kerim’de pek çok ayetle övülmüştür. “Muhammed Allah’ın resûlüdür. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin (ve metîn), kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lûtuf ve rızâ isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar, filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah, inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat va’detmiştir.”(3)

Bizzat Rasûlüllah Efendimiz tarafından da övülen ashab, insanlık tarihinin şahit olduğu en temiz, en mükemmel, en yüce, en üstün nesil olmuştur. Fazilet bakımından çeşitli tabakalara ayrılan ashabın sayısıyla alakalı, kaynaklarda, altmış binden 124 bine kadar değişik rakamlar verilmiştir.(4)

* * *

PEYGAMBERLERDEN SONRA BEŞERİN EN FAZİLETLİSİ

Dilerseniz, sözü daha fazla uzatmadan İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerine bırakalım ve bu mevzûda onun söylediklerine kulak verelim(5).

“Halîfelerin daha faziletli olma durumları, hilâfet tertibi sıralarına göredir. Ehl-i Hakk’ın (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat âlimlerinin) icmâı-ittifakı şu mânâ üzerinde toplanmıştır:

“Peygamberlerden (aleyhimüsselâm) sonra beşerin en faziletlisi Hazret-i Ebû Bekir, sonra Hazret-i Ömer’dir.’ (Radıyallâhü anhümâ)

“Fakîrin anlayışına göre, daha faziletli olmanın sebebi; elbette ki menkıbelerin ve meziyetlerin çokluğundan dolayı değildir. Asıl sebep; imanda, infakta, bezl-i nefs etmekte önceliği almasıdır. (Yani Allâh’a ve Rasûlüne iman etmekte, onun rızâsı için bütün malını-mülkünü hiç esirgemeden bol bol sarfetmekte, hiçbir tereddüt göstermeden bezl-i vücûd edip canını ortaya koymakta herkesi geçmiştir.) Bu yapılanlar da dînin te’yidi (kuvvetlenmesi), Seyyidü’l-mürselîn Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.)şerîatinin tervîci (yayılması) içindir.

“Dinî umûrda sâbikûn, lâhikûnun üstâzı gibidir… (Yani dinle ilgili işlerde ilkler, sonrakilerin hocası mesabesindedir.) Sonrakiler kavuştukları, sahip oldukları her şeye, ilklerin devlet sofrasından nâil olurlar.

“Üstte anlatılan bu üç kâmil sıfatın tamamı, Hz. Sıddîk’a inhisar etmiştir, ona mahsustur. O kimse ki, imanda başta olmak ve (Allah yolunda) mal harcamak, nefsi bezletmek hasletlerini (kendisinde) birleştirmiştir; işte o, Hz. Sıddîk’tir (r.a.). Bu devlet, ümmet içinde ondan başkasına müyesser olmamıştır.

“İrtihâli ile son bulan hastalığı esnasında Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“İnsanlar arasında, nefsinde ve malında bana emniyet eden Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe’den başka kimse yoktur. Eğer insanlardan bir halîl edinecek olsaydım, Ebû Bekir’i kendime halîl edinirdim. Lâkin İslâm kardeşliği daha faziletlidir. Ebû Bekir’in penceresinden başkasının penceresini bana kapatınız. Allah Teâlâ beni size gönderdi, sizler yalanladınız. Halbuki Ebû Bekir tasdik etti. Malını ve canını bana bıraktı. Bu durumda arkadaşımı bana bırakır mısınız?”

“Ve yine Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Eğer benden sonra peygamber (gelecek) olsaydı, elbette Ömer b. Hattâb olurdu.”

“Emîru’l-mü’minîn Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi:

“Ebû Bekir ve Ömer, bu ümmetin en faziletlileridir. Her kim beni onlardan üstün görürse müfterîdir, iftirada bulunmuştur; binaenaleyh müfterîlerin dövüldüğü gibi, onu kamçı ile döverim.’

“Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) ashâbı (r.anhüm) arasında vâki olan muhârebe ve münâzaalar, iyiye-hayra yorulmalıdır. Onlar, hevâ ve heves zannından, hatta riyâset (başa geçmek, başkan olmak) ve makam sevdasından, rütbe ve mevki talebinden de uzak tutulmalıdır. Zira bütün bu rezillikler nefs-i emmâreden gelir. Halbuki bu büyüklerin nefisleri, Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’in (s.a.v.) sohbeti ile saf ve tertemiz olmuştur.

“Ne var ki, hilâfeti hakkında meydana gelen muhârebe ve münâzaalarda, hak Hazret-i Ali tarafında idi. Muhalifleri ise, ictihâdî bakımdan hatalı idiler. Böyle bir hatada da, fâsıklıkla itham şöyle dursun, ayıplamaya ve ta’n etmeye (onlar hakkında kötü konuşmaya) dahi yer yoktur. Zira bütün sahâbe âdildir, rivâyetleri de makbuldür. Hz. Ali’nin muvâfıkları ve muhâlifleri rivâyetlerde doğru olmakta bütünüyle müsâvidir, itimada şâyandırlar. Onların muhârebe ve çekişmeleri, biribirlerini yaralamak için olmamıştır.

“O bakımdan hepsini sevmek gerekir. Zira onları sevmek, Rasûlüllah’ı (s.a.v.) sevmektir. Çünkü Rasûlüllah Efendimiz şöyle buyurdu:

“Bir kimse onları (ashâbımı) severse, beni sevdiği için sever.’

“Ve yine ashâba, buğzedilmemesi yani onlara karşı düşmanlık hissi, kin ve nefret duyguları taşınmaması lâzımdır. Zira onlara buğzetmek, Rasûlüllah’a (s.a.v.) buğzetmektir. Nitekim bu mânada Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Onlara buğzeden, bana buğzettiğinden dolayı buğzeder.’

“O yüzden bu büyüklere hürmet ve saygı göstermek, Hayru’l-beşer Rasûlüllah Efendimiz’e (s.a.v.) hürmet ve saygıdır. Onlara saygının olmayışı da, Resûlüllah Efendimiz’e hürmet ve saygının olmayışındandır. Anlatılan bu mânâdan ötürü münasip olan şudur:

Ashâbın, istisnâsız tamamına hürmet ve tâzim gösterilmelidir; zira onlara yapılan saygı ve hürmet, Resûlüllah Efendimiz’e yapılmış olmaktadır.

“Şeyh Şiblî (k.s.) şöyle dedi:

“Ashâbına tâzim etmeyen, (onlara hürmet ve saygı göstermeyen) Allâh’ın Resûlü’ne iman etmemiştir.”

* * *

ASHAB-I KİRAMIN ÖVÜLMESİ

Ashab-ı kiram, Kur’an-ı Kerîm‘in müteaddit yerlerinde bizzat Allah Teâlâ tarafından, hadîsi şeriflerde de Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) tarafından methedilmektedir.

“Böylece sizi (Ashab-ı kirâmı ve onların yolunda gidenleri) vasat bir ümmet yapmışızdır; insanlara karşı hakikatin şahitleri olasınız, bu Peygamber de sizin üzerinize tam bir şahit olsun diye.“ (6)

“Siz (sahabe ve imanla onlara tabi olanlar), insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız… “ (7)

“İslam’da birinci dereceyi kazanan muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar yok mu? Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah bunlar için, kendileri içinde ebedî kalıcılar olmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırladı. İşte bu, en büyük bahtiyarlıktır.” (8)

“O ağacın altında mü’minler sana bîat ederlerken, andolsun ki Allah onlardan razı olmuştur da kalplerindekini bilerek üzerlerine manevî bir kuvvet (huzu ve sükunet) indirmiş ve onları yakın birfetih ile mükâfatlandırmıştır” (9)

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mensupları nazarında ashabın çok büyük bir değeri vardır. Bu ve bunlara benzer bir çok Kur’an ayetinde açıkça veya îmâ-işaret-delalet ile ashabın faziletinden bahsedilmiştir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) pek çok hadîslerinde toplu olarak, ya da fert fert ashabın faziletine yer verilmiştir. Hemen hemen bütün ilk ve mûteber hadîs kaynaklarında bu hadîsler, “Fedâilü’s-Sahabe (Sahabenin Faziletleri)” veya benzeri başlıklar altında toplanmıştır. Meselâ bu hadîslerinden birisinde Sevgili Peygamberimiz: “Nesillerin en hayırlısı, benim neslimdir. ” buyurmuştur. (10)

Bir başka hadîslerinde de şöyle demiştir: “Ashabım hakkında Allah’tan korkun, ashabım hakkında Allah’tan korkun! Benden sonra onları kendinize hedef haline getirip düşmanlık etmeyin! Kim onları severse bana olan sevgisinden dolayı sever. Kim de onlara kin beslerse bana olan kini dolayısıyla böyle yapar. Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur. Kim bana eziyet ederse Allah’a eziyet etmiş demektir. Her kim de Allah’a eziyet ederse çok geçmeden Allah onun belâsını verir.” (11)

Rasûlüllah Efendimizin (s.a.v.) Allahu Teala‘dan alarak tebliğ ve hayatında tatbik ettiği veya bizzat kendisinin koyduğu dînî esasların, daha sonraki Müslüman nesillere ancak ashaba dayanan sıhhatli nakillerle ulaşabildiği düşünülecek olursa, -ki şüphesiz öyledir- İslâm açısından ashab-ı kirâmın gerçekten bu övgülere ve kendilerine saygı gösterilmesi hususundaki ikazlara lâyık oldukları açıkça anlaşılır.

Bu itibarla ashab-ı kiramdan (r.anhüm) birinden bahsederken isminin arkasından “radıyallâhü anh (Allah ondan razı olsun!)” demek, üzerimize düşen saygının bir icabıdır.

İslâm dîninin sıhhatli bir şekilde sonrakilere aktarılmasında temel unsur ashab olduğu içindir ki, Ehl-i Sünnet âlimlerine göre Kur’an ve Sünnet‘in de övgüsüne nail olan ashab-ı kirâm, tamamıyla adalet ve itimat sahibidirler.

Es-Selamü alâ meni’t-tebea’l-hüdâ…

Halis Ece
 
KAYNAKLAR
(1) Bakara sûresi, 3/30; Çantay, Hasan Basri, Kur’ân-ı Hakîm ve Meal-i Kerîm, İstanbul, 1, 18
(2) Yûnus sûresi, 10/14; Çantay, Hasan Basri, a.g.e., İstanbul, 1, 307
(3) Fetih sûresi, 48/29.
(4) Tercüman, Sahâbiler Ansiklopedisi, 5-8.
(5) el-Mektûbât, 3, 17
(6) el-Bakara, 2/143.
(7) Âlu İmrân, 3/ 110.
(8) et-Tevbe, 9/100.
(9) el-Feth, 48/28.
(10) Buhârî, Fedâilü Ashabi’n-Nebî, 1; Müslim, Fedâilü’s-Sahabe, 210-215.
(11) Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5, 57.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: