Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Tasavvufta İrşad ve Mürşid

Posted by Site - Yönetici Nisan 5, 2008

Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.A)

Tasavvufta İrşad ve Mürşid

“İrşad”, doğru yolu göstermek, öğretmek mânâlarına gelmektedir.
Bu mefhûmun kökü, sapıklığın zıddı olan rüşd kelimesidir. Rüşd’ün mânâsı ise, doğru yolu bulup girmek demektir. Bu yol maddî de olabilir, mânevî de…

Tasavvuf ıstılâhında ise irşad, doğru yola sevketmek veya yönlendirmek mânâsını ihtivâ eder. Bu bir nevi kılavuzluktur ki; bunlar, başta Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz olmak üzere, “Benim ümmetimin âlimleri, peygamberlerin vârisleridir” hadîs-i şerifinin sırrına mazhar olmuş, irşâda ehil ve salâhiyettar olan onun vârisleridir; yani mürşidân-ı kirâmdır.

Onlar, hem kâmil hem de mükemmil olan hakîkat âlimleridir. Zira sadece kâmil olmak (kendisinin olgunlaşıp mükemmel olması) yetmez; mükemmil de olması lâzımdır ki başkalarını tekemmül ettirebilsin, kemâle erdirip mükemmelleştirebilsin.

MÜRŞİD NASIL OLMALI?

Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiye’nin 12. halkasını teşkil eden Hâce Ali Râmitenî (k.s.) hazretlerinden:

“Mürşid, aynen kuş yetiştiricisi gibidir. Kuş yetiştiricisi, kuşun kursağına ne kadar yem gireceğini bilmesi gerekir ki, ona fazla yem yüklemesin. [Zira yemin azı faydalı olmadığı gibi, fazlası da zararlıdır.] Buna göre mürşid olan zât da, mürîdin kabiliyeti nisbetinde, zikir telkîn eder [ezbere değil].
“Kezâ, insanları Hakk’a dâvet eden kimse, vahşî hayvan terbiyecisi gibi sabırlı ve tecrübeli olmalıdır. Vahşî hayvan terbiyecisi, nasıl uğraştığı hayvanın huyunu, istidâdını bilip ona göre davranırsa, Hak yolunun dâvetçisi de öyle olmalıdır.”

MÜRŞİDDE OLMASI GEREKEN ON İKİ HASLET

Abdülkadir el-Cîlî (k.s.) dedi ki:

“Bir mürşid kendisinde on iki hasleti bulundurmadıkça nihâyet(1) seccadesine oturup inâyet(2) kılıcını kuşanamaz.

“Bunlardan iki haslet Allah Teâlâ’dan, iki haslet Resûlüllah’tan (s.a.v.), iki haslet Hz. Ebû Bekir’den, iki haslet, Hz. Ömer’den, iki haslet Hz. Osman’dan, iki haslet de Hz. Ali’dendir (r. anhüm).

• Hz. Allah’tan olan hasletler, Settâr (ayıpları ziyadesiyle örtücü) ve Gaffâr (günahları ziyadesiyle bağışlayıcı) sıfatlarıdır.
• Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz’den olan vasıflar, Şefîk (çok şefkatli) ve Refîk (ona her hususta çokça yardımcı olmak) vasıflarıdır.
• Hz. Ebû Bekir’den (r.a.) vasıflar, sâdık (özde ve sözde doğruluk) ve mütesaddık (tasadduk eden, bolca sadaka verme) vasıflarıdır.
• Hz. Ömer’den (r.a.) olan vasıflar, çokça iyiliği emredip kötülükten nehyetme vasıflarıdır.
• Hz. Osman’den (r.a.) olan sıfatlar, misâfirperverlik ve geceleri insanlar uykuda iken namaz kılmak vasıflarıdır.
• Hz. Ali’den (r.a.) olması gereken vasıflar ise, âlim ve cesur olma vasıflarıdır.

İşte böyle bir zât, nefsini ve hakikat yolcularını terbiye etmesini bilir.(3)
***
Kısacası her şeyin olduğu gibi, insanları manevî bakımdan irşad edebilme selahiyetinin de şartları var. Öyle akşamdan sabaha şeyh olaçıkagelmek yok. “Her çalı dibinde bir mürşid” olmaz. Olursa kıymeti-değeri kalmaz.

Bu gibiler için Bağdatlı Rûhi ne güzel söylemiş:

Gör zâhidi kim sâhib-i irşâd olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstâd olayım der.

Halis Ece

DİPNOTLAR
(1) Nihâyet: Son, uc mânâsınadır. “Nihayet seccadesine oturmak” maneviyat yolunda bütün menzilleri-konakları aşıp sona ulaşmak demektir.
(2) İnâyet: Lûtuf, ihsan, kayırma mânâlarınadır. “İnâyet kılıcını kuşanamak” ise, mürşidlik makamına nail olmuş zâtın, Cenâb-ı Hak’tan insanları irşad etme selahiyetini alması demektir.
(3) Allâme Muhammed b. Yahyâ et-Tâifi, Cevherden Gerdanlıklar, 54-55

5 Yanıt to “Tasavvufta İrşad ve Mürşid”

  1. Ayse said

    Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir.

    Tasavvuf hâl isi oldugu için, yasayan bilir, tarif ile anlasilmaz.

    Tasavvuf ilmi, kalb ile yapilmasi ve sakinilmasi gereken seyleri ve kalbin,
    ruhun temizlenmesi yollarini ögretir. Buna (Ahlak ilmi) de denir.

    Tasavvuf ehli, kendi derecesine göre, tasavvufu tarif etmistir. Birkaçi söyle:

    Tasavvuf, dinin emirlerine uyup, yasaklarindan kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip,
    iyi huylarla doldurmak demektir.

    Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapismak ve bid’atlerden kaçmaktir.

    Tasavvuf, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayirli islerin hakiki ve
    kusursuz olmasidir. Allahü teâlânin lütuf ve ihsani ile daha yükseklere çikanlar da olur.

    Tasavvuf, fâni olan her seyden yüz çevirip, baki olana baglanmaktir.

    Tasavvuf, Islam ahlaki ile süslenmektir.

    Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir.

    Tasavvuf, bastan basa edeptir, tamamen edepten ibarettir.

    Tasavvuf, kadere rizadir.

    Tasavvuf, Hak teâlâya inkiyaddir, kayitsiz sartsiz teslimiyettir.

    Tasavvuf, emeli birakip amele devam etmektir.

    Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktir.

    Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek degildir.
    Bunlari yapmak her insanin kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanlari incitmemektir.
    Bunu yapan, vasil olmus, yani maksada kavusmustur.

    Tasavvuf, insani, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karsi gereken
    güzel ahlaka kavusturan yoldur. Insana bu yolu mürsid-i kâmil ögretir.

    Tasavvuf, her sözünde, her isinde, dine yapismaktir.

    Tasavvuf, izdirap çekmektir. Sükun ve rahatlikta, tasavvuf olmaz.
    Yani, asikin masuku aramaya çalismasi, masuktan baskasi ile rahat etmemesi gerekir.

    Tasavvuf, Resulullahin mübarek kalbinden çikip, evliyanin kalblerine gelen bilgilerdir.

    Tasavvuf, kendi nefsinin ayiplarini, kusurlarini anlamaktir ve dine uymakta kolaylik ve
    lezzet hasil olmaktir ve gizli olan sirkten, küfürden kurtulmaktir.

    Tasavvuf, herkese merhametli olmak ve ruhsat olan ameli terk etmektir.

    Tasavvuf, Allahü teâlâyi, görür gibi ibadet etmektir. Hadis-i seriflerde buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâyi görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhari]

    (Bir kimse, iki salih komsusundan nasil utaniyorsa, gece gündüz, kendisi ile beraber olan
    iki melekten de öyle utanmalidir!) [Beyheki]

    Allahü teâlânin gördügüne inanan, Onun begenmedigi bir seyi yapabilir mi?
    Yanindaki iki melegin, günah ve sevaplari tespit etmekle görevli oldugunu yakînen bilen kimse,
    kötü isler yapabilir mi?

    Tasavvufun yediyüzden fazla tarifi yapilmistir. Hepsinin özü ehemmi, mühimme tercihtir.
    Yani çok önemli isi, önemli isten önce yapmaktir.

    Aglayan bir kimse görsek, hangi üzücü seyin bu kimseyi aglattigini bilemeyiz.
    Eger ayagina diken battigi için agliyorsa, diken bize batmadigi için, ona verdigi izdirabi
    anlayamayiz. Bir delinin, ne için güldügünü bilemeyiz. (Sunun için gülüyorum) dese bile,
    o hadise deliye tesir ettigi gibi bize tesir etmez. Asigin hâli bir baskadir.
    Tasavvuf da böyle bir hâl isi oldugu için biz bilemeyiz.

    (paylasmak istedim)

    Beğen

  2. Ayse said

    Kalbte İman Ve Yakin Nasıl Kuvvetlenir?

    AkaidArifler demişlerdir ki: Kalp, Allahu Tealanın, ğayb hazinelerinden bir hazinedir. Her müminin kalbinde, iman, ilim ve akıl bir arada bulunur.Yakin onlara bağlıdır. Onların zayıflaması ile yakîn zayıflar, onların kuvvetlenip ortaya çıkması ile kuvvetlenir. Çünkü bu üç şey, yakînin mekanıdır. Bu üç cevher, bir araya geldiğinde, kalpte yakin parlar ve etkisini gösterir.

    Kalp, bu manevî destek ve cevherlerle kuvvet bulur, temizlenir tasfiye olur. imanı güzel, ilmi düzgün, aklı kuvvetli olan kalbin yakini kuvvetli ve parlak olur. Şüpheli ve haram olan şeylerden kaçınma, zikir, tefekkür, takva ve edeb üzere yaşama, Allah korkusu ve dünyadan gönlü çekmekle iman kuvvetlenir; iman kuvvetlenince kalp de kuvvet bulur, yakinin nuru artar. İlim, insandaki tevhid anlayışını geliştirir. Tevhid ehlinin ilmi arttıkça yakini ve tevhid nuru da artar. Allahu Teala ayet-i Kerimede şöyle buyurmuştur:

    Bil ki; Allahtan başka ilah yoktur.( Muhammed, 47/19)

    Bir diğer ayette de:

    Biliniz ki, bu Kuran ancak, Allahın ilmiyle (bilgisi dahilinde) indirilmiştir.
    Ondan başka ilah yoktur.( Hud,114)

    Allahu Teala, bu ayetlerde, ilmi tevhidden önce zikretmiştir. Buna göre ilim, tevhidin evveli olmaktadır. Şu halde, kalb, her ne zaman Allaha aid bilgi ve marifetle genişler ve dünya sevgisinden tamamen yüz çevirirse, iman ve yükselmesi artar. Çünkü bu yükselme anında o, başkalarının görmediğini görür ve ilahi marifetle genişleme anında, diğer insanların bilmediklerini bilir, işte mümin bu şekilde manen gelişir ve olgunlaşır. Bu da, onun iman ve manevi kuvvetini artırır? Sonra, iman ettiği her şeyi gözle seyreder bir duruma gelir. Buna ihsan makamı denir. Bu sayede nefsinde manevi bir kuvvet oluşur ve her şeyde Allahu Tealanın tecellilerini seyredecek bir hale ulaşır.( Geniş bilgi için bkz: el-Mekki, Kutul-Kulub, l, 174 vd)

    Arifler demişlerdir ki:

    Her kulun, Allahu Tealanın azamet ve kudretinin tecellilerini müşahededeki nasibi, tevhid ilminden ve nurundan nasibi kadardır. Tevhiddeki nasibi, yakini miktarıncadır. Yakîni de Cenab-ı Hakka yakınlığı nisbetindedir. Kulun Allahu Tealaya yakınlığı, Allahu Tealanın onun kalbine yakınlığı miktarıncadır. Allahu Tealanın kalbe yakınlığı, ondaki marifet ilmi ve ilahi bilgideki genişliği kadardır. Kalbin iman ve marifetle genişlemesi, Allahu Tealanın ihsanı miktarıncadır. Allahın kuluna ihsanı, ona yaptığı inayeti ve tercihi kadardır. Bundan öte, Allahın ilmi vardır. Bütün bunlar, bizlere kapalıdır; onlar ilahi kudretin sırrı ve bilemediğimiz tecellileridir.

    Kul ne kadar gaflete düşerse o kadar ilahi ilim ve hikmetlerden cahil kalır, mahrum olur. İnsan dünyayı sevdiği kadar gaflete düşer; heva ve hevesine ne kadar düşkünse o kadar dünyayı sever. Heva ve hevesin kula hakimiyeti nefsin sıfatlarını ortaya çıkarması ölçüsünde olur. Kalbte iman ve yakin nuru zayıfladığı ölçüde nefsin kötü sıfatları ortaya çıkar. Bu zayıflık da kalbin Allahtan gayri şeylerle perdelenip kulun Rabbinden uzaklaşmasıyla meydana gelir.

    Kalbin perdelenmesi ve Hakktan uzaklığı, kibir ve kalp katılığını meydana getirir. Kalp katılığı, günahlara dalmaya götürür. Günahlara alışmak ve devam etmek, Hakktan yüz çevirmenin alametidir. Bu hal, o kulun üzerinden ilahi yardımın çekilmesinden ve Cenab-ı Hakkın ona rahmet nazarıyla bakmamasından ileri gelmektedir. Bundan öte sadece Cenab-ı Hakkın bileceği kaderin sırrı geçerlidir. Bize orada söz hakkı yoktur.( el-Mekki, Kutul-Kulub, l, 125)

    Hangi derde düşersek düşelim onun bir sonu vardır. Allahu Teala hangi hastalığı yaratmışsa onun bir de ilacını yaratmıştır. Hastalık ile ilacını buluşturan kimse, iyi olur, dertten kurtulur.

    Bize düşen tavazu ve ümitle Yüce Rabbimize yalvarmak, rahmetini istemek, emirlerini yapmaya sabretmek, kusurlarımıza tevbe, iyi hallere şükretmektir. Kul duaya sarılır, gerisi Hûdaya kalır.

    EHLİ SÜNNET İNANCI
    Dr. Dilaver SELVİ

    Beğen

  3. Ayse said

    Vesveseden kurtulmak…

    Şeytan insana nefsi vasıtasıyla müdahale eder. İblis denen bu şeytanın binlerce yıllık
    tecrübesi vardır. İndallah masum olan peygamberlerin dahi ayağını kaydırmak için
    çok çeşitli hilelere başvurmuştur.

    Şeytan, bir insanı kandırmak için en merkezi nokta olan kalbine, en tehlikeli yol olan
    küfür ve inkârla müdahale etmek ister. Bunda başarı sağlayamazsa faaliyetini hayalde
    ve tasavvurda devam ettirmeye çalışır.

    Hayale olan müdahalesi ise fikir planında değildir. Ancak, kötü şeyler, çirkin meseleler,
    sefahete ait konular ve muamelatla ilgili mülevves pis şeyleri hayale ve hatıra getirmeye çalışır. Bununla merkezde başaramadığı mücadelesini hayalde devam ettirmeye çalışır.

    Vesvesenin mahiyetini bilemeyen mümin ise hayaldeki bu muameleyi kalbin meselesi imiş gibi değerlendirir. Hayalî şeyleri fikrî zannederek kalbinin bozulduğuna hükmeder, ümitsizliğe düşer, şeytanın oyununa gelmiş olur. Hâlbuki hayaldeki bu vesveseler kasten olmadıktan sonra, bir çağrışımdır, insan ondan mes’ul değildir.

    İmâm-ı Gazâlî hazretleri buyurdu ki:

    Her insana musallat olan en az bir şeytan vardır. Şeytanın vereceği vesveselerden korunmaya çalışmalıdır! Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Kanın damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da, insanın vücûdunda dolaşır. Açlıkla [az yemekle, oruç tutmakla] onun yollarını daraltın!) [Buhârî]

    (Şeytan kalbe vesvese verir. Allahü teâlânın ismi söylenince kaçar. Söylenmezse vesveseye devam eder.) [Ebû Ya’lâ]

    Vesvese, duâ ederek, zikrederek azalır ve yok olur.

    Bunun için, bilhassa günâh işleme meyli olduğu zaman, hemen Allahı hatırlamaya,
    onu anmaya çalışmalı, istigfâr, salevât ve duâ okuyarak şeytanı uzaklaştırmaya çalışmalıdır!

    Günâhlara tevbe etmelidir! Şeytanın vesvesesinden ve sıkıntılardan kurtulmak için,
    hergün şu duâyı okumalıdır:

    (Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!) [Kitâbürrahme fittıbb-i velhikme]

    Tevbeyi geciktirmemeli

    Bilhassa kırk yaşını geçince, tevbeyi hiç ihmâl etmemelidir.

    Hadîs-i şerîfte,
    (Şeytan, kırk yaşını geçtiği hâlde, tevbe etmiyen için, “Bu artık kolay iflâh olmaz” der) buyuruldu. (İ.Gazâlî)

    Onun için hemen tevbe etmeli, şeytanı uzaklaştırmaya, çâresiz hâle getirmeye çalışmalıdır.
    Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (İnsan, yolculukta devesini zayıflatabildiği gibi, mü’min de şeytanını zayıflatabilir.) [İ.Ahmed]

    Kötü şeyler düşünerek, kötü yerlere giderek, şeytana yardımcı olmamalıdır!

    Hadîs-i şerîfte, (Koru etrafında dolaşan oraya düşebilir) buyuruldu. (Buhârî)

    Harâm işlemeye niyet edip, Allahtan korktuğu için vazgeçen günâha girmez.

    Nefse ve şeytana uymayıp Allahü teâlâya itâ’at ettiği için büyük sevâba da kavuşur.
    O harâmı işlemeyişi Allah korkusundan değil de, insanlardan utandığı için ise, böyle
    düşüncenin de günâh olduğunu söyleyen âlimler vardır. Ba’zı âlimler ise, yalnız kalbe gelen şeylerden dolayı suâl ve azâb olmayacağını bildirmişlerdir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

    (Kalbe gelen kötü şey söylenmedikçe ve buna uygun hareket edilmedikçe affolur.) [Beyhekî]

    Kibir, hased gibi şeyler böyle değildir. Çünkü bunlar zaten kalb ile olur.

    Şeytanın kalbe giriş yerlerinden biri de, Allahü teâlânın zâtı hakkında düşündürmek,
    şüpheye düşürmektir. İnsanların en ahmağı zekâsına en çok güvenendir. İnsanların
    en akıllısı da, suçu kendinde arıyan ve bilmediklerini âlimlere soran kimsedir.

    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

    (Şeytan, vücûda girerek, “seni kim yarattı” diye sorar. O kişi “Allah yarattı” dediği zaman, “O’nu kim yarattı” diye vesvese verir. Böyle bir vesveseyle karşılaşan kimse, “Ben Allah ve Resûlüne îmân ettim” desin!) [Buhârî]

    (Allahın yarattığı şeyleri tefekkür edin, fakat zâtını tefekkür etmeyin. Yoksa helâk olursunuz.) [Ebûşşeyh]

    Böyle vesveseler, âlimlerde olmaz. Câhil olanlar ise, böyle şeylerle meşgûl olmamalıdır!

    Câhillerin böyle konular hakkında konuşması, hırsızlık etmekten daha kötüdür.
    Çünkü âlim olmayan din hakkında konuşursa sapıtabilir, hattâ küfre düşebilir.
    Bu, yüzme bilmeyen kimsenin, yüzenleri görüp, ben de yüzerim diyerek denize atlamasına benzer.

    Vesvese îmândandır

    İbâdetleri yapıp îmânıma bir zarar gelir diye korkanın ve (günâhlarım çoktur, ibâdetlerim beni kurtarmaz) diye düşünenin îmânı kuvvetli demektir. (Bezzâziyye)

    İbâdetle meşgûl olup, fıkıh bilgilerini öğrenmeye çalışan kimseye, Allahı, dirilmeyi, Cenneti ve Cehennemi inkâr etmek gibi düşünceler gelmesi, onun îmânsız olduğunu göstermez. Aksine onun îmânlı olduğunu gösterir. Meyveli ağaç taşlandığı gibi, şeytan da îmânlı olanlara saldırır. Hadîs-i şerîfte, böyle vesveselerin îmândan olduğu bildirilmiş,

    (Vesvese îmânın tâ kendisidir) buyurulmuştur. (Râmûz)

    İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki:

    Eshâb-ı kirâmdan birkaçı, kötü düşüncelerden, vesveselerden şikâyet edince, Resûl aleyhisselâm bunlara, (Bu vesveseler, îmânın olgun olmasındandır) buyurmuştu. Kötü vesveselerin gelmesine sebep îmânın kâmil olmasıdır. (m.182)

    Böyle vesveseler birçok kimsede olabilir.

    Îmânım gitti diye şüpheye düşmemelidir!

    Böyle düşüncelere önem vermemelidir!

    Her zaman Allahü teâlâyı anmaya çalışmalıdır!

    Beğen

  4. Bu anlamli,hikmet dolu,mukemmel yazilariniz icin candan tesekkur ederim.Zaman ayirip bizleri bilgilendirdiginiz icinde Allah razi olsun.Yorumlarinizin devamini bekleriz insaallah.

    Allaha emanet olun.

    Beğen

  5. alparslan said

    ben bu yazdıklarınızdan mutlu olmaya çalışan bi insanım çünkü küfür düşünce kalbe insan zavallı ve savunmasuz hisseder kendini ben neden bunları yaşıyorum diye düşünmeye başlar fakat teslimiyetini allaha verme düşüncesiyle ve onu zikir ile birleştirip vaşadığı kötülükleri(kabul görmeyemn) imanının bi parçası sayarak mücadelesine devam ederse şeytanın mücadelesini kabul edecek vede onu hafife değil ciddiye almayarak küfre düştüğünü düşündüğü kalbini ve o noktayı imanlı bilecektir . ALLAH inananların kalbini ve dilini küfürden korusun. amin AMİN diyen dilleri narıcahim’den azad eylesin AMİM

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: