Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Nisan 2008

Âni ölümler!..

Posted by Site - Yönetici Nisan 30, 2008

kabirmezarolulerde-selam-alirlar-mezar-ziyareti

Âni ölümler!..

Âni ölümler, bir bakıma insanların pek çoğunun hoşuna gitmez. Zira, âhiret hazırlığı yapmadan, üzerindeki hakları ödeyemeden, tevbe ve istiğfâr gibi mânevî temizlikleri yapamadan ansızın gitmek, herhalde iyi bir şey değildir, diye düşünülür.

Bundan dolayıdır ki, Allah dostları mü’minleri îkaz eder; ölümün her an gelebileceğini hatırlatarak maddeten ve mânen hazırlıklı olmayı tavsiye ederler.

İşte o zaman âni ölümün mü’min için bir tehlikesi olmaz. Zira onun ölümündeki ânilik zâhirdedir, yani dış görünüştedir; bâtında, içte, esasta değil…

O, kendi içinde ölümü her an bekliyor, tevbe ve istiğfarı dilinden düşürmüyor, nedamet hasletini kalbinden eksik etmiyor. Artık o mü’min için âni ölüm, bir korku ve endişe kaynağı olmaktan çıkıp, bilakis, “Allah’tan bir hediye” hâlini alır. Nitekim Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:

“Ani ölüm, mü’mine Allah’tan bir hediye, kâfire ise hasrettir.” Bir başka rivayette ise, “Âni ölüm kafir için üzücü bir yakalanış, mü’min için ise bir rahmettir” buyurmuşlardır. (Rudâni, Cem’u’l-Fevâid (Büyük Hadis Külliyatı), 1, 2397)

Çünkü kâfir, ömür nîmetini müflis olarak elden kaçırdığı için, âni ölüm ona üzüntü-keder, esef ve sıkıntıdır.

Bununla beraber, uzun hastalıklardan sonra vefât eden mü’minlerin de mânen temizlendiği ümit edilir; fikren ve zihnen tevbe ve istiğfarla âhiret hayatına hazırlanmış olduğu kabul edilir. * * *

Dilerseniz bu mevzuyu, tâbiîn devrinin velilerinden dinleyelim. Bakalım onlar bu gibi hususları nasıl değerlendiriyorlar.

Tâbiîn‘in ileri gelen büyüklerinden Hz. Vüheyb, Yûsuf bin Esbat ve İmam Sevrî (k.esrârahüm) hazerâtı bir araya gelmiş sohbet etmekteydiler. İmam Sevrî hazretleri bir ara şöyle dedi:

— Ben artık âni ölümü istiyorum!

Öteki sordu:

— Niçin?

— Fitneler çoğalıyor, onlara karışmamak için.

Yûsuf bin Esbat (k.s.) buna karşılık verdi:

— Ben âni ölümü istemiyorum. Çünkü yapacağım tevbe ve istiğfarlardan biri makbûl olabilir. Ölürsem, tevbe ve istiğfar yapma imkânını yitirmiş olurum.

Bu sözleri sükûtla dinleyen Vüheyb hazretlerine de sordular:

— Sen ne dersin, bu düşünce ve değerlendirmelere?

Hz. Vüheyb boynunu bükerek cevap verdi:

— Ben ne öyle derim, ne de böyle. Allah Teâlâ hakkımda neyi takdir etmişse onu bekler, hayırlısını dilerim.

İmam Sevrî hazretleri bu cevaptan çok memnun oldu ve:

— Vallâhi içimizde en doğrusunu sen söyledin. Sen rûhânîlerin sözüyle bağladın bizi, dedi.

* * *

Evet, gerçek olan budur. Rabbimizin hakkımızda hayırlı hükmünü beklemek… Ancak bu bekleyiş, ihmâl ve gaflet deryasında değil de; şuur, idrâk ve tefekkür içinde olmalıdır. Yoksa hazırlıksız âni ölümler, hayra değil –Allah korusun– şerre ve sû-i hâtimeye sebep olabilir.

* * *

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Hz.Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2008

h-z-muhammed-s-a-v-in-genclik-donemi-ebu-hureyre-ve-gunahkar-kadingzel_krmz_pembe_sar_mavi_beyaz_gller_yeil_gl_15-copy

Hz.Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum

Eline aldığı kuru hurma dalına dayanarak Rasulullah’ın kapısına gelen yaşlı kadın içeri girmek arzusunu izhar edince Hz. Aişe validemiz “Ya Rasulellah! Kim olduğunu bilmediğimiz ihtiyare bir kadın zatınızı görmek istiyor!” dedi.”Müsaade edin gelsin!” buyurdular. İhtiyarlıktan rükû eder halde duran kadın, hurma dalından edindiği asasına dayanarak içeri girdi, bir iki adım ilerleyince onu tanıyan Rasulullah hemen ayağa kalktılar; altlarındaki içi hurma lifi dolu minderi göstererek oturmasını istediler.

Rasulullah’ın bu kadına hürmeti ve alakası, orada bulunan Hz. Ömer’in dikkatini çekti, hatta kim olduğunu merak etteğini ihtiyareye gösterilen ikramı fazla bulduğu içindir ki, ihtiyare kalkıp gidince “Ya rasülullah! Bu kadın kimdi ki; ona ayağa kalkacak kadar hürmet ettiniz, minderinizi verecek kadar alâka gösterdiniz?” dedi. Rasülullahın cevabı tek cümleden ibaretti:”bu kadın bizim hadice’nin dostlarındandı!” Efendimiz (sav) seneler evvel vefat etmiş hadice validemize neden bu kadar alâka duyuyordu ki, onun dostlarına bile ayağa kalkıyor, minderini vermek kadirşinaslığında bulunuyordu? Hz.Hadice validemizin kendisini bu derece sevdiren hususiyeti neydi? Bu sualin cevabını Hz Âişe validemizin hazır bulunduğu mecliste cereyan eden hatırada bulmak mümkündür: Peygamber Efendimiz aile sohbetinde Hz. Hadice validemizi uzun uzun yâdetmiş, bazı hatıraları yeniden anlatarak geçmiş günlerini dile getirmişti.

Hz. Aişe “Ya Rasülallah! Seneler evvel ölüp gitmiş yaşlı bir kadını bukadar hatırlayıp yadetmekte ne fayda var? Allah size ondan daha genç ve güzelini ihsan etmiş, ağzında dişi bile kalmamış bir ihtiyare yerine daha gencini vermiştir!” dedi. Aişe validemizin bu sözlerine mukabil Rasüllüllah Efendimizin Hadice validemizi niçin unutmadığını bildiren cevabı dikkat ve ibrete değer :” Ya Aişe! Seneler geçtiği halde Hadice’yi unutmayışım, onun dış güzelliğinden değildir. Herkes beni red ve inkâr ettiği zaman Hadice bana inandı ve tasdik etti. Etrafımdakiler “yalancısın!” dediği zaman Hadice bana “doğru söylüyorsun, asla çekinme!” dedi. İnsanlar benden bir pulu esirgediğinde Hadice bütün servetini önüme sererek “bunların hepsi emrindedir, istediğin kadar harcayabilirsin!” dedi. Dünyada yalnız kaldığım günlerde Hadice benden asla geri kalmadı, “bunların hepsi geçicidir, üzülme, ileride bu güçlükleri kolaylıklar takip edecektir!” dedi. İşte ben Hadice’yi bu fedakârlıkları için unutmuyorum!”. Hz Hadice’yi seneler geçtiği halde unutturmayan meziyetleri, Rasülullah nezdinde kadın arkadaşına oturduğu minderini verdirecekkadar kazanmış olduğu itibar ve kıymeti günümüz hanımlarının dikkatlerini çekmelidir. Hanımlar hizmette fedakârca çalışan kocalarına engel olmamalı, Hadice annamiz gibi bütün kuvvet ve imkânlarıyla dava uğrunda çalışan beylerini takviyeyle onlara yardımcı olmalıdırlar.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Hatice, H.z Muhammed ( s.a.v ), Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 2 Comments »

Yalanın bile caiz olduğu yerler

Posted by Site - Yönetici Nisan 29, 2008

cakalin-tavusluk-iddiasi

Yalanın bile caiz olduğu yerler

Gerek aile ve gerekse toplumun huzurunu-sükunu ifsat eden-bozan illetin (yalanın) bile caiz olduğu caiz olduğu yerler vardır. İşte o yerleri Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bize şöyle beyan ediyor:

“Her yalan âdemoğlunun aleyhine yazılır; ancak üç yalan hariç:

1. Kişi harpte yalan söyleyebilir; zira harp hiledir.

2. Bir adam (kırgın ve dargın olan) hanımına (başkaca çaresi ve yolu kalmamışsa) yalan söyleyerek onu razı edebilir.

3. Bir kimse, (birbirlerine küs olan iki insanın) arasını düzeltmek için yalan söyleyebilir.” (1)

***

AÇIKLAMA

Yalan, fertlerin ve toplumun huzurunu bozduğu, ahlâkını dejenere ettiği için haram kılınmıştır. Harbin/savaşın da her türlüsü zaten doğrudan milletlerin huzur ve sükûnunu bozan; din-iman, can-mal, ırz-namus emniyetine zarar veren bir illettir…

Kırgınlıklar-dargınlıklar ise genel olarak toplumun, özel olarak eşlerin, kardeşlerin-arkadaşların, evlat ile ebeveynin… huzurunu kaçıran olumsuz huylardır.

O bakımdan, gerek düşmanla savaşta onlara üstünlük sağlayıp zararlarından emin olabilmek ve gerekse küslerin/dargınların aralarını düzeltip huzuru temin etmek için başka çare kalmamışsa, yalan söylenebilir.

İşte bu noktada yalan söylemenin caiz olduğunu, bu sözlerin yalan hükmünde olmadığını haber veriyor Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) bizlere…

Hasılı;

Mü’minler arasında huzur, sükûn ve güvenin bozulması son derece tehlikeli olduğu içindir ki, bunun temin ve tesis edilmesinde “yalan” gibi bir yasağa dahi ruhsat vermiştir Yüce dinimiz.

Rabbim rızasısından, Resûlünün sünnetine ittibadan, sair sevdiklerinin yolunu takipten ayırmasın.

Halis Ece
 
DİPNOT
(1) Süyûti, Feyzu’l-Kadir, Matbaa-i Mustafa Muhammed, Mısır, 1938, V, 10.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Kabul olmayacak dua

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2008

Kabul olmayacak dua

SUAL : Kabul olmayacak duaya amin denmez demek, küfrü gerektirir mi?

CEVAP

Önce kabul olmayacak dua olur mu, olmaz mı ona bakalım! Mesela, (Ya Rabbi, beni peygamber yap) demek kabul olmayacak bir duadır. Böyle dua etmek Allah�ın emrine aykırıdır ve böyle duaya amin denmez.

Ayrıca Allahü teâlânın âdetine zıt olan dualara da amin denmez. Mesela, (Beni öldürme, beni melek yap, beni kadın yap) demek böyledir. Ayrıca ibadet yapmadan Cennete girmek için dua etmek de günahtır. (İslam Ahlakı)

Haramdan sadaka verse, alan fakir de haramdan olduğunu bilerek, verene, Allah razı olsun dese veya Allah kabul etsin dese ve veren de, amin dese, ikisi de imanlarını kaybeder. Başka biri de amin dese, o da kâfir olur. (Birgivi şerhi)

Haram olduğu bilinen belli mal ile cami veya başka hayır yaptırmak ve bunlara karşılık sevap beklemek küfürdür. (Redd-ül-muhtar)

Demek ki kabul olmayacak ve amin denmeyecek dualar vardır. Bu bakımdan, (Kabul olmayacak duaya amin denmez) demek küfrü gerektirmez. Fakat böyle sözler söylememek iyi olur

Dinimizislam

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Yorumlar | Etiketler: , , | Leave a Comment »

Şeyh Şibli’nin Çözüm Yolu

Posted by Site - Yönetici Nisan 28, 2008

seyh-siblifirinci_hikayesi2

Şeyh Şibli’nin Çözüm Yolu

Adamın biri Hz.Şeyh Şibli’ye gelip:

-Efendim,bakmakla yükümlü olduğum aile efradım çok fazla,geçim sıkıntısı içindeyim,bana bir çıkar yol göster,dedi

İmam-ı Şibli şöyle bir yol tarif etti:

-Hemen eve git,kimin rızkını sana bağlı görüyorsan kapı dışarı et,kimin rızkını da Allah’a havale ediyorsan evinde onlar kalsın.Evde kalanların rızkını Allah’a bağlı gördüğüne göre bakmaya mecbur değilsin,senin bakmakla yükümlü olduklarını da dışarı attığına göre mesele kalmamıştır.buyurdu.

(Büyük Dini Hikayeler s.229)

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Yorumlar, İlginç | Etiketler: , | Leave a Comment »

Akçeli Kötek – Nasrettin Hoca

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2008

akceli-kotek-nasrettin-hoca-ramazan-fikralari

Akçeli Kötek – Nasrettin Hoca

Hoca, pazarda dolaşırken biri ensesine okkalı bir tokat atmış.Adamdan davacı olup, birlikte Kadı’ya gitmişler. Oysa, adam Kadı’nın akrabasıymış. Kadı;

— Bir tokatın cezası bir akçedir. Git, getir, demiş.

Adam gidiş o gidiş… Hoca da ne yapsın? Kadı’nın ensesine bir tokat indirdikten sonra;

— Kadılığını akraba hatırına kullanırsan, demiş, kötekten sen de nasibini alırsın. Getireceği bir akçeyi benim attığım bu tokadın cezası olarak sen al!

Posted in Fıkralar, Mizah, Nasreddin Hoca, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Nasihat H.z Ali (k.v) den.

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2008

Nasihat - H.z Ali (k.v) Buyurdu Ki

Nasihat – H.z Ali (k.v) Buyurdu Ki :

Size beş şey ögretecegim, dikkat edin,ezberleyip aklınızdan çıkarmayın.

Onları gemilere binip uzun seferlere,uzak memleketlere gitseniz bile benden başka ehlini bulup ögrenemezsiniz :

1- Kimse Allah`tan başkasından bir şey ümit etmesin.

2- Kimse günahından başka bir şeyden korkmasın.

3- Alim, bilmedigi şeyi ögrenmekten omuz silkmesin, kaçmasın.

4- Sizden birinize bilmedigi bir şeyden sorulursa, bilmiyorum desin.

5- Beden için baş ne ise,iman için de sabır odur.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Düşündüren Sözler, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Güzel Sözler, Genel, H.z Ali, Nasihat, Tavsiyeler, Yorumlar | Etiketler: , | 1 Comment »

Ezan-İkamet ve “Türkçe Ezan” Meselesi

Posted by Site - Yönetici Nisan 27, 2008

turkce-ezanezan

Ezan-İkamet ve “Türkçe Ezan” Meselesi

Vakitler, Cenab-ı Hakk’ın ilahi birer nimeti olan namazlar için zahirî bir sebep ve namazı kullarına farz kıldığının bir alâmeti olduğu gibi, ezan da vaktin alâmetidir.

Ezan’ın lûgavi manası/sözlük anlamı “bildirmek”tir. Yani ezan i’lâmdır, bildirmedir. Gerçi aslında vakit de bir i’lâmdır, fakat seçkinlere… Ezan ise herkese i’lâmdır; avam-havas, ehassu’l-havas… O bakımdan Müslümana yakışan, vakit ile kendine gelmektir. Vakit ile kendine gelemeyeni ise ezan uyarır.

Fıkıh lisanında ezan, “Özel bir şekilde yapılan bildirim”in adıdır. Ezan okuyana da müezzin denir.

Namaz için ezan okumak vacip değilse de vacip kuvvetinde müekked bir sünnettir. Bir namaz vaktinin girdiği ezanla ilân edilir. Bir günde 5 vakit namaz vardır ve 5 defa ezan okunur.

***

Ezanın sahih/geçerli olmasının şartları

1. Kelimelerinin asli şekliyle yani Arapça olması,

2. Müslüman ve akıllı bir kimsenin okumasıdır.

Ezan şu mübarek kelimelerden meydana gelmiştir

“Allâhü ekber Allâhü ekber. Allâhü ekber Allâhü ekber.

Eşhedü en lâ ilahe illallâh. Eşhedü en lâ ilahe illallâh.

Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh. Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh.

Hayye ale’s-salâh. Hayye ale’s-salâh.

Hayye ale’l-felâh. Hayye ale’l-felâh.

Allâhü ekber Allâhü ekber. Lâ ilahe illallâh”

***

Ezanın okunuş şekli; yavaş yavaş, harfleri ve kelimeleri tane tane okumak, ikamette olduğu gibi acele etmemektir. Bütün vakitlerde okunan ezanlar aynıdır. Ancak sabah ezanında, “Hayye ale’l-felâh”dan sonra iki defa, namaz uykudan hayırlıdır anlamındaki “es-Salâtü hayrun mine’n-nevm” cümlesi ilave edilir.

İkamet de ezan gibidir. Ancak ikamette “Hayye ale’l-felâh”dan sonra iki defa “Kad kameti’s-salâh” denilir.

Ezan ve ikamet, normal zamanlarda ve yolculukta, farz namazları edada ve kazada erkeklere müekked bir sünnettir. Kadınların ise ezan ve ikamette bulunmaları mekruhtur. Vakit girmeden ezan okunmaz, okunursa tekrar edilir. Ezan, vakitlerin sünneti değil namazların sünnetidir. Onun için kaza namazlarına da ezan ve kaamet okumak sünnettir. Evde, işyerinde ve kırda namaz kılanların yalnız ikametle yetinmesi caizdir, çünkü mahallenin ve köyün ezanı onlar için de geçerlidir. Fakat ikameti terk edip yalnızca ezanla yetinmeleri mekruhtur. Câhillerin ve fâsıkların ezan okuması da mekruhtur. İyiyi kötüyü, yanlışı doğruyu ayırabilen (mümeyyiz) sabinin ezan okuması caizdir.

Biraz önce de belirttiğimiz üzere kadınlar ezan ve ikaamet okumazlar. Ezan ve ikaamette cümlelerin son kelimeleri cezimlidir. Yani son harflerinde durulur, harekelendirilmez. “Hayyeale’s-salâti Hayyeale’s-salâh” şeklinde değil, “Hayyeale’s-salâh, Hayyeale’s-salâh“ diyerek her cümlenin sonu cezimli okunur. Tekbirlerde durulmayarak geçilmesi halinde ise “ra” harfi, “Allâhü ekberallâhü ekber” şeklinde meftuh/üstün okunur.

***

Ezan okunurken…

Ezan okunurken kişi; şayet namaz kılmıyor, hutbe okumuyor, hutbe dinlemiyor, derste ve yemekte de değil, bir ihtiyacını giderme (tuvalet) durumu da yok, (kadın) âdetli ve lohusa da değilse ezana icabet eder. Yani hürmetle dinler ve bu esnada tekbirleri, şehadetleri müezzinle birlikte aynen tekrar eder. “Hayye ale’s-salâh ve Hayye ale’l-felâh”larda 4 kerre “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” (1) der. (Sabah ezanındaki “es-Salâtü hayrun mine’n-evm” cümlesine karşılık, doğrusun hakikati-gerçeği söylüyorsun anlamında, “sadakte ve berirte” diyerek icabet eder.) Sonra, “Allâhü ekber Allâhü ekber Lâ ilahe illallâh” diyerek müezzinle birlikte bitirir ve ardından da şu duayı okur:

“Allâhümme Rabbe hâzihi’d-da’veti’t tâmmeti ves-salâti’l-kaaimeti âti Muhammedeni’l-vesîlete vel-fazîlete veb’ashü mekaamen mahmûdeni’l-lezî veadtehû, inneke lâ tuhlifü’l-mîâd.”

Manası: Allâh’ım! Ey bu dâvetin ve kılınmak üzere bulunan namazın Rabbi. Peygamberimiz Hazreti Muhammed’e (s.a.v.) vesîleyi ve fazileti ver. Onu kendisine va’detmiş olduğun Makâm-ı Mahmûd’a eriştir. Şüphesiz sen, va’dinden dönmezsin.(2)

***

Sonuç olarak diyebiliriz ki;

Ezan-ı Muhammedî, İslâm’ın en büyük güzelliklerinden biridir. Bununla müezzin, bütün âleme karşı Allah Teâlâ’nın varlığını, birliğini, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hak peygamber olduğunu ilan eder. Bütün insanları ebedi kurtuluşa ve saadete/mutluluğa çağırır.

Milli şairimiz ne de güzel söylemiş:

“Şu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.”

***

KA‘BE’NİN ÜZERİNDE OKUNAN EZAN

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), öğle vakti girince, Ka‘be’nin üzerine çıkıp öğle ezanını okumasını Bilâl-i Habeşî’ye (r.a.) emretti…

Ebû Süfyan bin Harp, Attâb bin Esîd, Hâris bin Hişâm ve daha başkaları Ka‘be’nin yanında oturuyorlardı. Hz. Bilâl, sesini olanca gücüyle yükselterek ezan okumaya başladı. Kureyşliler’den bazıları, “Ey Allâh’ın kulları! Ka‘be’nin üzerinde ezan okumak, bu kara köleye mi düştü?!” dediler. Bazısı da, Allâh’ın hoş görmeyeceğini ve bu işi değiştireceğini söylediler. “Eşhedü enne Muhammede’r-Resûlüllah” şehâdetine geldiği zaman, Ebû Cehlin kızı Cüveyriye, “Hayatıma yemin ederim ki, Allah Muhammed’in şânını, nâmını yükseltti. Namazı kılarız amma, vallâhi, sevdiklerimizi öldürenleri, hiçbir zaman sevmeyeceğiz! Muhammed’e gelen peygamberlik, babama da gelmişti. Fakat o, bunu reddetmiş, kavmine aykırı davranmak istememişti” dedi.

Halid bin Esîd,

– Kim bu seslenen? diye sordu.

– Bilâl bin Rebah, dediler.

Diyalog şöyle devam etti:

– Ebû Bekir’in Habeşî kölesi mi?

– Evet.

– Nereden sesleniyor?

– Ka‘be’nin üzerinden!

– Onu Ka‘be’nin üzerine Ebû Talha oğulları mı çıkardı?

– Evet!

– O, neler söylüyor?

– “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh! Ve eşhedü enne Muhammede’r-Resûlüllah!” diyor.

Halid bin Esîd, “Şükürler olsun ki, Allah, babam Esîd’i öldürdü de, ona bugünü göstermemek, şu hoşlanmayacağı sesi işittirmemek lûtfunda bulundu!” dedi. Esîd, Mekke’nin fethinden bir gün önce ölmüştü.

Hâris bin Hişâm, “Vallâhi, onun hakikaten peygamber olduğunu bilseydim, muhakkak kendisine tâbi olurdum!” dedi. “Muhammed’in, putları adamlara nasıl kırdırdığını ve şu kara köleyi Ka‘be’nin üzerinde nasıl bağırttığını görmüyor musun?” denildiği zaman da, “Eğer Allah, böyle olmasını istemeseydi, elbette onu değiştirirdi! Vay benim başıma gelenlere!.. Keşke ben, şu günden önce ölseydim de, Ka‘be’nin üzerinde Bilâl’in anırdığını işitmeseydim!” dedi.

Hakem b. Ebi’l-Âs, “Vallâhi bu büyük bir hâdisedir! Benî Cümahlar’ın kölesi çıksın da, Ebû Talhalara ait Beytullah üzerinde anırsın? Olur şey değil!” dedi.

Süheyl bin Amr da dedi ki: “Eğer Allah buna gadaplanırsa, muhakkak onu değiştirir. Eğer buna râzı olursa, onu yerleştirir!”

Ebû Süfyan bin Harp ise, “Ben bir şey söylemeyeceğim. Şayet bir şey söyleyecek olursam, şu kumlar, söylediğimi Muhammed’e haber verirler!” dedi. Nitekim Cebrâil aleyhisselâm da gelip, bunların söylediklerini Peygamberimiz’e (s.a.v.) haber verdi. Resûlüllah Efendimiz onların yanına varıp başlarına dikildi ve “Ben sizin söylediklerinizi biliyorum! Ey filan! Sen şöyle söyledin! Ey filan! Sen şöyle söyledin! Ey filan! Sen de şöyle söyledin!” buyurarak, onların konuştuklarını kendilerine birer birer haber verdi.

Ebû Süfyan, “Yâ Resûlellah! İyi ki ben bir şey söylemedim!” dedi. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) tebessüm etti…

Hâris bin Hişam ile Attâb bin Esîd, “Biz şehâdet ederiz ki, sen Resûlüllah’sın! Çünkü, vallâhi bu söylediklerimize, yanımızdakilerden başka hiç kimse vâkıf değildi. Konuştuklarımız sana, herhalde Allah tarafından haber verilmiştir” dediler.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), öğle namazını kıldıktan sonra Ka‘be çevresindeki bütün putların bir araya toplanarak ateşe verilip yakılmasını, kırılacak olanların da kırılmasını emretti ve emri yerine getirildi.

Fudâle bin Umeyr, bu hususta söylediği şiirinde (mealen) şöyle demiştir:

“Sen, Mekke’nin fethinde putları kırdıkları gün, Muhammed’i ve ordusunu bir göreydin!.. Allâh’ın nûrunun nasıl parladığını; şirk ve küfrün yüzünü, karanlıkların nasıl bürüdüğünü de görürdün!”(3)

Halis Ece :
 
DİPNOTLAR
(1) Manası: “Günahtan dönmek ve ibadetegüç bulmak ancak Allâh’ın lûtfu ile olur.”
(2) Eserlerde, vesîle’nin de fazilet’in de cennette yüksek birer makam, Makâm-ı Mahmûd’un ise, en büyük şefaat makamı olduğu ifade edilmiştir.
(3) Ebû’l-Münzir Hişâmü’l-Kelbî, Kitâbü’l-Esnâm, s. 31.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Ezan, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Öğüt almanın yaşı yok

Posted by Site - Yönetici Nisan 26, 2008

20120603_194237-copy-jpgr56

Öğüt almanın yaşı yok


ÖĞÜT ALMASINI / NASİHAT DİNLEMESİNİ BİLENE ÖĞÜTLER

Biri sana sarıldığında önce onun kollarını gevşetmesini bekle…

Kendini değiştirebilme gücünü hafife alma, başkalarını değiştirebilme gücüne de çok fazla güvenme…

Zarif ol, kimseyi bile bile kendinden soğutma…

İşi ne kadar önemsiz olursa olsun, ekmek parası için çalışan herkese saygı duy…

İnsanlara üçüncü bir şans verme, bırak ikide kalsınlar….

Herkesin önünde öv ama eleştirilerini bir kenara çekerek söyle…

Asil savaşı kazanmak için küçük bir çarpışmayı yitirmeyi göze al…

Köprülerini atma, aynı nehri kaç kez daha geçmek zorunda kalacağına şaşıracaksın…

Yeterli zamanım yok deme, büyük insanların da günleri 24 saattir…

“Bilmiyorum” demekten çekinme…

Sevdiğine önce çiçeği yolla, sebebini sonra bul…

Başucunda kâğıt kalem bulundur… Milyarlık fikirler bazen sabaha karşı saat 3”te gelir…

Çok çalışarak elde ettiğin bir şeyin zevkini çıkarmaya da zaman ayır…

Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret….

İlk önce sen “Merhaba” de….

Herhangi bir konuda öğretmenlik yap, herhangi bir konuda öğrenci de ol…

Hiç kimseden asla umut kesme, mucizeler her gün oluyor…

Hayat arkadaşını çok dikkatli seç, mutluluğun ya da bedbahtlığın yüzde doksan biri bu karara bağlıdır….

İş ve aile ilişkilerinde en önemli şeyin “Güven” olduğunu aklından çıkarma…

Asla birilerinin “umud”unu kırma, belki de sahip oldukları tek şey o”dur….

Yeterli paranın olmamasını asla dert etme, sınırlı imkânlar bazen bir lutûftur çünkü başarmayı başka hiç bir şey bu kadar teşvik edemez…

“Atak” ve “Cesur” ol, bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarından çok yapmadıkların için pişmanlık duyacaksın…

İnsanlara verdiğin nasihatin tersi davranışlarda bulunma…

Hatalarını kabul et…

Zekânı eğlendirmek için kullan, başkaları ile eğlenmeye değil…

Sağlıklı olmanın değerini bil…

Fikren-zihnen bulanık, moralin bozukken kimseye görünme…

Çocuklarla oyun oynadığında bırak kazansınlar…

Eski hatalarına hayıflanmakla zaman kaybetme, onlardan ders al ve arkana bakma…

Gelenek ve göreneklerine saygılı ol… sevdiklerini esirge…

Her şeyi bulduğundan daha iyi bırak…

Gerektiğinde “fazla verici” olma, zaman zaman “hayır” demesini öğren…

Yalnız başlamasını bil….

Değer yargılarınla/kıymet hükümlerinle çelişmeyecek bir meslek seç…

Alçak gönüllü ol, sen gelirken onlar gidiyordu…

Mükemmeli ara, kusursuzu değil…

Açık, esnek ve mantıklı ol…

Tanıştığın herkes senin bilmediğin bir şeyler biliyordur, onlardan öğren…

Hayatın her zaman âdil olmasını bekleme…

Her zaman haline “şükr”et, “nankör” olma…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: , | Leave a Comment »

Ebu’l-Hasan Harakanî, Kars ve Bazı Hakikatler

Posted by Site - Yönetici Nisan 26, 2008

ebul-hasan-harakani-hazretlerinin-kabri-evliya-camii-kars

Ebu’l-Hasan Harakanî, Kars ve Bazı Hakikatler

Büyük ârif, fâdıl, kâmil ve mükemmil(1) mürşid Ebu’l-Hasan Harakanî hazretleri, Bistam‘a bağlı Harakan‘da dünyaya gelmiştir. Asıl adı Ali b. Ca’fer, künyesi Ebu’l-Hasan, nisbeti el-Harakanî‘dir.

Üstâzı Bâyezid Bistâmî (k.s.) hazretlerinin hemşehrisi ve aynı zamanda türbedârıdır. O’nun rûhaniyetinden feyz alarak “üveysî“(2) tarîkla/usûlle yetişmiş, manevi kemâlata o yolla erişmiştir.

Mu’cemu’l-Büldân müellifi Yakut el-Hamevî (rh.) onun hicri 425’te 10 Muharrem Âşûre gününde (Aralık 1034’te) 73 yaşında iken vefat ettiğini bildirmektedir. Buna göre 352/963 senesinde dünyaya gelmiş olmalıdır ki; doğumu, Silsile-i Zeheb’in/Altun halka’nın 5’incisi ve kendisinin mürşidi olan Bâyezid Bistâmî’nin (k.s.) hazretlerinin vefatından 91 yıl sonradır. Böylece Şeyh hazretleri Silsile-i aliyye’nin 6’ncı halkasını teşkil etmiş oluyorlar. (3)

Hicrî 421-429 tarihleri arasında vukû bulan Kars muharebelerine bir takım akraba ve dervişleriyle katılmış olan Ebu’l-Hasan Harakānî (k.s.), bu savaşların birinde sağ bacağından ve sol pazusundan aldığı darbelerden açılan yaralar neticesinde, Kars sınırında bulunan Yahniler Dağı mevkiinde şehid olmuştur.

***

HİLYESİ, ŞEKİL VE ŞEMAİLİ

Uzun boylu, güzel yüzlü, alnı geniş, gözleri irice, rengi kumral idi. O bu fıtratıyla Hazret-i Ömer’e (r.a.) çok benzerdi. Tabiatı, huyu-ahlâki cihetiyle yaşadığı devirde eşsiz bir insandı. Zamanın kutbu, müminlerin rehberiydi. Hemen herkese doğru yolu gösterip yön veren, ilahi feyzi insanların latifelerine tevzi edip kararmış-katılaşmış gönülleri aydınlatıp yumuşatan bir zattı.

Ebu’l-Kasım Kuşeyri, Ebu’l-Abbas Kassâb, Ebu Said el-Miheni (k.esrarahüm) gibi mutasavıflarla, Gazneli Sultan Mahmud gibi devlet ricaliyle İbn Sina gibi felsefe ve tıb otoriteleriyle muasır/çağdaştır. Kuşeyri ile görüştüğünü Keşfu’l-Mahcûb müellifi Hucviri‘den öğreniyoruz. Hucviri, Kuşeyri‘nin onun hakkında şunları söylediğini nakleder:

“Harakan’a varınca Şeyh Ebu’l-Hasan’ın heybet ve haşmetinden fesahatım sona erdi; ifade gücüm kaybolup sanki dilim tutuldu. Neredeyse velayet makamından azledildiğimi sandım.”

Ebu’l-Abbas Kassâb (rh.) onun hakkında, Tasavvuf pazarında rihlet-i ziyaret (ziyaret yolculuğu) Harakani’ye lâyıktır” demiştir.


***

KARS VE TARİHΖMANEVÎ DEĞERLERİ

Kars, tarihî bir şehir; kalesinden camilerine, köprülerinden kiliselerine kadar pek çok tarihi esere sahip… Ani Harabeleri ise ayrı bir değer… Kars ayrıca manevi şahsiyetleri ile bereketli bir şehir… İşte Şeyh Ebu’l-Hasan Harakani hazretlerinin buradaki makamı/ruhaniyeti bunun en güzel örneği…

Yukarıda da kısaca ifade etmeye çalıştığımız üzre, zamanında tek ziyaret mahalli o ve onun dergâhı idi. Diğer alim ve salih zatlar, kendilerine gelenlere, “Pazarımızda bulunan ne varsa, hepsi zamanın sahibi Harakanî’nindir. Bize de size de ziyaret mahalli orasıdır. Rıhlet onadır. Bize ziyaret, ancak onun vefatından sonradır” derlerdi.

***

Harakani hazretlerinden menkabeler

HANGİ ŞEY GÜZELDİR, İHLÂS NEDİR, FENA VE BEKA’DAN KİM SÖZEDER?

Harakani hazretleri bir gün etrafındakilere sordu:

Hangi şey iyidir? Onlar;

Siz söyleyin efendimiz! dediler. Seyh Ebul Hasan:

– Her zaman kendinde O’nun (Allah’ın) yâdı (zikri) olan gönüldür, dedi.

Sordular:

İhlas nedir?

Buyurdu ki;

– Allah (c.c.) için yaptığın her şey ihlâstır; halk için yaptığın her şeyse riyadır.

Sordular;

– Fena ve Beka’dan söz etmek kime düşer?

Buyurdular;

– Ondan bahsetmek; kendisini bir tel ibrişimle gökten atsalar, ağaçları, binaları, dağları koparan, bütün deryaları dolduran, bir rüzgar esse; yine yerinden kımıldamayan bir kimseye düşer. Yani ancak böyle bir kimse ondan bahsedebilir.

***

EBU’L-HASAN HARKANİ’NİN GELECEĞİNİN MÜJDESİ

Ebu’l-Hasan Harakanî (k.s.) daha dünyaya gelmeden önce, Bâyezid Bistâmi (k.s.) her sene bir defa, Dıhistan‘da şehitlerin kabirlerinin bulunduğu kum tepeyi ziyarete giderdi. Harakan‘dan geçerken durur ve havayı koklardı. Bunun hikmeti sorulunca derdi ki; “Bu kasabadan öyle birisinin kokusu geliyor ki, yıllar sonra bir er zuhur edecek, ulvi, evsaf ve makamata sahip olup zamanın kutbu olacaktır” derdi.

Böylece onun doğacağını-geleceğini yıllarca öncesinden müjdelemiş, onun suret ve sîretine ait nişaneleri, emare ve alametleri birer birer söylemişti… Tarihçiler de tahkik için bunları yazmışlardı. Nitekim Mesnevi’de de denilmiştir ki:

“Bayezid’in Ebu’l-Hasan’ın halini daha evvelce nasıl gördüğünü duymadın mı?Bir gün o takva sultanı, dervişleriyle sahradan geçerken, Ansızın ona Rey civarında Harkan tarafından bir kokudur geldi. Orada iştiyaklı bir feryat çekti, rüzgârdan koku aldı. Âşıkçasına bir kokladı…” Yakup aleyhisselamın, oğlu Yusuf’un (a.s.) kokusunu; âhir zaman peygamberi iki cihan serveri Efendimizin (s.a.v.), Üveys-i Karnî’nin Seher yeliyle Yemen’den gelen kokusunu aldıkları gibi…

***

ÂLÎ-CENÂB OLANLAR DOĞRU SÖYLER

Nakledilir ki, bir İmam Irak’ta Hadis dinliyor ve aynı zamanda da öğreniyordu. Şeyh Ebu’l-Hasan Harakanî (k.s.) hazretleri sordu:

Burada isnadı daha âli (yüksek) olan biri yok mu? İmam:

– Öyle biri yok, dedi. Harkanî hazretleri:

– Ben ümmî (okuma-yazması olmayan) bir kişiyim, Hak Teala bana her ne vermişse, minnet etmemiştir ama kendi ilmini bana verdi ve bunu minnet etti, dedi. İmam:

Ey Şeyh! Sen kimden sema ediyor (işitiyor, dinliyor) ve Hadis öğreniyorsun? diye sordu. Harakanî Hazretleri:

– Rasûlüllah’tan (s.a.v.), dedi. Ama bu söz adamın hoşuna gitmedi, onu kabul etmedi. Gece rüyasında gördüğü o büyük Zat yani Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) kendisine:

“Âlî-cenâblar (civanmertler, temiz-asîl-cömert yaratılışlı kimseler) doğru söyler dedi. Ertesi gün oldu İmam yine Hadis okuma işine başladı. Öyle bir yere geldi ki, Harakanî Hazretleri ona:

– Bu peygamberin hadisi değildir, dedi. İmam:

– Nereden ve neyle biliyorsun? diye sordu. Harakanî Hazretleri:

– Sen hadis okumaya başladığın an benim iki gözüm Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in iki kaşı üzerinde idi. Kaşlarını çatınca, bu hadisten teberri etmekte olduğu bana malum oldu, diye karşılık verdi.

***

PERDE KALKARSA GÖRÜR, İNERSE GÖREMEYİZ

eş-Şeyh Ebu’l-Haseni’l-Harakânî (k.s.) hazretleri bir gece;

Falan meydanda bu gece savaş yapılıyor. Şu kadar kişi öldü, şu kadar kişi yaralandı, demişti.

Daha sonra araştırıldığında, vaziyetin tam da Ebu’l-Hasan hazretlerinin dediği gibi olduğu anlaşıldı.

Fakat aynı gece düşmanlar, Şeyh hazretlerinin oğlunu öldürüp kapısının eşiğine atmışlardı. Bundan ise onun hiç haberi olmamıştı. Bâtın (mânevîyat) âleminin ince sırlarını idrâkten mahrum olan hanımı, bu hâdise üzerine;

— Şu adama ne demeli! Şu kadar uzakta cereyan eden bir hâdiseyi haber veriyor; ama oğlunun öldürülüp kapısına atıldığından hiç haberi olmuyor! demişti.

Ebu’l-Hasan hazretleri hanımına şu cevabı verdi:

Evet hanım, dedi. Doğru söylüyorsun; ama harp meydanını gördüğümüz zaman, aradaki perde kaldırılmıştı. Oğlumuzu katlettikleri zaman ise, perde inmişti. Biz, perde kalkarsa, en uzak yerleri görürüz. Perde inerse, ayağımızın dibini bile göremeyiz.


***

KURTLAR EMRİNE ÂMÂDE

Bir gün İbn Sina, Şeyh hazretlerini evinde ziyârete geldi… Hanımı onu adeta azarlayarak, kocasının ormana gittiğini söyledi. İbn Sina ormana doğru ilerlerken, Şeyhin, odun yüklü bir arslanla geldiğini gördü.

Bu ne hâl?! diye şaşkınlıkla sorunca,

– (Kendisine sürekli kötü davranan hanımını kastederek) Evimdeki kurdun sıkıntı yükünü taşıdığım için, bu kurt da bizim yükümüzü taşıyor, buyurdu.


***

SULTAN OLARAK GELİP DERVİŞ OLARAK GİTTİ Yazının devamını oku »

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Yorumlar | Etiketler: , | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: