Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 18 Mar 2008

Kedinin anavatanı Türkiye çıktı

Posted by Site - Yönetici Mart 18, 2008

Kedinin Anavatanı Türkiye Çıktı..

Kedinin Anavatanı Türkiye Çıktı..

Kedilerin kökeni hakkında 5 yıldan bu yana genetik araştırma yürüten California Üniversitesi uzmanlarından Leslie A. Lyons, Türkiye, İran, Çin, Kenya, İsrail, Mısır, Almanya, Amerika ve Brezilya’dan tam 1100 kediyi inceledi.

Washington Post gazetesinin haberine göre 39 farklı gen haritası elde eden Lyons, yaptığı analizler sonucunda kedilerin 10 bin yıl önce Türkiye’den dünyaya dağıldığı bilimsel olarak kanıtladı. Lyons, “Bundan tam 10 bin yıl önce kediler insanlarla ilk olarak bugünkü Türkiye toprakları üzerinde yaşamaya başladı. Kedigiller Türkiye’den Avrupa, Amerika ve diğer kıtalara göç yoluyla yayıldı” dedi.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, İlginç | Leave a Comment »

GARİP AMA GERÇEK

Posted by Site - Yönetici Mart 18, 2008

GARİP AMA GERÇEK,bagli-erkec49fin-c3a7c3b6zc3bclmesi

GARİP AMA GERÇEK

“İsraf haramdır” Öyle ki; denizden abdest almanız gerekse, onun bile suyunu israf edemezsiniz.

– Yeryüzünün en müsrif ülkelerinden biriyiz.

(İstanbul’da 1 günde çöpe atılan ekmek, Norveç’in 1 günlük ekmek tüketimine eşit.)

İlk emri “İkra: Oku” olan bir dine mensubuz.

– Nüfûsumuzun %?’ı okuma yazma bilmiyor, bilenleri de tahsil hayatlarından sonra, hiç kitap okumayan yarı câhil kesimin içinde…

Peygamberimiz (A.S.M.) buyurmuşlar ki: “Küllü müneccimin kezzap: Bütün müneccimler yalancıdır.”

– Evlerimizde at nalından nazar boncuğuna kadar yaygın fal alışkanlığı ile, gâipten habercilik modası…

“Komşusu açken, tok yatan bizden değildir” hadîsi…

– Bırakınız komşusunun açlığını bilmeyi, senelerce aynı kattaki komşuyu bile tanıma imkânını elimizden almış apartman hayatı…

“Kötü bir adamın işimize gelmeyen doğru sözünü inkâr, günahtır” hadîsi…

– İyi bir adamın işimize gelmeyen sözünü iyi bir sözünü bile inkârcılığımız…

“İnandığın gibi yaşamalısın” hükmü…

– Âyet ve hadîsleri kendimize uydurma ve sahte bir rahatlıkla avunma alışkanlığımız…

“Rızkın onda dokuzu ticârettedir.” buyuruluyor:

– Ticareti asırlarca adetâ yasaklayıp yabancıların eline bırakmış ve neredeyse günah saymışız…

Müslüman kardeşinden 3 günden fazlasını dargın kabul etmeyen dinimiz…

– Birbirini kâfir ilân etme göreviyle hem-hâl Müslümanlar…

“Allah’ın dinine yardımcı olun” âyeti.

– “Biz yardımcı olmayalım (hâşâ) O bize yardımcı olsun alışkanlığı.

“Bugün, Allah için ne yaptın” sorusu…

– “Bugün Allah’tan başka her şey için, her şey yaptım” cevabı…

“Dünya rahatlık yeri değildir ve dünyada rahatını arayan ahmaktır” buyuran bir Peygamber…

– Rahatını ve keyfini her şeyin üstünde tutan bizler…

Şekle değil ruha, kalıba değil gönüle öncelik tanıyan inançlarımız…

– Kurtuluşu sadece dış görünüş, sakal, bıyık ve elbise’de arama gafleti…

“Her işini düzgün yaptıktan sonra, gerisini Allah’a havale et”

– Her işi yanlış yapıp, neticesindeki eksikliği de şanssızlığa bağlayan bizler.

Hadîs: “Kimsenin namazına, orucuna bakmayın, parayla olan muamelesine bakınız…”

– Para hırsından gözü dönmüş insanımız ve holdingleşmiş tebliğ cemaatleri…

“Sık sık ölümü hatırlayınız” emri…

– Ölümü unutmak için, mezarlıkları bile şehrin dışına taşıyan dünya sevgimiz…

“Kul, yâni abd olunuz” emri…

– Ve sonuçta A.B.D.’lileşmekle verdiğimiz cevap…

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

Zindandan Mehmet’e Mektup

Posted by Site - Yönetici Mart 18, 2008

Zindandan Mehmet’e Mektup

Zindan iki hece Mehmed’im lafta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’ im!
Kavuşmak mı? … Belki… Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yolda tutuktur hapse düşeli…
Git vegel… yüz adım… Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak

Bir alem ki, gökler boru içinde!
Akıl olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu sus mu unut mu,,?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, Bir kaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil…

Müdür bey dert dinler bu gün ‘maruzat’!
Çatık kaş… hükümet dedikleri zat…
Beni Allah tutmuş kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem…
Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, Bir yırtıcı zil;
Sayım var, Maltada hizaya dizil!
Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemiyet
Urbalarla kemik, Mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, Nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat…
Yalnız seccademin yüzünde şevkat;
Beni kimsecikler okşamaz madem;
Öp beni anlımdan, Sen öp seccadem!

Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, Duman duman erisin!

Peykeler duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
gömülmüş duvara, baş baş gölgeler
Duvar katil duvar, yolumu biçtin!
kanla dolu sünger… beynimi içtin!

sükut… kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.
Yerinde mi acep ölü ve mezar
yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç varda kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir…
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir elden kader bu emir…
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünya ya kapalı, Allah’a açık.

Dua dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış…
Bir soluk, Bir tütsü Bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi zahir şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş…
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!

Mehmed’im sevinin başlar yüksekte!
Ölsekte sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Necip Fazıl Kısakürek

Posted in Necip Fazil, Şiir | Leave a Comment »

AİLEDE HAYIRLI ERKEK, HAYIRLI KADIN NASIL OLUNUR?

Posted by Site - Yönetici Mart 18, 2008

Ailede Hayırlı Erkek, Hayırlı Kadın Nasıl Olunur?islama-gc3b6re-cinsel-hayat

Ailede Hayırlı Erkek, Hayırlı Kadın Nasıl Olunur?

Hayırlı bir aile misiniz?

Bu suali aile içinde kime sorabiliriz?

Elbette aileyi teşkil eden iki temel direğe.

Kimdir bu iki temel direk?

Bey ile hanımefendiden başkası olamaz. Çünkü ailenin hem temeli, hem de ayakta tutan direkleridirler bu iki insan. Öyle ise aile demek, hanımla bey demektir.

Ailenin, içinde bir ömür tükettiği yuvanın bir bakıma cennet bahçesi haline gelmesi, yahut da cehennem çukuru durumuna düşmesi bu iki insanla olur.

Başka bir ifade ile, aile, ömrünü tamamlayacağı çatının altında ya bir cennet benzeri hayat yaşarlar ya da cehennem misali bir yaşam tüketirler.

Bir hayatı ya cennet misali ya da cehennem benzeri şekle sokan fertler ise, ya hayırlı insanlar ya da şerli kimseler olma vasfını da kazanmış olurlar.

Bundan dolayıdır ki, Efendimiz Hazretleri, ”Ailenize hayırlı olsun” şeklinde hem beye, hem de hanıma tembihlerde bulunmuş, ikazlardan geri kalmamıştır.

Bakınız, Efendimiz (sav) hayırlı beyi nasıl tarif buyurmuştur:

– ” Hayırlı bey, eve girince hanımın yüzü asılmaz, çocuklar da köşe bucak ondan kaçışmaz!”

Evet, kendisi kısa; fakat manası uzun ve kapsamlı bir tarif.

– ” Bunun zıt anlamı nedir ? ” diyecek olursanız, onu da arz edeyim:

– Hayırsız bey eve girince hanımın yüzü asılır, çocuklar da köşe bucak kaçışır!

Öyle ise bey, bu tarifi iyi düşünmelidir. Hayırlı bir bey mi, hayırsız bir aile reisi mi, bu tarife göre kendisini test etmelidir.

Hayırlı beyi arz etmiş olduk?.

Öyle ise hayırlı hanıma ait ölçüyü de arz edeyim. Yine Efendimiz (sav) buyuruyor ki:

– ” Hayırlı hanım da odur ki, bey eve gelip de onun yüzüne bakınca huzur duyar, mutluluk hisseder!”

Bunun zıt anlamı da şudur:

– ” Hayırsız hanım da odur ki bey eve gelip de ona bakınca huzuru kaçar, mutsuzluk hisseder, geldiğine pişmanlık duyar!”

Öyle ise hanımefendi de kendini kontrol etmeli. Hayırlı bir hanım mı, yoksa hayırsız bir hanım mı olduğuna kendisi karar vermeli. Beyine huzur mu veriyor, yoksa huzursuzluk mu? İyi düşünmeli.

Hadisten mülhem olarak arz ettiğimiz bu tarif ve tavsiflerin iki tarafa da mesajı şudur:

– Beyefendi! Eve gelince güleryüzlü, tatlı dilli ol, hanımın yüzü gerilmesin, çocukların korku ve endişe ile kaçışmasın.

– Hanımefendi! Sen de sabırlı ve anlayışlı ol, bey eve gelince hemen dertleri sıralayıp, sıkıntıları ortaya yığma. Bey senin yanında huzur duysun, mutluluk hissetsin.

Efendimizin bu mesajından sonra ayrıca derim ki:

– Aile içinde ortaya çıkması mümkün sitemleri, nazlanışları olağan şeyler olarak görüp geçiştirmek mümkünken, büyütüp de içinde boğulacak hale getirmeyin.

Bakın ne büyük anlaşmazlıklar, belâlar, hastalıklar, imtihanlar vardır bu alemde.

Bazen öylesine büyük imtihanlarla karşılaşılıyor ki, çaresi olmayan bir dert, ilacı bulunmayan bir hastalık insanların dünyasını karartıyor; bu gibi geçimsizlikler o zaman şeker, bal gibi geliyor. Ama iş işten geçmiş, büyük bela ve musibet kapıyı çalmıştır. Onun için meselenizi büyütmeyin. Sabırla, tahammülle, sevabını düşünerek, hikmetini hesaba katarak geçiştirin.

Daha çok sıkılırsanız, o meşhur cümleyi tekrar edip rahatlayın.

– ” Bu da geçer yâ hû! ”.

Göreceksiniz ki, sıkıntı gitmiş, sevabı kalmış; yine siz kârlı çıkmış, huzuru mutluluğu yakalamışsınız…

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: