Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 11 Mar 2008

Yorumsuz

Posted by Site - Yönetici Mart 11, 2008

Yorumsuz

Posted in Genel | 2 Comments »

MAHLUKATIN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINMAK

Posted by Site - Yönetici Mart 11, 2008

Akrep Sokmaması İçin Dua

Akrep Sokmaması İçin Dua..

MAHLUKATIN ŞERRİNDEN ALLAH’A SIĞINMAK

Süheyl İbni Salih (r.a.) şöyle der: “Ben, Peygamberimiz (s.a.v.) ‘in huzurunda oturuyordum.

Ashabtan bir zat geldi ve “Ey Allahın Rasulü! Bu, gece zehirlendim de sabaha kadar uyuyamadım.” dedi.

Bunun üzerine Peygamber Efendimiz “Ne ile zehirlendin?” diye sordu. “ Akrep sokması ile” dedi.

Peygamber Efendimiz “ Ama sen akşamleyin, (Euzü bi-kelimatillahi’t-tammati küllihe min şerri ma halak) diye dua etseydin, inşaallah akrep sana zarar vermezdi.” Buyurdu.

Bu duanın meali:’ Allahın yaratmış olduğu bütün mahlükatın şerrinden, onun tam kelimelerine (kitaplarına veya sıfatlarına) sığınırım.’

HZ. ALİ (K.V.) BUYURDU Kİ:

Her kim altı şeyi kendinde toplarsa Cennet’i istemek ve cehennemden kaçınmak hususunda yapılacak başka bir iş bırakmamıştır:

1) Allahü Telala’yı bilip ona itaat etmek,

2) Şeytanı düşman bilip ona muhalafet etmek,

3) Ahireti bilip onu talep etmek,

4) Dünyayı bilip onu terk etmek,

5) Hakkı bilip ona tabi olmak,

6) Batılı bilip ondan kaçınmak.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Ali, Tavsiyeler, Türkiye, İlginç | 2 Comments »

Müslüman hanımlar, süs ve zînet eşyaları…

Posted by Site - Yönetici Mart 11, 2008

Müslüman hanımlar, süs ve zînet eşyaları…

Müslüman hanımlar, süs ve zînet eşyaları…

Güzellik, Allah Teâlâ‘nın Cemîl isminin ve Cemâl sıfatının mevcûdât, mahlûkât ve hâdiseler üzerindeki tecelliyâtıdır. Bu tecelliyât, varlıkların nasiplerine göre az veya çok tezâhür eder.

Cemâl sıfatının en güzel tecellî ettiği varlıkların başında ise, bilindiği üzere insan gelmektedir. Çünkü, en güzel sûrette yaratılmıştır, mahlûkâtın en şereflisidir ve her şeyde olduğu gibi o da, erkek ve kadın olmak üzere çift yaratılmıştır. Bu çiftler ise, elbette ki yaratılış itibariyle biribirlerinden farklıdırlar. Kadınlar, erkeklere nazaran nârin, nâzenin ve zarif bir yapıya sahiptirler; onlara, güzelliklerini artırıcı veya (nikâhlılarına karşı) ızhar edici birtakım zînet eşyası da helâl ve meşrû kılınmıştır.

Meşrû dâirede dünya zînetlerinden istifade etmek her insan için tabiîdir. Kâinâtı güzelliklerle süsleyip bezeyen Cenâb-ı Hak, hem erkek hem de kadının pejmürde halden kurtulup, helâl dairede güzel bir görünüm arz etmesinden hoşnut olmaktadır. Nitekim Kur‘ân-ı Kerim’de,

“(Habîbim) de ki: Allâh’ın kulları için çıkardığı süsü ve güzel rızıkları kim haram kıldı?..” (A‘raf suresi, 32) buyuruluyor. Ve yine Fâtır sûresi 12. âyette, denizden çıkarılan süs eşyalarının da insanların takınması için yaratıldığı, beyan olunmaktadır.

Bir adam, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) gelerek sordu:

— Yâ Resûlellah, erkek güzel elbise ve ayakkabı giyinmeyi sever. (Bu hususta ne buyurursunuz?) Resûl-i Ekrem (s.a.v.):

“— Allah güzeldir, güzeli sever” buyurdu. (Müslim, Îman, 1, 65)

Farklı fıtratlara sahip olan kadın ve erkeğe dînimiz ayrı statüler tanımıştır. Erkeğe kuvveti temsil etmesi, her türlü ağır ve yorucu işin altına girmesi ve vücut yapısı itibariyle de altını, ipeği yasaklamıştır. Fakat kadın nezâketi, inceliği ve zarâfeti temsil ettiğinden, ona, her türlü süs maddesi ve zînet eşyasıyla birlikte altın ve ipek de helâl kılınmıştır.

İslâm’a göre kadının süslenmesinde, zînet takınmasında ve onu güzel gösterecek kıyâfetleri giymesinde hiçbir beis yoktur. Hatta Peygamberimiz‘in (s.a.v.) onlar için ipekli kumaş, kına, halhal, küpe, bilezik, gerdanlık gibi örfte ve âdette mevcut çeşitli süs unsurlarıyla daha câzip ve erkeklerden farklı bir kıyâfeti tecvîz ettiğini görmekteyiz.

Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.), sevgili kızı Hz. Fâtıma (r.anha) gelin olduğunda, “Fâtıma’nın sürmesini çok yapın; zira o da, diğer hemcinsleri gibi bir kadındır” buyurmuşlardır. Ve yine mübârek elleriyle inci dizerek ehlinden birine verdiği, kızı Zeyneb (r.a.)’in evlenmesinde ona kolye hediye ettiği, Necâşî’den gelen bir altın yüzüğü kız torunu Ümâme’ye verdiği, henüz çocuk olan Usâme‘nin ellerini ve yüzünü yıkarken, “Üsâme kız olsaydı onu giydirir, süsler, câzip ve sevimli yapardım” dediği bilinmektedir.

Ayrıca, Hz. Âişe‘nin (r.a.) meşhur ifk hâdisesine mâruz kalmasına sebep olan “kolyesi”, kezâ kendisinin süslü bir elbisesinin olduğunu ve gelin olan kızların giymek için onu ödünç aldıklarını ifade etmesi, bizzat Resûlüllah’ın zevcelerinin zînet ve süs eşyalarını kullandıklarını göstermektedir.

Böylece kadının süs ve zînetinin ne derece fıtrî ve meşrû olduğunu ifade ettikten sonra, göz önünde bulundurulması gereken bazı hususlara da dilerseniz kısaca temas edelim…

Bunlardan birincisi, itidâldir. İslâm’ın itidâl emri hayatın her safhasında câri olduğu gibi, süs ve zînet takınma mevzuunda da geçerlidir. O bakımdan, başkalarını kıskançlığa sevk edecek israf ve ifratlardan, tahrik unsuru hâline gelip dikkatleri üzerimize çekmekten sakınmalıyız. İçinde yaşadığımız cemiyetin örf ve âdetlerini de, meşrû hudutlar dâhilinde, göz ardı etmemeliyiz.

İkinci husus, süs ve zîneti kadının hangi sınırlar içinde yapacağı meselesidir ki; bu da eşi, kendisine nikâh düşmeyen yakınları ve hemcinsleri ile tahdit edilmiştir. Kadının, bu dâirenin dışına çıkarak, cemiyette fitne ve fesâda sebebiyet verecek davranışlara girmesine; kılık-kıyâfet, süs ve zînetlerini ızhar etmesine ise, aslâ müsâade edilmemiştir. Bu sebeple kadın, kendisine yabancı olan insanların arasında bulunacağı zaman, olabildiğince hassas davranarak, başkalarını, günaha ve yanlış düşüncelere sevk etmekten kaçınmalıdır.

Diğer bir husus da, sahip olunan zînet ve takılar, zekât nisabına ulaşıyorsa, zekâtlarını vermek suretiyle Allâh’a karşı olan mes‘ûliyet ve mükellefiyetten kurtulmaktır.

Esmâ binti Yezid (r.anhâ) şöyle anlatıyor:

“Teyzemle birlikte Resûlüllah’ın (s.a.v.) yanına gitmiştik. Teyzemin bileğinde altın bilezikler vardı. Resûlüllah (s.a.v.),

‘— Bunların zekâtını veriyor musunuz?” diye sordu.

“— Hayır” dedik.

Bunun üzerine,

‘— Allâh’ın size ateşten bilezikler taktırmasından korkmuyor musunuz? Onların zekâtını verin!” buyurdular. (Mecmau’z-Zevâid, Kitabü’z- Zekât, 3, 67)

Kadının süs ve zîneti derken unutulmaması gereken mühim bir husus da; onun sûret güzelliğinin yanında sîret güzelliğinin de olmasıdır. Mevlânâ Celâleddin Rûmî hazretlerinin, “İnsanlar gördüm üzerlerinde elbiseler yoktu / Elbiseler gördüm içinde insanlar yoktu” dediği gibi, kadın için asıl olması gereken iç âleminin güzelliğidir. Binâenaleyh onun süs ve zîneti yanında, iç güzellik yani kalp ve rûhun nezâheti, hayâ, iffet gibi güzel ahlâkî vasıflar, kadın için en mühim zînetlerdir.

Çocuklarını yetiştirecek ilim-irfan ve kültür seviyesinden mahrum, evinin emânetçisi olmaktan yoksun ve eşine karşı vazifelerini îfa etmek hassâsiyetinden uzak bir kadın; altın, gümüş ve elmaslarla süslense, en değerli elbiseleri de giyse, acaba ne kıymet ifade eder?..

***

F I K R A

KAPLAN KÜRKÜ

New York 5. Caddede kürkçü dükkanında bir kadın, on binlerce dolarlık kaplan kürkünden bir manto için pazarlık ediyor. Neticede zengin kadın astronomik fiyatı kendine göre uygun bir hâle getiriyor ve kürkü satın alıyor. Kürk paketlenirken, kadın son bir soru soruyor:

— Yağmurda bozulmaz değil mi, buruşmaz falan?..

Satıcı;

— Rica ederim hanımefendi, hiç bir şey olmaz. Bugüne kadar yağmur altında dolaşıp da şemsiye taşıyan tek bir kaplana bile rastlanmamıştır. Güvenebilirsiniz…

***

Doğru söze ne denilebilir ki?!

Halis ece

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

Bid’at nedir, hurâfe neye denir?

Posted by Site - Yönetici Mart 11, 2008

bid`at,hurafe,nazar,boncuk,hurafe-ne-demek-1280x720

Bid’at nedir, hurâfe neye denir?

Lûgat mânâsiyle “bid‘at”, ibda‘ masdarından meydana gelmiş bir isimdir. Sanat ifade eden bir şeyi, geçmiş bir örneği esas almaksızın ilk olarak yapmak, îcat etmek mânâsına gelir. Bu mânâda Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de zâtını, “Bedîu’s-semâvâti ve’l-ard”(1), yani “gökleri ve yeri ilk îcad eden, yaratan” olarak vasfediyor.

Fıkıh lisânında “bid‘at”; Resûlüllah Efendimiz’in sözü, fiili ve takrîri olarak anlatılan sünnete zıt, sahâbenin söz ve fiiline aykırı olan haller mânâsında kullanılır. Diğer bir ifadeyle, dinde sahâbeden sonra ortaya çıkan amel ve inançlardaki eksiltme veya fazlalaştırmalara, ahlâkî sapmalara bid‘at denilir.

Bu târiflerden de anlaşılacağı üzere, dinî bir tâbir olarak bid‘at, aklın ve adâletin yani günlük hayatı tanzim eden davranışların dışında ve sırf Allâh’a yaklaşmak için ibâdet maksadıyla yapılan fiiller ve kabulleniş biçimleriyle alâkalıdır. Yoksa lûgat mânâsıyla sonradan ortaya çıkan her şey demek değildir. “Siz, benim ve râşit halîfelerimin sünnetine sarılın” hadîs-i şerifi bunu anlatır. Bu sebeple bid‘atin güzeli olmaz.

Bid‘ati dar mânâda sünnetin, geniş mânâda dinin zıddı olarak tesbit ettikten sonra, dinde yerilen ve kaldırılması için mücâdele edilmesi istenen bir şey olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. “İşte benim dosdoğru olarak yolum budur, ona uyun. Diğer yollara uymayın ki, bu sizi onun yolundan ayırmasın”(2) âyet-i kerimesinde geçen “diğer yollar”, tefsirlerde bid‘atler olarak açıklanmıştır. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz buyururlar ki:

“Şu yolumuzda, onda olmayan bir şey ihdâs eden olursa, bu reddolunur.” “Kim, yolumuza uymayan bir iş yaparsa, o makbul değildir.”(3) “Sözlerin en iyisi Allâh’ın Kitâbı, yolların en iyisi Muhammed’in yolu, işlerin en kötüsü de (dinde) sonradan ortaya çıkarılanlardır ve her bid‘at sapıklıktır.”(4) “Allah, her bid‘atçıya, bid‘atini terk edinceye kadar tevbe kapısını kapatmıştır.”(5) “Allah Teâlâ, bid‘at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını-ömresini, cihâdını, (kötülüklerden) sarf-ı nazar etmesini ve adâletini kabul etmez. Hamurdan kıl çeker gibi İslâm’ın kemâl sâhasından çıkar.”(6) “Allah, bid‘at sahibinin amelini, bid‘atini terk edinceye kadar kabul etmeye râzi olmadı.”(7)

Sahâbe-i kiramdan Abdullah b. Mes‘ûd (r.a.) demiştir ki:

“Sünnette orta hallilik, bid‘atte yorulmaktan iyidir.”

Bid‘at inançta, ibâdette, âdet ve an’ânelerde olur. İnançlardaki bid‘atlerin bir kısmı, sahibini dinden bile çıkarır; bir kısmı ise dalâlet ehlinin arasına sokar. Bunun içindir ki Ehl-i Sünnet âlimleri, imam amelî bakımdan fâcir yani günahkâr dahi olsa ona uyulabilir, arkasında namaz kılınabilir. Ancak fücûru inançla alâkalı ise câiz olmaz, demişlerdir.

İnançla ilgili bid‘atlerden kurtulmak için, Ehl-i Sünnet’in itikat esasları dışındaki inançlardan uzak durmak, bu çerçevenin dışına taşmamak lâzım.

İbâdet ve âdetler yönünden oluşabilecek bid‘atlerden kurtulmak için de, Peygamberimiz’in (s.a.v.) sünnetlerine sımsıkı sarılıp, onlara son derece riâyetkâr davranmak gerekiyor. Ölçü onun sözleri, fiilleri ve tasvipleri, hulefâ-i râşidînin tatbikatı, hakikat âlimlerinin gösterdikleri yol olması icap ediyor.

… Ve unutmamak gerekir ki; Müslüman bir topluluk, bir bid‘at ortaya koyduklarında yani İslâm’da mevcut olmayan bir şey uydurduklarında, sünnetten onun misli kadar bir şey mutlaka kaldırılır.(8) Kısacası, bid‘atin zulmeti geldiğinde, sünnetin nûru orayı terk eder.

HURÂFE

“Hurâfe” lûgatte; inanılmaz, uydurma, aslı esâsı olmayan, yalan hikâye ve rivâyetler, saçma sapan sözler, efsâneler demektir. Cem‘îsi, hurâfât olarak gelir.

Dinî ıstılâhımızda ise “hurâfe”; İslâm’ın aslında bulunmadığı halde, sonradan uydurulan, yaygınlaştırılan ve dinin aslındanmış gibi gösterilen her çeşit bâtıl inanış ve âdetler mânâsında kullanılır.

Bir başka ifadeyle hurâfe, dinimizle alâkalı bazı hususların, bilerek veya bilmeyerek yanlış anlaşılması veya “yorumlanması” neticesi, başka bâtıl inanış ve mahallî âdetlere de karışarak ortaya çıkan şeylerdir. Bu nevi asılsız inanç ve davranışlar, daha çok eski bâtıl din ve inanışlardan gelen kalıntılar olarak ortaya çıkmaktadır.

Müslüman’ın inanç ve ibâdetinde, ahlâk ve amelinde hurâfelere yer yoktur. Onun hayatında ölçü; Allâh’ın Kitâbı, Resûlü’nün sünneti, ashâbının gittiği yol, Ehl-i Sünnet âlimlerinin çizdikleri istikamettir.

O bakımdan mü’min;

– Ölen kardeşinin arkasından ne alkış tutar, ne de ona çiçek ve çelenk gönderir. Zira bunların ölene fayda vermeyeceğini, öbür âlemde geçer akçe değil, birer hurâfeden ibâret âdetler olduğunu bilir.

Peki ya ne gönderir?

– Onun rûhunu şâd edecek, ona fayda verecek Fâtihalar, duâlar, hayır ve hasenâtlar gönderir. Kabir ziyaretlerinde sünnete uygun hareket eder. Velîleri, Allah dostlarını vesîle edinerek duâlar edip, dünyevî-uhrevî meşru‘ isteklerinin kabûlünü Cenâb-ı Hak’tan bekler. Evliyâullâh’ın, Allah Teâlâ’ya yakınlıkta birer vâsıta olduklarına inanır. Türbelere bezler-paçavralar bağlamaz. Kestiği kurbanları Allah için kesip, sevâbını o zâtın rûhuna hediye eder. Etini de fakir fukaraya dağıtır. Allah için kesilmeyen kurbanların murdar olduğunu ve etinin yenmeyeceğini bilir.

Kezâ mü’min;

– Hâl ve hareketini, işini-gücünü falcılara-medyumlara göre değil, kendi inanç esaslarına göre düzenler.

– Sözde modern yemek târiflerine göre yemek yapacağım diye, yiyecek ve içeceklerine alkollü madde karıştırmaz.

– Görgü kuralları(!)na uyacağım diye, sol eliyle yemek yemez, su içmez.

– Giyim-kuşamında, “modadır” diye tesettürü ihmâl etmez; isrâfa meyledip gardrobunu elbise, eşarp, ayakkabı koleksiyonu hâline getirmez.

***

Hâsılı mü’min;

Gerek ferdî ve gerekse ictimaî hayatında İslâmî usûl ve esasları kendisine düstur edinir. Gücünün yettiğince dinini yaşamaya, bid‘at ve hurâfelerden ise uzak kalmaya gayret eder.

DİPNOTLAR
(1) Kur’ân-ı Kerim, Bakara sûresi, 2/117.
(2) Kur’ân-ı Kerim, En‘âm sûresi, 6/153.
(3) el-Münâvî, Muhammed Abdürraûf, Feyzu’l-Kadir, Câmiu’s-Sağîr Şerhi, Mısır, 1938, 6, 36.
(4) İbn Mâce, Sünen, 1, 17.
(5) Ebû Saîd, Muhammed b. Mustafa el-Hâdimî, el-Berîkatü’l-Mahmudiye (Tarîkat-ı Muhammediye Şerhi), 1, 118.
(6) İbn Mâce, a.g.e., 1, 19.
(7) İbn Mâce, a.g.e., 1, 19.
(8) Hadîs-i Şerif, Münâvî, Muhammed Abdürraûf, Feyzu’l-Kadir, Câmiu’s-Sağîr Şerhi, Mısır, 1938, 6, 237

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: