Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ocak 2008

32 Farz Nedir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2008

32 farz, otuz iki farz,snnetenegerekvardyenler

32 Farz Nedir?

NAMAZIN FARZI 12’DİR

Dışındakiler:

1- Hadesten taharet: Abdesti olmayanın abdest alması, cünüp olanın da gusül abdesti almasıdır.
2- Necasetten taharet: Bedenin, elbisenin ve namaz kılınacak yerin temiz olmasıdır.
3- Setr-i avret: Avret yerlerini örtmek.
Erkeklerde: Göbeğin üstünden diz kapağının altına kadar.
Kadınlarda: Yüz, eller, ayaklar müstesna her yerinin örtülmesi lazımdır.
4- İstikbâli kıble: Namaza başlamadan önce kıbleye (Kâbe’ye) dönmektir.
5- Vakit: Namazın vaktinin girmesini beklemek.
6- Niyet: Kılacağı namaza niyet etmek.

İçindekiler:

1- İftitah tekbiri: Namaza haşlarken alınan ilk tekbir. (Allahü Ekber).
2- Kıyam: Namazda ayakta durmak.
3- Kıraat: Namazda Kur’an-ı Kerim okumak.
4- Rükû: Namazda rükûya varmak.
5- Sücud (Secde): Namazda secdeye varmak.
6- Teşehhüt miktarı oturmak: Son oturuşta Ettahiyyatü’yü okuyacak kadar oturmaktır.

İMANIN ŞARTI 6’DIR

1- Allah’ın birliğine inanmak.
2- Meleklere inanmak.
3- Kitaplara inanmak.
4- Peygamberlere inanmak.
5- Öldükten sonra dirilmeye (haşr) inanmak.
6- Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmak.

İSLAMIN ŞARTI 5’TİR

1- Namaz kılmak.
2- Oruç tutmak.
3- Zekat vermek.
4- Hacca gitmek.
5- Kelime-i şahadet getirmek (Eşhedü en-lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlüh.)

GUSLÜN FARZI 3’TÜR

1- Ağzına dolu dolu su alarak çalkalayıp yıkamak.
2- Burnuna dolu dolu su alarak yıkamak.
3- Bütün vücudunu hiç kuru yer kalmadan yıkamak.

TEYEMMÜMÜN FARZI 2’DİR

Teyemmüm, suyun bulunamadığı yerde, temiz toprakla alınan abdesttir.
1-Teyemmüme niyet etmek.
2- Ellerini temiz toprağa vurmak, önce yüzün tamamını, sonra da yine elleri temiz toprağa vurup önce sağ sonra sol kolu dirseklerle birlikte meshetmektir.

ABDESTİN FARZI 4’TÜR

1- Yüzünü yıkamak.
2- El ve kollarını dirsekleriyle beraber yıkamak.
3- Başın dörtte birini meshetmek.
4- Ayaklarını topuk dahil bileğe kadar yıkamak.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbadet | Etiketler: | 1 Comment »

Moral Yardımı Yapın

Posted by Site - Yönetici Ocak 29, 2008

Moral Yardımı Yapın

Moral Yardımı Yapın

Ramuzü’l Ehadis’ten:“Allah indinde, Müslüman kardeşinin gönlüne, sevinç ve inşirah sokmandan daha sevimli bir şey yoktur.”

İnsanların gönlüne ferahlık ve şevk vermek, sevinç ve ümit sokmak, kalbindeki gam ve kasaveti, sıkıntıyı gidermek; hayırlı bir hizmet, sevabı çok bir faaliyettir. Dolayısıyla, insanlara yardımı, sadece maddî bir olay olarak düşünmemek gerekir. Onlara ümit ve teselli vermek yüreğini ferahlatmak gibi manevî bir yardım ve moral destek, bazen maddî yardım ve destekten çok daha fazla makbule geçer, faydalı olur.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Nasihat | Leave a Comment »

Zeki öğrenci

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2008

20H.z. Muhammed (s.a.v)’in Çocukları,Süleyman (a.s)`ın Hayatı ve Peygamberliği

Zeki öğrenci

Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş.

Profesör kaşlarını çatarak: ” Okuzler ve kuslar ayni masada oturamaz!

Ogrenci: “O zaman ben ucuyorum…”

Profesor cevaba cok sinirlenmis, sinavda ogrenciye takmis ve sinavini basarisiz gecmesi icin elinden geleni yapmis. Yanliz sinavda ogrenci tum sorulari mukemmel bir sekilde cevaplamis.

Profesor ogrenciye: Sana son bir soru soracagim demis.

Yolda yururken iki torba buldugunu hayal et, birinde akil var, digerinde ise para var. Hangi cuvali alirsin?

Ogrenci: “Para olan cuvali secerdim…

Profesor: “Ben akil olan cuvali secerdim…”

Ogrenci:“Normal! Kimde ne eksikse onu secer”…

Profesor cok sinirlenmis, ogrencinin not defterini alip icine “öküz” yazmis.

Ogrenci nota bakmadan odadan cikmis.

Bir dakika sonra ogrenci kapiyi aralamis : “Sayin profesor, imzanizi atmissiniz, fakat notumu yazmayi unutmussunuz.”- demis .

Degerli Profesørlerimiz uzerlerine alinmasinlar, bu bir mizah`tir.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Mizah, Muhabbet, Türkiye | 1 Comment »

Hızır olduğunu söylerim!

Posted by Site - Yönetici Ocak 28, 2008

Cemaatle Namazın Fazileti,Hızır olduğunu söylerim!

Hızır olduğunu söylerim!

Ramazan. Cuma günü. Cuma vakti. Cami. Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde. Girenlerin arasında biri. O… Hızır…

Hızır (as) da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor. Hızır’ın (as) yanına kırklı yaşlarında bir adam gelip oturuyor.
Cami yavaş yavaş dolmakta…

Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır (as) adamı dürtükleyerek ‘Uyuyacaksın.’ der.
Adam:
– Uyumam, beni rahat bırak. Hızır (as) ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek; ‘Uyuyacaksın dedim.’ der.
Adam:
– Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Hızır olduğunu söylerim, buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.

Hızır (as) susar ve gözlerini kapar, boynunu büker Allah’a yönelerek:
– Ya Rabbim!
Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştir ki bendeki listede bunun ismi yok.
Cevap gelir: – Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden…
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Hızır, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Leave a Comment »

Hangi Mevlâna?

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2008

mevlana

Hangi Mevlâna?

Mevlana’nın Hakk’a yürüyüşünün 734. yılı dolayısıyla Aralık ayı sonunda Şeb-i Arus törenlerinde devlet büyükleri, siyasiler, sanatçılar, çeşitli sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve birçok seçkin davetli bir araya geldi. Törende konuşmalar yapıldı, şarkılar söylendi, şiirler okundu, Mevlana’nın fikir ve görüşlerinden örnekler verildi; slâyt gösterileri oldu, salonun ışıkları yandı söndü. Alkışlar, alkışlar…

Peki, Mevlana Şeb-i Arus törenlerinde hakkıyla anlaşılabiliyor mu? Farklı yerlerde farklı zamanlarda yapılan konuşmalarda Mevlana’nın sözleri yerli yerinde kullanılıyor mu? Mevlana’nın sözleri, fikirleri her düşüncenin, davranışın referans kaynağı olabilir mi? Sorular çok, sorular uzun… Cevap ise kısa ve net: Hayır!

Mevlana 1207 yılında Özbek Türkçesinin konuşulduğu Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası dönemin tanınmış âlimlerinde Bahaddin Veled’dir. Mevlana’nın çocukluğu yüzyıllar boyu çeşitli istilalara uğramış, Mecusilik, putperestlik, Hristiyanlık, Budizm, Şamanizm gibi inanışların görüldüğü nihayetinde İslamla hayat bulmuş Belh şehrinde geçmiştir. Onun tasavvufi fikir ve görüşleri de burada filizlenmiş kaderin bir cilvesiyle Konya’da kök salmıştır.

Mevlana ruhundan çok uzak insanların konuşmalarında Mevlana’dan yaptıkları alıntılar ve özellikle yazımızın merkezini oluşturan “Gel ne olursan ol gel, yine gel. Putperest Mecusi, kâfirsen de gel. Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Tövbeni yüz defa bozmuş olsan da yine gel…” beyti bu kimselerin vitrin cümlelerinden ibaret kalmıştır. Mevlana ruhundan çok uzak insanlar Mevlana ile kendi bencillikleri ve samimiyetsizlikleri arasında ortak yaşam alanı oluşturmaya çalışmışlardır. . Ömer İkinci’nin de belirttiği gibi oysa yukarıdaki rubai bir turnusol kağıdı gibi lafa böyle başlayanları hemen ele verecek hikmetli bir formüldür adeta. Nasıl 700 yıllık Türk- İslam Yunus Emre bu ham ervahın elinde hümanist olup çıktıysa, Mevlana Celaleddin de kırk gün kaynatsanız derileri bile ısınamayacak bu insanların gözünde ateizme izin veren bir icazetçi olup çıkmıştır.

Mevlana Celaleddin’i de Yunus Emre’yi de anlamak, bilmek ve sevmek öyle kolay değildir. Batılı bu idrake şevke daha da yabancıdır; hele hele bizdeki hümanist geçinenler bu şereften külliyen mahrumdurlar. Bu uluları anlamak için Müslüman olmak, onların yetiştiği, ruhlaştığı yerlerin kokusu, insanları ve ağaç kökleriyle büyümek ve İslam’ı yaşamak lazımdır. Hem kiliseye haraç ver hem Müslümanları ve İslam’ı küçümse, hor gör; sonra da Yunus Emre’nin Mevlana’nın kapısında boyun kır; onlara söylemediklerini söylet, benimsemedikleri ideali benimsetmeye kalk. Bu düpedüz istismarcılık ve riyakârlıktır. İşine geldiğinde Anadolu edebiyatı yapan ama her daim Anadolu kültürünü ve insanını aşağılamış birisinin Mevlana’dan, insan sevgisinden bahsetmesi ne kadar inandırıcı olabilir ki? Mevlana’nın sözlerini yeri geldiğinde takılan yeri geldiğinde çıkarılan bir maske gibi kullanmak hangi vicdana sığar? Bu ikircikli tutuma “olmak” ve “görünmek” arasındaki uçurum mu diyelim yoksa bu durumu postmodern çağın kendi içindeki bir çelişkisi bir paradoksu deyip geçiştirelim mi?

Mevlana “gel, gel” derken insanlığı bir arayışa bir çıkış noktasına davet etmiştir. O, asla Müslüman mahallesinde salyangoz satmayı tasvip etmemiştir. Mevlana, bir ateist olarak bir “münafık ateist” olarak bir dinden uzak kimse olarak gel ve geldiğin gibi orada kalalabilirsin dememiştir. “Gel, gel ey vehim ve korkuyla cismi kirlenmiş olan insan, havuzun dışı insanı temizler mi?” diye sormuş havuzun dışındaki insanı “tövbe havuzunda” temizlenmeye davet etmiştir. O “Aradığın seninledir; şaşkın şaşkın ne diye her yana koşup yatarsın” diye insanlığa tek bir istikamet göstermiştir. O istikamet ruhi olguluğa erişip “ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol” mertebesinde bir hayat sürmektir.

2007 yılının UNESCO tarafından Mevlana yılı olarak ilan edilmesi beni heyecanlandırmıştı. Ama bu heyecan yerini hayal kırıklığına bıraktı. Yıl içinde Mevlanayı anlama ve anlatma çabasına yönelik yapılan etkinlikler, Mevlana’yı anlama ve anlatmaktan o kadar uzaktı ki keşke bu yıl Mevlana yılı ilan edilmeseydi dedirtti insana. Her şeyi sömürmeye her şeyi tüketmeye ve mahvetmeye odaklanmış bir zihniyetten elbette yerli yerinde bir Mevlana algısı bekleyemezdik; ama bu kadarı da olmamalıydı. Mevlana’nın ve Mevlana deyince ilk akla gelen sema ayinlerinin bazen bir güzellik yarışmasında bazen bir market açılışında bir pırlanta reklâmında bir figür bir dekor olarak kullanıldığına, çarpıtıldığına tanık olduk. Gerçekte kemale doğru gidiş gelişi temsil eden sema ayini bir gösteri, tanıtımların bir parçası olarak sunulduğu müddetçe değil Mevlana’yı anlatmak onun siluetini bile yansıt(a)mayacaktır.

Ali ÖZDOĞAN

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Mevlana, Türkiye | 1 Comment »

Hz. Fatıma’nın çocuk eğitim yöntemleri

Posted by Site - Yönetici Ocak 27, 2008

17 Peygamber efendimizin sevdiği ve sevmediği isimler  Hadislerle

Hz. Fatıma’nın çocuk eğitim yöntemleri

Günümüz dünyasında bütün eğitim merkezlerinin onca çabaya rağmen halâ çözemedikleri önemli konuların başında eğitim ve eğitim yöntemleri gelmektedir.

Doğru bir eğitim nasıl olmalıdır?
Eğitimde, eğitenle eğitilenin konumu nedir?

Çocuk eğitiminin özel yöntemleri var mıdır?

Çocuğun fıtrî doğrularıyla çelişmeden onu eğitebilmek mümkün müdür?

İnsanoğlunun yaratıcısı ve bu varlığın tek ve muktedir mühendisi olan Rabbul Âlemin hazretleri bütün bu yöntemleri yüce Resulüne (s.a.v) o hazret de, mutahhar Ehl-i Beyt’ine -s- öğretmiştir.

Her insanın karakteristik yapısı çocukluk döneminde oluşur. Ağaç yaşken eğilir diyenler de bunu vurgulamakta ve çocuğun alacağı her eğitime adapte olacak bir yapı arz ettiğini hatırlatmak istemektedirler. Bilhassa yakınlarının bu eğitim ve “kişilik biçimlenmesi”nde özel bir yeri vardır ve bu özel yerin zirvesinde “anne”ler bulunmaktadırlar.

Annenin güçlü elleri mucizemsi bir yetenekle çocuğu istediği biçime sokar. Gelecekte saadet yoluna veya bedbahtlık yoluna yönelten unsur annedir, her insanın bir “anne”nin öğrencisi olduğu asla unutulmamalıdır

Fatıma-ı Zehra (a.s.) babası Resulullah’dan (s.a.a.) aldığı terbiye ve ilim sayesinde dünya ve ahiret kadınlarının en ulusu olmuş, en mükemmel evlatları yetiştirmiş ve böylece insanlığa “en mükemmel anne” olduğunu ve onun eğitim yöntemlerinin “en mükemmel eğitim yöntemi” sayıldığını bilfiil ispatlamıştır.

Yirmi yılı bulmayan kısa hayatının on yıldan az bir bölümünü eşiyle geçirdiği halde sade ve küçücük evinde öyle evlatlar yetiştirmiştir ki, rahmetli imam Humeyni’nin de tabiriyle “varlığının nuru toprak âleminden göklerin ötesine, mülk âleminden melekut-i âlâ’nın ötesine yansımakta”dır.

Evet, Zehra-ı Merziyye selamullah aleyha’nın yetiştirdiği evlatlar insanlık tarihinin nadide çiçekleri, emsalsiz güzideleridirler; yiğit, dürüst, korkusuz ve kelimenin tam anlamıyla “mükemmel insan”lardırlar.

İslam’ın bu büyük kadınının çocuk yetiştirme hususunda kullandığı yöntemler bugün en ciddi eğitim merkezlerinde, muhtelif din ve görüşlere mensup pedagog ve eğitim uzmanlarınca incelenmekte olup en sağlıklı yöntemler olarak tavsiye edilmektedir.

Çocuğun karakterinin şekillenmesi açısından o hazretin uyguladığı metotlar dürüstlük, sevgi, merhamet ve korkusuzluk temelleri üzerine kuruludur.

Ünlü sahabe Selman-ı Farisî hazretleri “Bir gün Hz. Fâtıma’nın el değirmeninde un öğüttüğünü gördüm, bu sırada küçük Hüseyin’in ağlama sesi duyuldu. “Hz. Resulullah (s.a.a.) size yardım edenleri sevdiğini buyurdu” dedim, çocuğu mu sakinleştirmemi istersiniz, yoksa el değirmenini almamı mı?” Hazret “Evladımla benim ilgilenmem daha iyidir, zahmet olmazsa siz şu unu öğütebilirsiniz!”

Resulullah’ın (s.a.a.) kızı Fatımâ (a.s.) ölümünden sonra bile çocuklarını düşünmekten kendisini alamamış ve ölüm döşeğinde Hz. Ali’ye (a.s.) “çocuklarımı annesiz bırakma, benden sonra kız kardeşimin kızıyla evlen, o benim çocuklarıma karşı tıpkı benim gibi şefkat gösterir.” vasiyetinde bulunarak çocuklarının eğitimi ve yetişmesi için fevkalâde bir basiret ve ileri görüşlülük örneği sergilemiştir.

Keza, Hz. Resulullah’ın (s.a.a.) vefatıyla birlikte, çocuklarının bu şefkatli dedenin sevgisinden mahrum kalmaları Hz. Fâtıma’yı (a.s.) pek üzmüştür. Nitekim bazen çocuklarını severken “Sizi herkesten çok seven dedeniz nerede şimdi? Sizi yerde görmeye dayanamayıp hemen kucağına alan o şefkatli dedeniz nerede şimdi yavrularım?” dediği bilinmektedir.

Burada sadece annenin değil, başkalarının da duygusal bağlarının çocuk üzerinde etkili olduğu ve şefkatli bir annenin bu bağlara da önem verdiği anlaşılmaktadır.

Çocuklarla oynamak;

Çocuklarla oynayıp onlara oyun arkadaşlığı yapmanın fiziki ve psikolojik faydaları yanı sıra, çocukların yaratıcılık gücünü de artırması açısından fevkalâde önemli olduğu unutulmamalıdır. Hz. Fatıma’nın (a.s.) yöntemlerinden biri de budur; o hazret, çocuklarıyla oynamayı pek sever, onlarla oynarken zihin ve inançlarını olumlu yönde etkileyip sağlıklı düşünmelerini sağlayacak sözler ve şiirler söylemeyi ihmal etmezdi. Hz. Hasan’la -s- oynarken, onu havaya atıp tuttuğu ve bunu yaparken şu mazmunu şiir olarak tekrarladığı kayıtlıdır:

Hasan’ım! Baban gibi ol sen de

Büyü de, babana benze

Hakkı kurtar boynundaki urgandan

Rabbine ibadet ve şükürde bulun her zaman

O’dur bize bütün nimetleri bağışlayan

Zalimlerle dost olma, e mi Hasan?!”

Yarışma ve Sağlıklı Rekabet

Sağlıklı rekabet ve dürüstçe yarışma, çocuklarda kendine güven duygusunu geliştirip onlara sorunlardan kaçmama ve zorluklarla pençeleşme ruhunu aşılar. Kendisine güven duyan ve zorluklardan korkmayan bir insan, hayatın çeşitli merhalelerinde karşılaşabilmesi mümkün zorluklarla yüz yüze geldiğinde teslim olmaz, sorunlarına sırt çevirmez, batıla eğilmez, zilleti kabullenmez ve başı dik olarak bütün zorluklarla boğuşmayı, lekeli olarak rahat yaşamaya tercih eder.

Resulullah’ın (s.a.a.) kızı- Fatıma’nın (a.s.) eğitim yöntemlerinden biri de budur.

Hz. Hasan’la (a.s.) Hz. Hüseyin (a.s.) küçük yaşlardayken bir el yazısı yarışması tertipler ve kimin yazısının daha güzel olduğunu sorarlar annelerine. çocuklardan hiçbirinin kırılmasını istemeyen Hz. Fâtıma (a.s.) onları babalarına gönderir, babaları kendisine uzatılan yazılara şöyle bir göz attıktan sonra ikisinin de güzel olduğunu, kendisinin bu yazılardan birini tercih edemeyeceğini, hatta eğer isterlerse dedelerinden de bunu sorabileceklerini söyler. çocuklar Resulullah’a (s.a.a.) giderler. Hz. Resulullah (s.a.a.) bu çetin hakemliği Hz. Cebrail’e, o da Hz. israfil’e havale eder ve nihayet Allah Tealâ’nın emriyle Hz. israfil, bizzat Hz. Fatıma’nın (s.a.a.) hakemlik etmesi gerektiğini söyler.

Hz. Fâtımâ (a.s.) ilahi bir ilhamla, taneleri tek rakamlı olan gerdanlığındaki boncukları yere dökerek en fazla taneyi getirenin bu yarışmayı kazanacağını açıklar.

Çocuklar yine eşit sayılarda boncuk taneleri ve birer yarım boncuk getirirler.

Cebrail (a.s.) Allah’ın (c.c.) emriyle boncuklardan birini ikiye ayırmış ve bu yarışmada taraflardan hiçbirinin “kaybeden taraf” olmaması sağlanmıştır.

Aynı çatı altında yaşayan kardeşler arasında birlik sağlamak ve çocuklar arasında ayırım gözetmemek gerektiği konusunda fevkalade öğretici bir vakıadır bu.

Çocukların Kişiliğine Değer Vermek

Hiç kimse kendisini bir hiç olarak görmek ve bir hiç olarak görülmek istemez, bu kural çocuklarda da böyledir.

Hz. Fatımâ’nın (a.s.) evinde çocuklara saygı gösterilir, onların görüşleri alınarak kişiliklerinin sağlamlaşması sağlandı. Ehl-i Beyt (a.s.) rivayetlerinde geçen şu hadise gerçekten öğreticidir:

Hz. Resulullah (s.a.a.) sevgili kızı Hz. Fâtıma’nın (a.s.) evine gelmişti. Evde, babasına ikram edebilecek hiçbir şeyi olmayan Hz. Fâtıma’nın (a.s.) bu duruma pek üzülmesi ve mahcup olması üzerine Resulullah (s.a.a.) mübarek ellerini semaya açıp Rabbinden cennet rızkı istedi. Bu sırada Hz. Cebrail -s- inerek “Ya Resulullah!” dedi, “Rabbimin sana özel selamı var; siz, Ali, Fâtıma ve çocuklar cennetten istediğiniz herşeyi hemen hazır etmemi buyurdu, ne istersiniz?” Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a.) bunu Ehl-i Beyt’ine bildirdi, kimseden ses çıkmadı, bu sırada imam Hüseyin (a.s.) “Benim seçmemi ister misiniz?” diye sordu, “elbette!” dediler, “Sen neyi seçersen kabulümüzdür, haydi siparişini ver bakalım!”

İslami metinlerde geçen bu vakıa; onca ulvî ve melekutî anlarda bile çocukların görüşlerine önem verip onların kişiliğine saygı duymanın Ehl-i Beyt (a.s.) okulunun eğitim sisteminde ne denli önem taşıdığını vurgulaması açısından bir hayli ilginçtir.

Hz. Fâtıma (a.s.) çocukları Dövmezdi!

Teşvik ve ödüllendirme yönteminin, ceza ve dayaktan çok daha olumlu sonuçlar verdiği ve dayağın olumsuz neticeler getirdiği gerçeği, günümüz dünyasında yeterince netleşmiş bulunmaktadır.

Hz. Fatıma’nın (a.s.) çocuklarını dövdüğü veya onlara sert fiziki cezalar uyguladığına dair tarihi kaynaklarda tek bir kayıt yoktur
çocuklara ibadetin önemini Aşılamak

Resulullah’ın (s.a.a.) kızı Fatıma’nın (a.s.) eğitim yöntemleri arasında en dikkat çekici olanı, çocuklara küçük yaşlardan itibaren Allah sevgisini aşılamak, onlara namaz ve orucu öğretmek ve ibadete önem vermelerini sağlamaktır.

Mesela Kadir Gecelerinde çocuklarını bütün gece uyanık kalmaya ve sabaha kadar ibadetle meşgul olmaya hazırlamak için onları gündüz yatırır, uyku basmaması için hafif yemekler yedirirdi. Kadir Gecelerine fevkalade önem verdiği ve bu gecelerde evde kimsenin uyumasına izin vermediğini “Kadir Gecesinin bereketlerinden kendisini mahrum bırakan biri gerçek anlamda bir mahrumdur” buyurduğu kaydedilmiştir.

Hz. Fâtıma’nın (a.s.) bu konudaki yaptırım ve eğitim yöntemi unutulmamalı ve Kadir Gecelerinde uyumasına izin verilmeyen Hasaneyn’in henüz on yaşına bile basmamış birer çocuk oldukları hatırlanmalıdır.

Çocuklar arasında adaleti gözetme

Çocuklar arasında ayrım gözetilmemeli, hepsine adaletle davranmalı, sevgi ve şefkati eşit olarak paylaşmalıdır onlara. Birine daha fazla sevgi duyulsa bile bunu belli etmemek gerekir.

Hz. Fatıma’nın (a.s.) hayatında bu tutumun da bir örneği vardır. islami metinlerde şöyle bir hadise anlatılır:

“Küçük yaşta olan Hz. Hasan’la (a.s.) Hz. Hüseyin (a.s.) güreşiyor, Hz. Resulullah (s.a.a.) bu güreşte Hz. Hasan’ın (a.s.) tarafını tutarak sürekli onu teşvik ediyordu. Bunu gören Hz. Fâtıma (a.s.) Hz. Resulullah’a (s.a.a.) neden Hasan’ın (a.s.) tarafını tuttuğunu, sorduğunda çocuklar arasında ayrım yapmayışıyla ünlü olan Allah Resulü (s.a.a.) “Sen, dostum Cebrail’in Hüseyin’in tarafını tuttuğunu ve sürekli Hüseyin’i teşvik ettiğini görmüyor musun?” buyurdular, “Bu durumda bana da Hasan’ın tarafını tutmak düşer değil mi?!”

İlim ve terbiyeyi Yüceler Yücesi Hak Teala hazretlerinden alan bu vahy ailesinin çocuklar arasında ayırım gözetilmemesi gerektiği konusunda bütün bir beşeriyete verdiği anlamlı bir derstir bu.

Hürriyetini Zedelemeden çocukları Kontrol Etmek

Çocukların eğitim ve terbiyesinde en önemli etkenlerden biri de, onların davranış ve yaşamlarını dolaylı olarak kontrol etmek, onlara karşı kayıtsız kalmamaktır. Bunun, hürriyeti zedelemek olmadığı, bilakis, bu yolla insanî hürriyetin de garanti altına alınmış olacağının bilinmesi gerekir.

Ebeveyn, çocukların eve geliş-gidiş saatlerini, kimlerle arkadaşlık kurduklarını dikkatle kontrol etmek durumundadır, bu hususta yapılacak bir ihmalkârlığın pahalıya mal olması mümkündür.

Çocuğuna bu dikkati göstermeyen ve onun tedirginliğini duymayan bir annenin ne kadar tehlikeli bir sorumsuzluğu üstlendiği apaçık ortadadır.

“Hz. Fatıma’nın (a.s.) tedirgin bir şekilde kapı-ardında beklediğini gören Resulullah (s.a.a.) bunun nedenini sorar, hazret-i Fâtıma (a.s.) “çocuklar çıkalı epey oldu, hâlâ dönmediler” diyerek cevap verir ve tedirginliğini gizleyemez. Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a.) hemen çocukları aramaya koyulur ve çok geçmeden onların Cebel Mağarası yakınlarında oynamakla meşgul olduklarını fark eder, ikisini de şefkatle okşayıp annelerine getirir”…

İslami metinlerden seçtiğimiz bu örnekler, din-i mübin-i islam’ın büyük kadını Hz. Fatıma’nın (a.s.) annelik hasletleri deryasından alınan bir testi misali naçizdir, ama tefekkür ehli için eğitim sahasında bunların birer kilometre taşı olacağına da hiç kuşku yok.

Bu uçsuz bucaksız deryadan testisini doldurabilen müminlerin saadet ehli olduğu bilinmelidir; müminlerin duası ve Rabb’ul Âlemin’in mağfiret ve rahmetine mazhar olmak umuduyla..

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Türkiye | Etiketler: | Leave a Comment »

Kadınlar sizin için birer elbise !

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2008

1.,.. Kadınlar sizin için birer elbise

Kadınlar sizin için birer elbise !

Kadınlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz.”( Bakara -187)

Elbise, örtünme ve korunma aracıdır. Karı-koca arasındaki ilişki de tıpkı böyledir. Her biri, karşı tarafın üzerine örtü çeker, onu korur. İslâm, insan denen şu varlığı bütünü ile ve olduğu gibi ele alır, onun yapısını ve fıtri karakterini aslına uygun biçimde kabul eder ve bu realist yaklaşım içinde elinden tutarak onu bütünü ile yüceliklerin zirvesine tırmandırmaya çalışır. İşte bu bakış açısı ile insana yaklaşan İslâm, kanın ve etin atılımını anlayışla karşılayarak üzerine bu tatlı soluğu üfler ve bu nazik örtüyü örter.

Ayetin orijinalinde geçen “libas” kelimesi elbise anlamına gelir. Kuran’ı Kerim eşleri birbirleri için elbise olarak nitelendirmesi, istiare sanatına örnek oluşturmaktadır. Elbise insan için en önemli ihtiyaçlardan biridir zira birçok faydası bulunmaktadır. Yüce Allah kadın ve erkeğin birbirleri için elbise gibi oldukları ve bu şekilde elbisenin faydalarını da birbirlerine yansıtmaları gerektiğini buyurmaktadır. Eşlerde elbise gibi birbirlerine şöyle olmalıdırlar:

1-Elbise insanın ayıplarını örter, öyleyse eşlerde birbirlerini ayıp ve kusurlarını örtmeliler, sadece örtmekle kalmayıp, o ayıpların aşikâr olmasının da önünü almalıdırlar. Eşlerden her biri ötekisini günahların peşinden gitmekten alıkoymalı ve olumsuzluğu türünün fertleri arasında yayılmasının önünü almalıdır. Şu halde eşlerin her biri eşinin ayıbını perdeleyen bir giysi konumundadır.

2-İnsan elbisesiyle çok yakındır, karı kocada birbirleriyle çok yakın olmalıdırlar. Başkaları aralarında olup bitenden haberdar olmamalıdırlar.

3-Mevsimlere göre insanın elbisesi de değişmektedir, soğuk havalarda kalın sıcak havalarda ince elbise giyilir. Eşlerde birbirlerinin değişen psikolojik durumlarına göre kendileri de değişmelidirler, birazda görmezden gelmeli, anlayışlı olmalı ve üzerine gitmemeli. Eğer erkeğin psikolojisi bozuk ve çok sinirliyse kadın sakin davranmalı, eğer kadın çok yorgunsa erkek anlayış göstermeli.

4- Elbise insanı sıcaktan ve soğuktan korur. Eşlerde birbirlerini günaha düşmekten korumalıdır.

5-Elbise insanın vücudunu sıcak tuttuğu gibi, eşte evi sıcak tutmalı, onun bulunmasıyla aile sıcak bir yuvaya dönüşmeli.

6-Elbisenin insan için süs ve ziynet olması gibi eşlerde birbirleri için ziynet olmalıdırlar.

7- Yüce Allah ayette kadın ve erkeğin birbirleri için karşılıklı elbise olduklarını buyurdu, bundan da kadın ve erkeğin eşit oldukları, kimsenin kimseden üstün olmadığı anlaşılmaktadır.

8-İnsan kendi istediği, beğendiği ve sevdiği elbiseyi alabildiği gibi, evlenecek olanlarda eşlerini kendileri seçmeli. Başkasının zoruyla sırf o istiyor diye evlenmek olmaz.

9-İnsan elbise alacağı zaman kendisine yakışan ve dengi olan elbiseyi alır. Evlenecek olanlarda karşı tarafın kendisinin dengi/küfüv olup olmadığına dikkat etmelidir, kadın ve erkek birbirlerinin dengi olmalıdırlar.

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

Ebu LEheb’in karısı kendisi ile ilgili ayet indiğini duyunca ne yaptı?

Posted by Site - Yönetici Ocak 26, 2008

Ebu Leheb’in karisi kendisi ile ilgili ayet indigini duyunca ne yapti

Ebu Leheb’in karısı kendisi ile ilgili ayet indiğini duyunca ne yaptı?

Ebu Leheb’in Karısı Ümmü Cemil’in Peygamberimiz (a.s.)a Düşmanlığı ve İşkenceleri

Ebu Leheb’in karısı Ümmü Cemil`ki, Ebu Süfyan’ın kızkardeşi ve Muaviye b. Ebi Süfyan’ın da halası idi-Peygamberimiz (a.s.)a düşmanlıkta aşırı gider; küfründe, inkârında ve inadında kocasına yardımcı olurdu.
Ümmü Cemil her gece pıtrakları, dikenleri, dikenli ağaç dallarını toplayıp büyük demet yapar, boynuna bağlar, geceleyin ayağına batsın. yaralar açsın diye Peygamberimiz (a.s.)ın geçeceği yollara atar, saçardı.

Peygamberimiz (a.s.) ise, onlara kum yığınına, ipeküzerine basar gibi basar, geçer*di
Yüce Allah, gerek Ebu Leheb, gerek karısı Ümmü Cemil hakkında indirdiği sûrede:
“Yuh oldu iki eli Ebu Leheb’in, kendisi de yuh oldu!
Ona ne malı yarar verdi, ne de kazandığı!
O da, boğazında kıskıvrak bükülmüş bir urgan bulunduğu halde odun hammalı olarak karısı da, yaslanacak bir alevli ateşe!” buyurdu; onların âhiretteki durumlarını duyurdu.
Ümmü Cemil kendisi ve kocası hakkında Tebbet sûresinin indiğini işitince.

Peygamberimiz (a.s.)ın Hz. Ebu Bekir ile birlikte Kabe Mescidinde * oturduğu sırada oraya vardı. Kendisinin elinde bir taş bulunuyordu.
Hz. Ebu Bekir, onu görünce, Peygamberimiz (a.s.)a:
“Yâ Rasûlallah! Bu Ümmü Cemil’dir. Eziyet edici bir kadındır. Sana doğru geliyor! Onun seni görmesinden korkuyorum! Keşke bu kadın sana bir zarar vermeden, eziyet etmeden kalkıp gitmiş olsaydın, bir köşeye çekilseydin!” dedi.
Peygamberimiz (a.s.):
“O beni göremez!” buyurdu.
Gerçekten de, Ümmü Cemil Peygamberimiz (a.s.)ı göremedi! Yüce Allah ona göstermedi.
O ancak Hz. Ebu Bekir’i görebildi. Gelip, Hz. Ebu Bekir’in başına dikildi. Ona:
“Ey Ebu Bekir! Arkadaşın nerede?” diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
“Ne yapacaksın onu? Sen benim yanımda hiç kimse görmüyor musun?” dedi.
Ümmü Cemil:
“Benimle alay etme! Ben senin yanında senden başkasını göremiyorum . Bana haber verildi ki, arkadaşın beni hicvetmiş.
O şairse, vallahi, ben de şair bir kadınım. Kocam da şairdir.
İşte, ben de onu hicvediyorum:
‘Biz o verilmişe isyan ediyoruz.
Onun peygamberlik işinden yüz çeviriyoruz.
Onun dininden hiç hoşlanmıyoruz.’
Vallahi, onu bulsaydım, sutaşı kendisinin ağzına vuracaktım!” dedi.
Hz. Ebu Bekir:
“Hayır! Vallahi, arkadaşım şair değildir. O şiir söylemez de.
Şu Beyt’in (Kabe’nin) Rabbine andolsun ki, o seni hicvetmiş değildir” dedi. Ümmü Cemil:
“Muhakkak ki, sen benim katımda doğru sözlüsündür.
Kureyşîler iyi bilir ki, ben onların ulu kişilerinin kızıyımdır!” diyerek dönüp gidince,

Hz. Ebu Bekir:
“Yâ Rasûlallah! O seni görmedi mi?” diye sordu.
Peygamberimiz (a.s.):
“Beni görmedi! Allah onun gözünü alıp beni göremez hale getirdi!” buyurdu.

Kaynak : İslam Tarihi- Asım Köksal

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye, İbretlik, İlginç | 3 Comments »

Kaza edersin !

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2008

image-d751ed4e4a27bbef7b2ecee2d242b012fb569843a9454260a517f466a6d88aab-V copy

Kaza edersin !

Yolculardan biri namaz vakti geçmeden otobüs şöförüne birkaç dakika mola vermesini rica etmiş.
Şoför:
– Kaza edersiniz efendim, diyerek durmak istemeyince adam cevabını vermiş:
– Ben kaza etmeden ya sen kaza edersen?

.

Posted in Fıkralar, Güncel, Gündem, Genel, Mizah, Muhabbet | Leave a Comment »

Aşırı ihtiras

Posted by Site - Yönetici Ocak 25, 2008

Aşırı ihtiras

Aşırı ihtiras

Peygamber’imiz ((s.a.v.).) söyle buyuruyor:

“Sizin hesabiniza en çok su iki seyden korkuyorum: Asiri emeller beslemek ve nefsinizin azgin ihtiraslarina kapilmak. Çünkü asiri emeller beslemek. Ahireti unutturur, nefsin doyumsuz ihtiraslarina kapilmak ise insanlari haktan saptirir.”
Peygamber’imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:


«— Su üç seyin üç seye yol açacagina kefilim:

1 — Bütün benligi ile dünyaya sarilan

2 — Dünya’ya hirslanan.

3 — Dünya için cimrilik eden kimse;

1 — Ötesinde zenginlik olmayan bir fakirlikle,

2 — Bitip tükenmez mesguliyetle

3 — Beraberinde hiç zenginlik olmayan hüzünle, karsilasirlar.»


Rivayet edildigine göre, sahâbilerden biri olan Ebû Derda (R.A.) Humus halkina söyle seslendi: «— Ey Humus halki! Oturamayacaginiz kadar çok binalar kurmaktan, ulasilmasi mümkün oimayan emeller beslemekten, yiyeceginizden çok varlik ve servet biriktirmekten utanmiyor musunuz?
Sizden önce gelip göçenler de büyük binalar yükseltmisler, çok servetler yigmislar ve uzak vadeli emeller pesinde kosmuslardir. Fakat kurduklari binalar mezarlari oldu. Uzak vadeli emellerinde hayal kirikligina ugradilar ve yigdiklari servetler de hiç bir islerine yaramadi.»

Hz. Ali. Hz. Ömer’e (R. Anhuma) bir gün söyle nasihat etti:

«Iki dostuna (Peygamber ((s.a.v.).)’imiz ile Hz. Ebü Bekr (R.A)’e) ulasmak istiyorsan giydigin gömlek yamali, ve ayakkabin parçali olmalidir.
Uzun vadeli emeller pesinden kosmamali ve hiç bir zaman doyasiya yememelisin.»

Hz. Adem (A.S.) oglu Sit (A.S.)´a su bes nasihatte bulundu ve bu nasihatleri ilerde kendi ogullarina, vasiyet etmesini istedi.

Nasihatler sunlardir:

1 — Ogullarina, dünyaya güvenmemelerini söyle, çünki, ben bakî oldugunu gözönüne alarak Cennet’e güvendim, fakat Allah (C.C) beni oradan çikardi.

2 — Ogullarina, kadinlarin arzusuna uyarak bir ise girismemelerini söyle. Çünki ben esimin arzusuna uyarak yasaklanmis agacin meyvasindan yedigim için sonra pisman oldum.

3 — Ogullarina, girisecekleri her isin sonunu bastan düsünmelerini söyle, eger ben giristigim davranisin sonunu düsünseydim, basima bildiginiz haller gelmezdi.

4 — Herhangi bir ise girisirken içinize süphe düserse, ondan uzak durun, çünki ben yasak agacin meyvasini yerken içime süphe düstü, buna ragmen vazgeçmedigim için sonra pismanliga düstüm.

5 — Giriseceginiz islerde bilenlere danisin, eger ben yasak agaca yanasmadan önce meleklere danissaydim, basima bu haller gelmezdi.»

Mücahid (Rahimehullah) buyurur: «Abdullah Ibni Ömer {Hz. Ömer’in oglu) bir gün bana söyle nasihat etti:

«— Sabahladigin zaman içinden “Aksam ne yapacagim” diye düsünme. Aksami bulunca da «Yarin ne olacak» diye süphelenme: Yasarken ölümün içün. Sihhatli iken hasta olacagin günlerin icin tedbirini al; çünki yarin adinin ne olacagini bilemezsin.»

Rivayet edildigine göre, Peygamberimiz ((s.a.v.).) bir gün sahabilere:

«Hepiniz Cennet’e girnek istiyor musunuz?» diye sorar.

Sahabiier: «Tabi yâ Rasulallah.» diye cevap verirler.

Bunun üzerine Peygamber ((s.a.v.).)’imiz onlara: «O halde, kendinizi uzun vadeli emellere kaptirmayin ve Allâh (C.C)’dan gerçek mânâda haya edin» diye buyurdu.

Sahabiler «Biz, hepimiz zatenAllâh (C.C)’dan haya ediyoruz» dediler.

Peygamber ((s.a.v.).)’imiz onlara su cevabi verdi: «Bu sizinki gerçek mânâda haya sayilmaz. Allâh (C.C)’dan gerçek mânâda hayâ etmek söyle olur; Mezarligi ve vücudlarn çürümesini her zaman hatirinizda tutmalisiniz.

Karin boslugumuz ile bu boslukta bulunan organlarinizi, basiniz ile üzerine yayilan organlarinizi haramdan korumalisiniz.

Âhiretin itibarini arzu eden kimse dünyanin süsünü terketmeîidir. Iste, Allâh (C.C)’dan gerçek mânâda haya etmek böyle olur ve böylelikle kul, Allâh (C.C)’in dostu olma mertebesine ulasir.»

Peygamber’imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

«— Bu ümmetin ilk huzur ve selâmeti zühd ve yakin sayesinde olacagi gibi, en son çöküntüsü de cimrilik ve uzak vadeli emellere sarilmaktan ileri gelecektir.»

Ummul – Münzir’den rivayet edildigine göre, söyle demistir:

«Bir aksam Peygamber (S.A.V)’imiz sahabilere: «Ey insanlar, sizler Allâh (C.C)’dan utanmiyor musunuz?» diye sordu.

Sahabiler «Neden, yâ Rasulallah?» dediler.

Peygamber (S.A.V)’imiz onlara söyle karsilik verdi:

«— Yeyemeyeceginiz kadar çok servet yigiyorsunuz, ulasilmasi mümkün olmayan uzak vadeli emeller pesine kosuyorsunuz, oturamayacoginiz evler yükseltiyorsunuz.»
Sahabilerden Ebû Sait el-Hudrî (R.A.) buyurur ki; «Bir gün, Usame Ibni Zeyd; Zeyd. Ibni Sabit’ten bedelini bir ay sonra ödemek üzere yüz altina câriye satin almisti. Bunun üzerine
Peygamber’imiz ((s.a.v.).) söyle derken isittim. «— Üsame’nin bir ay vadeli alis-verise girismesi size acayip gelmiyor mu? Hiç süphesiz, Üsame kendini uzak vadeli emellere kaptirmistir.
Varligimi kudret elinde tutan Allah (C.C)’a yemin ederim kî, ben her gözlerimin açildiginda göz kapaklarim bir daha kapanmadan Allah (C.C)’in canimi alacagini düsünürüm. Gözlerimi bir yere her çeviriste bakislarimi indirmeye firsat bulamadan ölecegim sanirim. Agzima her lokma alista onu yutamayacagimi ve öldükten sonra girtlagimda kalacagini aklima getiririm.»
Sonra söyle buyurdu;

«Ey insanlar! Eger akliniz basinizda ise kendinizi ölüler arasinda sayiniz. Çünkü, nefsimi kudret elinde tutan Allah (C.C)’a yemin ederim ki, size bildirilen akibet, göz açip kapayasiya kadar basiniza gelecek ve bunun önlemeye gücünüz yetmeyecektir.»

Ibni Abbas (R.A.) buyurur ki: «Peygamber ((s.a.v.).)’imiz su kaynagina yakin yerde, büyük abdest bozdugu halde yine tasla silinir, sonra su ile yikanmaya giderdi.

Ben O’na «Yâ Rasulallah, su size yakin. Önce ta(s.a.v.)ilinmenize ne lüzum var?» derdim.

O bana su cevabi verirdi: «Elimde senet mi var? Belki suyun yanina varamadan ölürüm!»

Rivayet edildigim göre, Peygamber ((s.a.v.).)’imiz bir sohbet esnasinda eline üç çöp alir. Çöpün birini önüne diker, ikincisini yanina topraga saplar ve üçüncüsünü de uzaga atar.
Arkasindan sahabilere «Bunlar neyi temsil eder, biliyor musunuz?» diye sorar. Sahabiler O’na «Allah (C.C) ve O’nun Rasûlü bilir» diye cevap verince O su açiklamayi yapar:

«— Önüme diktigim çöp insandir, su yandaki ecel, öteye firlattigim da uzak vadeli emeldir. Insanoglu (onun) pesinden kosup dururken ona yetisemeden daha önce ecel onu yakalar.»

Söylendigine göre, bir gün Hz.Isâ (A.S.) bir yerde oturuyordu. Bir ihtiyar elindeki kazma ile yeri kaziyordu. Hz. Isâ «Allah (C.C)’im! Bu ihtiyarin
içinden uzak vadeli emeleri çikar»
diye dua etti, tam o sirada kazmayi birakarak yere uzandi ve bir müddet durdu.
Bu sefer Hz. Isa «Allah (C.C)’im, bu ihtiyara uzak vadeli emellerini geri ver» diye dua etti. tam o sirada adamin uzandigi yerden dogrularak yine tarla capalamaya koyuldugunu gördü.
Bunun üzerine Hz. Isâ (A.S) odamin yanina giderek, ise ara vermesinin ve yeniden ise koyulmasinin sebebini sordu, adam su cevabi verdi:

“Moladan evvel kazma sallarken birara «Artik iyice yasin ilerledi, deha ne zamana kadar çalisacaksin» diye düsünerek kazmayi yere biraktim, yere uzandim. Fakat biraz dinlenince «kalan günlerimde geçimimi saglamam gerekir» diye düsünerek yeniden kazmayi ele aldim.”


Kaplerin keşfi
 

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: