Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 15 Oca 2008

Ahiretin Para Birimi Nedir?

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2008

2012besmele

Ahiretin Para Birimi Nedir?

Dünya ve ahiret hayatını çok güzel benzetmeler ile anlatan okudukça güzel dersler alacağımız bir yazı……

Namazın bu kadar mühim, bu kadar lüzumlu olduğuna inanmayanlar bir gün utanacaklar, hemde çok utanacaklar. İsterseniz bunu bir misalle anlatayım.

Anne karnındaki bir çocuğun ağzı vardır, gözü vardır, kulağı vardır, eli vardır, ayağı vardır. Bütün aza ve cihazatı tam tekmil verilmiştir. Hâlbuki bunların hiçbirine orada lüzum yoktur. Orada çocuk, gıdasını, göbeğinden annesine bağlı bir hortumla almaktadır.
Şimdi bu çocuk:
– Ya Rabbi! dese, şu hortum bana yetmektedir. Pekiyi şu ağza, şu göze, şu kulağa, şu ele, şu ayağa ne lüzum vardı. Hiçbir işe yaramamaktadırlar?
Herhalde ALLAH’dan şöyle bir cevap alacağı muhakkak:
– Acele etme kulum, aklın almadığı şeye de burnunu sokma. Sen kısa bir müddet sonra öyle bir aleme gideceksin ki burada ‘her şeyim’ dediğin hortum, orada hiçbir şeye yaramayacak, kesilip atılacak. Lüzumsuz sandığın ağız, göz, kulak gibi şeylerde en lüzumlu cihaz durumuna geçecek.

O çocuk bu gerçeklere inanmasa ve bir inkârcı olarak dünyaya gelse hakikaten hortumun işe yaramadığını, ebenin onu kesip kaldırıp attığını; lüzumsuz sandığı ağız, göz gibi cihazların devreye girdiğini, onlarsız olunmayacağını görse utanır mı, utanmaz mı? İnanmadığı için dizlerini döver mi, dövmez mi?

Şuanda bizde, tıpkı o çocuk gibi bir ananın karnındayız. 9 ay, 9sene veya 90 sene sonra bir başka dünyaya doğacağız. O dünyanın adı ahiret. Biz şuanda dünya anamıza maddi hortumlarla, midemiz ile bağlı durumdayız.

Eğer biz:
– İşte geçinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Şu Namaza, oruca, hacca, zekâta, dine, imana, İslam’a ne lüzum vardı? Dediğimiz takdirde.
Rabbimizden şöyle bir cevap alacağımız muhakkak!
– Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan çıkacaksınız. Öyle bir aleme götürüleceksiniz ki orada ‘herşeyim’ dediğiniz bu maddi hortumların hiçbiri işe yaramayacak. Lüzumsuz sandığınız namaz gibi, zekât gibi, hac gibi ibadetler de en lüzumlu şeyler durumuna geçecek. Orada insanlara arabasına, parasına, servetine ve suretine göre değil; kalbine ameline ve ibadetine, namazına göre değer verilecek.
Yani namazınız, zekâtınız, orucunuz, haccınız, hayır hasenatınız, ahirette sizin için herşey olacak. El olacak, ayak olacak, dil olacak, dudak olacak, villa olacak, havuz olacak, senet olacak, berat olacak, uçak olacak, sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kısaca Cennet olacak.

Eğer biz bilgiçlik eder, fen ve teknik asrında olduğumuzla şımarır, Rabbimizin hikmet lisanıyla buyurduğu bu gerçekleri kabul etmez, ibadetsiz bir tembel veya bir inkârcı olarak ahirete gider, gerçekleri görürsek utanmaz mıyız? Hakikaten herşeyim dediğimiz hortumlarımızın, yani arabamızın, apartmanımızın, paramızın, pulumuzun hiçbir işe yaramadığını müşahade ederek, ibadetlerin her şey olduğunu anlasak o anne karnında ağzı lüzumsuz gören çocuk gibi mahcup olmaz mıyız? Dizlerimizi dövmez miyiz? Keşke inansaydık, keşke namazımızı kılsaydık, orucumuzu tutsaydık, zekâtımızı tam verseydik, ALLAH için yaşasaydık, eşsiz insan şanlı Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’ın yolunda yürüseydik demez miyiz?

Pişman olacağın, dizlerini döveceğin o gün gelmeden aklını başına al.. .

(Niçin NAMAZ, Vehbi Karakaş, S70-72)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Dinlerarası diyalog bir oyun mu?

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2008

Dinlerarası diyalog bir oyun mu,dinlerarasdiyalog

Dinlerarası diyalog bir oyun mu?

Dinlerarası diyalog evangelistler ve siyonistlerin bir oyunu mu?

Dünya üzerindeki Müslümanların durumu şu anda parlak değil. Bin çeşit tefrika, nifak, şikak, çekişme, tepişme içindeler. İslâm âlemi geri kalmış, siyasî ve iktisadî hürriyetlerini yitirmiş; sadece petrol gelirlerini bile onu müreffeh (refahlı) bir şekilde yaşatabilecekken, ondan da yararlanamıyor. Müslümanlar örs ile çekiç arasında kalmışlar. Bir yanda dış düşmanlar, öte yanda iç düşmanlar. Bu karanlık tablo içinde yine de ümit verici gelişmeler var. İşte, en ufak bir uyanışa, kalkınışa, doğruluşa meydan vermemek için İslâm’ın Müslümanların ezelî düşmanları Tevhid Ehli’ni büsbütün parçalamak, şaşırtmak, daha fazla bağımlı ve köle haline getirmek için şeytanî planlarını tatbike başlamışlardır. Ta ki, bir uyanış olmasın, ta ki, Müslümanlar bir daha bellerini doğrultamasın.

Birleşik Orta Doğu Projesi bu maksatla ortaya çıkartılmıştır.

Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü safsatası bunun için hazırlanmıştır.

İslâm dünyasını kasıp kavuran dinde reform, dinde yenilik, dinde değişiklik rüzgârlarını hep karanlık mihraklar üflemektedir.

İslâm dünyasını büsbütün köle ve bağımlı yapmak için geliştirilen planlar nerelerden kaynaklanıyor?

-Bu işin başında İsrail ve dünya Siyonizmi vardır.
-ABD’deki fanatik, agresif, militan Evangelist iktidar vardır.
-Papalık vardır.
-Uluslararası Farmasonluk vardır.

Hıristiyanlardan ve Yahudilerden İslâm’a ve Müslümanlara aşırı düşmanlık yapmayanlara bir şey dediğimiz yoktur. Bugün ABD halkının yarısından fazlası Bush rejimine karşıdır. Birkaç ay önce yazmıştım, Kapalıçarşı’da karşılaştığım bir Amerikalı Hanım şöyle demişti:

-Amerikalıyım demeye utanıyorum da Kanadalıyım diyorum…Bugünkü rejimin çirkin işleri yüzünden…

Yahudilerin içinde Naturei Karta ismini taşıyan bir cemaat var. Onlar Siyonizme ve İsrail devletine karşıdır. Filistin Filistinlilerindir diyorlar, Yahudi devletinin yıkılmasını istiyorlar. Niçin? Çünkü kendi dinlerine göre dindar Yahudilerdir. Siyonizmin ve İsrail’in kuruluşunun Tevrat’a aykırı olduğunu biliyorlar. Yazık ki, bunlar küçük bir azınlıktır.

İslâm dünyasını bölmek, parçalamak, daha da köleleştirmek isteyen düşmanlar, bu işi doğrudan doğruya yapamayacakları için, birtakım sözde Müslümanları kullanıyorlar.

Kelimeye dikkat buyurunuz: K u l l a n ı y o r l a r…

Bu iş için çok büyük paralar harcıyorlar, yekûn olarak milyarlarca dolar dağıtıyorlar.

Tarihin her devrinde birtakım yarı mühtediler, bozuk Müslümanlar para karşılığında doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ihanet etmişlerdir.

Size Buharî’de bulunan bir hadîsten bahs etmek istiyorum:

Resûl-i Kibriya Efendimiz (Salât ve selâm olsun O’na) “Otuz kadar Deccal ve kezzab çıkmadıkça Kıyamet kopmaz…” buyuruyorlar. Kezzab çok yalancı demektir. Hadîsin devamında “Bunlar, ya Tanrı olduklarını, yahut Peygamber olduklarını iddia ederler…” ibaresi yer almaktadır.

Zamanımızda böyle Deccaller ve Kezzablar var mıdır?

Vardır, vardır, vardır…

Her aklı başında Müslüman bir an bile hatırından çıkartmasın ki, şu anda dinimizi bozmak için bir sürü fesat komitası gece gündüz var güçleriyle çalışmaktadır.

Zengin Türkçe’de “tağşiş-i ezhan” terimi vardır. Zihinlerin karıştırılması demektir. Ülkemizde iyi bir din tahsili görmemiş milyonlarca Müslüman bazı temel konularda aldatılmak isteniyor.

Bu konulardan biri Sünnet meselesidir.İlhamlarını Rahmanî kaynaklardan almayan bazıları “İslâm’ın bir tek kaynağı vardır, o da Kur’ân’dır;Sünnet kaynak değildir, hadîsler kaynak değildir” diyorlar veya buna benzer şeyler konuşup yazıyorlar.

Sünnet elden gitti mi, hadîsler inkâr edildi mi din de elden gider. Bugün öyle “Yerli oryantalistler” zuhur etmiştir ki, bu adamlar mütevâtir hadîsleri bile inkâra cür’et etmektedir. Mütevâtir hadîsleri müteammiden inkâr edenin kâfir olmasından korkulur.

Bir buçuk asırdan beri Batılı oryantalistler Sünnet’i yıkmak, hadîsleri çürütmek için çalışıyor.

İslâm ne demektir?

Hazret-i Muhammed’in aleyhisselâm, Allah katından getirdiği dindir.
Aradan Peygamberi çıkarttınız mı İslâm kalmaz.
Peygamber Kur’ân’ın en birinci, en büyük, en baş yorumcusudur.
Peygamber Kitabullah’ın en güzel uygulamasını ortaya koymuştur.
Peygamber, Allah’ın insanlara gönderdiği en güzel örnek ve modeldir.
Müslümanlık, Hazret-i Muhammed’e iman etmekle olur.
Şu dünyadaki 72 millet Allah’a inanmaz değil; Müslümanlarla kâfirlerin aralarını ayırt eden Hz.Muhammed’e olan imandır.
Hazret-i Muhammed’e iman eden O’nun Sünnetini kabul eder.
Peygamberi tasdik eden O’nun mütevâtir, sahih hadîslerini de kabul eder, onları din kaynağı olarak kullanır ve hayatına uygular.

Peygamberi hafife alan, Sünneti inkâr eden, hadîsleri reddeden bir kimse asla din hocası olamaz. Böyleleri eski tâbirle müsteşrik, yeni tâbirle doğubilimci veya oryantalisttir. Böyle adamlara din konusunda itimad edilmez, onlara fetva sorulmaz.

Bin dörtyüz küsur yıllık İslâm tarihinde daima bir ana cadde olmuştur. Peygamber bu ana caddeye “Sevad-ı a’zam” (büyük karaltı) diyor. İçinde büyük karaltı tabiri geçen hadîs şudur:

“Ümmetim içinde ihtilâf çıktığı zaman siz büyük karaltıya tâbi olunuz (uyunuz, onun içinde bulununuz).”

Büyük karaltı ne demektir?Büyük topluluk demektir.

Bu topluluk bin dörtyüz yıldan beri Ehl-i Sünnet ve Cemaat topluluğudur. Sünnet’i ve hadîsleri inkâr edenler Ehl-i Sünnet’in dışına çıkmış olurlar.
Bazı İslâmcıların ilhamlarını Kitabullah’tan, Peygamber Sünneti’nden, Sâlih Seleflerin tâlimatından değil; Amerikalılardan, İsrail’den, AB’den, gayr-i müslim oryantalistlerden aldıklarını üzüntü ile görüyoruz.

Kur’ân ne diyor?

Peygambere iman edin…Peygambere itaat edin… Peygamberi dinleyin… Peygamberi koruyun… Peygamberi örnek ve model olarak alın… diyor.

Bir Müslüman, Peygamberi canından, çoluk çocuğundan, malından daha fazla sevmezse, Peygamber onun için yaratıkların en sevgilisi olmazsa o kişi kâmil mü’min, gerçek Müslüman olamaz.

Bırakınız mütevâtir ve kuvvetli hadîsleri, ahlaka ve fazilete dair zayıf hadîsler bile Müslüman tarafından kabul edilmeli ve gerekleri yerine getirilmelidir.

Bir örnek vereyim:

Diyelim ki, namazın kılınması konusunda zayıf bir hadîs var. Müslüman bunu red mi edecektir? Hayır!.. Reddetmeyecektir. Çünkü bu hadîs, zaten Kitab ile, mütevâtir ve sahîh hadîslerle müeyyed bir hadîstir. Onun zayıflığı mânâsında değil, bize ulaşma şeklindedir. Onunla da amel edeceğiz.

Ancak, Kitaba ve Sünnet esaslarına aykırı bir hadîs olursa onu kabul etmeyiz.

Sevgili Müslümanlar!

Şimdi beni iyi dinleyiniz:

Âhir zaman fitnelerinin fırtınaları içinde bocaladığımız şu devirde, Müslümanların başına büyük bir çorap örülmektedir.Lâfı eveleyip gevelemeden arz edeyim:

-Müslümanların can düşmanı agresif Evangelistler, yine agresif Siyonistler, misyonerler ve bilumum İslâm düşmanları âlem-i İslâm’ın başına, kendilerine itaat edecek ehlî (evcil), ılımlı, uysal bir halife seçmek üzere gizli hazırlıklar içindedirler.

Bu sahte halife:

-Hazret-i Muhammed’i inkâr eden, O’na yalancı diyen, Kur’ân’ı inkâr eden, O’na insan düzmesi kitap diyen, İslâm’ı inkâr eden kâfirleri de ehl-i necat ve ehl-i cennet olarak ilân edecektir.

-İslâm dininin, Allah katında tek geçerli din olduğunu inkâr edecektir.

– Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü ile yeryüzünde evrensel bir barış kardeşlik (!) havası estirecektir.

-Müslümanları büsbütün tutsak etmek için hazırlanan projeleri, Evangelistlerin ve Siyonistlerin direktifleri ışığında ve onların gözetiminde uygulamaya koyacaktır.

Evangelistler ve Siyonistler,İslâm dünyasının başına böyle evcil, ılımlı, diyalogçu, hoşgörülü, uygar, komilfo (gerektiği gibi) bir halife geçirebilirler mi?

Böyle bir halifeyi İslâm dünyası kabul etmez. Bunda hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Büyük fitneler ve fesatlar zuhur edecektir.

Mehdi’nin zuhuru, İsâ aleyhisselamın nüzulu zamanı yaklaşmıştır. Hz.İsa nüzul etmeyecektir diyenler mi var?.. Peki, bu konudaki yüzden fazla hadîs ne oluyor? Yirminci asrın büyük Ehl-i Sünnet âlimi Düzceli Zahid Kevserî hazretleri Hz.İsâ’nın nüzulu ile alâkalı kitabında bunu inkâr edenin dinden çıkacağını söylüyor.

Sahte halife âhir zaman fitneleri içinde agresif İslâm düşmanı Evangelistlerin ve Siyonistlerin safında olacaktır. Onun taraftarları da… Onların Mehdi ordularıyla çarpışmaları da düşünülebilir.

Ne kötü bir saf seçmişlerdir onlar!

Milli Gazete [ Mehmet Şevket EYGİ ]

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İlginç | Etiketler: | Leave a Comment »

Dinlerarası Diyalog Safsatası

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2008

Dinlerarası Diyalog Safsatası,dinler_arasi_dialog_masali

Dinlerarası Diyalog Safsatası

Dinlerarası diyalog ve dinlerarası hoşgörü Hristiyanlık literatüründe yeri olan dini kavramlardır. İslamiyette sadece tebliğ vardır. Diyalog misyonerlerin faaliyeti için kapıları açan bir tuzaktır. Kaleyi içten işgaldir. Müslümanlar Asr-ı Saadetten bu yana zaten diğer dinlerle çeşitli konularda diyalog içinde olmuşlardır. Ama dini konuda asla. Bugün terör, kötü alışkanlıklarla mücadele, açlık, AIDS, bulaşıcı hastalıklar, fuhuş gibi yüzlerce meselede “diyalog”ta bulunulabilir. Ama dinî meselede asla. Dinlerarası diyalog 1962 yılında Vatikan tarafından ortaya atıldı ve Müslümanlar tuzağa düştü! Dinlerarası diyalog Hristiyanlığa hizmettir. İslamiyet Allahü teâlânın dinidir. İslama ne bir şey ilave edilebilir ne de ondan bir şey çıkarılabilir. Her din kendi nev-i şahsına münhasır yapısıyla müstakil kalabilmiştir.

Endülüs ve Osmanlının çöküşünde en büyük tahribatı misyonerler yapmıştır. En büyük tehdit dini yargılayan akılcılığın vahyin karşısına çıkarılması, Allah’ın hakimiyetinin tartışma konusu yapılmasıdır. Dinin maksadı insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturmaktır. Din (İslamiyet) insanlar için rahmettir, külfet asla değildir. Din insan için hava, su ve gıda gibidir. Dinsiz ruhani ve içtimai hayat mutluluk getirmez.
Beş duyu sadece maddi olayları algılar ve resmeder. Akıl ise Allahü teâlânın insanlara bir lütfudur. Akıl insanı farklı ve üstün kılan bir özelliktir. Akıl doğrudan bilgi kaynağı değildir. Akıl bilinenleri algılamaya yarar. Bir de bilinen sebepler ve sonuçları esas alarak mukayese yapabilir. Mütefekkir ile filozof aynı değildir. Mütefekkir vahyin ışığında olayları, olayların hikmetlerini kavrar ve daima doğruya ulaşır. Nefsini ve benliğini aradan çekmiş insandır. Filozoflar sadece akılları ile iktifa ederler. Seküler düşünce dine ve dindara zarar verir. Dinde reform çağdaş tefsir, fıkhı yeniden tedvin gibi işler dinin içini, özünü boşaltmaktır. DİN AKIL İŞİ DEĞİL VAHİY İŞİDİR. Dini sorumluluk ve mükellefiyet için akıl şarttır.

İnsanlık var olduğundan beri birkaç din gelmedi. Sadece bir din geldi ki o da İslamdır. Din çoğul veya ikil olarak telaffuz edilemez. DİN TEKİLDİR VE İSLAMDIR. Bütün peygamberler bu dini getirmişlerdir. Hazreti İbrahim (aleyhisselam), Hazreti Musa (aleyhisselam) ve Hazreti İsa (aleyhisselam) da hep İslamı temsil ettiler. Nihayet Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi ve selem) İslamı kemale erdiren ve ebedi risaleti temsil gibi bir görevi ifa ediyor.
Prof. Dr. Vasım Mehmedalioğlu (Bakü Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi)’na göre Azerbaycan’da misyonerlerin yaptığı dini, siyasi ve ahlaki tahribat 70 yıllık komünist rejimin yaptığı tahribattan son derece fazladır.
Araştırmacı yazar Dr. Abdullah Terzi’ye göre: “Müslüman ve Türk kavramları öylesine birbirinde mecz oldu ki, Batı’da (Türk) deyince (Müslüman), Müslüman deyince Türk anlaşılır oldu.

Türk Devletini yıkmak ve Türk milletini bölmek için yüzlerce hain tuzakla karşı karşıyayız. Bazılarına göre Türkiye Endülüs’ün son yılları gibi hain tuzaklar içindedir. Dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzün teminatıdır. Türk aydınının çoğunun en büyük kaybı Batı’nın gerçek yüzünü tanıyamamış olmasıdır.
Son dönemde hatta çok öncesinde en çok neye ihtiyacımız var biliyor musunuz? Milli birliğimizin devamlılığı dostumuzu ve düşmanımızı iyi tanımak, mazisiyle barışık olarak geleceğe bakmak ve bir bütün olmaktan geçer. Unutmayalım!..

ALINTI : ozgudurus

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye | Leave a Comment »

Renkli Lens Caiz midir ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2008

renkli-lens-caiz-midir

Renkli Lens Caiz midir ?

Cenab-ı Hak buyuruyor ki;

“Allah şeytana lanet etti ve o şöyle dedi “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara sokacağı ve onlara emredeceğim, hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim: Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” (Nisa Suresi 119)

Bir hadis-i şerifte:

“Güzellik için iğne ile dövme yapan ve yaptıran kadına, tüy yolan ve yolduran kadına, dişlerini seyrekleştiren ve Allah’ın yaratmasını bozan kadına Allah lanet etsin.”

Bu nassı katialardan anlıyoruz ki; Hiçbir zaruret olmadan yalnız güzellik maksadı ile bedende yapılan değişiklikler haramdır.

Lens meselesine gelince “yukardaki örneklere kıyasla renkli lens caiz değildir” diyebiliriz.Çünkü bundada bi zaruret yok.Şeffaf lensler mevcud piyasada.Cenab-ı hakkın verdiği göz rengini değiştirmeye çalışmanın,diğer estetik faaliyetlerden ne farkı var?

KÜTÜBÜ SİTTE ZİNET BÖLÜMÜ

Konu : Ziynetle İlgili Çeşitli Meseleler

Ravi : İbnu Abbas

Hadis : İğreti saç takan, taktıran; kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.

HadisNo : 2155

İbn Mes’ud (r.a.) den yapılan rivayete göre, adı geçen şu haberi vermiştir:

“Allah (c.c.) güzel görünmek için döğme yaptıran kadınlara, yüzünün kıllarını aldıran kadınlara, dişlerini tıraş ettirerek aralarını açtıran kadınlara, Allah’ın yarattığı (biçim, renk ve görünümü) değiştiren kadınlara lanet etmiştir.”

İbn Mes’ud (r.a.) devamla diyor ki: “Allah’ın Resulü’nün lanetlediği kimseyi ben niçin lanetlemeyeyim…” (Buharî/tefsîr: 59, talak: 5), libas: 82, 84, 85, 87- Müslim/libas: 120- Tirmızî/ edeb:33).

Kadının kaşlarını inceltip hilal şekline sokması, gözünün rengini değiştirmesi, yüzüne ve ellerine çeşitli maddeler sürerek rengini çekici kılması, takma kirpik kullanması, dişlerini traş edip küçültmesi ve aralarını açtırması, takma saç (peruk) kullanması, yüzüne, el ve kollarına döğme yaptırması tahrimen mekruh sayılmıştır.

Zira bu gibi sun’i güzellik hem yabancı erkeklerin dikkatini çeker, hem de kadın olduğundan başka görünmeye başlar. Her iki durumda da fazîlet, ciddiyet, vakar yoktur. Aynı zamanda Allah’ın yaratıp verdiği ten ve rengini, yüz şeklini değiştirme söz konusudur.

Şüphesiz kadının kocasına karşı kendini son derece temiz tutması, güzel koku sürmesi ve tertemiz elbise giymesi müstehabdır. Başkası görsün diye kendini süsleyip sokağa çıkması ise haramdır. Çünkü İslam fitneye sebebiyet verecek, şehvetleri tahrîk ve teşvikte bulunacak her türlü söz ve davranışı yasaklamıştır.

Kadının Evinde Kocası İçin Süslenmesi Sevaptır:

Dinimizce her ne kadar, kadının sokakta ve sokak için süslenip, kokulanması günah ise de, evde karı-koca birbirleri için süslenip, kokulanabilirler. Hiç bir mahzuru yoktur. Bilakis Rasulüllah (s.a.s.), kadının evde kocası için süslenmesini, boyanmasını, kokulanmasını önemle tavsiye etmiş ve: “İsrail kadınları süslenmedikleri için, onların erkekleri zinaya düşmüştür” der.

Müslüman ama cahil kadınların çoğu, kocasına cazip görünmek için, evinin içinde dahi süslenmeyi ve kokulanmayı İslama aykırı sanırlar, oysa kocasının karısına ta’zir cezası verebileceği konulardan biri de, süslenmesini istediği halde kadının süslenmemesidir.

Ama yukarıda da belirtildiği gibi bu süslenme yaratılışa müdahale edecek derecede olmamalı.

Halis Ece Hocaefendi

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye | 3 Comments »

ALLAH İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ Mİ?

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2008

Allah’la kul arasına girilmez,muhammed,, (2)

ALLAH İLE KUL ARASINA GİRİLMEZ Mİ?

Cenâb-ı Hak buyuruyor ki, “Ey mü’minler! Allah’tan korkun ve ona (yaklaşmaya) vesîle-vâsıta-sebep arayın.”(7) Yani bana doğrudan değil, bir vâsıta, bir vesîle (aracı) ile gelin. Nitekim varlığını-birliğini, eşi-benzeri olmadığını, ibâdete hakkıyla lâyık olanın sadece kendisi olduğunu bizzat değil, bilvâsıta yani peygamberleriyle bildiriyor, öğretiyor… Ve ondan sonradır ki, kulunu mükellef tutuyor.

Ama o Allâh’ın kullarından bazıları da tutturmuşlar, “Allah’la kul arasına girilmez” nakaratını, zaman zaman tekrarlayıp duruyorlar. Halbuki bu söz, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat itikadına aykırıdır, temelden zıttır; Vehhâbilerin inanç esasları arasındadır. Onlar derler ki; “Tevessül, küfür ve şirktir. Peygamberlerden ve onların vârisleri olan kâmil ve mükemmil mürşidlerden, meleklerden, rûhânilerden medet ummak, şefaat-yardım dilemek küfürdür. Bu cümleden olarak tasavvuf bid’attir… Tasavvuf büyüklerini vesîle edinmek, onlara bağlanmak şirktir. Hatta, kabirleri ziyaret etmek de dalâlettir, küfürdür…”

Oysa Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat inancına göre, bütün bunlar meşru’ şeylerdir. Ve Müslümanları bu şekilde küfür ve şirkle itham etmek, -Allah korusun- insanı, “Kim bir Müslümanı tekfir ederse, muhakkak ki kendisi kâfir olur” hükmünün altına sokar.

Halbuki meseleyi basite irca edecek olursak görürüz ki; en başta Allah Teala ile kulu ve Resûlü arasına, bir melek olan Cebrâil (a.s.) giriyor. Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) de, Allah Teâlâ ile diğer kulları arasına giriyor, vâsıta oluyor. Tarîkat şeyhleri gene öyle… Daha da aşağıya doğru inecek olursak, cemaatle kılınan namazda her imam, Allah ile kulları arasına giriyor.

Sözün özü;

Sünnet-i İlâhi böyle; yani Allâh’ın âdeti, kâinatta hüküm süren İlâhi kanunlar bu şekilde cereyan ediyor. Hatta dünya işlerimizde bile vâsıtasız nereye gidebiliyor, ne kadar mesafe alabiliyoruz? Doğrudan hangi yüksek makama çıkabiliyoruz?.. Dünya ise âhiretin enmûzecidir (örneğidir) mâlumunuz.

Ve yine, “Bir şeyin en büyük rüknünü-dayanağını inkâr etmek, o şeyin tamamını inkârdır.” Meselâ bir insan, “namaz inkâr edilmez ama, kıyâmın aslı yoktur” dese, bu adam namazın tamamını yani aslını inkâr etmiş olur.

Binaenaleyh İslâm’da vâsıta da, namazda kıyam gibidir, dinin en büyük rüknüdür. Şayet peygamberler (aleyhimüsselâm) gelmemiş olsaydı, insanların, hayvanlardan ne farkı kalırdı? Hatta, onlardan daha beter, daha sapık olurlardı. Canlı misâlleri ise, her an hepimizin gözleri önünde… Allah Teâlâ, ümmet-i Muhammed’i sapıtmaktan veya sapıttırılmaktan muhâfaza buyursun.

Meşhur hadîs âlimlerimizden İmam Hâkim’in Müstedrek’inde tahric ettiği ve sahih olduğunu kaydettiği bir hadîs-i şerifte, atamız Âdem aleyhisselâmın, hatasının afvı için Cenâb-ı Hakk’a; “Yâ Rabbî, eğer beni hâlen mağfiret etmemiş isen, Muhammed (s.a.v.) hakkı için afvımı diliyorum…” diyerek iltica ettiği ve bu vesileyle bağışlandığı bildirilmiştir. Yani

Demek ki bu mesele, ilk insan ve ilk peygamberden bu yana varolagelmiştir. Bu itibarla inkârı mümkün değildir.

Bu meseleyi, Hıristiyanlıktaki “ruhban” meselesi ile de asla karıştırmamak lâzım. Zira İslâm’da zaten ruhban sınıfı yoktur. Çok iyi düşünülmesi gereken bir mevzû… Çünkü, gâye ile vâsıtanın birbirine karıştırılmasıümmet için peygamber, müridler için mürşid, cemaat için imam, hatta talebe için hoca gâye değil, birer vâsıtadırlar. Hiçbir mü’min, vesîleyi ma’bûd olarak kabul etmez. Hiçbir zaman ona ibâdet ediyorum demez. gibi bir durum ortaya çıkıyor. Halbuki Bilakis her zaman, “iyyâke na’büdü ve iyyâke nesteıyn” diyerek, yalnız Allâh’a ibâdet ettiklerinin ve yalnız ondan yardım istediklerinin şuurundadırlar.

Ve yine, “İlâhî ente maksûdî ve rızâke matlûbî”diyerek, maksatlarının Allah azze ve celle, isteklerinin de, onun rızâsı olduğunu daima ifade ederler.

Hâsılı mü’minler, vâsıtaların ancak, Allah Teâlâ’ya vuslatın keyfiyetini gösteren birer kılavuz olduklarına inanırlar. Bu itibarla, ikide bir, “Allah’la kul arasına girilmez” mücerred sözünün arkasına saklanıp, hâlis-muvahhid mü’minlere, “putperest-müşrik!” diyecek kadar ileri gidenlerin tuzağına düşmemek lâzım. Zira onlar, “putperest” değil, bilakis “Hüdâperest”tirler.

Sûret-i Hakk’tan gözükerek, bu iddiayı ortaya atanların delilleri de pek gülünç. İşi, döndürüp dolaştırıp hemen Hıristiyanlıktaki ruhban sınıfı meselesine getiriveriyorlar. Oysa, yukarıda da temas ettiğimiz gibi, İslâm’da böyle bir sınıfın mevcudiyeti bahis konusu bile değildir. Bu sebeple, “Delilleri iddialarından bozuk, örümcek ağından daha zayıf” tabirlerini kullanmak, inanıyoruz ki çok yerinde olur. Çünkü, bunlara mukabil bizim ortaya koyduğumuz deliller; âyet, hadîs ve Allah dostları olan âlimlerin icmâıdır.

Ancak, “Bazan göz, herhangi bir illetten dolayı Güneş’in ışığını göremez, inkâr eder… Ve yine ağız, bazan bir hastalıktan dolayı, yediği-içtiği gıdaların tadını alamaz” sözü uyarınca; inkârcı, inatçı ve bid’atçiler tarafından çeşitli eserlerde, yalan-yanlış sözler sarf edilmiş olabilir.

Kanaatimizce bunların eğrilik ve doğruluğunu araştırmak da, “tedkik mumu”nu hiç söndürmediğini düşündüğümüz siz ilim ve fikir adamlarına düşer. Binaenlayeh mahut söz, İslâm’a yapılan en büyük iftiralardan ve sokulmak istenen en büyük bid’atlerden birisidir.

Maaleesef bazı aydınlarımız ve de devlet büyüklerimiz, bu söze, -mal bulmuş mağribî gibi demiyeyim- bir mârifetmiş gibi yapışıp, çeşitli vesilelerle dillerine ve kalemlerine pelesenk edip duruyorlar. Ve yine üzülerek müşahede ediyoruz ki, bir tahkik (aslını-esasını araştırıp soruşturma) lüzumunu dahi hissetmiyorlar.

Kısacası her Müslümanın, lüzumuna inandığı bir mesele ile alakalı olarak bildiklerini, dilinin döndüğü kadar söylemesi, elinin tuttuğu kadar yazması icap ettiğine inandığım için, bu hususlarda bir şeyler yazmaya gayret ettim. Mutlaka benim de kusurlarım vardır, olmuştur. Bu sebeple son sözüm, eskilerin tabiriyle, “Huz mâ safâ, da’ mâ keder” olacak. Yani; doğruları alın, hatalı olanları terk edin.

Cenâb-ı Hak, ümmet-i Muhammed’i dosdoğru olan kurtuluş yolundan, Ehl-i Sünnet câmiasından ayırmasın, yapmakta olduğumuz hayırlı iş ve yararlı hizmetlerde başarılı kılsın, bütün amel ve ibadetlerimiz rızâsına uygun eylesin.

Selâm, hidâyete tâbi olanların üzerine olsun… Fatih, 1987 –

Halis ece ( Rahmetli )

DİPNOTLAR;
(*) Bu makale 1987 yılında yazar Yılmaz Öztuna’ya cevap olarak hazırlanmıştır.
(1) Kur’ân-ı Kerim, Ahzâb sûresi, 33/4.
(2) Bilindiği gibi masonlukta gizlilik esastır. Bu zat da masonluğun bütün sırlarını fâş ettiği (açığa vurduğu) için masonlar tarafından “bed-nâm (kötü şöhretli)” diye vasıflandırılmıştır.
(3) Bununla mücerred insanı, yani geçmişte yaşamış birini kastediyor. Masonlar hep sembolizm esası üzerine yani temsîli, mecâzi sözlerle, teşbih ve tasvirlerle fikirlerini ifade ederler. Ve bunları muhâtabın-dinleyenin anlamasını isterler.
(4) Tabii yazının hazırlandığı 80’li yıllar kastediliyor. Mâlum bugün artık ne SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) ne de komünizm var. Yerlerinde yeller esiyor.
(5) Masonlukla ilgili kısmın kaynağı; eski İstanbul milletvekili merhum Kemâl Kacar Bey’in, Farmasonluk (Franc Maçonnerie) hakkında, 30.11.1978 Perşembe günü A.P. Millet Meclisi Grubu’nda yaptığı konuşma metnidir. Haşmet Matbaası, İstanbul 1978.
(6) Buharî ve Müslim Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet etmişlerdir. el-Mektûbat, İmâm-ı Rabbânî, 1, 171.
(7) Kur’ân-ı Kerim, Mâide sûresi, 5/35.

Posted in Allah, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye | 3 Comments »

Din doğru olarak nereden öğrenilir?

Posted by Site - Yönetici Ocak 15, 2008

Din doğru olarak nereden öğrenilir?,Yalan Söylemeyen Çocuk - Abdülkâdir Geylâni Hazretleri,Sehl bin Abdullah Tüsteri (k.s.) hazretleri Kimdir

Din doğru olarak nereden öğrenilir?

Her Ramazan, bazı gazeteler promosyon olarak “Kur’an-ı kerim meali” verirler. Gazeteler bu vesile ile satışlarını artırırlar, neticede kazanıyorlar, fakat okuyucu kazanıyor mu, yoksa zararda mı bu tartışma konusu. Yıllardır yapılan “Dinimizi esas kaynağından öğrenin, fıkıh kitaplarını ortadan kaldırın” gibi sloganlar sebebi ile maalesef zamanımızda Müslümanların çoğu, evlerinde bir meal bulundurma, dini buradan öğrenme yanlışlığına düştüler. Bu yanlışlık çok tahribata ve karışıklığa sebep oldu…

İslâmî otorite ve hiyerarşi kavramları yıkıldı…
Söz ayağa düştü…
Bir sürü ukalâ müctehid taslağı türedi…
Dinimizde zararlı reform hareketleri başladı…
Ayetleri yeniden yorumlayalım sesleri yükselmeye başladı. Mezhepsizlik yayıldı…
Hemen arkasından da dinsizlik yayılmaya başladı.

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’ nin dediği gibi “Mezhepsizlik dinsizliğe bir köprüdür.” zaten. İslâm düşmanları, asırlardır yaptıkları tecrübelerden, kaba kuvvetle bir yere varamayacaklarını; İslamiyeti yok edemeyeceklerini anladılar. İslâm âlimleri, hak mezhepler, fıkıh kitapları olduğu müddetçe, kısmen zarar verebilseler de, ciddî bir zarar veremediklerini gördüler.

Çünkü, İslâm âlimleri, mezhepler ve fıkıh kitapları, İslâmiyeti koruyan sağlam birer kaledir. Bu kale sağlam olduğu müddetçe, İslâmiyete zarar vermeleri mümkün değildir… Bunun için, 18. asırdan itibaren, hücumlarını bu yöne çevirdiler. Âlimleri, kitapları kötülemek ve Müslümanların gözünden düşürmek için ne lazımsa yaptılar.

Bugün, Müslümanların bu hâle düşmesinin en önemli sebebi cehalettir. Cahil kimseyi kandırmak kolaydır. Din düşmanlarının bu kadar taraftar toplamasının sebebi budur.

Peygamber efendimiz, “İlim olan yerde müslümanlık vardır, ilim olmayan yerde müslümanlık yoktur” buyurmuştur. İlmi olmayan, zaruri temel bilgilerden bile yoksun kimselerin önüne, meal, tefsir koymak bu kimselere yapılabilecek en büyük kötülüktür aslında. Çünkü, alt yapı olmadığı için herkes, zekâsına, bilgisine göre bir şeyler anlayacak, ortalık curcunaya dönecek. Zaten istenilen de bu. Hıristiyanlarda olduğu gibi, İslâmiyetin sadece “adı” kalsın. İngiliz Casusu Hempher bakınız hatıralarında bu konuyu nasıl anlatıyor: Çalışmalarımdan bir netice alamayınca, ümitsizliğe düştüm. Görevi bırakmak istedim. Müstemlekeler Bakanı bana şunları söyledi: “ Sen bu işlerin, birkaç senelik çalışma ile neticeleneceğini mi zannediyorsun? Bırak birkaç seneyi, bu ektiğimiz tohumların meyvelerini, ben de sen de göremeyeceğiz, belki de senin, benim torunlarımız bile göremeyecek. Bu tohumların meyvelerini en az yüz senede, belki de 150-200 senede ancak alabileceğiz. Çünkü, bugüne kadar İslâmiyeti ayakta tutan, din bilgileri olmuştur. Âlimleri, ilmi yok edip, halkı cahil bırakmadıkça, onların dinlerini bozmak mümkün değildir. Bunun için, âlimleri, mezhepleri hissettirmeden kötüleyeceğiz. Bir müddet sonra da, peygamber sözleri (hadis-i şerifler) hakkında, “Uydurmaydı, değildi” diyerek şüpheye düşüreceğiz. Ayetleri istediğimiz gibi yorumlayacağız…

Ancak bunları başarıp, halkı cahil bıraktığımız zaman, meyveleri toplamaya başlayacağız. Bir kültürü, hele asırların birikimi olan din kültürünü yıkmak, kısa zamanda olacak şey değildir.” Hempher, 1700’lü yıllarda bu faaliyeti gösteriyordu. Gerçekten de iki yüzyıl sonra, 1900’lü yıllarda meyvelerini toplamaya başladılar. Mealden din öğrenmenin mümkün olmayacağı o kadar açık ki… Kur’an-ı kerim, İslâmiyetin temel kitabıdır, anayasasıdır. Bunu, Resulullahın, müctehid imamların ve diğer âlimlerin sözleri açıklar, tatbikini sağlar. Kur’an-ı kerimden başkasını kabul etmemek, bir devletin anayasasının dışındaki bütün kanunlarını, tüzüklerini, yönetmeliklerini, genelgelerini kabul etmemek, onları yok saymak gibidir.

Mehmet ORUÇ

Posted in Diger Konular, Din, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: