Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Aralık 2007

Nasreddin Hocayı Ne Kadar Tanıyorsunuz ?

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2007

Nasreddin Hocayı Ne Kadar Tanıyorsunuz ?

Evliya Çelebi’nin Seyahatname adlı eserinden derlenen bilgilerin yeraldığı “Arşiv vesikalarına göre Nasreddin Hoca” adlı yazıda Evliya Çelebi’nin .“Akşehir ulema ve sulehası, ayan ve sipahisi libası fakire giyerler. Muhteşem adamları vardır. Cümle tüccar ehli hizmet, ehli sanat, garip dost adamlarıdır. Evvela şehrin canibi kulesi haricindeki hıyaben içre ulema–i din, simürgi ehli yakin elmevli Hazreti Eş Şeyh Hoca Nasreddin medfundur. Kendisi Akşehirlidir” sözleri ile Akşehirli olması daha doğru gözükmektedir..

Nasreddin Hoca, Konya’da bir medreseye yerleşmiş ve öğrenimine başlamıştır. O günlerde başından bir olay geçer. Şehirde bıçak taşıma yasağı vardır. Bir gece şehrin Subaşı’sı, Nasreddin Hoca’nın üzerinde koca bir kasatura bulunca, Nasreddin: (Kusura bakmayın!. Ben medrese öğrencisiyim. Bu kasatura ile de kitaplardaki yanlışları kazırım.) diye özür diler. Subaşı’nın: (Bir yanlış için bu kadar uzun kasaturaya ne lüzum var?) demesi üzerine en güzel cevabı verir: (Kitaplarda bazen öyle yanlışlar var ki, bu kasatura bile az gelir!).

Nasreddin Hoca’nın Konya’da medrese öğrenimini tamamladıktan sonra, bir ara gölge kadılığı yaptığını görüyoruz. Gölge kadıları, tecrübeli hâkimlerin yanında çalışan ve bazı küçük davalara bakan kadı adaylarıdır. Odun kıran bir adamın karşısında (hınk) diyen birinin oduncudan hak istemesi, vermeyince mahkemeye baş vurması, Nasreddin’in bu davayı görürken, bir kese parayı şıngırdatarak: (Hadi sen de paraların sesini al) diye hüküm vermesi, onun kadılık günlerindeki anılarından biridir.

Nasreddin Hoca’yı bundan sonra, Akşehir’de gösterişsiz yaşantısı içinde, dert çeken, uman, isteyen, efkârlanan, sonunda efkârını bir nüktede boğan bir halk adamı olarak görüyoruz.

Bir ziyafete yeni kürküyle gitmiş. gördüğü itibar üzerine (Ye kürküm ye!.) deyişinde insanı yalnızca dış görünüşü ile değerlendiren toplumun, doğuran kazan hikâyesinde aç gözlülüğün, Akşehir Gölü’ne yoğurt çalarken: (Göl yoğurt tutar mı?) diyenlere karşı: (Ya bir tutarsa!.) cevabındaki gerçek yönleri…

Bir gün kürsüye çıkıp ta: (Ey ahali ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?) diye sorduğunda, çevresindekilerden bazılarının “biliyoruz” bazılarının da “bilmiyoruz” cevabını vermeleri üzerine: (O halde bilenler bilmeyenlere öğretsin!.) diyerek kürsüden inmesi, az ders mi insanoğluna? Eğitimin temel yapısı, bilenin bilmeyene öğretmesi demek değil midir?

Akşehir’deyken Moğol şehzadesi Keygatu ile aralarında geçen, sonraları yanlışlıkla Timur’a mal edilen olaylar, pek iyi bilinen fil hikâyeleri, Akşehir’de medrese hocalığı yaptığı günlerde tanınmış mollası İmad ve yanından hiç ayırmadığı sevgili eşeği Bozoğlan, Nasreddin Hoca’nın yaşantısında önemini her zaman korumuştur.

Eşeğinden düştüğü zaman gülenlere: (Ne gülüyorsunuz yahu, düşmeseydim zaten inecektim) deyişi, yitirdiği eşeğini türkü söyleye söyleye ararken, bunun nedenini soranlara: (Bir umudum şu dağın ardında, orada da bulamazsam, o zaman seyredin bendeki ağıtı…) cevabını vermesi, onun renkli ve çok yönlü yaşantısının anekdotları arasında yer alır.

Nasreddin Hoca, Akşehir’de evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştır. Onun iki kızından Fatma Hatun ile Dürr-ü Melek’in mezar taşları, son yıllarda bulunmuş ve Akşehir Müzesine kaldırılmıştır.

Hani bir fıkrası vardır. Nasreddin Hoca bir gün, çeşmeden su doldurması için kızlarından birinin eline bir testi verir, sonra da testiyi kırmaması için sıkı sıkı tembih ederek yanağına bir tokat indirir. Bunu görenler Hoca’ya çıkışırlar (Kızın ne suçu vardı da tokatladın?) Hoca’nın cevabı ibret vericidir: (Testiyi kırmaması için… Kırdıktan sonra, tokat atmışım, atmamışım ne önemi var? Önceden vurursam, dikkat eder, kırmaz…) Mezar taşlarının birinin üzerinde Dürr-ü Melek’in resmi de bulunmaktadır.

Nasreddin Hoca, yaşının seksene yaklaştığı bir sırada, 1284 yılında Akşehir’de ölmüş, mezarı üzerine altı sütuna oturan kubbeli bir türbe yaptırılmıştır. Kubbenin altında, Nasreddin Hoca’ya ait mermer bir sanduka görülür. Bu sandukanın baş tarafındaki kitabede, Hoca’nın ölüm tarihi olan 683 Hicri yılı, tuhaflık olsun diye ters yazılmıştır. Burada, her yönü açık olan Türbeyi kilitleyen Selçuklu devri kilidi, bir sembol olarak yer alır.

Nasreddin Hoca’nın ölümü, onun yeniden doğumu olmuştur. Onun, toplumun temeline oturan sağlam fikir yapısı, her geçen yılla geçerli olmuş, yüzyıllar onu daha dinç, daha diri yapmış, şöhreti, Türkiye sınırlarını da aşarak dünyayı sarmıştır.

Akşehirliler, çok sevdikleri Nasreddin Hocaları için her yıl Temmuz ayında festivaller düzenler. Bu festivallerde, Nasreddin Hoca’nın ağzından bir türlü huzura kavuşamayan dünyamıza, iyilik ve mutluluk mesajlarıı yayınlanır.

İtibarhaber.eu

Posted in Diger Konular, Fıkralar, Güncel, Gündem, Genel, Kim Kimdir ?, Nasreddin Hoca, Türkiye | Leave a Comment »

Hanım takva ehli olunca

Posted by Site - Yönetici Aralık 31, 2007

Hanım takva ehli olunca

Hanım takva ehli olunca 

Büyük velîlerden Şâh Şücâ Kirmânî hazretleri’nin bir kızı vardı. Kirman vâlileri ona tâlibdi. Şâh onlardan üç gün mühlet istedi. Bu üç gün içinde mescidleri dolaştı. Güzel namaz kılan bir genç gördü.

Namazı bitirinceye kadar onu seyretti. Sonra yanına gidip: “Ey genç, evli misin?” diye sordu.Genç; “Hayır.” deyince, ona; “Kur’ân-ı kerîm okuyan, takvâ sâhibi ve güzel bir kızla evlenmek ister misin?” dedi. Genç; “Bana kim kız verir ki, dünyâda üç dirhemden başka hiç bir şeyim yok.” dedi. “Ben veririm, bu üç gümüşün biri ile ekmek, biri ile katık, biri ile güzel koku satın al.” dedi.

Şâh Şücâ kızını o genç ile evlendirdi. Kızı, o fakir gencin evine girdiğinde, bir kuru ekmek parçası gördü. “Bu nedir?” diye sorunca, genç; “Senin nasibindir. Yarın sabah yemek için ayırmıştım.” dedi.

Şâh’ın kızı babasının evine doğru gitmeye başlayınca, genç; “Ah! Ben Şâh’ın kızının, benim yanımda durmayacağını bilmiştim.” dedi. Kız bunu işitince; “Ben senin fakirliğin sebebiyle gitmiyorum, îmânının zayıflığı için gidiyorum. Sen akşamdan, sabahın ekmeğini hazırlıyorsun. Ben ise babama şaşıyorum, bunca senedir yanındayım, bana seni haramlardan kaçan, dünyâyı hiç düşünmeyen birine vereceğim derdi. Bugün öyle birine verdi ki, Rabbine îtimâd etmiyor, rahat içinde bulunmuyor. Bu evde ya ben kalırım, ya bu ekmek. Sen karar ver.” dedi. Genç ekmeği bir fakire verdi. Şâh’ın kızı geri döndü ve onunla mesûd olarak yaşadı.

Toplumun temel taşı: AİLE / Mehmet Oruç

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İbretlik, İlginç | Leave a Comment »

Kadın sesinin haram olduğunu bildiren vesikalardan

Posted by Site - Yönetici Aralık 30, 2007

Kadın sesinin haram olduğunu bildiren vesikalardan

Kadın sesinin haram olduğunu bildiren vesikalardan

Kadın sesinin haram olduğunu bildiren vesikalardan bazıları:
Resulullahın hanımları müminlerin anneleri olduğu için, onun hanımları ile yani annelerimizle evlenmek de haramdır. Üç âyet meali:
(Ey iman edenler, Resulullahın eşleri ile evlenmeniz caiz değildir.) [Ahzab 53]

(Resulullahın eşleri, müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6]

(Ey nebi hanımları, siz diğer kadınlar gibi değilsiniz. Allah’tan sakının, edalı, yumuşak konuşmayın, kalbi bozuk olan, ümide kapılır; hep ciddi konuşun.) [Ahzab 32]

Âyette, Peygamber hanımlarının yani annelerimizin yumuşak konuşmaları caiz olmayınca, başka kadınların yumuşak konuşmaları nasıl caiz olabilir. Annelerimize kötü gözle bakan çıkabileceğine göre, diğer kadınlara kötü gözle bakan çıkmaz mı?

Kadının ihtiyaçsız sesini erkeklere duyurması caiz olmadığı gibi, bakması da caiz değildir. Bir âyet meali:
(Mümin kadınlara da söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar.) [Nur 31]

Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Erkeğin kadına, kadının da erkeğe [şehvetle] bakması haramdır.) [Taberani]
(Yabancı kadını görünce, yüzünüzü çevirin!) [Ebu Davud]

(Şarkı söyleyen kadını dinlemek ve yüzüne bakmak haramdır.) [Taberani]
(Namahreme bakmak göz zinasıdır.) [Buhari]

Ümm-i Seleme vâlidemiz anlatır:
Resulullahın yanında iken, iki gözü de görmeyen İbni Ümmi Mektûm, izin isteyip içeri girdi. Resulullah bize, (İçeri girin) buyurdu. (Ya Resulallah o a’ma değil mi, bizi görmez) dedim. (O sizi görmüyorsa, siz onu görmüyor musunuz?) Yani, o kör ise, siz kör değilsiniz ya, buyurdu. (Tirmizi, Ebu Davud)

Bir âyet meali de şöyle:
(Resulullahın eşlerinden ihtiyacınızı perde arkasından isteyin.) [Ahzab 53]

Namahreme bakmak günah olduğu gibi onunla konuşmak da günahtır. İki hadis-i şerif meali:
(Ey kadınlar, ancak mahreminizle konuşun, namahremle konuşmayın!) [Ramuz, İbni Said]
(Yabancı kadınla şehvetle konuşana, her kelimesi için, Cehennemde azap vardır.) [R. Nasıhin]

Kadınların yüksek sesle veya yumuşak konuşmaları ve seslerini namahreme duyurmaları caiz olmadığı için, ezan ve ikamet okumaları da caiz değildir. (Redd-ül Muhtar)

Genç kadın, yabancı erkeğe selam veremez ve aksıran erkeğe bir şey söylemez ve kendine söylenince de cevap vermez. (Hamevi Eşbah şerhi)

Kadınların seslerini erkeklere duyurması haramdır. Bazı âlimler, ihtiyaç zamanında, ihtiyaç kadar ve sert, ciddi konuşmaları caiz olup fazlası yine caiz olmaz buyurmuşlardır. (Tezkiye-i ehli beyt)

Çalgı ve kadın sesi, sima değil gınadır, haramdır. (Dürr-ül-mearif)

Allahü teâlâ, kadının namahremle yumuşak sesle konuşmasını men ediyor. (Mekt. Rabbani 3/41)

Kadınların, saçı, başı ve kolları açık sokağa çıkmaları ve yabancı erkeklerle lüzumsuz yere, konuşmaları, şarkı söyleyerek, hatta Kur’an, mevlit, ezan okuyarak seslerini erkeklere duyurmaları büyük günahtır. Ancak yabancı erkeklerle, alış veriş gibi, ihtiyaç olduğu zaman, fitneye sebep olmayacak şekilde, sert ve ciddi konuşmaları caizdir. (Tergibüssalat, Hadika, S. Ebediyye)

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Gündem, Genel, Kadın - Bayanlar İçin, Türkiye | 6 Comments »

Türkiye İle Rusya Arasında Köprüyüz

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2007

Moskova’da Kuran Kursu Açarak Müslamanlara Hizmet Veren Hasan Arıkan Hoca

Türkiye İle Rusya Arasında Köprüyüz

Moskova’da Kuran Kursu Açarak Müslamanlara Hizmet Veren Hasan Arıkan Hoca Taka’ya konuk oldu.

Hasan Arıkan Kimdir?

1937 Antalya-Alanya doğumlu olan Hasan Arıkan tahlisini İstanbul’da tamamladıktan sonra uzun yıllar ülkemize din adamı olarak hizmet etti. Görev yaptığı illerde ve beldelerde binlerce talebe yetiştirmiş, aynı zamanda dini eserler yazmış ve bu görevlerine halen 5 yıldır, yurtdışında (Moskova’da) devam etmektedir. Doğu Karadeniz ve özellikle Trabzon’da 23 yıl vaizlik ve din hizmetleri ile sevilen bir şahsiyet oldu. Hasan Arıkan hocayı ramazan bayramı sebebiyle ziyarete geldiği Trabzon’da bulduk ve güzel bir sohbet yapma şansını yakaladık.

‘İki ülke yakınlaşıyor’

‘Rus çocukları bizim kursta okuyorlar. Anası babası geliyor diyor ki, ‘Sizde okuyunca daha bir hürmetkar oluyor. O anne ve babada islam dinine ayrı bir ilgi duyuyor. Rusya’da Moskova’da, mükemmel bir ortam var. İnanıyorum ki bizler, 2 ülkenin daha da yakınlaşması için önemli bir misyon üstlenmişizdir. Devlet Başkanı Putin, iç siyasete karışmadıktan sonra müslümanlara büyük ilgi gösteriyor.’

Bugünkü konuğum emekli vaiz Hasan Arıkan. İlim adamı olan ve birçok kitaba imza atan Hasan Arıkan hoca din hizmetlerine Rusya’nın başkentti Moskova’da kuran kurslarında devam ediyor. Arıkan ziyarette sorularımızı cevaplarken, Moskova da önemli bir hizmet verdiklerinin altını çizdi. İş adamlarımıza da, ihracaat konusunda uyarılarda bulundu:

TAKA: Hocam Trabzon, Erzurum ve ardından Moskova’ya gittiniz. Her yerde önemli bir kitle buluyorsunuz, sizde bir mıknatıs mı var?

ARIKAN: Rusya’nın Türk Cumhuriyetleri ayrıldıktan sonra ki nüfusu 145 milyon resmi kaynaklara göre bunun 23 milyonu Müslüman. Hatta halkın ifadesine göre 37 milyon Müslüman var. Moskova 16 milyon nüfuslu bir metropol. Bunun 2 milyonunun müslüman nüfus olduğu biliniyor. Onlara din hizmeti veriyoruz. Bu hizmetimize Rusya’daki Türkler büyük destek oldu, Ruslar da ilgi duydu.

TAKA: Artık Hasan Arıkan hoca Moskova’da biliniyor öyle mi?

ARIKAN: Moskova’da 6 cami var, kurslar da var. Öyle zaman oluyor ki bizim camimiz de yaklaşık 1000 kişiyle Cuma namazını kılıyoruz. Buradan gelen işadamlarımız bu manzara karşısında gözyaşı döküyorlar ve şükrediyorlar.

TAKA: İbadete sınırlama yok mu Rusya’da?

ARIKAN: Putin gölgesinden korkan bir lider değil. İçişlerine karışmama konusunda kararlı. Ama diğer türlü Türkmen olsun Tatar olsun, Azeri olsun herkesin dinini öğrenmesine müsaade ediyor ve bu konuda bölge müftülerine destek oluyor.

TAKA: Sıkıntılarınız oluyor mu, 1988 öncesinde adım atmakta zorlandığımız Moskova’da şimdi din eğitimi veriyorsunuz, kolay mı bu?

ARIKAN: Zaman, zaman zorluk çektik. İlk zamanlar Suudi Arabistan vahhâbileri gelmiş. Onlar İçişlerine karışmışlar. Çeçenistan’da ki savaş gibi. Onların pasaportlarına kırmızı damga vuruldu ve sınır dışı edildiler. Onlar giderken bazı tahribatlar da yaptılar. Rus hükümeti haklı olarak kızdı. Müslüman halk orada İslam kimliğinden vazgeçmemiş. Çocuklarını okutmaya çalışıyorlar, bizde onlara yardımcı oluyoruz.

TAKA: Sizi de incelediler mi, yüz yüze görüştüler mi, kimsiniz nereden geldiniz diye? Yazının devamını oku »

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Youtube’da yılın en çok izlenen videosu Kruger Savaşı

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2007

Uluslararası internet ortamında video paylaşım sitesi YouTube’da bu yıl en çok bir bufalo sürüsünün aslanlara saldırısının gösterildiği Kruger Savaşı (Battle at Kruger) izlendi.
YouTube tarafından açıklanan sonuçlara göre, salt izlenme sayısı bakımından ilk sırayı alan, 8 dakikadan biraz fazla süren “Battle at Kruger” videosu, 21 milyondan fazla kez seyredildi.
Video, Güney Afrika’daki Kruger Ulusal Parkında bir safari sırasında çekildi. Filmi çeken Jason Schlosberg’in buradaki çekimlerinden hazırladığı belgesel gelecek bahar National Geographic kanalında yayımlanacak.

Posted in Belgesel, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Video, İlginç | Leave a Comment »

HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)’İN HİCRETİ

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2007

 

 Resimdeki yer ” Sevr Magarasi “, Peygamberimizin h.z Ebubekir ile hicret ederken, musriklerden gizlendigi magara

HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)’İN HİCRETİ


a) Dâru’n-Nedve’nin Korkunç Kararı

Akabe görüşmeleri ile Müslümanlık Medine’de yayılmağa başlamış, müşrikler korktuklarına uğramışlardı. Üstelik Mekke’deki Müslümanlar da Medine’ye göç etmişlerdi. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.s.)’de Medine’ye gider, Müslümanların başına geçerse, Mekke’lilerin Şam ticâret yolu kapanabilirdi. Mekke müşrikleri Müslümanlara son derece kötü davranmışlar, târihte eşine ender rastlanan işkence ve hakarette bulunmuşlardı. Bunlar Medine’lilerle birleşip, kuvvetlendikten sonra kendilerinden öç alabilirlerdi. Esâsen Mekke’lilerle Medine’liler arasında, öteden beri geçimsizlik vardı. Çünkü Mekke’liler Adnânîlerden; Medine’liler ise Kâhtânîlerdendi. Durumun ciddiliğini anlayan Kureyş müşrikleri, Mekke’de yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere Dâru’n-nedve’de toplandılar. Toplantıda Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Ebu’l-Bahterî, Utbe b. Rabîa, Cübeyr b. Mut’im, Nadr b.Hâris, Ümeyye b.Halef, Hakim b.Hızâm…… gibi Mekke ileri gelenlerinin hemen hepsi vardı.

Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürdüler. İçlerinden Ebûl Bahteri:
– Muhammed (s.a.s.)’i bağlayıp her tarafı kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi. Amr oğlu Hişâm:
– O’nu bir deveye bindirip Mekke’den çıkaralım, uzak yerlere sürelim, dedi. Ebû Cehil ise:
– Kureyş’in bütün kollarından birer temsilci seçelim. Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed (s.a.s.)’i bir hamlede öldürsünler. Kimin vurduğu, kimin darbesiyle öldüğü belli olmasın. Böylece kanı bütün Kureyş kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün Kureyş kollarına karşı çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar. Çâresiz diyete (kan bedeline) râzı olurlar. Bu iş böylece kapanır… dedi. Ebû Cehil’in teklifi ittifakla kabûl edildi. Diğer teklifler beğenilmedi. Hemen Kureyş kollarında 40 yeminli kişi seçip toplantıyı bitirdiler.(125)

Müşriklerin Dâru’n-Nedve’deki bu konuşma ve plânları el-Enfâl Sûresi’nin 30’uncu âyetinde şöyle özetlenmektedir.
“Ya Muhammed, hatırla şu zamanı ki, inkâr edenler (Mekke müşrikleri) seni bir yere kapatmak veya (hepsi birden) öldürmek yahut da (Mekke’den) çıkarmak için sana tuzak hazırlıyorlardı. Onlar sana tuzak kurarken, Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Allah tuzakların en iyisini kurar.”

b) Rasûlullah (s.a.s.)’in Evinin Müşrikler tarafından Kuşatılması
Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil (a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi. “Bu gece, her zaman yatmakta olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin…” dedi. Böylece Rasûlullah (s.a.s.)’e de hicret için izin verildi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Hz. Ali’yi çağırdı.
Yazının devamını oku »

Posted in H.z Muhammed ( s.a.v ), Peygamberler, Tarih, İslam Tarihi | 1 Comment »

Yılbaşı kutlamaları (!) üzerine bir çeşitleme

Posted by Site - Yönetici Aralık 29, 2007

Yılbaşı kutlamaları  gunah,yilbasi kutlamak,yilbasi kutlamalari,yilbasi kutlamak gunahmi,

Yılbaşı kutlamaları (!) üzerine bir çeşitleme

 

KUTLANACAK NE VAR?

Peyami Safa’dan yılbaşı değerlendirmesi:

“… Şu yılbaşı gecelerinin mânâsını bir türlü anlamıyorum.

“Sevinecek ne var? Evvelâ her şey tersine: Küre-i arz ve insan bir yaş daha ihtiyarlıyor, kâinat bir yıl daha eskiyor, buna, ‘yeni sene’ diyorlar.

“Herkes ölüme bir yıl daha yaklaşıyor, buna seviniyorlar. Hayatın bir parçasını kaybetmek hoş bir şeymiş gibi, hep birbirlerini tebrik ediyorlar…

“… İnsanla ölüm arasındaki mesafeyi aydınlatan, bugünden başka bir gün bulamazlar mıydı? ”

“GERÇİ KÂFİR İŞİ…”

1829’un yılbaşı gecesinde, İstanbul’daki İngiliz elçisinin Haliç’te bulunan bir gemide büyük bir balo verdiğini… Baloya Osmanlı devlet adamlarının da çağrıldığını…

Dâvetlilerin yatsı namazını Tersane Divanhanesi’nde kıldıktan sonra, sandallarla gemiye gittiklerini…

Ertesi gün Kazasker Yahya Bey, Serasker Hüsrev Paşa’ya, katıldığı balonun ne menem bir şey olduğunu sorduğunda, onun;

“Az vakitte çok hazırlık yapmışlar. Biz baloda yapılanları bir ayda düzenleyemeyiz. Gerçi kâfir işi, fakat ne çare? Devletçe bir şey oldu, katılmak lüzum etti” dediğini…

Biliyor muydunuz?

NOEL ŞENLİKLERİ (!) VE İSTANBUL

New York Times gazetesinin, geçmiş yıllara ait bir nüshasından bir başlık:

“İstanbul’da Müslümanlar’ın çoğu Noel Baba’yı heyecanla bekliyor…”

İmza: Stephen Kinzer. Haber şöyle devam ediyor:

“Kırmızı yanaklı Noel Babalar, dükkan vitrinlerinden, gelip geçenlere gülücükler dağıtmakta… Caddeler Noel ağaçları ile süslenmiş. ‘Kafe’ ve dükkanlardan ‘Jingle Bells’ ve ‘Silent Nights’ nağmeleri (Amerikalılar’ın meşhur Noel gecesi ilâhileri) duyuluyor. Çocuklar kendilerine verilen hediyelerin paketlerini açacakları ânı sabırsızlıkla bekliyorlar…”

İşte böyle, muhterem okuyucularımız… Hz. Fâtih (k.s.)’in 1453’te alıp kubbelerle süslediği, İslâm’ın ilim-irfan, sanat ve medeniyet merkezi hâline getirdiği güzel İstanbul’umuzu bir Amerikan gazetesi, hem de pek haklı olarak, böyle tasvir ediyor. Bakın, bu içler acısı vaziyeti aynı yazar makalesinde nasıl değerlendirmekte:

“Kim ne derse desin, İstanbul, dünyanın en büyük İslâm şehirlerinden biridir. Asırlar boyu İslâm âleminin merkezi, pâyitahtı olmuş ve orada oturan Osmanlı Sultanları’nın emirlerine bütün İslâm âlemi itaat etmiştir. Ne var ki, modern Türkiye’nin doğuşundan beri, son yetmiş sene içinde, Batı örf ve âdetlerine bir uyum bahis mevzuu olmuştur.”

Gazetenin yazdığına göre, Noel Baba resimleri ile süslü kurdeleler ve etiketler satan bir dükkanın sahibi, “İslâm’a bağlı halk, bunları uygun bulmamaktadır; ama bunlar, sadece ufak bir azınlıktır” diyormuş. Değerlendirmeye bakın: Yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu ülkede, Müslümanlar azınlıkmış. Yüzde bir ne ola ki?.. Herhalde çoğunluk!.. Enflasyonun bu türlüsünü görmemiştik. Artık rakamlar da değer kaybediyor galiba…

Yazar, İstanbul’u diğer Hıristiyan şehirlerinden ayırt etmenin mümkün olmadığını, tek farkın belki de sokaklarda Hazret-i Îsâ tasvirlerinin görülmemesinden ibaret bulunduğunu; ama her yıl, daha da artan bir coşku ile Noel kutlamalarının yapıldığını yazarak haberini sona erdiriyor. (Ocak’ 97)

Peki; bizi i‘tikâden, amelen, ahlâken, iktisâden istismar eden; bizimle ne dînî, ne millî, ne de insanî bakımlardan hiçbir alâkası bulunmayan; hatta ebedî hayatımızı bile husrâna uğratabilecek olan bu gayr-i müslimlere benzeme çılgınlıklarına, biz ne zaman son vereceğiz? Uyanmak için İsrâfil (a.s.)’in Sûr’a üflemesini mi beklememiz lâzım?!.

BİR RÂHİBİN İTİRAFLARI…

 

Râhip Samuel Zwemmer şöyle diyor:

“Müslümanlar’ı vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Başka yollar, başka çareler deneyelim. İslâm memleketlerinde girişeceğimiz faâliyetlerde; onlara, önce Hıristiyan âdet ve an‘ânelerini, Hıristiyan bayramlarını, Hıristiyan kültürünü, Hıristiyan ahlâkını aşılayalım…”

Demek ki Hıristiyanlık, bazılarının dediği gibi, dinî motiflerden arındırılmış sadece sevgi ve “hoşgörü”ye dayalı bir inanç sistemi değilmiş. Bilakis bu sözler, İslâm âleminin benliğini tahrîbe yönelik, ahlâkî ve dinî dejenerasyon faâliyetlerinin itici gücü olup, saf insanları kandırmak için anlatılan masaldan ibâretmiş. Bu sebeple, dünya ve âhiret yıkımına uğramamamız için, akıllıca hareket edip, sözde yılbaşı kutlamalarını, Noel babaları, Noel anneleri, baba hindileri, çam ağaçlarını biraz daha dikkatlice incelememiz gerekiyor herhalde…

Bakınız; Ayasofya yıllardır mahzûn ve mazlûm beklerken, eloğlu torun “vaftiz ettirmek” için, taa nerelerden Fener Rum Patrikhaneleri’ne geliyor. Aynı zihniyet İstanbul’u Kostantinopolis olarak görüyor ve hâlâ da başkenti kabul ediyor…

O bakımdan, “Aman dikkat!” diyoruz…

Batı taklitçiliğinin topuzunu kaçırmayalım. Aksi takdirde maddî ve mânevî geleceğimizi ipotek altına sokmuş oluruz.

Bir elde kadeh, bir elde Kur`an

Bir helaldir işimiz, bir haram

Şu yarım yamalak dünyada

Ne tam kafiriz, ne tam müslüman

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Güncel, Gündem, Genel, Yılbaşı Kutlamaları Küfürmü ? | 2 Comments »

BiR FIKRA

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2007

10710571_875211162502522_5493298826493028294_n

ADAM DOKTORDA MUAYENE OLDUKTAN SONRA ÜSTÜNÜ GİYİNİR VE SON BİR ŞEY SORMAK İÇİN DOKTORA YÖNELİR;

DOKTOR, YILBAŞI YAKLAŞIYOR İÇMESEK OLMAZ, KİMİLERİ ŞARAP ZARARLI KİMLERİ YARARLI DİYOR SEN NE DERSİN?

BU DÜNYADA PEK BİŞEY YAPMAZ AMA ÖTEKİ DÜNYADA ATEŞİN YÜKSELİR , ŞİDDETLİ CEHENNEM AZABI YAPAR …

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Fıkralar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 2 Comments »

Tuvalet Adabı….

Posted by Site - Yönetici Aralık 28, 2007

Tuvalet Adabı....gusul abdesti

Tuvalet Adabı….

Tuvalet âdabı, başlıbaşına bir kültür, bir terbiye meselesidir. Başka bir ifadeyle bir insanın seviyesi tuvalet âdabından da belli olur.
Peki İslâmiyet tuvalet âdâbıyla ilgili her hususu tespit etmiş midir?. Evet etmiştir. “La haya fî’ddin” (dinî meseleleri öğrenmede haya olmaz) kaidesince sahabeler bu mühim hususla ilgili de her meseleyi Peygamber Efendimize (s.a.v.) sormuşlar ve cevabını almışlardır.
Hz. Selman’ın (r.a.) rivayet ettiği hadis-i şerife bakalım: “Müşrikler Selman’a ‘Peygamberiniz sizleri herşeyi, hattâ helada oturma tarzını dahi öğretmiştir değil mi?’ dedi.
Selman, ‘Evet! Resûlullah (a.s..) büyük abdest bozmak yahut su dökmek için kıbleye dönmeyi, sağ el ile taharet almayı, [su olmadığı zaman] üç taştan azı ile ve hayvan tezeği yahut kemik ile temizlik yapmayı bize yasakladı’ diye cevap verdi.” (Müslim, Tahare: 57)

*Şimdi de “tuvalet âdâbıyla” ilgili temel kaidelere bakalım:

Yollara ve insanların oturacağı yerlere abdest bozmamak lazımdır. Bu hususta, Muaz b. Cebel (r.a.) Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şu üç laneti gerektirecek yere, büyük abdestini yapmaktan sakının: Su almaya gelinen yerlere, yol ortalarına ve gölgeliklere” (Tergib ve Terhib, c.1/197)

* Abdest alınan ve içilen bir su kenarına defi hacet yapmaktan sakınmak lazımdır. Hz. Ebû Hüreyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) bu hususta şöyle buyurmuştur: “Kim abdest alınan ve içilen bir su kenarına defi hacet yaparsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir.” (Ramûz, c.2/413-14)

* Tuvalete girerken sol ayakla girmek, çıkarken sağ ayakla çıkmak lazımdır. Tuvalete girişte, “Erkek ve dişi şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım”; çıkarken ise “Elhamdülillah. Beni eziyet veren halden kurtaran Allah’a hamdederim” demek lazımdır. Defi hacetten sonra temizlik yaparken sol eli kullanmak gerekir.

* Abdest bozarken kıbleye dönmemek lazımdır. Hz. Ebû Eyyûb’un (r.a.) rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri büyük veya küçük abdeste çıktığında ön veya arkasını kıbleye dönmesin.” (a.g.e, c.1/45-19)

* Tuvalette konuşmamak lazımdır. Ebû Said el-Hudri (r.a.) Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “İki kişi avret yerleri açık ve birbirleriyle konuşarak tuvalete çıkmasın. Zira Allah buna gücenir.
(Tergib ve Terhib, c. 1/203)

* Tuvalette sidiğin sıçramasından sakınmak lazımdır. Zira bundan sakınmamak kabir azabına sebeptir. İbn Abbas (r.a.) Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Kabir azabının çoğu sidiktendir. Sidikten sakının.” (a.g.e., c. 1/205)

* Açık arazilerde yerdeki deliklere küçük abdest yapmaktan sakınmak lazımdır. Peygamber Efendimiz, “Yerdeki delikler cinlerin meskenleridir” buyurarak buraya küçük su dökmeyi yasaklamıştır, (a.g.e., c. 1/202)

* Tuvalette büyük veya küçük abdestten sonra temizlenirken su kullanmak lazımdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kuba’lıların temizlik için su kullanmalarını övmüştür. En güzel temizlik şekli su ile yapılanıdır. Tuvalet kağıdıyla yapılan temizlik hiçbir zaman su ile yapılan temizliğin yerini tutamaz. Şayet su bulunamazsa, açık arazide bulunuluyorsa o vakit taşla temizlenmek gerekir. Taharet için taş kullanıldığında tek sayıda kullanmak lazımdır.

1- Tuvalete girerken Euzü Besmele çekilip, (Allahümme innî eûzü bike minel hubsi vel habais) duası okunur.

2- Tuvalete girerken elinde, Allahü teâlânın ismi ve Kur’an-ı kerim yazılı bir şey bulunmamalı. Cepte veya kapalı olursa mahzuru olmaz. Boynunda Allah yazılı kolye bulunmamalı. Varsa bluz içine koymalı.

3- Tuvalete uygun şekilde kaplanmış muska ile girmek caizdir.

4- Tuvalete sol ayakla girip, sağ ayakla çıkmalı.

5- Tuvaletten çıkınca, (Elhamdülillâhillezî ezhebe anil eza ve afâni) duası okunmalı.

6- Tuvalette konuşmamalı, çok oturmamalı, gazete falan okumamalı, şarkı söylememeli, sigara içmemeli, sakız çiğnememelidir.

7- İstincadan, yani taharetlendikten sonra hemen örtünmeli.

8- Tuvalette abdest bozarken, önü ve arkayı kıbleye getirmemeli.

9- Pisligi almalı . En sonunda kalan pislik varsa onu da su ile yıkamalı.

10- Erkekler, istinca yaparken, arkadan öne doğru, kadınlar ise önden arkaya doğru yıkamalı. Böylece ön avret yerine pislik bulaştırılmadığı gibi, tahrik edilerek şehvete de sebep olunmaz.

11- Taharetlendikten sonra, bez ile kurulanmalı. Bez yoksa tuvalet kâğıdı ile de kurulanmak caiz olur. Bu kâğıtlar o maksatla imal edilmiştir. Başka kâğıtları kullanmak mekruh olur.

12- İstincadan, yani temizlendikten sonra iç çamaşırına bir miktar su serpmeli. Böylece, çamaşırında yaşlık görünce idrar sanmamalı, bu benim döktüğüm su diyerek vesveseye kapılmamalı.

13- Temizlendikten sonra, erkekler istibra yapmalı. Kadınlar istibra yapmaz. İstibra idrar kanalında idrar bırakmamaktır. İstibra, yürüyerek, öksürerek veya sol tarafa yatarak yapılır.

14- İstibra yapılmadan tuvaletten çıkılırsa, idrarın çıkma ve çamaşıra bulaşma ihtimali olacağından, tuvaletten çıkmadan önce idrar deliğine, arpa büyüklüğünde bir pamuk konularak idrarın dışarı çıkması önlenmeli.

15- İstibra yapılarak idrar kalmadığının anlaşılmasına, kalbin mutmain olmasına istinka denir. İstinkadan sonra, artık abdest alınabilir.

16- Avret yerine ve necasete bakmamalı, tuvalete tükürmemeli.

17- Tuvalette elbiseye idrar sıçratmamalı. Bunun için mümkünse, ayrı bir pijama, eşofman kullanılmalıdır. Tuvalete özel pijama ile ve başı örtülü olarak girmek müstehabdır.

18- Tuvaletten çıkınca elleri yıkamalı.

19– Hiçbir suya, cami duvarına, mezarlığa ve yola abdest bozmamalıdır.

20- Su bulunmazsa, taş ve benzerleri ile taharetlenmek, de su yerine geçer.

.

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye | 5 Comments »

Minibüsün içine soba kurdu

Posted by Site - Yönetici Aralık 27, 2007

Minibüsün içine soba kurdu

Ağrı’da bir köy minibüsünün şoförü, müşterilerinin soğuktan üşümemesi için aracına soba kurdu.
Ağrı ile Goncalık köyü arasında yolcu taşıyan minibüsün şoförü Sıddık Dursun, AA muhabirine, aracının eski olması nedeniyle kalorifer sisteminin yolcuları yeterince ısıtmadığını söyledi.
Müşterilerini soğuktan korumak için minibüse soba kurduğunu belirten Dursun, sobanın dumanının ise tavana monte ettiği boru sayesinde dışarıya verildiğini kaydetti.
Dursun, müşterilerinin bu uygulamadan memnun olduğunu bildirdi.
Minibüs yolcularından Cengiz Yakut ise köylerinin Ağrı’ya uzak olduğunu, soba sayesinde soğuktan etkilenmeden rahat bir yolculuk yaptıklarını belirtti.
Minibüste soba olmaması halinde kimsenin köyden Ağrı’ya gelemeyeceğini ifade eden Yakut, “Araç içerisinde kadınlarımız ve çocuklarımızı getiriyoruz. Bu soğuklara dayanmalarının imkanı yok. Köyümüz uzak, ama araç sıcak olduğu için kimse soğuktan fazla etkilenmiyor” dedi.

Posted in İlginç | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: