Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Hz. Meryem; Putlaştırma ve İftirâya, Hakarete Uğrama İmtihanı Arasında Örnek Bir Şahsiyet

Posted by Site - Yönetici Kasım 17, 2007

3d-printed-rose-geek-3

Hz. Meryem; Putlaştırma ve İftirâya, Hakarete Uğrama İmtihanı Arasında Örnek Bir Şahsiyet

Meryem’in bütün örnek isimler içerisinde ayrıcalıklı bir yeri olduğu su götürmez bir gerçek. O, örneklerin örneğiydi. Çünkü Âişe, Zeyneb, Safiyye konumları gereği tüm mü’min hanımlara örnek olma makamında bulunan Peygamber eşlerine Allah Meryem’i örnek göstermekteydi. Meryem’in iman, ihlâs ve ameliyle adaylar arasına girip İlâhî seçimi kazanmasının ardından Rabbi, onun konumuna yaraşır bir iç terbiye reçetesi sunuyordu. Çünkü ileride yükleneceği ağır sorumluluğu başka değil; ancak imanı, ihlâsı ve teslimiyet sâyesinde yıkılmadan taşıyabilecekti. Bu reçete şu: “Ey Meryem, Rabbine divan dur, secde et ve (başkasının değil, yalnızca O’nun önünde) eğilenlerle birlikte eğil!” (3/Âl-i İmrân, 43) Ey Meryem! Divan durulacak kapı senin de adandığın yüce kapıdır. Secde edilecek, baş eğilecek, eşiğine yüz sürüp yerlere kapanılacak, “Lebbeyk yâ Rab” denilip itaat edilecek, bin kez kovulsan dahi yüz çevrilmeyecek tek kapı da O’nun kapısıdır.

O halde teşekkürünü yalnız O’na yönelt. Gözünü, özünü, yüzünü, gönlünü yalnız O’ndan yana çevir. Kendine O’ndan başka dayanak, sığınak, tutamak, barınak arama. O’nun önünde baş eğen kâinatla birlikte sen de eğil. O’nun emrine âmâde olan şuurlular, hücreler ve meleklerle birlikte sen de O’na âmâde ol! Duygunu, düşünceni ve eylemini O’na, O’nun sevdiklerine, O’nunla ilişkili olan şeylere tahsis et!Yeryüzündeki tüm sıddîklar, sâlihler, şehidlerle birlikte sen de katıl bu evrensel koroya ve: “eğilenlerle birlikte sen de eğil.” Yalnız değilsin! Kula kulluğu reddedip yalnız Allah’a kul olan insanlarla ortak değerleri paylaşıyorsun. O halde katıl onların mahşerine ve Rabbinin senin için seçtiği rolü severek oyna!..

“Eğilenlerle birlikte” anlamını veren “maa’r-râkiîn” ifâdesi özellikle erkekler için kullanılan cemî sîgasıyla gelmiş. Yalnız kadınlar için kullanılan “râkiât” formunda gelmemiş. Sebebi de Meryem’e tavsiye edilen bu şeyleri, sadece bir cinse tahsis etmemek, yalnız kadınlara has bir tavsiyeymiş gibi göstermemek. Kelime bu mevcut formuyla zâten kadın-erkek tüm insanları, hatta cinleri ve melekleri kapsıyor. “Eğilenlerle birlikte sen de eğil” emr-i İlâhîsinde Meryem’e yalnız olmadığı, evrensel bir hareketin mensubu olduğu hatırlatılmakta. “Râkiîn” formunun gramatik özelliklerinden biri de şuurlu varlıkların tümü için kullanılmasıdır. Meryem’in üyesi olduğu bu hareket, değil sadece kadınlar, kadın-erkek tüm insan cinsini de aşıp melekler ve cinler gibi diğer şuurlu varlıklarla paylaşılan bir harekettir.

Bu gerçek, Meryem’e hatırlatılarak evrensel bir hareketin üyesi olduğu bilinci içerisinde eğilenlerle birlikte eğilmesi tavsiye edilmektedir. Elbette hayatında bir kerecik de olsa bu “aşkın” ruh hali ve “evrensellik” şuuruyla gecenin bir vaktinde Rabbinin huzurunda havf ve haşyetle durmamış, yerlere kapanmamış insana, bu ve bunun gibi âyetler pek fazla bir şey söylemeyecektir.

Hanne’nin duâsıyla başlayan adayış sürecinin artık nihâî meyvesini verme zamanı yaklaşmaktadır. Hanne adağını adamış ve onu sahibine ısmarladıktan sonra dünyaya vedâ etmiştir. Adak adandığı kapı tarafından kabul edilmiş, bir çiçek gibi büyütülmüş ve bu çiçeğe Zekeriyyâ (a.s.) ailesi gibi bir de bahçıvan tâyin edilmiştir. Adak, rüştünü ispatladıktan sonra ferdî sınavını vererek İlâhî seçimi kazanmış ve artık son hazırlıklar yapılmaktadır. Babasız çocuk doğurmak gibi bir mûcizeye muhâtap olacak Meryem’in bu, hem mânevî, hem maddî mes’ûliyeti ağır role kalben hazır olması gerekmektedir. O boyut da Rabbi tarafından kendisine hatırlatılmıştır. Bütün bunlara ek olarak, olayın bir de toplumsa cephesi vardır ki, bu açıdan Meryem’in konumu “töhmet mahalli”dir. Zâten dünyanın bu en iffetli ve sadâkatini Kur’an’ın onayladığı dürüst kadını, daha hâmile kalır kalmaz en yakınları ve toplum tarafından çirkin bir şekilde iftirâya mâruz kalacaktır. Bu iftirâdan onun bakımını üstlenen Hz. Zekeriyyâ ve Yusuf gibi sâlih insanlar da paylarını alacaklardır.

Ne garip bir tecellîdir ki, hem Hanne ve İmran gibi seçilmiş bir ailenin Allah’a adanmış bir adağı olacak, hem Zekeriyyâ gibi bir nebînin ellerinde yetişecek, hem her türlü İlâhî yardıma mazhar olacak, bütün bunların ardından da dağları inletecek ağır bir sınavın altına sürülecek. Sınavın ağırlığını ve Meryem’in, daha çocuk denecek bir yaşta olan Meryem’in, iftirâlardan dolayı çektiği acıyı tahmin etmek çok zor. Sıddîkıyyet ve kaanitiyyet vasıflarını Allah’ın tescil ettiği, sarsılmaz imanına Kur’an’ın şâhitlik ettiği İlâhî terbiyenin çocuğu Meryem, bütün bu özelliklerine rağmen vurulan yükün ağırlığı altında inleyecek ve iffet heykeli bu örnek genç kız, karnında taşıdığı mûcize çocuktan dolayı pâk eteğine çamur atılacağını düşündükçe: “Nolaydım, keşke bundan önce öleydim de unutulup gideydim!” (19/Meryem, 23) diyecektir.

Bu sınamanın Allah’çasıdır. Bu sınanmanın en çetinidir. Sınavların ucu görünmeye görsün. Büyük dâvâları omuzlayanların başına boşalır da boşalır. Kur’an diliyle “gam üstüne gam”dır ki, bu sınav sağanağından yıkılmadan, yorulmadan, yola oturmadan, geriye dönmeden çıkanların imanı çifte su verilmiş çeliş kılıç gibi sağlam olur: “Andolsun Biz sizi sınayacağız ki içinizden cihad edenleri (ve cihadında) sabredenleri bilelim ve (sadâkat) haberlerinizi tecrübe edelim.” (47/Muhammed, 31). “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, sonunda peygamber ve onunla birlikte olan mü’minler ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek olmuşlardı.” (2/Bakara, 214). “Allah size gam üstüne gam verdi ki, ne ilinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızı duymaktadır.” (3/Âl-i İmrân, 153)

Örnek olmanın ve örnek olanların çizgisini sürdürmenin muazzam ağırlığını omuzlarında hissedenler eğilir, lâkin yıkılmazlar, sallanır, fakat devrilmezler, belki yavaşlarlar, ancak yatmazlar. Keder ve sıkıntılarının ağırlığından kaburgaları birbirine geçtiği halde hallerini sormayagörün, alacağınız cevap hep aynıdır: “Hasbuna’llahu ve ni’me’l-vekîl = Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir.” Onları en dar, en zor zamanlarında üzerlerin varıp sıkıştırsanız bile Allah’tan şikâyet ettiremezsiniz. Rablerinden “Rab (terbiye edici) olarak” râzıdırlar. Elbette O da onlardan râzıdır: “Allah onlardan râzı olmuş, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. İşte onlar Allah’ın hizbidir. İyi bilin ki kurtuluşa erecek olan Allah’ın hizbidir.” (58/Mücâdele, 22)

Ne kadar sıkışırsa sıkışsınlar Allah’a fatura çıkardıklarını göremezsin. Şikâyetleri ve yakınmaları nefislerindendir. Kendilerine bir iyilik isâbet ettiği zaman onu Allah’tan, bir kötülük isâbet ettiği zaman da onu nefislerinden bilirler. Onlar toplumların paratonerleridir. İnsanın ebedî mutluluğu için yaşarlar ve yine onun için savaşırlar ve ölürler. Bu nedenle tüm yıldırımlara başlarını dik tutarlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

 
%d blogcu bunu beğendi: