Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Kasım 2007

Fakir ve kurban

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2007

Fakir ve Kurban,kurbanlik koc,kurban bayrami,kurban hakkinda,rocky-mountain-bighorn-sheep

Fakir ve Kurban

Sual: Kurban bayramının üçüncü günü fakir olacağını bilen zengin, kurban kesse, üçüncü günü fakir olsa, vacip sevabı alır mı?
CEVAP
Evet, zengin iken kestiği için vacip sevabı alır. Birinci günü kurbanını kesip sefere çıksa da yine vacip sevabı alır. Çünkü kurban kestiği vakit hem zengin, hem de mukim idi.

Sual: Üçüncü günü zengin olacağını bilen fakir, birinci günü kurban kesse, üçüncü günü zengin olsa, tekrar kesmesi gerekir mi? Birinci günü kestiği vacip olur mu?
CEVAP
Evet birinci günü kestiği vacip olur, yeniden kesmesi gerekmez. Üçüncü günü zengin olmazsa kestiği nafile olur.

Sual: Fakir bir kimse, bayramın birinci günü bir kurban kesse, bayramın üçüncü günü zengin olsa, bir kurban daha kesmesi gerekir mi?
CEVAP
Evet kesmesi gerekir. Çünkü zengin olacağını bilmiyor. Bilse idi kesmesi gerekmezdi. Fakat sonra gelen âlimler, “Fakir, bayramın birinci günü kurban kesse, üçüncü günü zengin olsa, tekrar kurban kesmesi gerekmez” demişlerdir. (İbni Âbidin)

Sual: Kurban nisabına malik olmayan borçsuz fakir, kurban alıp kesebilir mi?
CEVAP
Evet kesebilir ve kestiği nafile olur, çok sevaptır.

Sual: Fakir bir kimsenin, bayramda kurban kesmesi uygun mudur?
CEVAP
Borcu olmayan fakir, kurban keserse, çok sevap olur. Borcu varsa, önce borcunu vermelidir. Çünkü borç ödemek farzdır. Bu bakımdan fakirin borç alarak kurban kesmesi doğru değildir.

Sual: Kurban nisabına malik olmayan fakir, hayvanı kurban niyetiyle alıp kesebilir mi?
CEVAP
Evet. Kurban niyetiyle alıp kesmekte mahzur yoktur. Kestiği nafile olur.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Dini Konular, Fetvalar, Kurban | Etiketler: | Leave a Comment »

Vacip kurbanı kesemeyen ne yapar

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2007

Vacip Kurbanı Kesemeyen Ne Yapar,kurban-kesmek-kimlere-vaciptir

Vacip Kurbanı Kesemeyen Ne Yapar

Sual: Bayram kurbanını bayramda kesemeyen bayramdan sonra kesse caiz olur mu?
CEVAP
Bayram kurbanını üçüncü günün akşamına kadar kesmeyen kimse, kurbanı satın almışsa, canlı olarak kendini veya kıymetini [altın olarak] fakirlere verir. Bayramdan sonra keser ise, etinden kendi yiyemez. Hepsini fakirlere dağıtır. Bütün etinin kıymeti canlı kıymetinden az ise, değer farkını da sadaka verir. Satın almamış ise, orta derece bir kurban değerini altın olarak fakirlere verir. Böylece, cezadan kurtulur ise de, kurban kesmek sevabını kazanamaz. (Redd-ül Muhtar)

Sual: Geçen seneki vacip kurbanı kesemeyen bu yıl kesse veya bu yılki vacip kurbanı kesemeyen, gelecek yıl kesse caiz olur mu?
CEVAP
İkisi de olmaz. Orta derecede bir kurban değerini altın olarak bir fakire verir.

Posted in Kurban | Leave a Comment »

Kurban, Kurbanda Kesilir

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2007

Kurban, Kurbanda Kesilir,fc4b1tc4b1r-ve-kurban-bayramlarc4b1nda-mec59fru-olan-zikirler-ve-dualar

Kurban, Kurbanda Kesilir

Sual: Adak denilince her zaman kesilebiliyor da, kurban denilince niye bayramdan başka günde kesilmiyor? Bu koyunu Şaban ayında keseceğim diyenin Şaban ayında mı kesmesi gerekir?
CEVAP
Hayır Şabanda kesmesi gerekmez, ama kurban denilirse kurban bayramında kesmesi gerekir. Çünkü İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Kurban, dinimizin bildirdiği özel bir vakitte kesilen hayvanın adıdır, onda vakti kaldırmak söz konusu olmaz. O halde (Şu hayvanı kurban edeceğim) diye adadığı takdirde, onu o vakitte, yani bayram günü kesmesi gerekir. Yoksa adağını yerine getirmiş olmaz. Çünkü kurban kesim günleri geçtikten sonra, artık ona kurban denilemez. Bundan dolayı kurban vakti çıktıktan sonra onu canlı olarak bir fakire tasadduk eder. Ama bunun aksine falan vakitte [mesela Şaban ayında] bir koyun kesilmesini adasa, vakti zikretmesi lağvdır, yani geçersizdir. Bundan dolayı Hanefi âlimleri adakta yer ve zamanın tayinini geçersiz saymışlardır. [Mesela Cuma günü Sultanahmetteki bir fakire 1 altın sadaka vereceğim dese, başka gün başka yerdeki fakire 1 altın verebilir.] Ama kurban bunun aksinedir. Çünkü vakit, kurbanın mefhumundan bir parçadır. O zaman kurbanda vakte itibar etmek gerekir. [Yani kurban denilmişse kurban bayramında kesmesi gerekir.)

Birisi bir hedy kurbanı adasa, durum farklı olur. Hedy, Harem-i şerifte kesilmek üzere gönderilen kurbanın ismidir. Kurban ise, bayram günlerinde kesilen hayvanın ismidir. Eğer hedy Harem-i şerifte kesilmezse hedy ismi; kurban, bayram günlerinde kesilmezse kurban ismi bulunmamış olur. Çünkü
fakihler demiştir ki, bu kimsenin bu adaktan kurtulması için onu ancak haremde kesmesi ve tasadduk etmesi gerekir. Eğer bir kimse Mekke’nin fakirlerine verilmek üzere bir miktar para adamış olsa, o kimse Mekke fakirlerinden başkasına da onu tasadduk edebilir. Hedy kurbanı, Mekke’ye hediye edilen, orada kesilip tasadduk edilen hayvana denilir. O zaman yer, bunun mefhumunun bir parçası olmuş bulunur. Zamanın kurbanın bir parçası olması gibi. Hedy olarak adadığı bir hayvanı Mekke dışında kesip tasadduk etse, adadığını yerine getirmiş olmaz. Ama Mekke’de para sadaka vermeyi adamak bunun aksinedir. Çünkü yer, para mefhumunun bir parçası değildir. İster Mekke’de tasadduk etsin, ister başka yerde. Hedy bunun aksinedir. Harem-i şerifte kesilmesi gerekir, kurban denilince de hayvanı kurban kesmek gerekir. (Redd-ül muhtar)

Geçen yılın kurbanı

Sual: Bir ineğe ortak olan yedi kişinin bir kısmı o yılın kurbanına, bir kısmı da geçen yılın kesmediği kurbanına niyet etse, kestikleri kurban sahih olur mu? Bir kısmının geçen yıla ait kestikleri bilinmezse ne olur, bilinirse ne olur? Adak hayvanı yedi kişilik kurbana dahil edilebilir mi?
CEVAP
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Birisi aynı yılın kurbanını, diğerleri ise, geçmiş yılların kurbanını murat etseler, aynı yılın kurbanını irade edenin kurbanı caiz, diğerlerininki bâtıldır. Çünkü diğer ortakların ki nafile olur. Bu kurbanın etinin tamamını tasadduk etmeleri gerekir. Çünkü onun hissesi de hayvanın etine dahildir. Haniye‘de de böyle bildirilmiştir. (Redd-ül muhtar)

Bu bilindiğine göre böyledir. Bilinmezse, geçen yılın kurbanına niyet edenler, öğrendikleri zaman tevbe ederler. Geçmiş yıllarda kesmedikleri kurbanlarının bedelini bir veya birkaç fakire altın olarak verirler.

Adak hayvanı yedi kişilik kurbana ortak edilebilir

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Kurban | Etiketler: | Leave a Comment »

H.z. Muhammed (s.a.v)’in Çocukları

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2007

20H.z. Muhammed (s.a.v)’in Çocukları,Süleyman (a.s)`ın Hayatı ve Peygamberliği

H.z. Muhammed (s.a.v)’in Çocukları

Peygamberimiz (s.a.s.)’in Hz. Hatice’den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu. Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan Hz.Peygamber (s.a.s.)’e de “Ebü’l-Kaasım” denildi. Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler. Kızları büyüdüler. Fakat Fâtıma’dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler. Yalnız Fâtıma, Peygamber (s.a.s.)’in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı.

Rasûl-i Ekrem (s.a.s), kızlarının en büyüğü Zeyneb’i Ebu’l-Âs ile evlendirdi. Ebü’l Âs, Müslüman olmadığı için, Zeyneb’in hicretine izin vermemişti. Bedir Savaşında esir düştü. Zeyneb’i Medine’ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı. Daha sonra Müslüman olarak Medine’ye geldi. Zeyneb’i tekrar aldı.(44)

Rukiyye ile Ümmü Gülsüm’ü, amcası Ebû Leheb’in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti. İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz. Peygamber (s.a.s.)’e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptı. Onlar boşadıktan sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Rukiyye’yi Hz. Osman’la evlendirdi. Rukiyye’nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm’ü nikâhladı. Bu yüzden Hz. Osman’a “iki nûr sâhibi” anlamına “Zi’n-nûreyn” denildi.

En küçük kızı Fâtıma’yı ise Hz. Ali ile evlendirdi. Hasan ve Hüseyin, Hz. Fâtıma’nın çocuklarıdır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in nesli, Hz. Fâtıma ile devâm etmiştir.

Peygamberimiz (s.a.s.)’in Mısırlı eşi Mâriye’den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10’uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür.

KÂBE’NİN TÂMİRİNDE HAKEMLİĞİ (605 M.)

Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti.

Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler. Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi. Hz. İbrâhim’in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar. Ancak; “Hacer-i Esved”i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar. Kureyş’in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyordu. Anlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki, Kureyş’in en ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe b. Muğîre”Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını” teklif etti.(46) Bu teklif kabul edildi. Az sonra kapıdan Hz. Muhammed (s.a.s) girmişti. Buna o kadar sevindiler ki, “el-Emîn, el-Emîn, O’nun hakemliğine râzıyız…” diye bağrıştılar.Yanlarına gelince, durumu anlattılar.

Hz. Muhammed (s.a.s.), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar. Hz. Peygamber (s.a.s.)’de taşı alıp yerine yerleştirdi. Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti. Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu.

Bu olay, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in zekâ ve dirâyeti yanında, O’nun Mekkeliler arasındaki sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir. Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) 35 yaşında idi.

Kâbe’nin tâmirinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu. Bir defa, amcası Abbâs’ın sözüne uyarak, taş acıtmasın diye elbisesini omuzuna topladığında vücûdu açılıverince baygın halde yere düşmüştü. Rasûlullah (s.a.s.) o andan sonra hiç üryân görülmemiştir.

Posted in H.z Muhammed ( s.a.v ), Peygamberler | Leave a Comment »

H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Evlilik Dönemi.

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2007

11H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Evlilik Dönemi.,Affedici Olmak

H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Evlilik Dönemi.

1- TİCÂRET HAYÂTI

Bütün Mekke’liler gibi Hz. Muhammed (s.a.s.) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu. Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı. Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu. Bu yüzden Mekke’liler O’na “el-Emîn” (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı. O’nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti. Böylece Peygamber (s.a.s.) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı.

2- HZ. HATİCE İLE EVLENMESİ

Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı. Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı. Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti. Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu. Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce “Tâhire” denildiği gibi, sonra da “Haticetü’l-Kübra” denilmiştir.
Hz. Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (s.a.s.)’i Şam’a gönderdi. Kölesi Meysere’yi de hizmetine verdi. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.) Şam’a kadar gitmedi; malları Busra’da satarak geri döndü. Çünkü Bahîra’nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Şam’a gitmesini uygun bulmamıştı.(40)

Üç ay kadar sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü. Hz. Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu. Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı. Bu esnâda Hz.Muhammed (s.a.s.) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı.(41)

Nikâh, Hatice’nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz. Hatice’nin evinde kıyıldı. Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler.(42) Esâsen, Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Hz. Hatice’nin nesebleri Kusayy’da birleşir. Hz. Hatice’ye 20 dişi deve mehir verildi.(43) Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi.
Evlenmelerinden sonra, Hz. Muhammed (s.a.s.), Hz. Hatice’nin evine geçti. Örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdular. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı. Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu. Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi.

Peygamberimiz (s.a.s.)’de ondan son derece memnundu. O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı.

Posted in H.z Muhammed ( s.a.v ), Peygamberler | 1 Comment »

H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Gençlik Dönemi.

Posted by Site - Yönetici Kasım 30, 2007

H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Gençlik Dönemi.,Ebû Hureyre ve Günahkâr Kadın,Gzel_krmz_pembe_sar_mavi_beyaz_gller_yeil_gl_15 copy

H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Gençlik Dönemi.

FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI

Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı. Yalnızca “Eşhür-i hurum” denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı. Bu dört ayda (Zilka’de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa fâcirane sayıldığı için buna “Ficâr Savaşı” denirdi.
Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü. Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için “Ficâr Savaşı” denildi.
Peygamberimiz (s.a.s.) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı. Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir. Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir.(37)

HILFU’L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ

Uzun süren Ficâr savaşı esnâsında Mekke’de âsâyiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı. Özellikle dışarıdan mal getiren yabancıların malları yağmalanıyordu.

Vâil oğlu Âs, Mekke’ye gelen Yemen’li bir tâcirin bütün malını gasbetmiş, haksız olarak elinden almıştı. Yemen’li, Ebû Kubeys dağına çıkarak uğradığı haksızlığa karşı, bütün kabîleleri yardıma çağırdı. Yemenlinin bu feryâdı üzerine Peygamberimiz (s.a.s.)’in amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırdı. Hâşimoğulları, Zühreoğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, Abdülluzzaoğulları, Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm’den Cüd’ân oğlu Abdullah’ın evinde toplandılar.”Mekke’de zulmü önlemeğe yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeğe” karar verdiler. Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edeceklerine yemin ettiler. Yemenlinin hakkını Âs’tan alıp geri verdiler. Mekke’de âsâyişi yoluna koydular.
Vaktiyle, Cürhümîler zamanında Fadl b. Hâris,, Fudayl b. Vedâa ve Mufaddal b. Fedâle isimlerinde üç kabîle başkanı, kabîleleri ile toplanarak,”Mekke’de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adâlet üzere alacağız…”(38) diye yemin etmişlerdi. Onların bu yeminlerine “Hılfu’l-fudûl” (Fadılllar yemini) denilmişti. Cüd’ân oğlu Abdullah’ın evinde aynı konuda yapılan yemine de bu sebeple “Hılfu’l-fudûl” denildi.

Peygamberimiz (s.a.s.) 20 yaşında iken bu toplantıda amcaları ile beraber üye olarak bulundu. Bu cemiyetin çalışmalarından son derece memnun kaldığını Peygamberliğinden sonra: “İslâm’da da böyle bir cemiyete cağrılsam, yine icâbet ederim”, sözleriyle ifâde etmiştir

Posted in Diger Konular, Dini Konular, H.z Muhammed ( s.a.v ), Peygamberler | Etiketler: | Leave a Comment »

SÜNNET NAMAZLARIN FAZİLETİ

Posted by Site - Yönetici Kasım 29, 2007

1-Varaka bin Nevfel,cin dogu turkistan muslumanlari

SÜNNET NAMAZLARIN FAZİLETİ

FARZ NAMAZLARLA BİRLİKTE KILINAN SÜNNETLERİN FAZİLETİ VE MİKTARI

1099. Mü’minlerin annesi Ümmü Habîbe Remle Binti Ebû Süfyân radıyallahu anhümâ, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim, dedi:
“Müslüman bir kimse, farzların dışında nâfile olarak her gün Allah rızası için on iki rek`at namaz kılarsa, Allah Teâlâ ona cennette bir köşk yapar” veya “Ona cennette bir köşk yapılır. ”

Müslim, Müsâfirîn 103. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 1; Tirmizî, Salât 189; Nesâî, Kıyâmü’l–leyl 66, 67

1100. İbni Ömer radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
Ben Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte öğle namazından önce iki, öğle namazından sonra iki rek`at, cumadan sonra iki rek`at, akşam namazından sonra iki rek`at ve yatsı namazından sonra da iki rek`at namaz kıldım.

Buhârî, Teheccüd 25, 29; Müslim, Müsâfirîn 104. Ayrıca bk. Tirmizî, Mevâkît 189, 205; Nesâî, Kıyâmü’l–leyl 66; İbni Mâce, İkâmet 100

1101. Abdullah İbni Mugaffel radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır. Her ezan ve kamet arasında namaz vardır” buyurdu. Üçüncü defasında “kılmak isteyene” dedi.

Kaynak: Buhârî, Ezân 14, 16; Müslim, Müsâfirîn 304. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Tatavvu 11; Tirmizî, Salât 22; Nesâî, Ezân 39; İbni Mâce, İkâmet 110

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

H.z. İsa’nın Babasız Doğma Mûcizesi

Posted by Site - Yönetici Kasım 29, 2007

12H.z. İsa’nın Babasız Doğma Mûcizesi,Harun resit,dini hikayeler, (2)

H.z. İsa’nın Babasız Doğma Mûcizesi

Her müslüman, Kur’an’ın açık ifadesine inanarak Hz. İsa’nın babasız doğduğuna inanır. Kur’an, Hz. İsa’nın babasız doğumunu, annesiz ve babasız yaratılan Hz. Âdem’e benzetir: “Allah yanında İsa’nın durumu, Âdem’in durumu gibidir; Onu topraktan yarattı, sonra ona ‘ol’ dedi, hemen oluverir.” (3/Âl-i İmrân, 59)

Determinizm ve materyalizm 19. asır Avrupa’sında patlak verince tüm mânevî değerlere saldırdı; bu arada Hz. İsa’nın babasız doğuş mûcizesini de inkâr ederek alay konusu haline getirdi. Hatta, biyolojiye koydukları “kendi kendine üreme olmaz” ilkesinde sırf Hz. İsa’ya sataşma amacı gütmüşlerdir. Her konuda olduğu gibi, biyolojide de erken ve eksik bilgilere rağbet ederek böyle yanlış kural ve yargılara varmak ateistlerin âdetidir. Bilimdeki gelişmeler, eski yanlış teorileri çökertmekte, çok kere bilim, kendi putunu kendi devirmektedir. Dün, “babasız çocuk olmaz” diyen bilim adamları, bugün canlıları klonlayarak laboratuar şartlarında canlı kopyalamaya çalışmaktadırlar. Aslında çağımız biyolojisi, bir embriyonun oluşumunu ve gelişimini oldukça iyi ölçülerde tanıyabilmektedir. Bugünkü biyoloji verileri ile şöyle demek daha doğru olur: Asıl mûcize, babasız çocuk doğurmak değil; babalı çocuk doğurmaya mecbur olma olayıdır. Çünkü, ince hikmet nedeniyle annenin yumurta hücresi bir çocuğu tümüyle meydana getirme yeteneğine sahip iken, özellikle yetkisi Allah tarafından elinden alınmıştır. (5)

Hz. İsa’nın babasız doğmasına bazılarının akıllarının ermemesi; bakmasını bilmedikleri, bakış açılarının yanlışlığı sebebine dayanır. Allah’ın yaptıklarıyla kendi yaptıklarını aynı kefeye koyup mukayese etme yanlışlığıdır. Bilinmesi gerekir ki, insanlar için yapılması imkânsız olan şeylere Allah’ın “ol” demesi kâfidir. Aslında babasız meydana gelen sadece Hz. İsa da değildir. Canlılar dünyasında bunun pek çok misalleri vardır. Arılar bunlardan sadece birisidir.

Bilindiği gibi, her kovanda bir ana arı bulunur. Ve hayatında, bir defa çiftleşme uçuşuna çıkar. Bu uçuş sırasında en hızlı erkek arı ile çiftleşir ve ondan aldığı spermalar (erkek üreme hücreleri) bir kese içerisinde depo edilir. Kovana döndükten sonra ana arı yumurtlamaya başlar. Yumurtalar, spermaların bulunduğu kesenin yanından geçerler. Bu esnada bazı yumurtalar spermalar tarafından döllenir. Bazıları ise hiç döllenmeden çıkarlar. İşte döllenen yumurtalardan dişi arılar, sperma ile döllenmeyen yumurtalardan ise erkek arılar meydana gelir. Bu tip üremeye biyolojide “partenogenetik üreme” denilir.

Hz. İsa’nın babasız oluşunu, “aklımız almıyor” diye inkâr edenler, yeryüzünde her yıl milyarlarca babasız erkek arının meydana gelişini hangi akılla ve nasıl açıklayacaktır?

Bir başka örnek de yaprak bitleri (afidler)’dir. İlkbaharda bazı bitkilerin yaprak ve tomurcuklarından özsu emerek yaşayan bu böcekler çiftleşmeksizin (yani babasız olarak) yavrular doğururlar. Bu yavruların tamamı dişidir. Ancak sonbaharda erkeklerle çiftleşen böcekler doğurmayıp yumurtlarlar. Döllenmiş bu yumurtalardan ilkbaharda dişi yavrular çıkar. Erkekler sadece sonbaharda meydana gelir. Su pireleri (dafnialar) de belirli bir mevsimde partenogenetik (yani babasız olarak) üreme gösterirler. Döllenmemiş yumurtalardan yavrular çıkar. Bu örnekleri daha da artırmak mümkündür. Karıncaların, uyuz böceklerinin ve solucanların bazıları da babasız ürerler.

Dikkat edilirse, gerek yaprak bitleri ve gerekse su pirelerinin babasız üremeleri devamlı değildir. Sadece belirli mevsimlerde olur. Yani Cenâb-ı Hak mânen diyor ki: “Üreme kanunumu istersem hikmetime göre değiştirebilirim. Canlıları, babalı olduğu gibi, babasız da yaratabilirim. Sebepler sizi aldatmasın.” Anne ve babamız, dünyaya gelmemizde sadece birer sebeptirler. Bundan başka bir rolleri yoktur. Meselâ, gözlerimizi ve ellerimizi annemiz mi verdi, yoksa babamız mı? Akıl, hâfıza, hayal, sevgi, nefret, şefkat gibi mânevî cihazlarımızı nereden aldık? Tek bir hücreden gelişerek meydana gelen bu vücut yapımızı bir düşünelim. Hangi kudret sahibi bu hârika yapıyı o tek hücreden çıkardı? Madem biz varız; Kendimizi inkâr edemiyoruz ve madem tek bir hücreden yaratılmışız. Böyle bir ilim ve kudret sahibi bizi neden annesiz ve babasız yaratamasın? Zaten anne ve babamızı da yaratan O değil mi?

Dünyada cereyan eden üreme kanunlarının hepsi de erkek ve dişi vasıtasıyla olacak diye bir kural yoktur. Bakteriler birkaç saat içinde neslinin neslini görebilecek kadar hızla ürerler. Fakat ne anne var, ne de baba. Bir bakteri ortadan ikiye bölünüyor ve oluyor iki bakteri. Diğer taraftan ilk insan Hz. Adem’in annesiz ve babasız yaratıldığı gibi, milyonlarca bitki ve hayvan türünün ilk yaratılışının da annesiz ve babasız olduğunu unutmamak gerekir.

Her sebebin, her kanunun bir istisnası bulunabilir. Anne ve baba vasıtasıyla dünyaya gelme kanununun bir istisnası olarak Hz. İsa yaratılmıştır. Bununla insanların imtihanı söz konusudur. Hikmet-i İlâhî böyle istemiştir. Çünkü Hz. İsa, büyük peygamberlerdendir. Peygamberlere Allah tarafından verilen mûcizeler ise zamanlarındaki insanlar hangi hususta ileri iseler, o çeşitten olmuştur. Hz. İsa zamanında tıp ilmi revaçta olduğundan, onun mûcizesi de tıpçıları âciz bırakacak olan babasız yaratılma şeklinde olmuş ve bu, ölüleri diriltme gibi mûcizelerle devam etmiştir. Başta babasız doğum olmak üzere bu mûcizelerle ruhu inkâr eden ve insanı sadece maddî organlardan ve sebep sonuç ilişkilerinden ibaret kabul eden topluma, ruh ve can konusunu düşünmeleri hatırlatılır. Hz. İsa’nın babasız doğuşu, Allah’ın istediğini istediği gibi yaratabileceğini gösterir. Bu olay ile O, bizim sebepleri putlaştırıp sebeplerde boğulmamamızı ihtar ediyor. Allah’ın kendi yarattığı sebeplere uyma zorunluluğunun olmadığını isbat ediyor. Anne ve babanın birer sebep olduğunu, hikmeti gerektirirse insanları ve hatta bütün canlıları annesiz babasız da yaratabileceğini gösteriyor.

Posted in H.z İsa, Peygamberler | Etiketler: | Leave a Comment »

Kurban Etini Nasıl Paylaşmalı

Posted by Site - Yönetici Kasım 29, 2007

afrikakurbankurban-Kurban Etini Nasıl Paylaşmalı,kimlere-verilirkurban-kesmek-kimlere-vacipzekatkurbanhizmetimiz

Kurban Etini Nasıl Paylaşmalı

Sual: Kurban eti paylaşılırken dikkat edilecek hususlar nelerdir?
CEVAP
Şunlara dikkat etmelidir:

1- Eti tartarak, eşit olarak paylaşmak gerekir. Tartmadan bölüşüp helalleşmek caiz olmaz, faiz olur. Altı kişiden dördüne et ile birlikte bir bacak, beşinciye et ile birlikte derisi, altıncıya et ile birlikte başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Yedinciye bir şey koymak gerekmez. Yağ, sakatat ve yenilen her şey paylaşılır.

2- Kurbanın etini eşit olarak tarttıktan sonra, paylaşmak için kur`a çekmek iyidir. Bir malı, ortaklar arasında taksim etmek için, kur`a çekmek caiz ve sünnettir.

3- Taksim etmeden pişirip, ortaklar müşterek yeseler caizdir.

4- Yedi kişi, kurbanlık ineği birisine teslim edip, Kesmeye, kestirmeye, etini dilediğin gibi sarf etmeye, seni umumi vekil ettik deseler, umumi vekil olan bu kimse, bölüştürmeden etin tamamını da kendisi alabilir veya herhangi bir kimseye verebilir.

5- Mutfakları bir olan karı koca veya baba oğul da, kestikleri kurbanı, tartıp paylaşırlar. Paylaştıktan sonra biri diğerine isterse etin tamamını hediye edebilir. Paylaşmadan hediye edemez. Yahut yukarıda bildirildiği gibi, her birine, et ile birlikte bacak veya derisi veya başı verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur.

6- Hayvanın boğazında yemek borusu, hava borusu ve iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört borudan üçü bir anda besmele ile kesilmelidir. Kurt, koyunun bu 3 damarını kopardıktan sonra yetişip hayvan bıçakla kesilse de artık yenmez.

7- Koyunun karnını yarıp, yavrusunu çıkardıktan sonra, o yaradan ölürken kesilse de yenmez.

8- Müslüman bir kimsenin kesip, gayrı müslimin yüzdüğü kurbanın etini yemekte mahzur yoktur.

9- Kurbanın ve her hayvanın şu 7 yeri yenmez: Akan kanı, zekeri, husyeleri [koç yumurtası denilen yerleri], bezleri [guddeleri], safra kesesi, dişi hayvanın önü ve idrar kesesi [mesanesi].

10- Canlı hayvanın her parçası haramdır. Kesildikten sonra, kendine zarar vermeyen kimsenin pişirmeden yemesi caizdir. [Mesela çiğ köfte, sucuk ve pastırma yemekte mahzur yoktur.]

11- Canlı olup olmadığı kesin olarak bilinmeyen hayvan, kesildikten sonra, kan çıkarsa ve hareket ederse, eti yenir. Bunların ikisi de yoksa, yenmez.

12- Makam sahibine saygı için kesilen hayvan leş olur. Sevip saydığı kimse gelince sırf ona saygı için hayvan kesmek caiz değildir. “Eğer falanca zat gelirse, Allah için bir hayvan keseceğim” derse, o zat gelince kesilir. O hayvan adak olduğu için, etinden kesen ve zenginler yiyemez. Fakirlere verir.

Yolcuya, misafire, bir makam sahibine yedirmek niyetiyle hayvan kesmek caiz ve sevaptır. Çünkü misafire ikramda bulunmak, ziyafet vermek sünnettir.

13- Kurban etini, kesen de yiyebilir. Fakir olsun, zengin olsun, herkese de verebilir. Etin üçte birini evine, üçte birini komşulara, gerisini fakirlere vermek müstehaptır. Hepsini fakirlere de verebilir.

14- Kurban etini, evinde 3 günden fazla bırakabilir. Kurban sahibi zengin değilse, çoluk çocuğunun et ihtiyacını karşılamak için hepsini evinde bırakabilir.

15- Hayvan kesildikten sonra eti telef olsa [mesela yansa, köpekler yese], vacip sakıt olur. Tekrar kesmek gerekmez. Kan akıtmakla vacip yerine gelmiştir.

16- Kurbanın hiçbir yeri satılmaz. Eğer bir kısmı satılırsa, satılan kadarının bedelini tasadduk etmek gerekir. Fakat kurbanın eti ile yenecek bir şey alınıp yense, o miktarı tasadduk gerekmez.

17- Ortaklardan birisi kurban kesmeden ölse, hissesi mirasçılarına verilir.

Sual: Bir evde, bütün aile bireyleri için kurban kesiliyor. Kurban kesilip eve geldikten sonra taksim edilmeden annemize herkes kurbanını hediye etse taksim işinden kurtulur muyuz? Taksimde göz kararı kâfi midir?
CEVAP
Faiz olur, haram olur. Her parçanın yanına ayak, baş ve deri konursa tartmadan taksim yapılması caiz olur. Mesela 7 kişi ortak varsa, dört kişinin hissesine birer ayak konur, birinin yanına baş konur, birininkine deri konur, biri de ötekilerden farklı olur yani boş olur. Eğer ortak dört kişi ise birer ayak koymak da yeterlidir, beş kişiyse birine de baş veya deri konur.

Sual: Ortak kurbanın başını ortaklar, dilenciye verse, kalanını taksim caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Kurban eti tartılmadan paylaşılıp, herbiri diğerine, mendil, defter, kalem gibi bir şey verse, paylaşma sahih olur mu?
CEVAP
Evet sahih olur.

Sual: Aynı aileden olan kızı ve torunları 5 kişi kurban için bir sığır satın alıyorlar. Bu kurbana sonradan 7 hisseye tamamlamak için, nine ve dedelerini de ortak ediyor fakat onlardan para almıyorlar. Yalnız kestikten sonra, pay edip parayı veren kız ve torunları 5 hisse olarak pay ediyorlar. Bu şekilde dede ve ninelerini de kurban sevabından yararlandırdıklarını söylüyorlar. Bu şekilde olan bir kurbanda 7 kişiye paylaştırılması mı gerekir yoksa onların yaptığı gibi 5 pay olarak ayrılabilir mi? Dede ve ninelerinin “kanına kurban” olarak girdiklerini söylüyorlar.
CEVAP
Beşe bölünmez yediye bölünür. Dede ve ninelerinin “kanına kurban” olarak girdiklerini söylemeleri uygun değil. Etlerini almayabilirler ama normal kurbana girerler. Parasını kim verirse versin önemi yok.

Sual: Kurbanlık bir dana aldığımızda, bu danadan 4 pay vacip kurbanı, 3 pay kurban adağı olacak şekilde paylaşabilir miyiz? Bu şekilde adak ve kurban borçlarımızı ödeyebilir miyiz?
CEVAP
Evet ödemiş olursunuz.

Sual: Kurban da 7 kişi bir sığır kestik. Hayvanın belli bölümlerini göz kararı paylaşsak caiz olur mu?
CEVAP
Göz kararı ile olmaz, tartmak lazım. Yahut altı parçanın herbirine, baş, ayak ve deri konursa yedinci boş olur. Böylece tartmadan da paylaşılabilir.

Sual: Ben 3 pay adak, 1 pay vacip, annem, 1 pay vacip, kardeşim 1 pay vacip ve hanım 1 pay vacip, kurbanımızı almaya karar verdik. Bu kurbanı kesip dağıtırken adak olan kısmını nasıl, vacip olan kısmını nasıl ayırmalıyız?
CEVAP
Herkes payını alır. Siz üç pay alacağınıza göre sizinkiler adak, ötekiler vacip kurbandır. Siz adakları istediğiniz fakirlere verirsiniz.

Sual: 300 lira ben, 900 lira da arkadaş katıp bir inek aldık. Eti, para nispetinde mi paylaşmak gerekir?
CEVAP
Evet.

Sual: Kurbanlık ortak inek alırken arkadaş eşini de kattı. İneğe 1200 lira verdik. 600 lirasını o, diğer yarısını da ben verdim. Ancak eti nasıl paylaşılır?
CEVAP
Etin yarısı sizindir. Kalan yarısını da arkadaşınız, hanımı ile paylaşır.

Sual: Kurbanı henüz bölüşmeden, bir kısmını tartıp ortaklara vermek caiz mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Birkaç kişi ortak olarak aldığımız ineği, kurban ettikten sonra, etini tartarak paylaştırmak şart mı? Göz kararı ile paylaşıp helalleşmek kâfi gelir mi?
CEVAP
Hayvan, kesilince kurban edilmiş olur. Ancak eti dinimizin bildirdiği şekilde paylaşılmazsa, haram işlenmiş olur. Paylaşmadan, hediye etmek de caiz olmaz. Tartmadan paylaşılırsa faiz olur. Göz kararı ile paylaşmak kâfi gelmez. “Hakkımı helal ettim veya sana hediye ettim” deseler de caiz olmaz.
Faiz olmaması için eti tartmalı, eşit olarak paylaşmalıdır.

Taksimi mümkün olan bir şeyde, ortak olanların hisselerini ayırmadan önce, hiç kimseye hediye etmeleri de caiz değildir. Her birine et ile birlikte deri veya bacak yahut baş verilirse, tartmadan paylaşmak caiz olur. Bunun için deri ortağın birisine, bacaklar dört ortağa, baş da ortağın birisine verilir. Kuyruk, ciğer, işkembe, böbrek gibi organların hepsi bir kişiye veya hepsine paylaştırılabilir. Yani bunların etten ayrı özelliği yoktur. Yahut her biri diğerlerine bir defter, ikincisi bir mendil gibi şey de verirse tartmak gerekmez.

Sual: Kurban etini kavurma yaparak saklamak günah mıdır? Kurban eti üç günden fazla evde bırakılmaz mı?
CEVAP
Kurban etini üç günden fazla saklamanın mahzuru yoktur. Etin üçte birini eve ayırıp, üçte birini komşulara, gerisini de fakirlere vermek müstehaptır.

Kurban nisabına malik bir kimse, geliri ile güç geçiniyorsa, etin hepsini kavurma yapıp, birkaç ay et parasından biriktirerek gelecek yılın kurban parası olarak saklaması ve böylece kurban kesme sevabından mahrum kalmaması çok iyi olur.

Sual: Kurban bayramında çocuğunu sünnet ettiren kimsenin, kurban etinden misafirlere ikram etmesi caiz midir?
CEVAP
Kurban etini, sünnet merasiminde misafirlere ikramda mahzur yoktur.

Sual: Geçen yıl kurbanlık bir boğa, kesilirken kaçıp sokakta birçok şeye zarar verdiği için kurşunlanmıştı. Ayağı da kırılmıştı. Ancak ölmeden önce kesilmişti. Bunun eti yenir mi ve kurban sahih olur mu?
CEVAP
Ölmeden önce kesildiği için eti yenir ve kurban da sahih olur.

Sual: Akika, vacip ve adak kurbanı için hisseye giren bir kimse akika ve adak kurbanı hisselerine ait payları aile olarak yiyebilir mi?
CEVAP
Adaklar yenmez. Fakirlere dağıtmak gerekir. Akika yenir.

Sual: Fakir, ölen babası için bayramda kestiği kurbandan yiyebilir mi?
CEVAP
Yiyebilir. Yalnız adak yenmez.

Sual: Kurban adayan, bayramdan önce kesse, sonra da bayramda kesileceğini öğrense, bayramda da keseceği için bunu yiyebilir mi?
CEVAP
Evet.

Sual: Kurban etini yemek için bekletmek lazım mı?
CEVAP
Kesilir kesilmez yenilebilir. Bir iki gün bekletilirse et tatlılaşır.

Sual: Kestiğimiz kurbanın etini veya bir sadakayı kötü kimselere vermek caiz midir?
CEVAP
Caiz ise de, iyi kimseleri tercih etmek gerekir. Kesilen kurban, verilen sadaka, yapılan her iyilik çeşitli belaları önler. Sadakanın fazileti çoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da günahları yok eder.) [Tirmizi]
(Sadaka vermekte acele edin; çünkü bela sadakayı geçemez.) [Beyheki]

(Sadaka, kabir azabından korur. Kıyamette de sahibini himayesi altına alır.) [Beyheki]
(İyilik ömrü artırır, sadaka günahları giderir ve kötü ölümden korur.)

Malı çok olup da zekat, sadaka vermeyen kimse, sıkıntı içinde yaşar. Hadis-i şerifte, [Taberani](Gerçek fakir, malı olduğu halde sadaka vermeyendir) buyuruluyor. Az da olsa vermeye alışmalıdır! İmam-ı Şafii hazretleri, (Almayı seven, vermekten hoşlanmayan kimselerle arkadaşlık etmek uygun değildir) buyuruyor. Peygamber efendimiz yemin ederek, (Sadaka malı eksiltmez, sadaka vermekle mal eksilmez) buyuruyor. Sadaka verenin malının bereketi artar. Az malı çok iş görür. Hadis-i şerifte, (Gizli-açık çok sadaka verin ki rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olasınız ve duanız kabul edilsin) buyuruluyor. (İbni Mace)

Sual: Hacca gidenler kurbanlarını kestirdikten sonra, suudiler kurbanları toprağa gömüyorlarmış. Yalnızca kurban kesilip eti kimseye verilmeyip atılırsa, kurban ibadeti yerine getirilmiş olur mu?
CEVAP
Kurban etini başkalarına verme mecburiyeti yok, mecburiyet kanın akmasıdır. Suudiler yani vehhabiler bütün ehl-i sünnet müslümanlara müşrik yani kâfir diyor ve müşrikin kestiği yenmez diyor, onun için toprağa gömüyorlar. Şimdi Afrika`ya ve başka ülkelere götürüldüğünü duyduk.

Sual: Kurbanı kesince karnından yavru çıkınca ne yapılır?
CEVAP
Kurbanı kesince, hayvandan çıkan yavru diri ise, yenmesi için, ayrıca kesmek gerekir. Fakat kurban sahibi yavrunun etinden yemez, yerse kıymetini fakire sadaka olarak vermesi gerekir. Yavruyu diri olarak tasadduk etmek müstehaptır. Kurbanın karnından çıkan yavru, ölü ise yememeli.

Sual: Kurbanlık hayvana sövünce, o hayvanın eti yenir mi?
CEVAP
İnsana, hayvana ve hele cansıza kızıp sövmek doğru değildir. Hadis-i şerifte, (Öfke imanı bozar) buyuruldu. Öfkesini yenen Cennetle müjdelenmiştir. Her ne kadar bir hayvana sövmek uygun değilse de, böyle bir hayvanı kesmek, kurban etmek ve etinden yemek caizdir. (Hadika)

Posted in Diger Konular, Fetvalar, Fıkıh, Kurban, Soru Ve Cevaplar | Etiketler: | 1 Comment »

H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Gençlik Dönemi

Posted by Site - Yönetici Kasım 29, 2007

Peygamberimiz ( s.a.v. ) Efendimiz`in Gözleri - Burnu - Dili - Eli - Parmakları - Kalbi....

H.z. Muhammed (s.a.v..)’in Gençlik Dönemi

1- EBÛ TÂLİB’İN HİMÂYESİ

Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine “gençlik devresi” denilir. Bu devrede Rasûlullah (s.a.s.) amcası Ebû Tâlib’in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur.
Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı. Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu. Yeğeni Hz. Muhammed’i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu.

SEYÂHATLERi

a) Şam Seyâhati

Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardı. Ticâret için kervanlarla, yazın Şam’a, kışın Yemen’e seyâhet ederlerdi. Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu. Bir defasında Şam’a giderken, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi. Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı. O’nu da kafileyle beraberinde götürdü. Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı.
Şam’ın 90 km. kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada “Bahîra” adında bir Hıristiyan râhibi vardı. Kasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi. Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (s.a.s.)’in simâsından, O’nun istikbâlini sezmişti. O’nunla konuştu. Sorular sordu. Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi. Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü. Ebû Tâlib’e:

-“Bu çocuk son Peygamber olacaktır. Şam Yahûdîleri içinde O’nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardır. Tanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur. Bu çocuğu Şam’a götürmeyiniz…”dedi. Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam’a gitmekten vazgeçti. Alışverişini burada bitirip, geri döndü.(34)

Son Peygamberin geleceği ve O’nun bir çok vasıfları Tevrât ve İncil’de bildirilmişti. Bu sebeple, Yahûdî ve Hristiyan bilginleri, O’nun alâmetlerini ve vasıflarını biliyorlardı. Hicretten sonra Müslüman olan Medineli Yahûdi âlimi Abdullah İbn Selâm’ın “Tevrat’ta Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın sıfatları vardır” dediğini, “Kütüb-i Sitte” denilen altı güvenilir hadis kitabından Tirmizi’nin es-Sünen’inde rivâyet edilmiştir.”(35)

Gülünç Bir İddiâ

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in 12 yaşında yaptığı bu seyâhatta râhip Bahîra ile görüşmesini, bazı Hıristiyan yazarlar, Hıristiyanlığın bir zaferi gibi göstermek istemişler, Peygamberimiz (s.a.s.)’in bütün dinî esasları bu râhipten öğrendiğini iddia etmişlerdir.
Bu iddia son derece gülünç ve tutarsızdır. Oniki yaşındaki bir çocuğun, İslâm gibi mükemmel bir dinin esaslarını bir kaç saatlik görüşme esnâsında öğrenmesi mümkün değildir. Bu râhip bu esasları bilseydi, kendisi tebliğ ederdi. Eğer burada böyle bir konu konuşulsaydı, kafilenin gözü önünde yapılan bu konuşma ağızdan ağıza yayılırdı. Peygamberliğini ilân ettiği zaman inanmayanlar, “bunlar Bahîra’nın sözleri” demezler miydi? Üstelik İslâmiyet, Hıristiyanların “teslis” (üçlü tanrı sistemi) inancını tamâmen reddetmiş “Tevhid inancını” getirmiştir. Görüldüğü üzere, bu iddia son derece çürük ve çirkin bir iftirâdan başka bir şey değildir.

b) Yemen Seyâhati

Hz. Muhammed (s.a.s.) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs’la birlikte Yemen’e gidip gelmiştir.(36)

Posted in H.z Muhammed ( s.a.v ), Peygamberler | Etiketler: | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: