Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 24 Eki 2007

Kim Fakir

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2007

12211Mecmau’l-Enhür sahibi Muhammed b. Süleyman, “Damat Efendi”

Kim Fakir !

Günlerden bir gün, zengin bir baba ailesini, özellikle de oğlunu köye götürdü.
Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek.Çok fakir bir ailenin çiftliğinde birkaç gün geçirdiler. Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu:

– İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü ?
– Evet! – Ne öğrendin peki? Oğlu cevap verdi:
– Şunu gördüm; bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar. Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi.
– Teşekkürler baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Mizah, Muhabbet, Nasihat, Türkiye, İlginç | 3 Comments »

Söz verene SÖZ

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2007

Şeyh Abdülhvâhid Bin Zeyd (k.s.) Hazretleri Kimdir

Söz Verene SÖZ

Allah Resûlü mealen şöyle buyururlar: “Siz bana altı mes’elede söz verin; ben de size cennete kefil olayım.”

1. “Konuşurken dosdoğru konuşun!”
(Davranış ve beyânlarınız dosdoğru olsun.. ve sizler bu mevzuda âdeta birer oka benzeyin!)

2. “Va’dettiğinizi yerine getirin!”
(Zaten bunun aksi münafıklık alametidir.)

3. “Emanette emin olun!”
(Bir yerde emin bilindiğinizden dolayı size bir şey emanet edilmişse, sakın sizi böyle zannedeni, zannında yalancı çıkarmayın! Hatta, onların hüsn-ü zanlarını ahirette dahi yalan çıkarmamaya bakın!)

4. “İffetli olun!”
(Irz ve namusunuzu koruyun; başkalarının ırz ve namusunu aynen kendi namusunuz gibi muhafaza edin!)

5. “Gözlerinizi harama karşı kapayın!”
(Size ait olmayan şeylere bakmayın ve istifadesine mezun olmadığınız şeylere göz dikmeyin! Harama bakmak, kalbi ifsad eder.)
Bir kudsî hadîste şöyle buyrulur:
“Harama bakmak şeytanın zehirli oklarından bir oktur. (Sizin irade yayınızdan çıkar ve kalbinize saplanır. Veya şeytana ait bu yay, sizin irade elinizdedir). Kim bana saygısından dolayı o bakışı terk ederse, onun kalbine öyle bir îman salarım ki, onun zevkini bütün kalbinde hisseder.”

6. “Elinizi başkalarına zarar vermekten uzak tutun!” (Hiç kimseye hiçbir şekilde kötülük yapmayın! İşte, bir bakıma emniyet insanı olmanın şartları sayılan bu maddelere riayet eden bir insan, emin olarak yaşar, ahiretini de bu şekilde emniyet ve garanti altına almış olur. Zaten bu mevzûda, Allah Resûlü’ne söz verene, O da Cennet sözü vermektedir.)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cennet, Düşündüren Sözler, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Muhammed ( s.a.v ), Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, İlginç | 1 Comment »

Çocukları Kucağına Alır, Onları Okşar, Bağrına Basardı

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2007

15gyyi1 copy

Çocukları Kucağına Alır, Onları Okşar, Bağrına Basardı

Hz. Peygamberimiz, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin doğduktan sonra onları görmek için daha sık Hz. Fatıma’nın evine gider olmuştu. Onların bakımlarıyla ilgileniyordu, onlarla oyunlar oynuyordu ve sık sık onlara olan sevgisini dile getiriyordu. Nitekim Hz. Peygamber torunu Hasan için, “Allah’ım ben, O’nu seviyorum. O’nu sen de sev. O’nu seveni de sev.” diye buyurmuşlardır.

Usame bin Zeyd Peygamber Efendimiz’in (sas) kendilerini nasıl sevdiğini bize şöyle anlatır:

Resulullah beni alır, dizi üzerine oturturdu. Hasan’ı da öbür dizine oturturdu. Sonra bizi göğsüne bastırır, “Allah’ım bu ikisine rahmet ihsan eyle. Çünkü ben bunlara hayır ve saadet diliyorum.” derdi. (Buhari, Kitab’ul-Edeb, 22)
Resulullah torunu Hasan bin Ali’yi öptüğü sırada yanında Akra bin Habis oturmaktaydı. Akra, “Benim on tane çocuğum vardır, onlardan hiçbirini öpmedim.” dedi. Resulullah ona doğru baktı ve sonra da adeta bize de örnek olacak bir söz söyledi, “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” buyurdu. (Buhari, Kitabu’l-Edeb, 26)

Resulullah, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in gönüllerini namaz, cami ve manevi ilim meclislerinin aşkıyla daa çok küçük yaşlardan itibaren doldurmuştu. Bir gün cemaatle kılınan bir namaz esnasında Hz. Peygamber secdeye varmıştı. Secde o kadar uzun sürdü ki arkasında namaz kılanlar ne olduğunu merak ettiler. Anormal bir şeylerin olduğunu ya da vahyin geldiğini düşündüler. Namaz bittikten sonra bunun sebebini sordular. Hz. Peygamber onların sorusunu şöyle cevapladı:

Hüseyin, secdeye vardığımda sırtıma çıktı. Evde bu âdeti edindiğinden, onu sırtımdan atamadım ve böylece secde uzun sürdü.” (Buhari, Kitabu’s-Salat, 52) Bir başka zamanda ise Resulullah (sas) hutbe vermekte iken Hasan ve Hüseyin gelir.

Üstlerinde birer kırmızı gömlek vardı. Yürüyorlar ve arada bir sürçüyorlardı. Hz. Peygamber minberden indi, onları taşıyarak önüne koydu ve sonra şöyle buyurdu: “Allah’ın, mallarınız ve çocuklarınız ancak bir fitnedir sözü, haktır. Şu iki çocuğa baktım. Yürüyorlar ve sürçüyorlar. Sabredemedim ve nihayet konuşmamı keserek onları kaldırdım.” buyurmuştur. (Buhari, Fiten, 20)
Çocukluklarından kaynaklanan ufak yaramazlıklarına rağmen Resulullah, torunları Hasan ve Hüseyin’i camiden, namazdan ve sohbet meclislerinden uzaklaştırmıyordu. Aksine, Hz. Peygamber onların caminin manevi havasından faydalanmalarını sağlayarak gönüllerinde namaz ve sohbet aşkını canlandırıyordu.

Caminin feyzi ve namaz aşkıyla yetişen Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin 7-8 yaşlarındayken hatalı abdest alan bir kişiye hatalı abdest aldığını söyleyemeyecek derecede ahlaki olgunluğa ulaşmışlardı. Onun gönlünü kırmak istemiyorlardı.

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den birisi doğru, diğeri hatalı abdest alarak adama “Hangimiz doğru abdest alıyoruz?” diye sormuşlar. Böylece adamın hatasını anlamasını sağlamışlardı.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, H.z Muhammed ( s.a.v ), Türkiye | Leave a Comment »

Peygamberimiz ( s.a.v.) Kısa Ve Öz Konuşurdu

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2007

1,,Peygamberimiz ( s.a.v.) Kısa Ve Öz Konuşurdu

Peygamberimiz ( s.a.v.) Kısa Ve Öz Konuşurdu

Allah Rasulü daima hüzünlü ve düşünceli idi. Lüzumsuz konuşmaz, çoğu kez susardı. Söze tok başlar, tok bitirirdi (lafı ağzında gevelemezdi). Kısa, öz ve manalı konuşurdu. Kelimeleri tane tane söylerdi. Lüzumundan fazla ve eksik konuşmazdı. Yumuşak huylu idi. Az olsa da nimetleri büyük görürdü. Hakka sataşıldığında öfkelenir ve hakka yardım etmedikçe de öfkesinden dolayı bulunduğu yerden ayrılmazdı. İşaret ettiği vakit bütün eliyle işaret ederdi. Bir şeye hayret ettiğinde elini çevirir, konuştuğunda ellerini bir araya getirir, sağ elinin içi ile sol elinin başparmağının içine vururdu. Öfkelendiğinde yüz çevirirdi, sevindiğinde hafifçe gözlerini kapardı. Gülmesi ekseriya tebessümdü ve gülerken dişleri dolu tanelerini andırırdı.

Evdeki hâli
Evine kendi işleri için girerdi ve bu mevzuda serbestti. Evdeki zamanını üçe bölerdi: Bir kısmını Allah’a, bir kısmını ailesine, bir kısmını da kendisine ayırırdı. Sonra kendisine ait olan vaktini kendisiyle insanlar arasında ikiye taksim ederdi. Ayırdığı bu süreyi halkın umumi ve hususi işlerine hasreder, onlardan hiçbir şey esirgemezdi. Ümmetine ayırdığı zaman süresi içinde faziletli kişileri tercih etmek, dindeki derecelerine göre onlarla ilgilenmek âdetlerindendi. Kiminin bir ihtiyacı, kiminin iki ihtiyacı, kiminin de daha fazla haceti olurdu. Hepsiyle meşgul olur, halkı, kendilerine faydası dokunacak işlere yöneltirdi. Müslümanlar kendi meselelerini sorar, o da onlara yararı dokunacak hususları bildirir, şöyle buyururdu: “Burada olanlar olmayanlara sözlerimi duyursunlar. İhtiyaçlarını bana duyuramayanların isteklerini bana iletiniz. İhtiyacını sultana iletemeyen birinin bu hacetini ulaştıranın ayaklarına Allah-ü Teala kıyamet gününde kuvvet verir.

Peygamberin huzurunda lüzumsuz şeyler konuşulmazdı. Konuşulduğu takdirde dinlemezdi. Yanına hayır umarak girerlerdi. Girenlere Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) muhakkak bir şey tattırırdı. Huzurundan çıkanlar hayır kılavuzları olarak ayrılırlardı.
Efendimiz’in ashabına karşı üslubu “Nebi Aleyhisselam, daima güler yüzlü, iyi ve yumuşak huylu idi. Kaba ve katı yürekli değildi. Bağırıp çağırmaz, kötü laf etmez, başkalarını ayıplamazdı. Şakacı değildi. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelirdi. Ondan bir şey uman meyus olmaz, hayal kırıklığına uğramazdı. Nefsini üç şeyden men etmişti: Münakaşa, mübalağa ve gereksiz konuşmalardan. Şu üç hususta da halk ile münasebeti kesmişti: Kimseyi ayıplamaz, başkasının kusurlarını araştırmaz, sevap ümit ettiği mevzuun dışında konuşmazdı. Konuştuğunda hemdemleri sanki başları üzerinde kuş varmış gibi başlarını eğerek ve dikkatle onu dinlerlerdi. O konuştuğunda meclistekiler susar, o sustuğunda da halk konuşurdu. Rasulullah’ın huzurunda çekişilmezdi. Ashabının güldüğüne güler, hayret ettiğine de hayret ederdi. Yabancı birisi konuşma ve isteğinde kaba davrandığında sabır gösterirdi. Arkadaşları böyle bir yabancıya çıkıştıklarında kendilerine: “İhtiyaç sahibini gördüğünüz vakit ona yardım ediniz.” buyururdu. Haktan meyletmedikçe konuşanın sözünü kesmezdi. Övgüde aşırılığa kaçmayanların medihlerini kabul ederdi. Konuşan, haktan saptığında ya sözünü keser yahut kalkıp giderdi.”

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Muhammed ( s.a.v ), Türkiye, İbretlik | Leave a Comment »

Peygamberimiz ( s.a.v.) Boş Bulduğu Yere Otururdu

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2007

201muhammad,muhammed,karikatur,

Peygamberimiz ( s.a.v.) Boş Bulduğu Yere Otururdu

“Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) otururken, kalkarken daima Allah’ı anardı. Oturmak için muayyen bir yeri yoktu. Halkı da böyle bir yer edinmekten men ederdi. Bir topluluğun yanına vardığında boş bulduğu yere oturur ve ashabına da bunu emrederdi. Huzurunda oturan herkesle ilgilenirdi. Öyle ki hiçbir fert başkasına kendisinden daha çok iltifatta bulunduğu zehabına kapılmazdı. Herhangi bir ihtiyacı için birlikte oturduğu veya ayakta dikildiği kimse kendiliğinden ayrılmadıkça onu bırakıp gitmezdi. İhtiyaçlarını iletenlerin ya isteklerini kabul edip yerine getirir yahut tatlı sözlerle yol gösterirdi. Müsamahasına ve güzel huylarına güvenen halk O’na sığınmıştı, onların babası olmuştu. Herkes, hak konusunda huzurunda eşitti. Meclisi hilm, haya, sabır meclisi idi. Onun bulunduğu yerde sesler yükselmez, kimsenin şerefiyle oynanmaz, kimsenin ayıbından söz edilmezdi. Halk eşitti, aralarındaki üstünlük takva ile idi. Ashabı alçakgönüllü idi. Yaşlıya hürmet, küçüğe sevgi gösterirlerdi. İhtiyaç sahiplerini nefislerine tercih eder, yabancıyı korurlardı.”
Fetih Suresi’nden 48/28: Bütün dinlere üstün kılmak için resulünü hidâyet ve hak dinle gönderen O’dur. Buna şahit olarak Allah yeter. 48/29: Muhammed Allah’ın resulüdür. Onun beraberindeki müminler de kâfirlere karşı şiddetli olup kendi aralarında şefkatlidirler. Sen onları rükû ederken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve rıza ararken görürsün. Onların alâmeti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır. Bunlar, Tevrattaki sıfatları olup İncîldeki meselleri ise şöyledir: Öyle bir ekin ki filizini çıkarmış, sonra da onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış da artık gövdesi üzerinde doğrulmuş. Öyle ki ekicilerin hoşuna gider, kâfirleri de öfkelendirir. İşte böylece Allah, onlar gibi iman edip makbul ve güzel işler yapanlara bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

Allah Resûlü (s.a.v) en mükemmel fertler yetiştirmiştir.
Bir insanın inancı sağlam görülebilir; ama ibadetsizdir. Vatanperverlikten bahseder; fakat, rüşvet hastalığından da kendini kurtaramaz. Naziktir, kibardır ne var ki milletin malını korumada hassas değildir. Sonra, her türlü güzel ahlâkı nefsinde toplayabilir; ama bu ahlâk, kafa ve kalbine nakşedilip şahsiyetinin ayrılmaz bir parçası haline gelememiştir. Böyle olunca da bugün kazandığını yarın kaybedebilir.. Bugün sevilirken yarın nefret edilen bir insan olabilir. Şimdi bir insan düşünün ki; inanıyor, inandırıyor; îmân etmiş gönülleri ibadetin her çeşidiyle coşturuyor; “ahlâk” diyor yaşıyor, yaşatıyor; sonra da bütün bu şeylerin, tâ mezara kadar hem de aynı şevk içinde devamını sağlıyor. Acaba bu zâtın bir kudsi kuvvet taşıdığına şüphe edilebilir mi? Haşa! İşte, insanlığın O en büyük Mürebbisi (sas) bütün bu işleri yapmış ve en mükemmel ferdler yetiştirmiş ve böyle ferdlerden de insanlığın bir defa görüp, belki bir daha göremeyeceği en mükemmel bir toplum meydana getirmiştir. Bu durumda, O nebî olmaz da, başka kim olur ki?

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Muhammed ( s.a.v ), Takva, Tavsiyeler, Türkiye, Tevazu, İbretlik | Leave a Comment »

Nebiler Sultanı’ın Mübarek Emanetleri Topkapı Sarayı’nda

Posted by Site - Yönetici Ekim 24, 2007

Hırka-i Saadet Dâiresi,peygamberimizin hırkası,Peygamberimizin hirkasi

Nebiler Sultanı’ın Mübarek Emanetleri Topkapı Sarayı’nda

Topkapı Sarayı’nın “Hırka-i Saadet Dâiresi” olarak adlandırılan bölümünde muhafaza edilen, Hz. Peygamber (sas), yakınları, peygamberler ve Kâ’be-i Muazzama’ya ait eşyalara “Emânât-ı Mukaddese” veya “Emânât-ı Mübâreke” adı verilmiştir. Eşyalar, önceleri “Has Oda” denilen, daha sonra “Hırka-i Saadet Dairesi” adını alan yerde muhafaza edilmektedir.

Topkapı Sarayı’nın Hırka-i Saadet Dairesi’nde 1517’den başlayarak halîfeliğin kaldırıldığı 1924 Mart’ına kadar tam 407 yıl bir saniye ara verilmeksizin Kur’an-ı Kerim okunmuştur. Bu görevi her biri birer saat olmak üzere yirmi dört hafız paylaşıyordu. Buranın muhafazası, başlarında rütbesi mareşal rütbesine denk olan Enderun’un has odabaşı bulunan yüksek kademesinden mezun kırk subay tarafından yürütülmekte idi. Has Oda ağaları denilen bu subaylar doğrudan Padişah’a bağlıydılar. Temizliği bunlar yapar, zaman zaman kendilerine padişah da iştirak ederdi. Toz ve süprüntüler özel bir kuyuya atılırdı.

Osmanlı sultanları tarafından büyük bir tazim ve titizlikle korunan ve 1962’den beri de halkın ziyaretine açık olan bu emânetler şu parçalardan oluşmaktadır: Hırka-i Saâdet veyâ Bürde-i Saâdet: Hz. Peygamber’in (sas) Kâ’b b. Züheyr’e hediye ettiği hırka, mukaddes emânetlerin en önemlisidir.

Hırka-i Saâdet 1,24 m. boyunda geniş kollu ve siyaha çalan yünlü kumaştan yapılmıştır. İç kısmı, krem renkli yünden, kaba bir kumaşla kaplıdır. Önünde, sağ tarafında 23×30 cm. ebadında bir parçası noksandır. Sağ kolunda da eksiklikler olan hırka, 57x45x21 cm. ebadında üsten açıları çifte kapaklı altın bir çekmece içinde, bohçalara sarılmış olarak muhafaza edilmektedir.
Osmanlı sultanlarından bazıları çıktıkları seferlerde Hırka-i Saâdet’i yanlarında götürürlerdi. 1596’da Eğri Seferi sırasında III. Mehmet tarafından ordunun bozguna yüz tutması sonunda giyilmiş ve zafer için dua edilmişti. Ordu daha sonra kendini düzeltmiş ve Haçova’da düşman büyük bir yenilgiye uğratılmıştır.
Yeni saraylar yapılıp, padişahlar buralara taşınınca, Topkapı’da kalan hırka, her Ramazan ayının on beşinci günleri önceden olduğu gibi büyük bir merasimle ziyaret olunurdu. Bunun için birkaç gün önceden padişahın da bizzat hizmet ettiği bir hazırlık yapılırdı. Kur’an kıraati eşliğinde padişah tarafından açılan Hırka-i Saâdet’e başta şeyhü’lislâm ve sadrazam olmak üzere, diğer davetliler protokol sıralarına göre teker teker gelip yüz sürerlerdi. Ziyâretten sonra, yüz sürülen kısmı Silahtar Ağa, altın tas içinde getirilen su ile yıkar öd ve amber sürerek kuruturdu. Padişah tarafından yenilenen bohçasına konulur ve zikredilen çekmeceye yerleştirilirdi. Bu merâsim büyük bir vecd ve huşu içinde yapılırdı. Allah Rasûlü’nün hırkasına bohçası dışından bile olsa yüz sürmek herkese büyük bir ruhânî haz verirdi.
Sancak-ı Şerif (Livâ-i Saâdet): Hz. Peygamber (sas)’in Ukab adı verilen siyaha meyyal yünlü kumaştan sancağı. Osmanlılar zamanında seferlere götürüldüğü için zamanla yıpranmıştır.

Gasl-i Nebevî Suyu
Peygamber’imizin (sas) gasil suyunun muhafaza edildiği yeşil şişe zamanın tahribatına dayanamamış, günümüze ancak kırık parçası ulaşmıştır.
Hz. Peygamber’in mübarek dişleri (Dendan-ı Saâdet): Uhud Savaşı’nda kırılan dişlerinin bir parçasıdır.
Sakal-ı Şerifler (Lihye-i Saâdet): Hırka-i Saâdet Dairesi’nde birçok sakal-ı şerif vardır. Bunlardan biri altın çerçeveli ve camlı bir mahfaza içinde, diğerleri mücevherli kutularda korunmaktadır.

Hz. Peygamber (sas)’in ayak izi (Kadem-i Saâdet): Hz. Peygamber’e izafe edilen altı tane ayak izi vardır. Bunlardan dördü taş, ikisi tuğla nev’indendir. Hırka-i Saâdet Dairesi’nde mermer gömme dolapta muhafaza edilen 28×12 cm. ebadındaki, som altından bir çerçeve ve kapak içinde olanı Abdülmecid zamanında Trablusgarp tarafından getirtilmiştir. Bu ayak izinin miraç yolculuğunda bastıkları taş olduğu rivayet edilmektedir.

Hz. Peygamber’in (sas) mührü (Mühr-i Saâdet)
Hz. Peygamber’in (sas) mektupları (Nâme-i Saâdet).
Hz. Peygamber’in (sas) kılıçları (Süyûf-u Mübâreke):
Hz. Peygamber’in yayları (Keman-ı Peygamberî)
Bunların dışında Hz. Peygamber’e izafe edilen 23 cm. uzunluğunda tek bir nalın ve üzerinde onun gasil suyunun bulunduğu yazılı kırık yeşil bir şişe ve aslında Asur dönemine ait bir tablet olan ve bulunduktan sonra Efendimiz’ce teyemmüm yaparken kullanıldığı rivayet edilen “teyemmüm taşı” bulunmaktadır.

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, H.z Muhammed ( s.a.v ), Mukaddes Emanetler, Osmanlılar, Türkiye | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: