Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for Ağustos 2007

Sıkıntıdan Kurtulmak İçin Okunacak Duâ …

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2007

 dua

Sıkıntıdan Kurtulmak İçin Okunacak Duâ …

(Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!)(22)

(Lâ ilâhe illallâhül’azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü Rabbül-Arş-il’azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve Rabbül-Erdı Rabbül’Arş-il-kerîm.) (23)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

İstiğfara devam eden, her sıkıntıdan, her dertten kurtulur, ummadığı yerden rızıklanır

Lâ ilâhe illallah demek 99 belâyı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.”

La havle ve la kuvvete illa billah okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır

Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kereLa havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azimderse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.

“Sıkıntılı iken “Hasbünallah ve ni’mel-vekîl” deyiniz!”

Sabah-akşam İhlas ve Muavvizeteyni [iki kuleuzüyü] üçer defa oku! Bunlar, bütün belâları, afetleri, sıkıntıları ve istemediğin şeyleri giderir.”

Bir kimse, sıkıntılı zamanında on defa, Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm’i okursa, Allahü teâlâ üzüntüsünü giderir.”

İmam-ı Rabbanî hazretleri, her türlü zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa La havle vela kuvvete illa billah okur, okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüz defa Salevat-ı şerife getirirdi.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Dualar, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 1 Comment »

Nevruz Kutlamak Günahmı ?

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2007

Nevruz Kutlamak Günahmı ,nevruzbayrami

Nevruz Kutlamak Günahmı ?

Dürr-ül-muhtâr da diyor ki, (Nevruz veyâ Mihrican [Martın ve Eylülün yirminci] günlerinde, bunların ismlerini söyliyerek hediyye vermek harâmdır. Bu günleri bayram bilerek vermek, küfr olur. Bu günleri ta’zîm ederek kâfire yumurta veren kâfir olur. Bu günlerde birşey satın almak da böyledir. Her zemân aldığını satın alırsa, kâfir olmaz).

Bezzâziyye fetvâsında diyor ki, (Nevruz günü, mecûsîlerin bayramıdır. O gün, mecûsîlerin yanına gidip, onların yapdıklarını yapmak küfrdür. O gün, bayram yapan müslimânın îmânı gider de haberi olmaz). Noel günü ve gecesinde ve kâfirlerin paskalya ve yortularında, onlar gibi bayram yapanın da kâfir olduğu bu fetvâdan anlaşılmakdadır.

İmam-ı Rabbani kuddise sirruh buyuruyor ki:

Hindûların bayram günlerine [ve ateşe tapınanların Nevruz günlerine ve hıristiyanların Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına] hurmet etmek ve o zemânlarda, onların âdetlerini, onlar gibi yapmak, şirk olur. Küfre sebeb olur. Kâfirlerin bayramlarında, müslimânların câhilleri ve hele kadınlar, kâfirlerin yapdıklarını yapıyor ve bu günleri, müslimân bayramı zan ediyor ve kâfirler gibi, birbirlerine hediyye gönderiyorlar. Eşyâlarını, sofralarını kâfirlerin yapdığı gibi, süsliyorlar. O geceleri, başka gecelerden ayırd ediyorlar. Bunlar hep şirkdir, kâfirlikdir. Sûre-i Yûsüfdeki âyet-i kerîmede meâlen, (Biz, Allahü teâlânın varlığına, birliğine, herşeyi yaratan O olduğuna inandık, müslimân olduk diyenlerin çoğu, başkalarına ibâdet ve itâ’at ederek ve dahâ birçok hareketleri ve sözleri ile, müşrik oluyorlar) buyuruldu. (Mektubat, 3. cild, 41. mektub)

Yukarıdaki bilgiler için bkz.

Birgivi Vasiyetnamesi Şerhi (Kadızade Ahmed Efendi), Bedir Yayınevi, s.133 ve 200-214.

İbn-i Abidin (Reddü’l-Muhtar) tercümesi, Şamil Yayınevi, c.15, s.381 ve c.17, s.310.

Burada yazılması uygun görülmeyebilir: Şap.., kas… ve kenarlıklı serpuşların hükmü hakkında bkz.

İskilipli Atıf Hoca, Frenk Mukallitliği ve İslam, Çile Yayınevi (sadeleştiren: Sadık Albayrak)

Duyanlar duymayanlara duyursun arkadaslar, Bøylesine kutlamalarin bilerek veya bilmeyerek nelere maloldugunu dusunmemiz gerek,Allah yardimcimiz olsun.
.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Gündem, Genel, Nevruz Ve Noel Kutlamanın Hükmü, Soru Ve Cevaplar, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | 1 Comment »

En çok sevdiğiniz 3 şey denilse…..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2007

Şefaat et Yâ Muhammed ( s.a.v.)

En çok sevdiğiniz 3 şey denilse…..

Peygamber efendimiz buyurdular ki: DÜNYANIZDAN BANA 3 ŞEY SEVDİRİLDİ:güzel koku,helal nisa(kadın) gözüm nuru olan namaz.

HZ.EBUBEKİR(R.A.)İSE BANA 3 ŞEY SEVDİRİLDİ YA RESULULLAH:senin yüzüne bakmak,kızımın resulullah’ ın zevcesi olması,senin yolunda mal harcamak.

H.Z. ÖMER BANA 3 ŞEY SEVDİRİLDİ:iyilikle emretmek,kötülükten nehyetmek,eski kaftan giymek.

H.Z. OSMAN DÜNYADA BANA 3 ŞEY SEVDİRİLDİ:aç doyurmak,kuran okumak,çıplak giydirmek.

H.Z. ALİ BENDE DÜNYADA 3 ŞEYİ SEVDİM:misafire hizmet etmek,yaz gününde oruç tutmak,düşmana kılıç vurmak.,

İBNİ ABBAS BANA 3 ŞEY SEVDİRİLDİ:mahlukattan uzlet,ALLAH ile ünsiyet,ALLAH’a tövbekar olmak.,

H.Z. HASAN BANA 3 ŞEY SEVİMLİ GELDİ:geceleri namaz kılmak,sözün doğrusunu söylemek,hastaları ziyaret etmek.

H.Z.HÜSEYİN BEN 3 ŞEYİ SEVDİM:ALLAH’A muhabbet,ALLAH için fukaraya şefkat,ALLAH yolunda şehadet

H.Z.HAMZA BANADA 3 ŞEY SEVİMLİ GELİR:ahde vefa,emanete eda,cemaate devam

H.Z.AYŞE BANA 3 ŞEY SEVİMLİ GELDİ:ana babaya ikram,helal kazanç,haramdan sakınmak.

H.Z.FATMA İSE:yetimlere şefkat,fakir ve zayıflara merhamet,komşuya ihsan.

MİKAİL(A.S.):ağlayan göz,zikreden lisan,titreyen kalb.

İSRAFİL(A.S.):ilmiyle amil alim,sabırlı zahid, acize yardım.

AZRAİL(A.S.):ALLAHa tevekkül,ALLAH’ın kaderine rıza,ALLAH’ın emrine itaat.

CEBRAİL(A.S.):delalette olanları hidayet etmeyi,ALLAH’a itaatkar olan gariplerle ünsiyet etmeyi,darlık içinde olan ailelere yardım etmeyi.

CENAB-I RABBUL ALEMİN HAZRETLEİ BUYURDU:sıkıntıları kaldırmak,günahları magfiret etmek,ayıpları setretmek.

Bu soruya siz nasıl cevap verirsiniz?

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Gündem, Güzel Sözler, Genel, Nasihat, Türkiye | 3 Comments »

Peygamberimiz (S.A.V) in Hz.Ali (R.A.) ye Nasihati

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2007

Kabe`de ve Mescid-i Nebevi`de Namaz

Peygamberimiz (S.A.V) in Hz.Ali (R.A.) ye Nasihati

Ya Ali Beş şey Gözün nurunu Arttırır;

1) Kabei Muazzamaya bakmak,

2) Kuranı Kerime Bakmak,

3) Ana – Babanın Yüzüne Bakmak,

4) Alimin Yüzüne Bakmak,

5) Akar Suya Bakmak,

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Güzel Sözler, Genel, Hadis-i Şerifler, Nasihat | Leave a Comment »

Magara Ashabı`nın Kıssası..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2007

Magara Ashabi`nın Kıssası..

Magara Ashabı`nın Kıssası..

– İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

“Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. (Akşam olunca) geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan (kayan) bir taş yuvarlanıp, mağaranın ağzını üzerlerine kapadı.

Aralarında:

“sizi bu kayadan, salih amellerinizi şefaatçi kılarak Allah’a yapacağınız dualar kurtarabilir!” dediler. Bunun üzerine birincisi şöyle dedi:

“Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirini yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hâla uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım.
Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını beklliyordum. Derken şafak söktü:

Ey Allahım! Bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!

Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi.

İkinci şahıs şöyle dedi:

“Ey Allahım! benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Ondan kâm almak istedim. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüzyirmi dinar verdim; kabul etti.

Arzuma nail olacağım sırada:

Allah’ın mührünü, gayr-ı meşru olarak bozman sana haramdır!” dedi.
Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terkettim.

Ey Allah’ım, eğer bunları senin rıza-yı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar.”

Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı.

Üçüncü şahıs dedi ki:

“Ey Allahım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum.
Ancak bir tanesi (bir farak pirinçten ibaret olan) ücretini almadan gitti.
Ben de onun parasını onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken (yıllar sonra) çıkageldi ve:

Ey Abdullah! bana olan borcunu öde!” dedi. Ben de:

Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve ve köleler senindir. Git bunları al götür!” dedim. Adam:

Ey Abdullah, benimle alay etme!” dedi. Ben tekrar:

Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!” diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü.

Ey Allahım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!” dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler.”

Buhari, Enbiya 50, Büyü’ 98, İcâre 12, Hars 13, Edeb 5; Müslim, Zikr 100, (2743); Ebu Dâvud, Büyû’ 29, (3387).

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Uydurma hadîs nasil anlasilir?

Posted by Site - Yönetici Ağustos 16, 2007

 

Uydurma hadîs nasil anlasilir?

Peygamber efendimizin vârisleri, vekîlleri olan âlimlere olan i’timâdi sarsmak için, Ingilizler asirlardir, Islâm âlimlerinin kitaplarinda uydurma hadîs olabilecegini telkîn etmeye çalismislar, bunda da oldukça basari sagladiklari, bir çok genci zehirledikleri anlasilmaktadir. Bir müctehid, baska bir müctehide hatâ ettin demez. (Ictihâd ictihâd’la nakzedilemez) [Mecelle m.16)

Dört mezhebde birbirinden farkli hükümler vardir. Fakat hiçbiri, digerini sapiklikla, hatâ etmekle ithâm etmemistir. Çünkü hadîs-i serîflerde buyuruluyor ki: (Âlimlerin farkli ictihâdlari, mezheblere ayrilmalari rahmettir.) [Beyhekî]

Hanefî ve Hanbelî’de gusülde agzin içini yikamak farz iken, Mâlikî ve Sâfiî’de farz degildir. Bunun için mezhebin birine dogru, ötekine yanlis denemez.

Her müctehidin bir hadîsten hüküm çikarmasi farklidir. Bir müctehidin sahîh dedigi bir hadîse, baska bir müctehid mevdû’ diyebilir.

Muhaddis mevdu derse

Hadîs ilminde müctehid bir âlim, bir hadîse mevdû’ derse, diger müctehidler buna sahîh diyebilir. Çünkü mevdû’ diyen müctehid, bir hadîsin sahîh olmasi için lüzûm gördügü sartlari tasimiyan bir hadîs için, “Mezhebimin usûlünün kâidelerine göre mevdû’dur” der. Ya’nî bu sözün hadîs oldugu bence anlasilamamistir, der. Yoksa, “Bu söz, Peygamber efendimizin sözü degildir” demek istemez. Ayni hadîs için baska bir müctehid sahîhtir diyebilir. Sahîh oldugunu söyleyen müctehid ötekine, “Peygamber efendimizin bu sözüne nasil mevdû’ dersin?” demedigi gibi, öteki de, “Bu uydurma söze sen nasil hadîs diyebilirsin?” demez.

Diyelim ki, Süyûtî ve Zehebî gibi hadîs âlimleri, Imâm-i a’zâm ve Imâm-i Gazâlî hazretlerinin sahîh dedigi bir hadîse mevdû’ dese, o hadîs, ancak bu iki zâta göre mevdû’ sayilir. Hadisi bildiren imâmlara göre yine sahîhtir. Fakat Aclûnî, hadîs imâmlarinin bildirdigi hadîs-i serîflere mevdû derse, o hadîs mevdû olmaz.Peygamber efendimizin, mu’cize olarak gelecekten haber veren birçok hadîs-i serîfleri vardir. Bunlarin çogu çikti. (Uydurma hadîs çoktur, Kur’ân okuyalim) diyenlerin de çikacagini bildirerek buyurdu ki:

(Bir zaman gelir, beni tekzib edenler çikar. Söyle ki, kendisine benden bir hadîs söylenince, “Resûlullah böyle sey söylemez. Bunu birak, Kur’ândan söyle” der.) [Ebû Ya’lâ]

Eger herkes Kur’ân-i kerîmden hüküm çikarabilseydi, hadîs-i serîflere, Eshâb-i kirâma ve âlimlere ihtiyâç kalmazdi. Onun için Allahü teâlâ da, Peygamber efendimiz de âlimlere uymamizi emrediyor. Imâm-i Rabbânî hazretleri buyurdu ki:

(Hadîs-i serîflerle amel etmek, bize câiz olmaz. Mezhebimizin hükmüne aykiri gibi görülen hadîs-i serîfler, âlimlerin sözlerini reddetmek için delil ve senet olamaz.) [Müj.Mek. 312]

Muhammed Hadimî hazretleri buyuruyor ki:

(Dindeki dört delil, müctehidler içindir. Bizim için delil, mezhebimizin bildirdigi hükümdür.

Çünkü bizler, âyet ve hadîsten hüküm çikaramayiz. Mezhebin bir hükmü, âyete, hadîse uymuyor gibi görünse de yanlis degildir. Bunun için tefsîr ve hadîs okumamiz uygun olmaz.) [Berîka s.94]

Uydurma hadis nakli

Imâm-i Gazâlî gibi büyük âlimlerin kitaplarinda uydurma hadîs oldugunu söyleyen Aclûnî’ ve M.Semseddin Sehâvî Peygamber efendimizin ana-babasina kâfir diyen Aliyyül kâri ve benzerlerinin sözlerine aldanarak, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarina dil uzatmak ve onlarin kitaplarinda uydurma hadîs var demekten sakinmalidir. Hiç bir Ehl-i sünnet âliminin kitabinda uydurma hadîs olmaz.

Islâm âlimleri, hadîs uydurmanin ve uydurulmus hadîsi nakletmenin vebâlinin büyüklügünü bildikleri için, Allahtan çok korktuklari için, tek kelime ile sâlih âlim olduklari için kitaplarina uydurma hadîs almazlar. Asagidaki hadîs-i serîfler hadîs âlimlerinin kitaplarindan alinmistir.

(Benden duydugunuz âyet ve hadisi teblig edin! Benî Isrâil’den bildirdiklerimi de söyleyin! Yalniz bana bilerek yalan isnat eden Cehennemdeki yerine hazirlansin!) [Buhârî]

(Iftirâcilarin en büyügü, söylemedigim bir sözü, bana isnat edip nakledendir.) [Beyhekî]

(Söylemedigim sözü, hadîs olarak bildiren veya Ku’âni kendi re’yi [görüsü] ile tefsîr eden, Cehennemde azâb görecektir.) [Tirmizî]

Bu hadîs-i serîfleri nakleden ve bilen bir âlim, nasil olur da kitabina uydurma hadîs alabilir? Yoksa uydurma hadîsi bilemiyecek kadar hâsâ câhil miydiler?

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye | 1 Comment »

Abdulhalik Gücdüvani Hz. Vasiyeti

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

 

Abdulhalik Gücdüvani Hz. Vasiyeti

Vasiyet ederim ki sana ey oğul; bütün hâllerinde ilim, edep ve takvâ üzerinde olasın!..

Geçmişlerin eserlerini oku, ehl-i beyt ve ehl-i sünnet vel-cemaat yolundan git!

Fıkıh ve hadîs öğren ve câhil sofîlerden bucak bucak kaç!

Namazlarını, mutlaka cemaatle kıl!

Kalbinde şöhrete meyil varsa imam ve müezzin olma!

Şöhretten gücünün yettiği kadar uzaklaş! Şöhrette âfet vardır. Makamlarda da gözün olmasın; dâima kendini aşağılarda tut!

Tâkat getiremeyeceğin işe kefil olma!

Halkın seni alâkadâr etmeyen işlerine karışma!

Fâsık idarecilerle düşüp kalkma!

Her hususta dengeyi muhâfaza et!

Ölçüyü kaçırıp güzel ses dinlemeğe fazla kapılma ki, ruhu karartır ve sonunda nifak doğurur. Böyleyken güzel sesi de inkâr etme ki, onunla ezân ve Kur’ân, ruhları ihyâ eder.

Az ye, az konuş, az uyu; ve gâfillerden ve ahmaklardan arslandan kaçar gibi kaç!

Fitne zamanları yalnızlığı tercih et, menfaati icâbı fetvâ vererek dînin hafife alınmasına sebep olanlardan, mağrur zenginlerden ve câhillerden uzak dur!

Helâl ye, şüpheli işlerden sakın ve evlenmede takvâya dikkat et. Aksi hâlde dünyaya bağlanır ve o uğurda dînini zedelersin…

Çok gülme; hele kahkahayla gülmemeye dikkat et! Çok gülmek kalbi öldürür. Fakat tebessümü de elden bırakma. Zîrâ tebessüm sadakadır.

Herkese şefkat gözüyle bak ve kimseyi hakîr görme!

Kendi dışını aşırı bezeyip süsleme; zarif ve sade giyin. Zîrâ sırf dışa aşırı itina, iç haraplığından gelir.

Münâkaşa etme, kimseden bir şey isteme, müstağnî kal, kanaatle zengin ol, vakarını koru!

Sende emeği olanlara ve seni terbiye edenlere karşı vefâkar ol, malınla ve canınla onlara hizmet et ve onların hâli ile hâllen! Onları kınayan gâfiller felâh bulmaz. Dünyaya ve dünya ehli olan gâfillere meyletme!

Gönlün dâima mahzûn, bedenin kulluğa güçlü, gözün yaşlı ve kalbin rakik (ince) olmalı. İşin hâlis, duân ilticâ ve libâsın (elbisen) mütevâzî, yoldaşın sâlihler, sermayen zahirî ve batınî (dış ve iç) din ilimleri, evin mescid ve yakının Allâh dostları olsun!..”.

…Kuddise sirruh…

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, İslam Alimleri | 1 Comment »

Cinsel ilişkide haramlar ve helaller

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

Cinsel ilişkide haramlar ve helaller

Cinsel ilişkide haramlar ve helaller

İslam Fıkıh Ansiklopedisi

Selamlar arkadaslar, islam fikih ansiklopedi`sinden gøzume carpan ve gercekten merak edilen bircok sorunun cevabini iceren yaziyi sizlerle paylasmak istedim, ( Biliyorsunuz bøyle konulari herkes øgrenmek ister ,ama utandigimizdan soramayiz , onun icin arada bir bøyle konulari sizlere sunmayi dusunuyorum, ne dersiniz?)

Bu konu başlıbaşına bir kitap ve araştırma konusu olduğundan, biz bu mevzuda söylenmesi gerekenlerin tümünü söylemeye çalışmayacak, bazı tereddütlü ya da önemli noktalara deginmekle yetinecegiz.

Bu konuda hiç unutulmaması gereken en önemli nokta, insanın yaradılış gayesidir. Insan Allah’ın yüceligi karşısında kendi güçsüzlügünü kabullenmesi ve her hareketini Allah’a kulluk olarak yapması için yaratılmış bir varlıktır. Öyleyse yemesi, giymesi yatması ve kalkması gibi, cinsel ilişkisi de ibâdet olarak yapılmalıdır. Haramdan sakınmak, Allah’ın nimetinden helâl olarak yararlanmak, yapacağı hayırlı işler için fikrini meşgul eden cinsel arzuyu, sağlam düşünebilmek için gidermek, koca karının, karı da kocanın hakkını ödemek ve en önemlisi müslüman nesli yetiştirmek amacıyla yapılan meşru bir cinsel ilişki ibâdettir ve insana aldığı zevkler yanında sevap da kazandırır. “Kişinin zevkini yaşamasında hiç sevap olur mu ?” diye soran sahabiye Allah Rasûlü Efendimiz; “O suyu haram bir yere akıtsaydı, günah olmayacak mı idi? Öyleyse helâlından akıtması da sevaptır” buyurmuştur.(Müslim, zekât 52; Ebû Dâvûd, tatavvu’ 12; edep 160; Müsned V/167,168.)

Öbür yönüyle insan, arzu ve şehvetinin esiri olup, sırf zevki için yaşar hale gelmemelidir. Bu, ondaki hayvanî güçleri geliştirir, melekî güçleri zayıflatır ve insanı alçaltır. Halbuki, bütün zevkler gibi cinsel ilişki zevki de bir gaye değildir, bir gaye için yaratılmış insana Allah’ın bir hediyesidir. Insandan, neslini sürdürmesini istemiş ve bunu Allah’ın istediği doğrultuda yapması halinde kendisine cennet vadedilmiştir. Ise cinsel ilişki zevki gibi peşin bir avans da verilmiş ve sanki öbür âlemde alabildiğine tadacağı zevklerden, daha dünyada iken ona parmak ucuyla hafifçe tattırılmıştır. Ya da yorucu çabalarla yüce bir gayeye ulaşması istenen insana, gönül eglendirme türünden çerez takdim edilmiş ve asıl ziyafetin sonda olduğu bildirilmiştir. Tıpkı zor birise kosulan çocuklara, işi sonuna kadar götürmeleri için verilen oyuncaklar gibi. O çocuğun verilen işi bırakıp bu oyuncakla eglenmesi, oyuncağın veriliş amacına ne derece zitsa, insanın cinsel zevklerini gaye olarak görüp, sırf onlarla meşgul olması da yaratılış gayesine o derece zittir.

Şimdi vereceğimiz bilgilerde bu açınin gözönünde bulunduiulması gerekir.

Tutma ve bakma konusunda karrkoca arasında avret olan bölge yoktur.(Ibn >bidin VI/367) Hz. Ömer’in oğlunun; “bana göre birbirinin organlarına bakmaları daha iyidir, çünkü bu cinsel ilişkinin tadıni artırır,” dediği nakledilir. Fakat Aynî; “bu sözün, onun sözü olduğu kesin değildir” der. Tutma konusunda câiz değildir diyen yoktur. Ebû Yûsuf; “Ebû Hanife’ye sordum ki, erkek karısının organını tutsa, kadın da kendisine karşı tahrik etmek için kocasının organını ellese, bunda bir sakınca var mıdır2 O da bana; hayır, yoktur. Hattâ bu sevaptır ve ecrin büyük olmasını sağlar dedi”.

Hanımı ile ilişkide bulunurken, onu tanıdığı güzel bir kadın diye hayâl edip, onunla sevişiyor gibi cima yapmasının haram olmadığını söyleyenler vardır. Ancak Ibn Âbidîn; bizim kurallarımıza göre bunun helâl olmaması gerekir, çünkü bu, suyu şarap olarak düşünüp içmeye benzer. Onun haram olduğu açıktır. Öyleyse öbürü de helâl olmamalıdır” der. ( Ibn ilbidin VI/372.) Doğru olan da bu olsa gerektir.

Cinsel ilişkide kullanılan kremler, ya da yağlandırıcıların, domuz yağı gibi haram madde içermedikten sonra, helâl olmadığını gösteren bir delil yoktur. Ancak bu normal eşlere tavsiye edilmeyecek bir durumdur. Allah bu iş için tabi nemlendirici yaratmayı ihmal etmemiştir.

Cinsel ilişkinin yasaklanan, ya da tavsiye edilen bir şekli yoktur. Ne var ki, tabiîlik dinî olan İslam’ın, bu konuda da tabiî olanı tercih edeceği açıktır. Üreme organından olmak üzere, karı ile koca hangi tür ilişkiden zevk alıyorlarsa onu uygularlar. Ayakta, otururken, yatarken, arkadan, önden, altta, üstte; hangisini isterlerse öyle yaparlar. Ancak üzerlerinin örtülü olması Islâmî bir edep ve emirdir.” Allah ise utanmaya en lâyık olandır”(Fetâvây-i Hindiyye’de: “Oda küçük olursa (5-10) zira’ yani yaklaşık(3 x 6 m2) koca böyle bir odada cima maksadıyla karısını soyabilir. Bir kısım ulema karı kocanın bir odada tek başlarına soyunmalarında mahzur olmadığını söylemişlerdir.” (Ibn Âbidîn, Kunye’den, V/288). Ama bu, elbette cima ederken açık olabilecekleri anlamına gelmez. Hadîs için bk. Buhârî, ilm 15, edep 68.)

Karısına dübüründen yaklaşmak çok çirkin bir hareket ve haramdır. Insanın tabiatina, şeref ve onuruna aykırıdır.

Erkeğin, şehvetini uyandırmak ve zevk duymak için, eliyle ya da butlarıyla kendi kendini tatmin etmesi helâl görülmemiştir. (Bu konuda Mü’minûn (23) 7 ve Me’âric (70) 31 âyetleri ve tefsirlerine bakılabilir.) Haramlığını bazıları hafif, bazıları da kaba olarak nitelemişlerdir. Ancak erkeğin yanında karısı yoksa, ya da evli değilse, kalbi bununla meşgul oluyorsa ve harama düşme endişesi varsa, kendisini boşaltmanın, bunu âdet haline getirmemek şartıyla câiz olduğunu söyleyenler vardır. Hattâ, ciddî olarak harama düşme endişesi varsa ve bu yolla buna engel olunacaksa, bunun vâcip olduğunu söyleyenler de vardır. (Geniş bilgi için bk. Mahlûf, Fetâvâ I/117,118.) Ancak Peygamberimizin bu konudaki tavsiyesinin, şehveti oruç tutmakla yatıştırmak olduğu unutulmamalıdır. (Söz konusu hadîslerinde Rasûlüllah Efendimiz: “Gençler! Evlilik külfetine hanginizin gücü yetiyorsa evlensin.” Yapamayan oruç tutmalıdır. Çünkü onun (nefsi dizginleyici) kamçısı vardır” Buhârî, savm 10, nikâh 2, 3; Müslim, nikâh 1, 3; Ebû Dâvûd, nikâh 1) Bu yolla hem haramdan kurtulacak hem de sevap kazanacaktır.

Erkeğin eli vb. şeylerle kendini tatmin etmesi caiz olmadığı gibi, kadının da bu yolla tatmin araması câiz değildir. Ancak koca, karısının eli ile ya da vücudunun diğer yerleri ile tatmin olabileceği gibi, karısını da bu yolla tatmin edebilir. (Serahsî, Mebsût X/159.)

Hastalık, zayıflık ve güçsüzlük gibi sebeple cinsel ilişkiye dayanamayan ve bu yüzden istemeyen kadınla cima etmek haramdır. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü’d-dürriyye I/26.)

Evlendiğinde karısıyla ilişkiye güç yetiremeyen erkek bir yıl beklenir. Bir yıl boyunca da, bir defa olsun, güç yetiremezse, karısı, istemesi halinde ayrılır, erkeği beklemeye zorlanamaz. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü’d-dürriyye I/30.)

Mushaf bulunan odada cima etmenin sakıncası yoktur. Çünkü müslümanlann evlerinde ve odalarında genellikle Mushaf bulunur. Ancak Allah’ın kelâmına karşı saygı duyulduğunu göstermek için Mushafin örtülmesi gerekir. (Ibn Âbidîn, I/266, el-Hediyyetü’l-Alâiyye 268.)

Mescidlerin üzerinde cinsel ilişkide bulunmak mekruhtur. Çünkü mescidler semâya kadar mesciddirler. (Alâuddîn Âbidîn, el-Hediyyetü’l-Alâ’iyye 283.)

Cimaya başlarken “besmele” çekerek,hadîste geçen “Bismillâh, Allahümme cennibnâ’ş-Şeytâne ve cennibi’ş-Şeytâne mâ-razektenâ” duasını okuması müstehaptır ve cimanın edeplerindendir. (Örnek olarak bk. Buhârî, bed’ul-halk 11; Müslim, talak 6, nikâh18)

Kocası kendisini cimaya çağırdığında, karısının bunu özürsüz olarak reddetmesi, câiz değildir. Hattâ âdetli olması da bir özür değildir. Çünkü kocası onun, âdetli iken haram olan bölgesi dışında bir yerinden yararlanabilir. (Fetâvây-i Hindiyye (yazma) 611/45 Müslim, hayz 16, Nesâî, taharet 180; Ibn Mâce, taharet 124) Bu konuda özellikle kadının sözkonusu edilmesi, cimada erkeğin, kadından daha sabırsız olduğundandır. Yoksa kadının, kocasından cima isteme hakkıyok demek değildir.

Karıkocanın, zaruret olmadıkça cinsel ilişki biçimlerini başkalarına anlatmaları haramdır. Peygamberimiz (s.a.s.) : “Şüphesiz ki, Kıyâmet Gününde, Allah’ın katında, emanete hiyanetin en büyüklerinden biri, karıkoca beraber düşüp-kalktıktan sonra, kocasının kadının sırrını yaymasıdır” buyurmuştur. (Müslim, nikâh 21; Davûdoğlu age VN/327 vd.)

Emzikli kadınla cimada bulunmak câizdir. (bk. Müslim, nikâh 24; Davûdoğlu age VN/342 vd.) Bir kadını görerek şehveti harekete gelen kimsenin, derhal karısı ile cima etmesi ve nefsini yatıştırması müstehaptır. (bk. Müslim, nikâh, 2; Davûdoğlu age VN/221.)

Cimada özellikle dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de, temizliğe olabildiğince dikkat etmektir. Mümkünse ilişkiden önce eşlerin dış organlarını sabunla yıkamaları müslümanca bir davranış olur. Çünkü temizlik müslümanlığın ana temellerindendir. Kasıklarda yuvalanıp üreyen mikropların, ilişki yoluyla kadının rahmine ulaşıp, çeşitli rahim hastalıklarına sebep olabileceği, ya da mevcut hastalıkları artırabileceği hiç unutulmamalıdır. Peygamberimizin (s.a.s.) cima edeceklere abdest almayı tavsiye etmesi (bk. Ibn Kudâme, el-Mugni VN/26) bundan olsa gerektir.

Cima gücünü artıracak besinler yemek sakıncalı değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kına sürünmeyi tavsiye ederken; çünkü o, cildi güzelleştirir, cima gücünü artırır(Zehebî, et-Tibbu’n-Nebevî 25), buyurmuştur. “Tıbbı Nebevî” kitaplarında buna benzer hadisler nakledilir ve cima gücünü artıracak gıda rejimi verilir. (agk)

Ilişkinin ne olduğunu bilecek kadar büyük çocukların bulunduğu odada, onlar uyurken bile cima etmek câiz değildir. (Nemenkânî, el-Fethu’r-Rahmanî N/2l3)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cinsel İlişkide Haram Ve Helaller, Diger Konular, Dini Konular, Evlilik, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslama Göre Cinsel Hayat | 32 Comments »

İsmail’ini Kurban Et!..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

İsmail’ini Kurban Et!..kurban-kesmek-kimlere-vaciptir

İsmail’ini Kurban Et!..

Gözünün nurunu Allah’a kurban et!…

Bu emrin muhatabi, sefkatli bir peygamber ve merhametli bir baba olan Hazret-i ibrahim Aleyhisselam’di.Gördügü bir rüyada, senelerce önce, oglu olursa onu Hakk’a kurban edecegine dair söz verdigi hatirlatiliyor ve bu vaadini yerine getirmesi isteniyordu.

Koca bir yüzyili sikintilarla geçirmis, tevhidin müezzinligini yapip sirk sütunlarini bir bir devirmis; kendisinden sonra insanlara yol gösterecek hayirli bir varis, göz aydinligi olacak salih bir çocuk istemis; beklemis…beklemis…artik yaslanmis, saçi sakali agarmis ve nihayet hayatinin semeresini, insanlik agacinin “asil meyve”sine dayelik edecek mübarek tohumu bulmus bir baba ile yeni açmis tomurcuk bir ogul…

Öyle bir ogul ki; babasi onun gelisini yüzyil beklemis, o ise babasinin hiç beklemedigi bir anda gelmis; gelmis ve ibrahim’in can delikanlisi, hayatinin nes’esi, ask, umut ve zevk asisi kutlu bir fidan oluvermis.

ibrahim!Biçagi oglunun bogazina daya ve onu kendi ellerinle kurban et!

iste Allah’in Halil’i bu mesajin sokuyla belki hayatinda ilk defa korkmus, ürpermis..Hangisini seçersin ey ibrahim?

Esareti mi, kurtulusu mu?Hevesi mi , bilinci mi?Bagliligi mi, mesaji m?Babaligi mi, peygamberligi mi?Babalik sefkatini mi, nebilik ciddiyetini mi?ismail’i mi, Rabbini mi?

Seç Ey ibrahim!…

Biricik gönül meyveni, ciger pareni, ilgi, merak ve zevklerinin odagi yasama bahaneni, -dünya cihetiyle- seni hayata baglayan ve bu diyarda tutan her seyi..oglunu, hayir, dogrusu ismail’ini:Kurbanlik bir koyun gibi tut, yere yatir..ve kes sah damarini..

Yürek yakan bir hal, göz yasartan bir sahne..Babada rüyayi anlatacak derman kalmamis.Ruhunun inleyisini terennüm edecek soluklari dahi tükenmis.”Ben seni kurban etmekle emrolundum” demenin hayal, bile onu titretmekte.Durumu anlatmak için defalarca niyetlenir, “ismail” der, durur; biraz bekler, tekrar cesaretlenir, bir kere daha yavrusuna hitap eder, yine gerisini getiremez.Ama sonunda kalbini Allah’a ismarlar,canini disine takar ve hizla söyler:

Evladim, rüyamda seni kurban etmek üzere oldugumu, bogazlamaya giristigimi gördüm, sen ne dersin bu ise!?

ismail durumu anlar.Babasinin rikkatli yüzüne sevgiyle bakar, yufka yüregine cani yanar, teselli eder onu: “babacigim! Hiç düsünüp çekinme,Hakk’in buyrugunu yerine getirmekte tereddüte düsme.Teslim ol Rabbine, sana Allah tarafindan ne emrediliyorsa onu yap.insallah benim de sabirli, dayanikli biri oldugumu göreceksin!” der.

Canini Allah yolunda vermek üzere boynunu uzatabilen bir yigit…

itaatteki inceligi kavrayan ve Canan ugruna kurban olmayi temsil eden tevhid delikanlisi..ismail.

Hakki kabullenme noktasinda öyle yumusak ve öyle uslu duruyor ki, sanki 12 yasinda bir genç degil, “pek sabirli bir kurban

Kalbi rikkat ve sefkatle çarpan Halil, önce askin ruha kazandirdigi gücü kullanarak kendi içinde kendini öldürür, kendi can damarini keser.içi kendi benliginden bosalinca, gönlü bütünüyle Allah ile dolar.O artik sadece “” ile solukanan bir canli haline gelir.

iste her ikisi de Yaratan’in emrine teslim..ibrahim oglunu sakagi üzere yere yatirir; çabuk ve rahat kessin de cancagizina ço aci çektirmesin diye önce elindeki biçagi biler, onu tasa çalar..tamam, tas dahi iki parça…

Ama hayret, tasi parçalayan biçak, pek narin bir bogaza islemiyor..

Bu biçak kesmiyor…
Ve bir koyun, bir de mesaj:

Ey ibrahim!Sen rüyana sadik kalip onun geregini yerine getirdin,vazifeni eda ettin; Allah da ismail’in yerine kurban edesin diye bu koyunu gönderdi.iste böyle ödüllendiririz Biz iyilerin, ihsan ehlini!

Evet Allah hiçbir zaman ismail(ler)in kanini murad buyurmadi; O”nun kurbana asla ihtiyaci olmadi. Kesilen kurbanliklardan maksad onlarin eti ve kani da degildi.Her yerde ve her zaman söz konusu olan insanlarin maddi-manevi ihtiyaci idi.Rahman u Rahim ibrahim’i “ismail’in kurban etme dorugu”na çikardi; ama ismail’i kurban ettirmeden zirveyi fethettirdi.ibrahim’in torunlarindan da et ve kan degil, niyetlerinde hulüs ve takva istedi.Simdi sen,Ey bu devrin ibrahim’i ..Bugün de sen “kurban” emrine muhatapsin.

Senin ismail’in kim veya ne?

Makamin mi, serefin mi, konumun mu, kariyerin mi, yavuklugun mu?Paran, evin , bahçen, bilgin, meslegin, gençligin ya da güzelligin mi?Yoksa nefsin, enaniyetin, benligin mi?

Söyledim ya sana; ibrahim için ismail yalnizca bir babanin oglu demek degildi:

izdiraplarla geçen bir ömrün mürüvveti, acilarla dolu bir asrin mükafati, çileli bir hayatin meyvesi , yasli bir babanin sevinç vesilesi, yüzyillar sonra gelecek Medine Gülü’nün tomurcugu, bir peygamberin nübüvvetle sereflendirilecek güzide mahdumuydu.ibrahim’in ismail’i ogliydu; o oglunu kurban etti.

Senin ismail`in belki “kendin”, belki “ailen” meslegin,servetin, onurun..ismail namindaki sevgin, canin, asin, maasin..

Ey Nefsim,

Gel, sen de kurban et beklentilerini, dünyevi taleplerini ve Canan’a götürmeyen, O’nu hatirlatmayan her seyi.Hazreti ibrahim vazife mesuliyetini babalik sefkatine tercih etti; sen de dava düsünceni bütün beklentilerinin önüne geçir; arzularini mefkürene kurban ver; yoksa fedakarliktan, O’nun yoluna kurban olmaktan bahis açma lütfen.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Kurban, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Konya’nın Yukarıkayalar Beldesinin İsmi Göynem Oldu

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

Konya’nın Yukarıkayalar Beldesinin İsmi Göynem Oldu,gynem912

Konya’nın Yukarıkayalar Beldesinin İsmi Göynem Oldu

Yurt dışındaki gurbetçi potansiyeli ile bilinen Konya’nın Derebucak ilçesine bağlı Yukarıkayalar beldesinin ismi Göynem olarak değişti. 3 Ağustos 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararla artık beldenin resmi isminin “Göynem” olması yerleşim biriminde sevinçle karşılandı.

Yurt dışındaki gurbetçi potansiyeli ile bilinen Konya’nın Derebucak ilçesine bağlı Yukarıkayalar beldesinin ismi Göynem olarak değişti. 3 Ağustos 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararla artık beldenin resmi isminin “Göynem” olması yerleşim biriminde sevinçle karşılandı.

Belediye Başkanı Abdurrahman Aslan, özellikle yurt dışında yaşayan gurbetçilerin isteği doğrultusunda bu yılın Mart ayında Belediye Meclisi’nin aldığı “isim değişikliği” konusundaki kararla birlikte söz konusu talebin Kaymakamlık aracılığıyla İçişleri Bakanlığı’na gönderildiğini söyledi. Yapılan girişime İçişleri Bakanlığı’nın olur vermesinin ardından “Yukarıkayalar” isminin “Göynem” olarak değiştirildiğini belirten Aslan, “Zaten Yukarıkayalar ismi halk arasında hiç kullanılmıyor, sadece resmiyette yazışmalarda kullanılıyordu. Belde halkımız, ‘Nerelisiniz’ sorusuna hiçbir zaman Yukarıkayalarlı dememiş, hep ‘Göynemliyiz’ demiştir. Durum böyle olunca, alınan bu karar başta yurt dışındaki gurbetçilerimizde olduğu gibi beldemizde de sevinçle karşılandı” dedi.

Cihan Haber Ajansı) 12.08.2007

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye | 2 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: