Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 31 Ağu 2007

Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin

Eşinizin Mutlu Olması İçin Bazen Kaybedin…

Efendimiz bir gün Hz. Aişe Validemiz ile çölde yürüyorlar. Aişe Validemiz genç ve son derece heyecanlı. Peygamberimiz bunu fark ediyor ve “Haydi Aişe seninle bir yarış yapalım” diyor. Aişe Validemiz çoktan hazır, “Hemen” diyor ve efendimizi yarışta geçiyor. Beyi tarafından takdir edilmek de Aişe Validemiz’i ayrıca mutlu ediyor.

Bir sene sonra, aynı çölden yine geçerlerken Efendimiz, “Ya Aişe geçen yıl burada sen beni geçmiştin. Yine yarışalım mı?” diye sorar. Hz. Aişe kabul eder. Bu sefer Efendimiz Hz. Aişe’yi geçiyor. Ama Efendimiz, Hz Aişe mahzun olunca bu durumu kullanmak yerine, “Üzülme üzülme geçen sefer sen geçmiştin şimdi de ben geçtim. Eşit olduk ödeştik” diye eşini taltif ediyor. Ne önceki durumunu kullanarak geri kaldığını üzüntü vesilesi yapıyor ne de ileri geçtiğini şımarma vesilesi yaparak eşini incitiyor.

Duygusallık zayıflık değil

Çölde hanımını geçemeyen Efendimiz Miraç’ta yaptığı yolculukta bir noktadan öteye gidemeyen Cebrail’i geçiyor. Gökte Cebrail’i geçen Efendimiz yerde hanımını geçemiyor. Burada şöyle bir mesaj veriyor Efendimiz: “Hanımınızı ezmeyiniz, üzmeyiniz. Onun duygu dünyasına şefkat dünyasına girin hatta bazen onun mutlu olması için kaybedin. Bazen de siz kazanırsanız onu teselli edin ki onun duygu dünyasına hitap edin.”

Biz beyler Efendimiz’in bu mesajını alıyor muyuz? En ufak bir meselede hanımınızla tartışmaya giriyor musunuz?

Hanımlar şefkat yüklü yaratılmıştır. Eğer bu duygu olmasaydı, içinde çocuklarının bütün sıkıntısını çekemez, katlanamazdı. Beyefendiler hanımın bu yüklerinden dolayı Rabbi tarafından verilen duygusallıktan ötürü onu eleştirmemeli tam tersine anlayışla hürmet etmelidir. Bir atasözünde “Erkekte akıl kadında his hâkimdir” denilir. Bazı erkekler bunu üstünlük olarak görürler. Hâlbuki bu üstünlük değil bir yükümlülük getirir. Bu yüklendikleri görevin neticesidir. Eğer erkekte akıl hâkimse akıllı davranıp muhatabını rencide etmemelidir. Duygusallığına hürmet gösterip “Yüklendiği görevi icabıdır” demelidir.

Her zaman eşitlik

Peygamberimizle ilgili bir başka hatıraya geçmek istiyorum. Efendimiz Bedir Savaşı’na gidiyor. Ama yolda deve sayısı yüz ise insan sayısı üç yüz. Peygamberimiz devesi olanlar devesi olmayanlardan adam alsın diyor ve hesap ediliyor ki deve başına üç adam düşüyor. Peygamberimizin devsine de üç adam düşüyor ve sırası gelince adamları çağırıp kendisi yaya yürüyor. Sırası gelen diğer iki kişi binmek istemiyor ve “Ya Rasulallah biz senin yanında yürüyelim” diyorlar. Efendimiz de, “Eğer yürümek insanı yorarsa siz de insansınız siz de yorulursunuz. Yok, eğer yürümede bir sevap varsa ben de insanım benim de sevaba ihtiyacım var.” Her iki halde de kendisine ayrı bir muamele yapılamasını istemiyor.

Burada çok önemli bir mesaj var: “Ey ümmetim çevrenizle olan münasebetinizde eşitlik ölçüsünü kaybetmeyin.” O her zaman halkı ile eşitlik örneği vermiştir. Bu örnekte de kendimize ne kadar hak tanıyorsak başkalarına da aynı hakkı kullandırmamızın gereğine dikkat çekiyor.

“Vahiy mi, sizin emriniz mi?”

Bedir’e vardıklarında bir dağın dibinde konaklamak üzere yükler indirilirken Bedir’de çobanlık yapan Habbab isimli bir adam geliyor. Çoban, “Ya Resulallah burayı seçmeniz vahyin emri ile mi yoksa sizin emriniz midir” diyor? Resulullah, “Bu benim fikrimdir” deyince, “Ya Resulallah ben burada çobanlık yaptım. İleride su var. Biz oraya gitmezsek oraya düşman gider ve su ile de kuvvet bulur. Biz gidelim orada konaklayalım hem bizim için faydalı olur hem de düşmanı kuvvetsiz bırakmış oluruz.”

Peygamberimiz çobanın dediği yere gidiyor ve suyun yanına konaklıyorlar. Düşman orayı işgal niyeti ile geldiği için sudan da mahrum kalıp kuvvetsiz kalıyor. Burada dikkat çeken husus, Peygamberimiz’in herhangi bir önyargıya sahip olmaksızın çobanın fikrini dinlemesi ve hatta makul görerek uygulamasıdır. Çevresindeki insanları dinlemek ve makul olan fikirleri uygulamak da sünnettir. İnsan hep enaniyetini desteklememeli. Sünnet sadece namazların önünde kıldığımız sünnetler değil peygamberimizin hayatındaki uygulamaları da sünnettir.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Evlilik, Güncel, Gündem, Genel, H.z Aişe ( r.a ), H.z Muhammed ( s.a.v ), Türkiye, İbretlik | 1 Comment »

O DİYARIN SAKİNLERİ

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

Medine,Al Madinah,masjid,adhan,mubarak,qibla,muhammad,,minara,O DİYARIN SAKİNLERİ,

O DİYARIN SAKİNLERİ,

seven ve sevilen kimselerdi. Birbirlerini imanın gereği olarak severler ve yapmacık olan her şeyden kaçınırlardı. Din kardeşlerine karşı imanları ne ise yüz hatları, minik hareketleri de aynı olurdu. Kardeşlerine dıştan bir türlü içten başka türlü katiyyen davranmazlar ve bunu nifak alameti sayarlardı.

O DİYARIN SAKİNLERİ, şakadan da olsa din kardeşlerini telaşa düşürmezlerdi. Müslüman bir kardeşi telaşa düşürmenin kötü bir amel olduğunu kabul ederler, latife cinsinden de olsa telaşa kapılacak hareketlerden uzak dururlardı.

Kardeşlerini hakir ve küçük görmezlerdi. Daima karşısındaki kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederlerdi. Kardeşlerinin üzerinde yara bere görseler, onunla ilgilenirler, yarasını temizlerlerdi. O zümre gerçekten Allah’a iman etmişlerdi.

O DİYARIN SAKİNLERİ, müslüman kardeşlerine lanet okumazlardı. Hatta onlardan birisi için şöyle anlatılır;
O, şaraba düşkündü. Bir türlü nefsinin dizginlerini eline alamamıştı. Ceza olarak, had vurulur, sonra serbest bırakılırdı. Yine bir gün içmişti. Tuttular ve ceza verileceği meydana getirdiler. O, orta yerde, etrafı müslümanlardan halka olmuştu. Kalabalığın yanına gelen Hz. Ömer, adamı tanır tanımaz: “Hay kahrolasıca, yine mi sen?” dedi.

Rahmet ve şefkat peygamberi derhal:
“-Ona lanet okumayın, Allah’a yemin ederim ki, ben onu tanıyalı beri hep Allah ve Peygamberini sever.” buyurdu. İste böyleydi. Hayatlarının her bölümüne iman hakim olmuştu. Her işlerinde ibret ve tatlılık vardır. Yıkılır mıydı bu insanlar?

O DİYARIN SAKİNLERİ, müslüman kardeşlerinin aleyhinde konuşmazlardı. Çünkü biliyorlardi ki, birisi başka bir kardeşi aleyhine konuşursa, konuşanın şahitliği artık kabul edilmez. Ne ağır bir durum. Onların yanlarına gelen biri, şayet başka birinin aleyhine de konuşsa, konuşanın ağzının payını verirler ve konuşmasına mani olurlardı. Yine bilirlerdi ki, bir kimse laf getirirse, karşı tarafa da laf götürür. Müslümanın şahsiyetini alaşağı edecek bu kınanmış ahlaktan şiddetle kaçınırlardı.

O DİYARIN SAKİNLERİ, eğer kardeşlerinden birinin kalbini kırmışsa onunla barışıp, helallaşmadıkça gözlerine uyku girmez, sanki sema altında en ağır günahı işleyenin kendileri olduğunu zannederlerdi. Yine bir gün şu hadise vâkî olmuştu. Kızgınlık eseri olarak Ebû Zerr (r.a.), Hz. Bilal’e: “Yebnes sevda, ey siyah (kadın)’ın oğlu! demiştir. Bu söz ise, Bilal (r.a.)’in çok zoruna gitmişti. Dert ortakları Peygamberimize gitti ve Ebu Zerr ile arasında geçeni anlattı. Resûlullah (s.a.v.) Ebû Zerr’i çağırttı ve “Sizin üzerinizde cahillik izi görmekteyim”, buyurdu. Ebu Zerr doğruca Hz. Bilal’in evine gitti ve kapısının önüne yattı. Bilal (r.a.)’in bundan haberi yoktu. Kapıyı açınca yatan birini gördü. Kapının önüne yatan Ebû Zerr idi ve şöyle demişti: “Bas ya Bilal, ayaklarınla yüzüme bas ve geç! Vallahi ayaklarınla yüzüme basıp geçmedikçe buradan kalkmayacağım...”

O DİYARIN SAKİNLERİ, işte böyleydi. Çünkü cidden iman etmişlerdi. Bizler hiç böyle miyiz acaba? Birbirimize küskünlüğümüzün sebeplerine hiç egildik mi? Birbirimize taşıdığımız buğz, kin, nefret gibi müslümanda bulunması caiz olmayan kötü hasletleri Allah’ımıza nasıl izah edeceğiz? Düşündünüz mü hiç? Hayatınız boyunca Allah için bir kimseye buğz ettiniz mi? Hayır, hayır… Nefisler için belki evet, fakat Allah için hayır. Allah için buğz edenler istisnadır.

O DİYARIN SAKİNLERİ, birbirlerinin gizli hallerini araştırmazlar. Hep kendileri ile meşgul olurlar ve “ey hataları örten Allah, bizim hatalarımızı ört” diye Allah’a dua ederlerdi. Sonra şu hususa da imanları tamdı. Yüce Allah bir kuluna ihsanda bulunursa, kendi, kusurları ve hataları ile meşgul eder ve başkalarını unutturur. Yok bir kuluna bu iyiliği murad etmez ise, kendi hata ve kusurlarını unutturup, başkaları ile meşgul ettirirdi. Düşünüyoruz da, bizlerin çoğu ikinci sınıfa giriyoruz. Hep başkalarının ayıp ve hataları ile meşgul oluyoruz da kendimizi unutuyoruz…

O DİYARIN SAKİNLERİ, günah işleyene değil günaha buğz ederdi. Öyle ya, günah işleyen birine buğz edilse o adamı kaybetmek olur. Kendisine değil de işlediği günaha buğz edilirse, adam kurtarılmış olur. Şöyle bir düşünelim, adamın birisi, uçuruma düşse yardıma çağırsa, adamı kurtarmak için acele ederiz. Aynen bunun gibi, günah çukuruna yuvarlanmış olan birine, şahsına buğzettiğimiz zaman adamı ebediyen kaybederiz. Fakat ameline, günahına buğzedersek adamı kurtarma ihtimali çoğalır. Suçlu, işlediği suçu bırâktığı zaman yine kardeşimizdir. Onun için o diyarın sakinleri günah işleyenlere değil, işlenilen günaha buğz ederlerdi.

O DİYARIN SAKİNLERİ, herkes ile iyi geçinir ve tatlı dille konuşurlardı. Tatlı dil, yumuşak söz, bütün peygamberlerin müşterek hususiyetleridir. Bir mü’minin, din kardeşine en büyük hediyesi ve onu tatmin edecek bahşişi, güler yüz ve tatlı dildir. İste o diyarın sakinleri bu hediye ve bahşişleri birbirlerine çok çok sunarlardı. Biliyorlardı ki, dünyada kimse kalmayacak, herkes ölüp diğer alemde buluşacaklar.
Yunus’un demiş olduğu gibi: “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz…”

O DİYARIN SAKİNLERİ, bizler için bir aynadır, bir misaldir, ölçüdür, terazidir. Herkes kendisini onlara bakarak düzeltsin, tartsın. Hep beraber haklarında hiçbir ihtilaf olmayan bu altın zincirin takipçisi olalım. Çünkü onların hayatı sahih bilgilerle, Kur’ an ayetleri ile tespit edilmiş ve Allah onlardan razi olmuştur.

Alıntıdır.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, İlginç, İslam Alimleri | Leave a Comment »

Su İçerken Dikkat edilmesi Gerekenler

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

 

 Su İçerken Dikkat edilmesi Gerekenler

Bir şey yiyip içerken onun helâl olması öncelikli olarak dikkat edeceğimiz husustur ve bu farzdır. Bunun dışında, sünnet nevinden fazilet olabilecek sevap ve feyiz açısından yararlı davranışlar da vardır. Bunlar arasında da öncelikli olan, bir şey yiyip içerken başta Bismillahirrahmanirrahim demek, yiyip içtikten sonra da “Elhamdülillah” diyerek Allah’a şükretmektir. Bu husus su içerken de söz konusudur.

Su içerken dikkat edeceğimiz diğer hususlar özetle şöyledir:
Suyu hızlı değil, yavaş içmek; bir defada değil, iki veya üç defada içmek ve içerken içine nefes vermemek sünnettir. Ayrıca aile içinde de olsa, suyu ikram etmek sünnettir.

Hadis-i Şeriflerden bazıları şöyledir:
* Hazret-i Ali (ra) bildirmiştir: Peygamber Efendimiz (asm): “Su içtiğinizde emerek için, ağzınıza dökercesine içmeyin1 buyurmuştur.
* Ebû Katâde (ra) bildirmiştir: Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Sizden biriniz su içtiğinde su kabına üflemesin.”2
* Ebû Saîd (ra) anlatmıştır: Resûlullah Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Su bardağını ağzından uzaklaştır, sonra nefes al.”3 * İrbad bin Sâriye (ra) bildirmiştir: Allah Resûlü (asm) şöyle buyurdu: “Erkek hanımına su dahi içirse ondan sevap kazanır.4

Dipnotlar:
1- Câmiü’s-Sağîr, 1/392
2- A.g.e., 1/294
3- A.g.e., 1/38
4- A.g.e., 1/380

__________________

Posted in Adab-ı Muaşeret, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel | Leave a Comment »

Münafıkların en bariz sıfatlarından bazıları:

Posted by Site - Yönetici Ağustos 31, 2007

 20120603_194237-copy-jpghj-jpgyy

Münafıkların en bariz sıfatlarından bazıları:

1- Allah’ın tarafı yerine mahlukatın tarafını seçmeleri ve kullara olan riayetlerinin Allah’a olan riayetlerinden daha çok olması.

2- Yalan.

3- Allah’ı zikretmeyi unutmak.

4- Yaptıkları amelleri insanlara göstermek için ilk sıraya girerler. Allah buyurdu ki: “Onlar insanlara gösteriş yaparlar

5- İnsanlara karşı olan hayaları, Allah’a karşı olan hayalarından daha çoktur.

6- Bir şeyleri gizlemeleri de aynı şekildedir Allah buyurdu ki: “İnsanlardan gizler de Allah’tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O’nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi.”

7- İnsanlardan korkmaları da böyledir. Allah buyurdu ki: “Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah’a olan korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.

8- İnsanların azap ve fitneleri onlara, Allah’ın azap ve fitnesinden daha büyük gelir. Bundan ötürü dini terk ederler ve insanlara yağcılıkta bulunurlar, onların kınamalarından korkarlar. Allah buyurdu ki: “İnsanlardan kimi vardır ki:Allah’a inandık” der; fakat Allah uğrunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların işkencesini Allah’ın azabı gibi tutar” yani: bir bela ile imtihan edildiğinde dini bırakır ve dinden döner.

9- En bariz sıfatlarından bir tanesi yalandır. Bilakis o nifakın aslı ve esasıdır. Allah buyurdu ki: “Yalan söyledikleri için onlara acıklı bir azap vardır.” o halde azap yalanın neticesinde vuku buluyor.

10- Verilen sözü yerine getirmemek.

11- Emanete hıyanet etmek.

12- Tartışma ya da anlaşmaz esnasında sövmek, fücur işlemek.

13- Allah’ı zikretmeyi unutmaya gelince; Allah buyurdu ki: “Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı anmayı unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar” başka bir ayette: “Allah’ı da pek az anarlar” ve Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Kim Allah’ı zikretmeyi çoğaltmazsa o münafıktır.”

14- Namazı vaktinden geciktirmeleri.

15- Namazı gagalarcasına kılmaları. Nebi (s.a.v) buyurdu ki: “İşte bu münafığın namazıdır! Oturur güneşin batışını seyreder. Güneş şeytanın iki boynuzu arasına girene kadar seyretmeyi sürdürür sonra dört kere gagalar.

16- Namazda gaflette olması ve namazı önemsememesi. Allah buyurdu ki: “O namaz kılanların vay haline! Onlar namazlarından gaflet içindedirler!” bu insanlar ne kadar da çokturlar! Mescit imamlarına bir bakın, onlar böyleyse diğer insanlar nasıl olsunlar? (!)

17- Özür bulunmaksızın cemaat namazlarından geri kalmaları. Bir hadiste: “Cemaat namazından nifakı malum olan münafıktan başkası geri kalmaz” yine buyurdu ki: “Münafıklara en ağır gelen namazlar yatsı ve sabah namazlarıdır.” ağırlıktan kastedilen şey ise; kalbe ağır gelmesidir. Çünkü onlar namazı sevmezler, onu önemsemezler hatta eğer kaçarsa da üzülmezler.

18- Ezan okunduktan sonra mescitten çıkmak nifaktır. Tıpkı hadiste geçtiği gibi: “Kim ezan okunduğunda herhangi bir ihtiyaç olmaksızın mescitten çıkar ve geri dönmezse o münafıktır.”

19- Onlar dinde dünyevi bir fayda olduğunu öğrenirlerse gelirler, eğer imtihan ve zorluk olduğunu öğrenirlerse dini terk ederler. Onların ücret olmadan ne ezan okuduklarını, ne imamlık yaptıklarını ne de Kuran öğrettiklerini görürsün. Eğer ücret kesilirse de tüm bunları bırakırlar. Allah buyurdu ki: “Onları aydınlattıkça da ışığında yürürler, onları karanlıkta bırakınca dikilip kalırlar.” [17] başka bir ayette: “İnsanlardan bazıları (dinin) bir tarafından Allah’a ibadet eder. Eğer ona hayır isabet ederse onunla mutmain olur. Şayet ona bir bela isabet ederse yüzü üzere döner. (mürted olur)” nitekim peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki: “Münafığın misali iki koyun (sürüsü) arasında bir defa şuna bir defa da buna gidip gelen şaşkın ve tereddütlü koyunun benzeridir.”

20- Kendilerinden başka kimseye önem vermezler. Savaşta, kıtlıkta ve şiddet halinde iken ne Müslümanlara ne alimlere ne başkalarına önem verirler. Allah buyurdu ki: Kendi canlarının kaygısına düşmüş bir gurup da, Allah’a karşı haksız yere cahiliye devrindekine benzer düşüncelere kapılıyorlar, “Bu işten bize ne!diyorlardı” o halde kim Müslümanların hallerini ve sorunlarını önemsemezse o münafıktır!

21- Sünnetle amel etmemeleri ve onu önemsememeleri. Huzeyfe (r.a)’a adamın birisi münafıklardan sorunca dedi ki: İslam’ı bilip onunla amel etmeyendir.”

22- Diğer sıfatlarından bir tanesi de; cimriliktir.

23- Fuhuş ve ahlaksızlık

24- Diğer sıfatlarından bir tanesi de beza’dır. Beza fuhuşun bir benzeridir. Fuhuş ile beza arasında ki fark; Fuhuş fiilidir, beza kavlidir. Hadiste geçtiği gibi: “Cimrilik, fuhuş ve beza nifaktandır.”

25- Meza’da nifak sıfatlarındandır. O da: bir insanın evinde erkekleri bırakıp onların zevceleri ve kızlarıyla oturup birerlerine bakmaktan ötürü mezi gelmesidir. Meza deyyusluktur. Beyhaki’nin çıkarttığı hadiste: “Kıskançlık imandandır, meza ise nifaktandır, meza deyyusluktur.” (el-Beyhaki: 226/1)

26- Dinden pek anlamamaları.

27- Güzel bir üslubunun olmaması. Sahih bir hadiste: “Münafıkta bir araya gelmeyen iki haslet: Ahlâkî güzellik ve dinde ince anlayış, kavrayış.”

28- Yine alametlerinden bir tanesi: onların iki yüzlü olmaları. Birilerine bir yüzle diğerlerine de başka bir yüzle giderler. Ne onlardan, ne de diğerlerindendirler. Hadiste: “Kıyamet gününde Allah katında insanların en şerlilerinin birilerine bir yüzle diğerlerine de başka bir yüzle giden iki yüzlüler olduklarını görürsün.

29- Mü’minle münafığı ayıran diğer bir farkta, yatsı ve sabah namazlarına gelmeleridir. Muvatta: Cenaiz/5 ve ibn Mace: Menasik/78 de geçtiği gibi.

30- Alametlerinden birisi de; ağlamalarının ellerinde olması. Ali (r.a)’dan buyurdu ki: “Münafık gözlerini tutar ve dilediği gibi ağlar.” aynı şekilde Huzeyfe (r.a)’dan: “Mü’minin ağlaması kalpten, münafığınki ise kafasındandır.”

31- İnsanlardan olduğundan fazla bir şekilde korkmaları. “Kim insanlardan olduğundan fazla korkarsa o münafıktır.

32- Mü’minde olanın aksine onların hastalanmaları ve belalarla imtihan edilmeleri çok azdır. “Hastalıkta neymiş? Ben hiç hastalanmadım diyen adama Peygamber (s.a.v) dedi ki: Kalk git, sen bizden değilsin!”

33- Hadiste: “Münafıkların alametleri vardır, onlarla bilinirler: Selamlaşmaları lanettir,

34- Yemekleri yağmadır,

35- Ganimetleri çalmaktır,

36- Mescitlere terk etmeden yaklaşmazlar,

37- Namazlarında ancak en sonlarına yetişirler,

38- Müstekbirdirler.

39- Kimseyle samimi olamazlar,

40- Kimse onlarla samimi olmaz,

41- Geceleyin odun gibidirler,

42- Gündüzde ortalığı karıştırırlar. “

43- Cihadı terk etmeleri, onu istememeleri ve onun üzerine düşmemeleri. Nitekim Nebi (s.a.v) buyurdu ki: “Kim cihad etmezse ve etmeyi aklından geçirmeden ölürse nifak şubesi üzerine ölmüş olur” bundan Allah’a sığınırız.

44- Müslüman’ın gıybetini yapmak nifaktır.

45- Nifaktan emin olmak nifaktır. Huzeyfe (r.a) adama der ki: “Eğer münafık olsaydın nifaktan korkmazdın” yani münafık ancak kendisini nifaktan emin kılar. Bazı alimler dedi ki: “Nifağa en yakın olan insanlar kendilerini nifaktan beri görenlerdir.”

46- Hadiste geçtiği gibi, kadının zevcesinden boşanmasını istemek nifaktandır.

47- Üç kere Cuma namazı terk etmek. Hadiste: “Kim üç cumayı zaruret olmaksızın terk ederse, silinmeyen ve değiştirilmeyen bir kitabı münafık olarak yazılır

48- Kadınların açılıp saçılması ve onlarla övülmek.

49- Ensar’a buğzetmek. Hadiste: “İmanın delili Ensar’ı sevmektir, nifakın delili ise Ensar’a buğzetmektir.

50- Aynı şekilde Ali bin Ebi Talib (r.a)’a buğzetmek. “Seni Mü’minden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.” Ali (r.a)’ı sevmekten kasıt, şer’i ve dini olarak sevmektir. Ubudiyet sevgisi değildir.

51- İmam Malik dedi ki: “Dinde olan tartışmaları nifağın kalıntılarıdır. İbnu’l Kasım da demiştir ki:Bilakis o nifaktır.”

Müellif: Şeyh Muhammed Eminullah el-Peşaveri
Peygamberimiz (s.a.v)’de buyurdu ki: “Allah’ım şikak’tan, nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım. “şİKAK: Haddi, hududu aşmak yada aşırıya gitmek anlamındadır.

H.z Allah bizleri bu tür kötülüklerden muhafaza eylesin.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: