Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 14 Ağu 2007

Abdulhalik Gücdüvani Hz. Vasiyeti

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

 

Abdulhalik Gücdüvani Hz. Vasiyeti

Vasiyet ederim ki sana ey oğul; bütün hâllerinde ilim, edep ve takvâ üzerinde olasın!..

Geçmişlerin eserlerini oku, ehl-i beyt ve ehl-i sünnet vel-cemaat yolundan git!

Fıkıh ve hadîs öğren ve câhil sofîlerden bucak bucak kaç!

Namazlarını, mutlaka cemaatle kıl!

Kalbinde şöhrete meyil varsa imam ve müezzin olma!

Şöhretten gücünün yettiği kadar uzaklaş! Şöhrette âfet vardır. Makamlarda da gözün olmasın; dâima kendini aşağılarda tut!

Tâkat getiremeyeceğin işe kefil olma!

Halkın seni alâkadâr etmeyen işlerine karışma!

Fâsık idarecilerle düşüp kalkma!

Her hususta dengeyi muhâfaza et!

Ölçüyü kaçırıp güzel ses dinlemeğe fazla kapılma ki, ruhu karartır ve sonunda nifak doğurur. Böyleyken güzel sesi de inkâr etme ki, onunla ezân ve Kur’ân, ruhları ihyâ eder.

Az ye, az konuş, az uyu; ve gâfillerden ve ahmaklardan arslandan kaçar gibi kaç!

Fitne zamanları yalnızlığı tercih et, menfaati icâbı fetvâ vererek dînin hafife alınmasına sebep olanlardan, mağrur zenginlerden ve câhillerden uzak dur!

Helâl ye, şüpheli işlerden sakın ve evlenmede takvâya dikkat et. Aksi hâlde dünyaya bağlanır ve o uğurda dînini zedelersin…

Çok gülme; hele kahkahayla gülmemeye dikkat et! Çok gülmek kalbi öldürür. Fakat tebessümü de elden bırakma. Zîrâ tebessüm sadakadır.

Herkese şefkat gözüyle bak ve kimseyi hakîr görme!

Kendi dışını aşırı bezeyip süsleme; zarif ve sade giyin. Zîrâ sırf dışa aşırı itina, iç haraplığından gelir.

Münâkaşa etme, kimseden bir şey isteme, müstağnî kal, kanaatle zengin ol, vakarını koru!

Sende emeği olanlara ve seni terbiye edenlere karşı vefâkar ol, malınla ve canınla onlara hizmet et ve onların hâli ile hâllen! Onları kınayan gâfiller felâh bulmaz. Dünyaya ve dünya ehli olan gâfillere meyletme!

Gönlün dâima mahzûn, bedenin kulluğa güçlü, gözün yaşlı ve kalbin rakik (ince) olmalı. İşin hâlis, duân ilticâ ve libâsın (elbisen) mütevâzî, yoldaşın sâlihler, sermayen zahirî ve batınî (dış ve iç) din ilimleri, evin mescid ve yakının Allâh dostları olsun!..”.

…Kuddise sirruh…

.

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Nasihat, Tavsiyeler, Türkiye, İslam Alimleri | 1 Comment »

Cinsel ilişkide haramlar ve helaller

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

Cinsel ilişkide haramlar ve helaller

Cinsel ilişkide haramlar ve helaller

İslam Fıkıh Ansiklopedisi

Selamlar arkadaslar, islam fikih ansiklopedi`sinden gøzume carpan ve gercekten merak edilen bircok sorunun cevabini iceren yaziyi sizlerle paylasmak istedim, ( Biliyorsunuz bøyle konulari herkes øgrenmek ister ,ama utandigimizdan soramayiz , onun icin arada bir bøyle konulari sizlere sunmayi dusunuyorum, ne dersiniz?)

Bu konu başlıbaşına bir kitap ve araştırma konusu olduğundan, biz bu mevzuda söylenmesi gerekenlerin tümünü söylemeye çalışmayacak, bazı tereddütlü ya da önemli noktalara deginmekle yetinecegiz.

Bu konuda hiç unutulmaması gereken en önemli nokta, insanın yaradılış gayesidir. Insan Allah’ın yüceligi karşısında kendi güçsüzlügünü kabullenmesi ve her hareketini Allah’a kulluk olarak yapması için yaratılmış bir varlıktır. Öyleyse yemesi, giymesi yatması ve kalkması gibi, cinsel ilişkisi de ibâdet olarak yapılmalıdır. Haramdan sakınmak, Allah’ın nimetinden helâl olarak yararlanmak, yapacağı hayırlı işler için fikrini meşgul eden cinsel arzuyu, sağlam düşünebilmek için gidermek, koca karının, karı da kocanın hakkını ödemek ve en önemlisi müslüman nesli yetiştirmek amacıyla yapılan meşru bir cinsel ilişki ibâdettir ve insana aldığı zevkler yanında sevap da kazandırır. “Kişinin zevkini yaşamasında hiç sevap olur mu ?” diye soran sahabiye Allah Rasûlü Efendimiz; “O suyu haram bir yere akıtsaydı, günah olmayacak mı idi? Öyleyse helâlından akıtması da sevaptır” buyurmuştur.(Müslim, zekât 52; Ebû Dâvûd, tatavvu’ 12; edep 160; Müsned V/167,168.)

Öbür yönüyle insan, arzu ve şehvetinin esiri olup, sırf zevki için yaşar hale gelmemelidir. Bu, ondaki hayvanî güçleri geliştirir, melekî güçleri zayıflatır ve insanı alçaltır. Halbuki, bütün zevkler gibi cinsel ilişki zevki de bir gaye değildir, bir gaye için yaratılmış insana Allah’ın bir hediyesidir. Insandan, neslini sürdürmesini istemiş ve bunu Allah’ın istediği doğrultuda yapması halinde kendisine cennet vadedilmiştir. Ise cinsel ilişki zevki gibi peşin bir avans da verilmiş ve sanki öbür âlemde alabildiğine tadacağı zevklerden, daha dünyada iken ona parmak ucuyla hafifçe tattırılmıştır. Ya da yorucu çabalarla yüce bir gayeye ulaşması istenen insana, gönül eglendirme türünden çerez takdim edilmiş ve asıl ziyafetin sonda olduğu bildirilmiştir. Tıpkı zor birise kosulan çocuklara, işi sonuna kadar götürmeleri için verilen oyuncaklar gibi. O çocuğun verilen işi bırakıp bu oyuncakla eglenmesi, oyuncağın veriliş amacına ne derece zitsa, insanın cinsel zevklerini gaye olarak görüp, sırf onlarla meşgul olması da yaratılış gayesine o derece zittir.

Şimdi vereceğimiz bilgilerde bu açınin gözönünde bulunduiulması gerekir.

Tutma ve bakma konusunda karrkoca arasında avret olan bölge yoktur.(Ibn >bidin VI/367) Hz. Ömer’in oğlunun; “bana göre birbirinin organlarına bakmaları daha iyidir, çünkü bu cinsel ilişkinin tadıni artırır,” dediği nakledilir. Fakat Aynî; “bu sözün, onun sözü olduğu kesin değildir” der. Tutma konusunda câiz değildir diyen yoktur. Ebû Yûsuf; “Ebû Hanife’ye sordum ki, erkek karısının organını tutsa, kadın da kendisine karşı tahrik etmek için kocasının organını ellese, bunda bir sakınca var mıdır2 O da bana; hayır, yoktur. Hattâ bu sevaptır ve ecrin büyük olmasını sağlar dedi”.

Hanımı ile ilişkide bulunurken, onu tanıdığı güzel bir kadın diye hayâl edip, onunla sevişiyor gibi cima yapmasının haram olmadığını söyleyenler vardır. Ancak Ibn Âbidîn; bizim kurallarımıza göre bunun helâl olmaması gerekir, çünkü bu, suyu şarap olarak düşünüp içmeye benzer. Onun haram olduğu açıktır. Öyleyse öbürü de helâl olmamalıdır” der. ( Ibn ilbidin VI/372.) Doğru olan da bu olsa gerektir.

Cinsel ilişkide kullanılan kremler, ya da yağlandırıcıların, domuz yağı gibi haram madde içermedikten sonra, helâl olmadığını gösteren bir delil yoktur. Ancak bu normal eşlere tavsiye edilmeyecek bir durumdur. Allah bu iş için tabi nemlendirici yaratmayı ihmal etmemiştir.

Cinsel ilişkinin yasaklanan, ya da tavsiye edilen bir şekli yoktur. Ne var ki, tabiîlik dinî olan İslam’ın, bu konuda da tabiî olanı tercih edeceği açıktır. Üreme organından olmak üzere, karı ile koca hangi tür ilişkiden zevk alıyorlarsa onu uygularlar. Ayakta, otururken, yatarken, arkadan, önden, altta, üstte; hangisini isterlerse öyle yaparlar. Ancak üzerlerinin örtülü olması Islâmî bir edep ve emirdir.” Allah ise utanmaya en lâyık olandır”(Fetâvây-i Hindiyye’de: “Oda küçük olursa (5-10) zira’ yani yaklaşık(3 x 6 m2) koca böyle bir odada cima maksadıyla karısını soyabilir. Bir kısım ulema karı kocanın bir odada tek başlarına soyunmalarında mahzur olmadığını söylemişlerdir.” (Ibn Âbidîn, Kunye’den, V/288). Ama bu, elbette cima ederken açık olabilecekleri anlamına gelmez. Hadîs için bk. Buhârî, ilm 15, edep 68.)

Karısına dübüründen yaklaşmak çok çirkin bir hareket ve haramdır. Insanın tabiatina, şeref ve onuruna aykırıdır.

Erkeğin, şehvetini uyandırmak ve zevk duymak için, eliyle ya da butlarıyla kendi kendini tatmin etmesi helâl görülmemiştir. (Bu konuda Mü’minûn (23) 7 ve Me’âric (70) 31 âyetleri ve tefsirlerine bakılabilir.) Haramlığını bazıları hafif, bazıları da kaba olarak nitelemişlerdir. Ancak erkeğin yanında karısı yoksa, ya da evli değilse, kalbi bununla meşgul oluyorsa ve harama düşme endişesi varsa, kendisini boşaltmanın, bunu âdet haline getirmemek şartıyla câiz olduğunu söyleyenler vardır. Hattâ, ciddî olarak harama düşme endişesi varsa ve bu yolla buna engel olunacaksa, bunun vâcip olduğunu söyleyenler de vardır. (Geniş bilgi için bk. Mahlûf, Fetâvâ I/117,118.) Ancak Peygamberimizin bu konudaki tavsiyesinin, şehveti oruç tutmakla yatıştırmak olduğu unutulmamalıdır. (Söz konusu hadîslerinde Rasûlüllah Efendimiz: “Gençler! Evlilik külfetine hanginizin gücü yetiyorsa evlensin.” Yapamayan oruç tutmalıdır. Çünkü onun (nefsi dizginleyici) kamçısı vardır” Buhârî, savm 10, nikâh 2, 3; Müslim, nikâh 1, 3; Ebû Dâvûd, nikâh 1) Bu yolla hem haramdan kurtulacak hem de sevap kazanacaktır.

Erkeğin eli vb. şeylerle kendini tatmin etmesi caiz olmadığı gibi, kadının da bu yolla tatmin araması câiz değildir. Ancak koca, karısının eli ile ya da vücudunun diğer yerleri ile tatmin olabileceği gibi, karısını da bu yolla tatmin edebilir. (Serahsî, Mebsût X/159.)

Hastalık, zayıflık ve güçsüzlük gibi sebeple cinsel ilişkiye dayanamayan ve bu yüzden istemeyen kadınla cima etmek haramdır. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü’d-dürriyye I/26.)

Evlendiğinde karısıyla ilişkiye güç yetiremeyen erkek bir yıl beklenir. Bir yıl boyunca da, bir defa olsun, güç yetiremezse, karısı, istemesi halinde ayrılır, erkeği beklemeye zorlanamaz. (Ibn Âbidîn, el-Ukûdü’d-dürriyye I/30.)

Mushaf bulunan odada cima etmenin sakıncası yoktur. Çünkü müslümanlann evlerinde ve odalarında genellikle Mushaf bulunur. Ancak Allah’ın kelâmına karşı saygı duyulduğunu göstermek için Mushafin örtülmesi gerekir. (Ibn Âbidîn, I/266, el-Hediyyetü’l-Alâiyye 268.)

Mescidlerin üzerinde cinsel ilişkide bulunmak mekruhtur. Çünkü mescidler semâya kadar mesciddirler. (Alâuddîn Âbidîn, el-Hediyyetü’l-Alâ’iyye 283.)

Cimaya başlarken “besmele” çekerek,hadîste geçen “Bismillâh, Allahümme cennibnâ’ş-Şeytâne ve cennibi’ş-Şeytâne mâ-razektenâ” duasını okuması müstehaptır ve cimanın edeplerindendir. (Örnek olarak bk. Buhârî, bed’ul-halk 11; Müslim, talak 6, nikâh18)

Kocası kendisini cimaya çağırdığında, karısının bunu özürsüz olarak reddetmesi, câiz değildir. Hattâ âdetli olması da bir özür değildir. Çünkü kocası onun, âdetli iken haram olan bölgesi dışında bir yerinden yararlanabilir. (Fetâvây-i Hindiyye (yazma) 611/45 Müslim, hayz 16, Nesâî, taharet 180; Ibn Mâce, taharet 124) Bu konuda özellikle kadının sözkonusu edilmesi, cimada erkeğin, kadından daha sabırsız olduğundandır. Yoksa kadının, kocasından cima isteme hakkıyok demek değildir.

Karıkocanın, zaruret olmadıkça cinsel ilişki biçimlerini başkalarına anlatmaları haramdır. Peygamberimiz (s.a.s.) : “Şüphesiz ki, Kıyâmet Gününde, Allah’ın katında, emanete hiyanetin en büyüklerinden biri, karıkoca beraber düşüp-kalktıktan sonra, kocasının kadının sırrını yaymasıdır” buyurmuştur. (Müslim, nikâh 21; Davûdoğlu age VN/327 vd.)

Emzikli kadınla cimada bulunmak câizdir. (bk. Müslim, nikâh 24; Davûdoğlu age VN/342 vd.) Bir kadını görerek şehveti harekete gelen kimsenin, derhal karısı ile cima etmesi ve nefsini yatıştırması müstehaptır. (bk. Müslim, nikâh, 2; Davûdoğlu age VN/221.)

Cimada özellikle dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi de, temizliğe olabildiğince dikkat etmektir. Mümkünse ilişkiden önce eşlerin dış organlarını sabunla yıkamaları müslümanca bir davranış olur. Çünkü temizlik müslümanlığın ana temellerindendir. Kasıklarda yuvalanıp üreyen mikropların, ilişki yoluyla kadının rahmine ulaşıp, çeşitli rahim hastalıklarına sebep olabileceği, ya da mevcut hastalıkları artırabileceği hiç unutulmamalıdır. Peygamberimizin (s.a.s.) cima edeceklere abdest almayı tavsiye etmesi (bk. Ibn Kudâme, el-Mugni VN/26) bundan olsa gerektir.

Cima gücünü artıracak besinler yemek sakıncalı değildir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) kına sürünmeyi tavsiye ederken; çünkü o, cildi güzelleştirir, cima gücünü artırır(Zehebî, et-Tibbu’n-Nebevî 25), buyurmuştur. “Tıbbı Nebevî” kitaplarında buna benzer hadisler nakledilir ve cima gücünü artıracak gıda rejimi verilir. (agk)

Ilişkinin ne olduğunu bilecek kadar büyük çocukların bulunduğu odada, onlar uyurken bile cima etmek câiz değildir. (Nemenkânî, el-Fethu’r-Rahmanî N/2l3)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Cinsel İlişkide Haram Ve Helaller, Diger Konular, Dini Konular, Evlilik, Fetvalar, Fıkıh, Güncel, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, İslama Göre Cinsel Hayat | 32 Comments »

İsmail’ini Kurban Et!..

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

İsmail’ini Kurban Et!..kurban-kesmek-kimlere-vaciptir

İsmail’ini Kurban Et!..

Gözünün nurunu Allah’a kurban et!…

Bu emrin muhatabi, sefkatli bir peygamber ve merhametli bir baba olan Hazret-i ibrahim Aleyhisselam’di.Gördügü bir rüyada, senelerce önce, oglu olursa onu Hakk’a kurban edecegine dair söz verdigi hatirlatiliyor ve bu vaadini yerine getirmesi isteniyordu.

Koca bir yüzyili sikintilarla geçirmis, tevhidin müezzinligini yapip sirk sütunlarini bir bir devirmis; kendisinden sonra insanlara yol gösterecek hayirli bir varis, göz aydinligi olacak salih bir çocuk istemis; beklemis…beklemis…artik yaslanmis, saçi sakali agarmis ve nihayet hayatinin semeresini, insanlik agacinin “asil meyve”sine dayelik edecek mübarek tohumu bulmus bir baba ile yeni açmis tomurcuk bir ogul…

Öyle bir ogul ki; babasi onun gelisini yüzyil beklemis, o ise babasinin hiç beklemedigi bir anda gelmis; gelmis ve ibrahim’in can delikanlisi, hayatinin nes’esi, ask, umut ve zevk asisi kutlu bir fidan oluvermis.

ibrahim!Biçagi oglunun bogazina daya ve onu kendi ellerinle kurban et!

iste Allah’in Halil’i bu mesajin sokuyla belki hayatinda ilk defa korkmus, ürpermis..Hangisini seçersin ey ibrahim?

Esareti mi, kurtulusu mu?Hevesi mi , bilinci mi?Bagliligi mi, mesaji m?Babaligi mi, peygamberligi mi?Babalik sefkatini mi, nebilik ciddiyetini mi?ismail’i mi, Rabbini mi?

Seç Ey ibrahim!…

Biricik gönül meyveni, ciger pareni, ilgi, merak ve zevklerinin odagi yasama bahaneni, -dünya cihetiyle- seni hayata baglayan ve bu diyarda tutan her seyi..oglunu, hayir, dogrusu ismail’ini:Kurbanlik bir koyun gibi tut, yere yatir..ve kes sah damarini..

Yürek yakan bir hal, göz yasartan bir sahne..Babada rüyayi anlatacak derman kalmamis.Ruhunun inleyisini terennüm edecek soluklari dahi tükenmis.”Ben seni kurban etmekle emrolundum” demenin hayal, bile onu titretmekte.Durumu anlatmak için defalarca niyetlenir, “ismail” der, durur; biraz bekler, tekrar cesaretlenir, bir kere daha yavrusuna hitap eder, yine gerisini getiremez.Ama sonunda kalbini Allah’a ismarlar,canini disine takar ve hizla söyler:

Evladim, rüyamda seni kurban etmek üzere oldugumu, bogazlamaya giristigimi gördüm, sen ne dersin bu ise!?

ismail durumu anlar.Babasinin rikkatli yüzüne sevgiyle bakar, yufka yüregine cani yanar, teselli eder onu: “babacigim! Hiç düsünüp çekinme,Hakk’in buyrugunu yerine getirmekte tereddüte düsme.Teslim ol Rabbine, sana Allah tarafindan ne emrediliyorsa onu yap.insallah benim de sabirli, dayanikli biri oldugumu göreceksin!” der.

Canini Allah yolunda vermek üzere boynunu uzatabilen bir yigit…

itaatteki inceligi kavrayan ve Canan ugruna kurban olmayi temsil eden tevhid delikanlisi..ismail.

Hakki kabullenme noktasinda öyle yumusak ve öyle uslu duruyor ki, sanki 12 yasinda bir genç degil, “pek sabirli bir kurban

Kalbi rikkat ve sefkatle çarpan Halil, önce askin ruha kazandirdigi gücü kullanarak kendi içinde kendini öldürür, kendi can damarini keser.içi kendi benliginden bosalinca, gönlü bütünüyle Allah ile dolar.O artik sadece “” ile solukanan bir canli haline gelir.

iste her ikisi de Yaratan’in emrine teslim..ibrahim oglunu sakagi üzere yere yatirir; çabuk ve rahat kessin de cancagizina ço aci çektirmesin diye önce elindeki biçagi biler, onu tasa çalar..tamam, tas dahi iki parça…

Ama hayret, tasi parçalayan biçak, pek narin bir bogaza islemiyor..

Bu biçak kesmiyor…
Ve bir koyun, bir de mesaj:

Ey ibrahim!Sen rüyana sadik kalip onun geregini yerine getirdin,vazifeni eda ettin; Allah da ismail’in yerine kurban edesin diye bu koyunu gönderdi.iste böyle ödüllendiririz Biz iyilerin, ihsan ehlini!

Evet Allah hiçbir zaman ismail(ler)in kanini murad buyurmadi; O”nun kurbana asla ihtiyaci olmadi. Kesilen kurbanliklardan maksad onlarin eti ve kani da degildi.Her yerde ve her zaman söz konusu olan insanlarin maddi-manevi ihtiyaci idi.Rahman u Rahim ibrahim’i “ismail’in kurban etme dorugu”na çikardi; ama ismail’i kurban ettirmeden zirveyi fethettirdi.ibrahim’in torunlarindan da et ve kan degil, niyetlerinde hulüs ve takva istedi.Simdi sen,Ey bu devrin ibrahim’i ..Bugün de sen “kurban” emrine muhatapsin.

Senin ismail’in kim veya ne?

Makamin mi, serefin mi, konumun mu, kariyerin mi, yavuklugun mu?Paran, evin , bahçen, bilgin, meslegin, gençligin ya da güzelligin mi?Yoksa nefsin, enaniyetin, benligin mi?

Söyledim ya sana; ibrahim için ismail yalnizca bir babanin oglu demek degildi:

izdiraplarla geçen bir ömrün mürüvveti, acilarla dolu bir asrin mükafati, çileli bir hayatin meyvesi , yasli bir babanin sevinç vesilesi, yüzyillar sonra gelecek Medine Gülü’nün tomurcugu, bir peygamberin nübüvvetle sereflendirilecek güzide mahdumuydu.ibrahim’in ismail’i ogliydu; o oglunu kurban etti.

Senin ismail`in belki “kendin”, belki “ailen” meslegin,servetin, onurun..ismail namindaki sevgin, canin, asin, maasin..

Ey Nefsim,

Gel, sen de kurban et beklentilerini, dünyevi taleplerini ve Canan’a götürmeyen, O’nu hatirlatmayan her seyi.Hazreti ibrahim vazife mesuliyetini babalik sefkatine tercih etti; sen de dava düsünceni bütün beklentilerinin önüne geçir; arzularini mefkürene kurban ver; yoksa fedakarliktan, O’nun yoluna kurban olmaktan bahis açma lütfen.

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z İbrahim, Kurban, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Konya’nın Yukarıkayalar Beldesinin İsmi Göynem Oldu

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

Konya’nın Yukarıkayalar Beldesinin İsmi Göynem Oldu,gynem912

Konya’nın Yukarıkayalar Beldesinin İsmi Göynem Oldu

Yurt dışındaki gurbetçi potansiyeli ile bilinen Konya’nın Derebucak ilçesine bağlı Yukarıkayalar beldesinin ismi Göynem olarak değişti. 3 Ağustos 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararla artık beldenin resmi isminin “Göynem” olması yerleşim biriminde sevinçle karşılandı.

Yurt dışındaki gurbetçi potansiyeli ile bilinen Konya’nın Derebucak ilçesine bağlı Yukarıkayalar beldesinin ismi Göynem olarak değişti. 3 Ağustos 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararla artık beldenin resmi isminin “Göynem” olması yerleşim biriminde sevinçle karşılandı.

Belediye Başkanı Abdurrahman Aslan, özellikle yurt dışında yaşayan gurbetçilerin isteği doğrultusunda bu yılın Mart ayında Belediye Meclisi’nin aldığı “isim değişikliği” konusundaki kararla birlikte söz konusu talebin Kaymakamlık aracılığıyla İçişleri Bakanlığı’na gönderildiğini söyledi. Yapılan girişime İçişleri Bakanlığı’nın olur vermesinin ardından “Yukarıkayalar” isminin “Göynem” olarak değiştirildiğini belirten Aslan, “Zaten Yukarıkayalar ismi halk arasında hiç kullanılmıyor, sadece resmiyette yazışmalarda kullanılıyordu. Belde halkımız, ‘Nerelisiniz’ sorusuna hiçbir zaman Yukarıkayalarlı dememiş, hep ‘Göynemliyiz’ demiştir. Durum böyle olunca, alınan bu karar başta yurt dışındaki gurbetçilerimizde olduğu gibi beldemizde de sevinçle karşılandı” dedi.

Cihan Haber Ajansı) 12.08.2007

Posted in Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Türkiye | 2 Comments »

Yılbaşı kutlama’larına katılmak küfürmü ?

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

İslam Fıkıh Ansiklopedisi

YILBAŞI KUTLAMALARINA KATILMAK, HINDI VB. SATMAK

Yılbaşı münasebetiyle Hindi alıp satma, tebrikleşme, tebrik satma, yılbaşı programları için sipariş edilen davetiye, kart, poset vb. imal etme caiz midir?

Bu meseleyi iyi kavrayabilmek için önce şu ayet ve hadisleri gözönüne getirmek gerekir 1. “Iyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup sakının…” (K. Mâide (5) 2. )

2. “Zulum yapanlara en ufak meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. sizin Allah’tan başka velileriniz de yoktur sonra yardım da göremezsiniz. (K.Hûd (ll) 113.)

3. “O (Allah) size Kitapta : ” Allah’ın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay, edildiğini isittiğinizde, onlar bir başka söze geçip dalıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz” diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkların da, kâfirlerin de tümünü cehennemde toplayacaktır“. (K. Nisâ (4) 140. ) Buraya kadar olanlar ayet mealleridir. Konuyu başkalarına benzeme noktasından ele alan sayılamayacak kadar hadis-i şerifler vardır. Bunlardan birinin mealini vermekle yetinebiliriz :

4. “Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır “.(Ebu Davûd, Libas 4; Müsned N/50.) Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşmenin sonuçta itikadı benzeşmeye götüreceğini anlatır: Ibn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak başar. Maglupların galipleri taklid etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır. (Ibn Haldun, Mukaddime (trc.) I/374-75.) Sonuç şudur: Insan ancak sevdığını, takdir ettiğini ve büyük gördüğünü taklit eder. Şekli taklit itikadi taklide götürür. Bu ilmi gerçege de dikkat çektikten sonra genel bir fıkhî kaideyi hatırlatıp, mesele hakkında alimlerimizin istinbatlarını (bir kısmını verdiğimiz naslardan çıkardıkları hükümleri) nakledeceğiz. Ittifakla kabul edilen bu fıkhı kaide şudur: “Müslümanın, bir başka dinin şiarı (alameti farikasi) olan bir fiili kendi ihtiyarı ile yapması küfürdür” Nevruz ve yılbaşı kutlamaları alimlerimizce başka dinlerin ve inanç sistemlerinin şiarları olarak görülmüş ve bu konudaki hüküm ona göre verilmiştir. Görebildiğimiz kadarıyla, Buhara bölgesi alimlerimizden Baytekin et-Türkmeni bu tür konularda en geniş bilgiler veren alimlerimizden biridir. Buna benzer meseleleri müstakil bir kitapla anlatmış ve sözünü ettiğimiz konu üzerinde özellikle ve sayfalarca durmuştur. “Bazı Hanefi alimleri demişlerdir ki, adı geçen bütün bu (başka inançların gereğiolan bayram ve kutlamalara) katılan ve bundan tevbe etmeyen onlar gibi kâfirdir. Imam Malık’in arkadaşlarından biri de demiştir ki, Nevrûz Günü ( o günü ta’zim için) bir karpuz kesen sanki domuz kesmiş gibidir. Dolayısı ile müslüman, böyleleriyle oturması, kesmede ve pişirmede onlara yardımcı olması ile günahkâr olmuş olur“. (Türkmanî, Kitabu’l-üma fil-havâdisi vel-bida’ I/293-94.) Meselenin hem hukuki hem de itikadı yönü bulunduğu için fıkıh kitaplarımızın “mürtedle ilgili hükümler“, ya da “Küfür sözler” yer alırve özet olarak şunlar söylenir : “Mecusilerin Nevruz (yeni gün, yeni yıl, yılbaşı) kutlamalarına katılmakla da kâfir olur. Çünkü bunda onların o gün yaptıkları şeylere muvafakat anlamı vardır. Daha önce satın almamakta olduğu bir şeyi Nevruz’da, o günü tâzim için -yeme içme için değil- satın alması, keza yine o günü kutlayan şirk ehline Nevrûz Günü, velev bir yumurta olsun, bir şey hediye etmesi de aynıdır” (Hindiyye N/276-77.) “Nevruz’da (yılbaşı gününde) bir müslüman diğerine bir şey hediye etse, ama bununla da o günü tazımi (kutlamayı) düşünmüş olmasa, fakat bir takım insanların o güne mahsus böyle bir uygulaması bulunmuş olsa bunu yapan kâfir olmaz, ancak o günlerde yapmaması, daha önce veya daha sonra yapması gerekir. Ta ki onlara benzemiş olmasın. Ibadette muvafakat, yani, onlara has ibadet saatleri olan üç vakitte namaz kılmak haram olursa, ibadet olmayanları bir düşünün!? Imam Ebu Hafs demiştir ki, “Bir adam Rabbine elli yıl ibadet etse, sonra nevrûz (yılbaşı) geldiğinde, o günü kutlamak için şirk yapanlardan birine bir hediye gönderse kâfir olur“. (Bezzâziye VI/333; Abdullah b. Muhammed es-Sîbî., el-Abdevî, ed-Delilül-kavim, ales-siratil-müstakîm 143. ) Imam Rabbanî de benzer şeyleri kendi zamanındaki Hindistanli müslüman kadınların yaptıklarını, başka inançlarda olanlar gibi belli günlerde, o günlere has hediyelerle hediyeleştiklerini anlatır ve bütün bunların şirk ve Islam dinini inkâr demek olduğunu söyledikten sonra şu mealdeki ayeti zikr eder (Imam Rabbanî, Mektûbat NI/55 (Mek. 4l))”Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah’a iman etmezler “.(K. Yusuf (12) 106.) Bu A1lah’a inandığını söyleyenlerin de şirk koşuyor olabileceklerini, ya da şirk koşanların da Allah’a inandıklarını söyleyebileceklerini anlatır.

Hülâsa :

1. Yılbaşı gibi başka inançların şiari olan günlere, o güne tazîm ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek ve hediyeleşmek, yine aynı maksatla hindi vb. almak, yemek, ziyafet çekmek, aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak küfürdür. Bunu yapmış ve tevbe etmemiş bir insanın imanından, nikahından, ibadetlerinin boşa gitmesinden korkulur.

2. Böyle zamanlarda, böyle zamanlara has hindi vb. şeyleri sırf gıdalanmak için almak, PTT’nin ucuz hizmetinden yararlanmak için tebrikleşmek küfûr değilse de, onlara (isteyerek şirk yapanlara) benzeme ve onların uygulamalarını yaygınlaştırma ve meşru gösterme anlamı taşıdığından tehlikeli ve mahzurludur. müslümanların, hangi maksatla olursa olsun, o günlere mahsus birşey yapmamaları gerekir.

3. Hindi gibi sırf o günlere mahsus şeyleri, o günlerde satmak, fasıklara “günahta yardım” anlamı taşıdığından, haram ya da tahrimen mekruhtur. Ancak alacağı para haram değildir. Haram ve günah olan o işi yapmasıdır. Bu hindilerin besmele ile kesilmiş olması halinde böyledir. Besmele ile kesilmemişse “meyte” olacaklarından satılmaları hiç bir surette caiz olmaz.

4. Yılbaşı kutlamaları için matbaa sahiplerinin davetiye, afiş, kart vb. şeyleri basmaları da aynıdır. Yani bunlar sırf yılbaşına özel olarak kullanılacaklarsa yapılıp satılmaları aynı derecede mahzurludur: Eşantiyon eşya için de aynı şey söylenir.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Genel, Soru Ve Cevaplar, Türkiye, Yılbaşı Kutlamaları Küfürmü ? | 4 Comments »

ALLAH c.c. ile Tanrı kelimesi arasında ki büyük fark…

Posted by Site - Yönetici Ağustos 14, 2007

Allah kelimesi ile tanrı kelimesi arasında ne fark vardır :

Bizim eski atalarımız müsliman olmadan önce yaratıcı bir zata inanıyorlardı.belki kendilerine göre değişik tanrılarıda vardı.ama onlar daha çok kendi lehçeleri ile ”tengri” dedikleri zaman zat-ı uluhiyeti kasdediyorlardı.bu kelime sonra biraz daha incelik kazandı tanrı şeklini aldıki aslında mabud demektir ve arapcadaki ‘ilah’ın fransızcadaki ‘diyo’nun farscadaki ‘huda’nın karşılığı olan bir kelimedir.

Ama hiç bir zaman Cenab-ı Hakkın bütün Esma-i Hüsnasını cami,ism-i zat olan Allah kelimesinin karşılığı değildir.

Allah dendiği an,bütün kainatta tecelli eden isimleriylebir zat-ı ecell-i A-la akla gelir Allah kelimesiyle anlaşılan budur.yani o Mabudu mutlak,Halıkı mutlak,Maksud-u mutlak,Rezzak-ı mutlak,Bari-i mutlak,Cemil-i mutlak’tır.

İlhesma-i Hüsnayı cami Allah kelimesinde böyle umumi bir mana anlaşılır,ve bu itibarladaAllah’ın(c.c)ism-i hass dır Allah dendiği anbu ma-budu mutlak anlaşılır,ve vacib-ül vücud akla gelir.ama tanrı dendiği zamanyunanlıların aklına zeus,mısırlının apis boğası,ve hintlinin aklınada kendi inakleri gelir.tanrı kelimesiyle yerli yersiz ma-bud kelimesinin akla gelmesine karşılık,Lafz-i celale olan Allah kelimesi vacib-ül vucut un ism-i hassı olarak sadece o Esma i Hüsna sahibi Za tı Zülcelali akla getirir .onun için bir insan tanrı demekle Allah yerinde kullanırsa maksatını anlatamaz ve hata etmiş olur.

tanrı ilah kelimesi yerinde,huda,diyo ve god yerinde kullanılabilir.fakat Allah yerinde değil….
Allah cenab-ı Hakk ın Zatının has ismidir.Onun için LÂ İLAHE İLLALLAH diyoruz.fakat la Allaha illallah demiyoruz.Evvela ilahlar tanrılar ne varsa hepsi nefyediliyor,sonrada isbatta mabudu mutlak getiriliyor ve sadece ALLAH vardır deniliyor.

Mevlid yazarı Süleyman çelebi,bu hususu çok güzel tefrik ederek ”Birdir ALLAH ondan artık tanrı yok” deyip,her iki kelimenin yerinide tayin ve tesbit etmiştir.

Buna bina en bir insanın ağzından tanrı kelimesi çıktığında hemen reaksiyon göstermemeli o adamın maksadına bakmalı ALLAH yerine o manayı kullanmışsa tatlıca ikaz etmeli aksine tevehhür gösterilmemeli.hele günümüzde asla

Posted in Allah, Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: