Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 26 Tem 2007

Burun Kanamasının Nedenleri ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2007

Burun Kanamasının Nedenleri ?

Burun Kanamasının Nedenleri ?
 

Burun kanaması KBB alanındaki en çok görülen şikayetlerden biridir. Hemen herkes hayatında bir kezde olsa burun kanaması geçirmiştir. Genellikle basit nedenlere bağlı ve kolayca durdurulan bir durum olmasına rağmen bazen sebebi çok ciddi olup hayatı tehdit eden şiddette kanamalar olabilir.

Burun Neden Sık Kanar : Burun içi oldukça yoğun ve yüzeyel damarlar içerir. Özellikle burun boşluğunu ikiye ayıran bölmenin ön kısmı buruna gelen damarların birbiriyle birleştiği ve bu damarların oldukça yüzeyel olduğu bir bölümdür. Özellikle çocuklarda bu kısım hiç bir etki olmadan bile kanayabilir. Burun boşluğunun her iki kenarında bulunan ve konka adı verilen etlerde damar açısından çok zengindir ve bazı kanamaların sebebidir.

Burun Kanamasının Nedenleri Nelerdir : Burun kanaması hem buruna ait sebeplere (lokal sebepler) hemde burun dışındaki problemlere (genel sebepler) bağlı olarak gelişir.

Lokal Sebepler:
-Burun içi iltihapları
-Sinüzit
-Buruna gelen darbeler
-Çocukların burun karıştırmaları
-Buruna sokulan yabancı cisimler
-Burun içi ve sinüs tümörleri
-Burunda kemik eğriliği (septum deviasyonu)
-Allerjik rinit

Genel Sebepler:
-Hipertansiyon
-Kan Hastalıkları (Kanama-pıhtılaşma bozuklukları,lösemi vs.)
-Barsak Parazitleri

Hangi Tetkiklerin Yapılması Gerekir : Özellikle şiddetli burun kanamalarında genellikle ilk yapılan iş, sebebine bakılmaksızın kanamanın durdurulmasıdır. Kanama durdurulduktan sonra sebebi konusunda bazı araştırmalar yapılmalıdır. Sebebin araştırılmasında yapılması gereken ilk şey hastanın muayenesidir. Birçok kez muayene ile sebep anlaşılır. Şüphelenilen sebebe göre yapılabilecek tetkikler şunlardır.

-Tansiyon ölçülmesi
-Sinüzit filmlerinin çekilmesi (normal filmler ya da tomografi)
-Barsak paraziti araştırılması
-Kanama-Pıhtılaşma testleri
-Kan hastalıkları ile ilgili testler
Bu testler her zaman her hastaya uygulanmaz. Doktorun şüphelendiği sebebe göre bir kısmı yapılarak sebep bulunmaya çalışılır.

Nasıl Tedavi Edilir : Birçok burun kanaması kendiliğinden ya da hastanın burun ucunu tutması ve soğuk uygulaması ile durur. Ancak bu şekilde durmayan kanamalar doktor müdahelesini gerektirir. Kanamayı durdurmak için yapılabilecek müdaheleler şunlardır:
– Damarın Yakılması : Hafif derecedeki sık tekrarlayan kanamalar için kullanılır. Burun bölmesinin ön kısmındaki damar ağına kimyasal maddeler uygulanarak kanamanın önlenilmesine çalışılır. Her iki tarafa uygulandığında veya aşırı kimyasal madde uygulandığında burun bölmesinin delinmesi riski vardır.

– Tampon konulması: Sık uygulanan bir tedavi yöntemidir. Burun ucunun tutulması ya da soğuk uygulama ile durdurulamayan kanamalarda kullanılır. Burun boşluğuna konan tampon kanayan damar üzerine baskı yaparak kanamayı durdurur. Tampon olarak antibiyotikli kremler sürülmüş gazlı bez kulanılabileceği gibi, ortasında hastanın nefes almasını sağlayacak borunun bulunduğu daha konforlu tamponlar da kullanılabilir. Tamponlar genellikle 48 saat kalarak çıkarılır. Daha uzun süre kalması bazen problem infeksiyonlara yol açabilir. Tampon süresince hastaya antibiyotik verilmesi ihmal edilmemelidir.

Bazen burun kanamasının kaynağı burnun arka bölümleridir ve önden konan tamponlarla durdurulamaz. Bu durumda arka (posteriör) tampon denen ve ağız içinden sokularak burnun arka kısmına yerleştirilen tampon kullanılır.

Damarların Bağlanması : Bu işlem bir ameliyattır ve hastanın hayatını tehdit edecek şiddette olan ve tampon konmasıyla durmayan kanamalarda kullanılır. Kanamanın yerine göre belirlenen damar bazen sinüs içinden bazen de boyun açılarak bağlanır.

Hastaya yapılan müdaheleler esnasında hastanın rahatlatılması önemli yer tutar. Özellikle yaşlı ve hipertansiyonlu hastalarda bu amaçla hastaya diazem ya da diğer sakinleştirici ilaçların verilmesi gerekebilir.

Burnum Kanadığında Evde Ne Yapabilirim : Birçok kez hastanın kendi uyguladığı yöntemler kanamayı durdurabilir. Hastanın ilk yapması gereken şey burun ucunu sıkıca tutarak başın öne doğru eğilmesidir. Eğer baş arkaya doğru eğilirse kanın genizden boğaza gitme ihtimali artar. Burun üzerine soğuk uygulaması da faydalıdır. Hatta hasta burun ön kısmına tampon görevini üstlenecek bir gazlı bez de koyabilir. Ancak hastanın kendi uyguladığı yöntemler kanamayı durdursa da mutlaka uygun zamanda bir KBB uzmanına muayene olmalıdır.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Genel, Sağlık | 4 Comments »

Orası Çanakaledir

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2007

Çanakaledir kınalı kuzular,

Orası Çanakaledir

Oğlum!
Mehmet’imi gördün mü?
Hangi Mehmet ana?
Burada bende Mehmet’im,
Oda Mehmet ana…
Hepimiz Mehmet’iz burada!
Biz burada Mehmet’iz, Hasan’ız, Yahya Kemal’iz,
Kimimiz kınalı!
Sahi ana…
Neden kınaladın Hasan’ı
Ben evladımı vatana şehit verdim!
Bu yüzden sürdüm kınayı…

Ana!
Gurur duy evlatlarınla!
Üstadım,
Savaşın adını duymak istemez ana…
Muzaffer gidip adını yazdırır.
Ana!
Bilinmez ki kaç Muzaffer böyle yapmıştır?
Söylesene ana.
Orası ana…
Muzaffer’in, Hasan’ın, Mehmet’in,
Daha nice kimselerin yurdudur ana…
Burada,
Kimimiz evli,
Kimimiz nişanlı,
Kimimiz,
Yârinden ayrılıp gelmiştir ana!
Kimimiz anasını babasını,
Kimimiz,
Kardeşini bacısını,
Bırakıp gelmiştir ana…

Düşman!
Reşit Paşa’yı topa tutar.
Asker hasta!
Birde bit belası gelmiştir başa!
Çekilmez olmuştur artık askerlik!
Ama yılmamıştır askerler…
Neden! Neden!
Çünkü hepsi bu üzerinde yaşadığımız,
Toprak içindir,
Namusumuz içindir,
Ezanımız içindir,
Bayrağımız içindir,

Bağımsızlığımız içindir,
Ana!
Orası kan yurdudur!
Orası destan yurdudur!
Ana!
Orası şehitlerimizin yurdudur!
Orada tek emelimiz var ana.
Yaşamak…
Yaşayıp,
Düşmanı bozguna uğratmak!
Şekva ettirmek düşmanı…
Ana!
Kan kusturdular Çanakkale’yi,
Kan kusturdular vatanı!
Ana!
Ant içtik!
Vatanımızı vermeyeceğimize…
Ana!
Biz baldıran şerbeti…
İçerek kazandık bu vatanı!
Her şeyimiz vatanımız,
Edirne’den Van’ kadar,
Tek bir taşına birçok şehit verdik.
Balkanlarda Çanakkale’de!
Ana…
Burası Çanakkale…
Ne Fransız’ı geçirdik boğazlardan!
Ne İngiliz’i…
Hiç biri geçemedi.

Yiyecek tek lokma aşımız olmaz!
Açlıktan ölenler vardır!
Ana…
Misafirimizdir sefalet!
Ana!
Orası kan yurdudur!
Ana!
Orası destanın yazıldığı yerdir!
Ana!
Orası Yüz binlerce şehidimize mezar olmuş yerdir!!!
Ana!
Orası Destan kale’dir!
Ana!
Orası Son kale’dir
Ana
Orası Çanakkale’dir,
Çanakkale’dir,
Çanakkale’dir!

İbrahim Sadri

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar, Şiir | Etiketler: | Leave a Comment »

Hz. Safiyye (r.a)

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2007

20Hz. Safiyye (r.a) Duası

Hz. Safiyye (r.a)

Hz. Muhammed (s.a.s)’in hanimlarindan biri.

Ümmehâtül-Mü’minin” (Mü’minlerin anneleri)’nden biri olan Safiyye, Huyeyy b. Ahtab adinda Medine’deki yahudilerden Madirogullari kabilesi reisinin kiziydi. Huyeyy, Hz. Peygamber (s.a.s)e karsi müsriklerle isbirligi görüsmeleri yapan ve bundan dolayi müslümanlar tarafindan Medine’den uzaklastirilan Nadirogullari’nin lideriydi. Bu zorunlu göçten sonra bu kabilenin bir kismiyla Hayber tarafina gitmisti. Ahzab savasinda, Huyeyy de hücum edenlerle beraber gelmis ve Kureyzaogullarini müslümanlarin aleyhine kiskirtmak için onlarin kalelerine girmis, sonra da onlarin ugradigi akibete ugramis ve orada öldürülmüstü. Huyeyy’in kizi olan Hz. Safiyye’nin annesinin adi Durra idi.

Safiyye, önce kendi kabilesinden Sellam b. Miskem ile nikahlanmis; bir süre sonra bosanarak Kinâne b. Ebi Hukayk ile evlenmisti. Bu esi de Hayber savasinda öldürülenler arasindaydi. Ayrica yine bu savasta Safiyye, esi ve babasiyla birlikte kardesini de kaybetmisti. Safiyye savas esirleri arasindaydi. Bazi kaynaklar Safiyye’nin asil isminin Zeyneb oldugunu kaydeder. Arabistan’da reislere veya hükümdarlara düsen ganimet hissesine “Safiyye” denildigi ve bu sebeple, Zeyneb de Hayber savasinda esir olarak Rasûlüllah (s.a.s)’in hissesine düstügü için ona “Safiyye” denIlmisti. Esirler toplandigi zaman Dihyetül-Kelbî, Hz. Peygamber (s.a.s)’den bir cariye Istemis. O da Safiyye’yi vermisti. Ashabtan birinin, Safiyye’yi peygamberimizin almasinin daha uygun olacagini, zira bir reis kizi oldugu için mevkiinin bunu gerektirdigini söylemesi üzerine, Safiyye’yi geri almis, ona da baska bir cariye vermisti.

Hz. Peygamber, Yahudiler ile bir anlasma imzaladiktan sonra Safiyye’ye Islâm ve Yahudilik hakkindaki görüsünü sordu. “Ey Allah’in Rasûlü! Islâmi arzu etmis ve sen davet etmeden önce seni tasdik etmistim. Babam da senin davanin dogrulugunu itiraf ederdi. Fakat irkçilik onu götürdü.

Ben Allah’tan baska ilâh olmadigina ve senin Allah’in Rasûlü olduguna kesinlikle inaniyorum” cevabini alinca onu âzad ederek onunla evlenmisti.

Hz. Peygamber (s.a.s), yeni hanimini yakindan tanimaya firsat bulabildigi Ilk gece onun yanaginda yesil bir benek gördü. Sormasi üzerine Safiyye’nin cevabi su olmustu: “Bir süre önce rüyamda, gökteki ayin yerinden ayrilip gögsümün üzerine düstügünü gördüm; bunu kocama anlattigimda o Sen su Medine krali ile evlenmek istiyorsun” dedi. Ben ise senin hakkinda o sirada hiç bir sey duymamistim. Buna ragmen tutup suratima siddetli bir samar indirdi; Iste bunun izi hâlâ devam etmektedir”.

Hz. Muhammed (s.a.s) dügününün yapildigi gece, esini kabilesinin ugradigi zarar ve kayiplar konusunda teselli etti ve Hayberlilerin kendisini bu konuda zorladiklarini izaha çalisti. Islâm’a ve onun peygamberine karsi çok samimi hislerle bagli olan Hz. Safiyye, ayni zamanda asil, zeki, güzel ve dindar bir kadindi. Özellikle tutumluluguyla taninirdi. Diger bir hususiyeti de pisirdigi yemeklerdi. Hz. Safiyye’nin mutfaginda pisen yemekler, onun aile fertleri, yani ehl-i beyti arasinda çok begenilirdi. Öte yandan, Hz. Peygamber (s.a.s)’den birkaç hadis rivayeti de vardir. Rasûlüllah da Hz. Safiyye’ye hürmet ve sevgide özen gösterirdi. Bir gün, bir seyahat esnasinda Hz. Safiyye’nin devesi hastalanmis Hz. Peygamber (s.a.s) de, Hz. Zeyneb’e, develerinden birini ona ödünç vermesini Istemis, ancak o “Devemi bir Yahudi asilliya mi vereyim?” demisti. Hz. Peygamber (s.a.s) onun bu sözünden çok müteessir olmus ve Hz. Zeyneb ile Iki ay görüsmemisti.

Hz. Safiyye H. 50/ M. 670 yilinda vefat etmistir. Rasûlüllah (s.a.s)’in vefatindan sonra, uzun bir ömür sürmüs olan Hz. Safiyye, ölüm döseginde iken, sahip oldugu mallarinin üçte birini, Yahudi dininde israr edip kalmis olan bir yegenine vasiyet etmisti. Zira Islâm hukukuna göre, gayr-i müslim akrabaya sadaka câizdi. Bu durumda mirastan hisse almaya hak sahibi olmayanlar için vasiyette bulunmak mümkündü. Ancak bazi müslümanlar bu vasiyetin yerine getirIlmesine karsi çiktilarsa da, Hz. Muhammed (s.a.s)’in bir diger esi ve döneminin hukuk otoritesi Hz. Aise; lehine vasiyet yapilanin tarafini tutacak bir biçimde araya girerek, vasiyetin yerine getirIlmesinin Islâm hukukuna uygun olacagini ifade etti. Halbuki Hz. Aise ile Hz. Safiyye, Hz. Peygamber (s.a.s)’in sagliginda zaman zaman dargin durmuslar, ancak darginliklarina hemen son vererek helâllesmislerdi.

Hz. Safiyye Medine’de Baki’ mezarliginda topraga verIlmistir (Ibn Sa’d, Tabakatü’l-Kübrâ, Beyrut (ts.), VIII,120-129; Muhammed Hamidullah, Islâm Peygamberi, çev. Salih Tug, Istanbul 1980, II, 740-741; Mevlana Sibli, Asr-i Saadet, çev. Ö. Riza Dogrul, Istanbul 1981, II, 162-163).

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Safiyye, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hazreti Hafsa

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2007

1Hazreti Hafsa

Hazreti Hafsa

Ömer ibni Hattab’in Kizi – Mü’minlerin Annesi Hazreti Hafsa radiyallahu anhâ

Hazret-i Hafsa radiyallahu anhâ Hz. Ömer (r.a)’in kizi… Bilgili ve kültürlü, irâdesi kuvvetli, sadakat sahibi bir Islâm hanimefendisi… O devirde okuma-yazma bilen pek ender, kültürlü kadinlardan… Üçüncü hicri yilda Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin aileleri arasina katilarak mü’minlerin annesi olma serefini elde eden bahtiyarlardan…
O, Mekke’de Peygamberlik gelmezden (Bi’set’ten) bes sene önce dogdu. Babasi, Islâm tarihinde adâletiyle ün salan, ikinci halife Hz. Ömer (r.a)dir. Annesi Zeynep, Osman ibni Maz’ûn (r.a)’in kiz kardesidir. Babasi ile birlikte Mekke’de müslüman oldu. Ashab’tan Huneys ibni Huzâfe (r.a) ile evlendi. ilk müslümanlarin safinda yer alan bu bahtiyar kari-koca birlikte önce Habesistan’a, daha sonra Medine’ye hicret etti

Huneys (r.a), Abdullah ibni Huzâfe (r.a)’in kardesidir. Bedir ve Uhud gazvelerine istirak etmistir. Her iki gazvede de kahramanca çarpisti. Uhud savasinda ciddi sekilde yaralandi. Medine’ye dönüldügünde sehadet serbetini içti. Hazreti Hafsa (r.anhâ) genç yasta dul kaldi.Hz. Ömer (r.a) kizinin dul olarak kalmasina gönlü râzi degildi. Biran önce onu evlendirmeliydi. O devirde iddetini tamamlayan kadinlarin fazla beklemeden evlenmesi daha uygun görülüyordu. Bir baba olarak Hz. Ömer (r.a) da kizinin iyi bir kimse ile evlenmesini arzu ediyordu. Bunun için düsündü, tasindi ve onu Hz. Osman (r.a)’a nikâhlamaya karar
verdi. Hz. Osman da o sirada dul kalmisti. Hanimi Peygamberimiz’in kizi Rukiyye (r.anhâ) vefat etmisti. Rahatlikla teklif yapilabilirdi. Vakit kaybetmeden Osman’a gitti. Kizi Hafsa’yi nikâhliyabilecegini söyledi. Bu konudaki görüsmeleri Abdullah ibni Ömer radiyallahu anhümâ bizzat babasindan söyle nakletmektedir:
Osman ibni Affan’a gittim. Onu hüzünlü gördüm. Üzüntüsünü gidermek ve teselli etmek için ona Hafsa’dan bahsettim. istersen Hafsa’yi sana nikâhliyayim dedim. Osman birden cevap veremedi. Hemen evet diyemedi. Biraz düsünmek için zaman istedi ve Hele bir düsüneyim dedi. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra karsilastigimizda, simdilik evlenemiyecegim diye özür diledi.
Hz. Ömer ayni teklifi Hz. Ebûbekir (r.a)’a yapmayi düsündü. Onunla karsilastiginda:
istersen sana kizim Hafsa’yi nikahliyayim dedi. Hz. Ebûbekir de sustu. Agzini açip da bir söz söylemedi. Hiçbir cevap vermedi. Bu sebeple ona, Osman’a gücendiginden daha fazla kizdi.
Hz. Ömer (r.a) iki samimi arkadasindan müsbet bir cevap alamayinca cani sikildi. içerledi. Üzüntülü bir sekilde Rasûlullah (s.a)’in huzuruna girdi ve söyle dedi: Yâ Rasûlallah! Ben Osman’a sasiyorum. Hafsa’yi ona nikâhlamak istedim de yanasmadi.
Ebûbekir de öyle…
iki Cihan Günesi Efendimiz Ömer’e tebessüm ederek: Yâ Ömer! Hafsa, Osman’dan, Osman da Hafsa’dan daha hayirli birisiyle evlenecektir. buyurdu.
Hz. Ömer büsbütün merak içerisinde kalmisti. Osman’dan daha hayirli damât kim olabilirdi? Merak içerisinde aradan yine birkaç gün geçti. Nebiyy-i Ekrem (s.a) Efendimiz Hafsa’ya tâlib oldu. Hz. Ömer (r.a)’a: Sen kizin Hafsa’yi bana nikâhlarsin. Ben de kizim Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikâhlarim. buyurdu.
Hz. Ömer bu müjdeye çok sevindi. iki Cihan Günesi Efendimiz bu haberle Hafsa’yi kendisine Allah’in nikâhladigini anlatmak istiyordu. Bunun üzerine kisa zamanda dügün hazirliklari tamamlandi. Hicretin üçüncü yilinda saban ayi içerisinde Hz. Hafsa, Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizle nikâhlanarak mü’minlerin annesi olma serefine erdi.
Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz bu nâzikâne tesebbüsü ile üç büyük sahâbîsi arasindaki dostlugu, kardesligi, din bagini hisimlikla, akrabalikla daha da kuvvetlendirmis oldu. Âise’yi nikahlayarak Hz. Ebûbekir (r.a)’i Hafsa’yi nikahlayarak da Hz. Ömer (r.a)’i taltif etti. Onlari kendine kayinpeder, kizlarini da mü’minlerin anneleri olma bahtiyarligina kavusturdu.
Hz. Ebûbekir (r.a) kendine teklifte bulunan Hz. Ömer’e müsbet-menfi bir cevap veremedigi için üzülüyordu. Fakat baska çaresi de yoktu. Çünki bir sirri muhafaza etmesi gerekiyordu. Hz. Hafsa ile Fahr-i Kâinat (s.a)’in evlenecegini biliyordu. Bunu söylemek emanete hiyanet olacakti. Bu sebepten sükût etti. Nikâh kiyildiktan sonra Hz. Ömer (r.a)’a gelerek özür diledi ve durumu söyle izah etti:
Hafsa’yla evlenmemi istedigin, benim de sana cevap vermedigim zaman herhalde bana gücenmissindir. dedi. Hz. Ömer de: Evet diye cevap verdi. Bunun üzerine Ebûbekir (r.a) sunlari söyledi:
Bana bu konuyu açtiginda sana bir cevap vermeyisimin sebebi, Rasûlullah (s.a)’in Hafsa ile evlenmekten söz etmesidir. Elbette onun sirrini ifsâ edemezdim. sayet Nebiyy-i Muhterem, Hafsa ile evlenmekten vazgeçseydi, elbette onunla evlenirdim diyerek onu teselli etti.
Ne nezâket!.. Ne edeb!.. Ne sir saklayicilik!.. iste Islâm edebi!… Emanet bir sir… Sükût bir hazinedir… Emanete riâyet ve sükûtu ihtiyar etmek ise insanin emniyeti ve süsüdür…
Hz. Hafsa (r.anhâ), Rasûlullah (s.a)’in evine Sevde ve Aise (r.anhümâ) annelerimiz varken gelin olarak geldi. O, iki Cihan Günesi Efendimizin saâdethânelerine geldiginde yirmi yaslarindaydi. Sevde (r.anhâ) annemiz Âise (r.anhâ) gibi onu da büyük bir gönül rahatligi içinde karsiladi. Her ikisine de hizmet etti. Hafsa (r.anha) da gençti. Bilgili ve onurluydu. Özü sözü birdi. iradesi kuvvetliydi. Hâne-i seâdette iki genç annemiz olmustu. ikisi de Efendimize hizmet etme yarisinda gayretlerini esirgemiyorlardi. Son derece nâzik davraniyorlardi. Sevgi ve hürmette kusur etmemeye çalisiyorlardi. Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz de iki aziz
arkadaslarinin kizlari olmalari sebebiyle gücünün yettigince onlara müsâmaha ile davraniyordu. Kadinlik zaafiyetlerini, gençliklerini göz önüne alarak daha merhametli, daha sefkatli muâmele ediyordu. Fakat beser olarak sikintili zamanlar da geçiriyordu. söyle ki: Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz Zeynep binti Cahs (r.anhâ) annemizin evinde bal serbeti içmisti. Biraz da yaninda fazla kalmisti. Bu durum iki genç annemizin dikkatlerini çekti ve aralarinda anlasarak. Efendimizin yanina vardiklari zaman kendisinden megâfir kokusu geldigini söylediler. Efendimiz megâfir yemedigini, bal serbeti, içtigini söyledi ve:
Demek ki bali yapan ari megâfir yalamis diyerek bir daha bal serbeti içmemege yemin etti.
Bunun üzerine Allah Teâlâ Tahrim sûresini nâzil buyurdu. Meâli söyledir:
Ey Peygamber! Eslerinin rizasini gözeterek Allah’in sana helâl kildigi seyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bagislayan, çok esirgeyendir.
Fahr-i Kâinat (s.a) efendimiz bir ara hanimlarindan ayrilarak uzlete çekilmisti. Genç ailelerini egitmek istiyordu. Ashab arasinda bu durum, Rasûlullah hanimlarini bosadi. diye yayildi. Hz. Ömer (r.a) bu haberi isitince dogruca Efendimizin odasina yöneldi. Kizi Hafsa’nin bir hatasi olabilecegini düsünerek Efendimiz’den içeri girmeye izin istedi ve huzura girerek Efendimizin gönlünü rahatlatacak su sözleri söyledi:
Ya Rasûlallah! Kadinlardan dolayi ne kadar sikinti çekiyorsun. sayet onlari bosarsan Allah da melekleri de seninle beraberdir. Ben de, Ebûbekir de, mü’minler de seninle beraberiz… dedi.
iki Cihan Günesi Efendimiz tebessüm etti. Gül yüzünden nurlar saçildi. Ömer’in kalbine huzur verecek ve mü’minleri sevindirecek su cevabi verdi. Hanimlarini bosamadigini, sadece uzlete çekildigini söyledi. Hz. Ömer mescide geldi ve durumu müslümanlara izah etti.
Hz. Hafsa (r.anhâ) yaratilis icâbi biraz celâlli idi. Hz. Âise (r.anhâ) annemiz onu söyle tavsif ediyor: Hafsa tam manasiyla babasinin kizidir. Kuvvetli bir iradesi vardir. Özü sözü birdir.
Birgün Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz Hafsa annemizin yaninda Hudeybiye’de biat eden ashabini anarak: insaallah, Hudeybiye’de biat eden ashâbim Cehenneme girmez. buyurdu. Hafsa (r.anhâ) da:içinizden oraya ugramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinlesmis bir hükümdür. (Meryem sûresi; 71) âyetini okuyarak hatirlatmada bulundu. Efendimiz de ona: Sonra, biz Allah’tan sakinanlari kurtaririz; zalimleri de diz üstü çökmüs olarak orada birakiriz. (Meryem sûresi; 72) ayetini okuyarak cevap verdi.
Hz. Hafsa (r.anhâ) annemiz ibadete düskündü. Çok namaz kilar, çokca nâfile oruç tutardi. Onun hayati da diger annelerimiz gibi fakirlik içinde geçti. Yatak olarak kullandigi bir siltesi vardi. Yazin onu altina sererdi. Kisin da bir tarafini altina serip, bir tarafini da üzerine örterdi. Çogu zaman yemek için ekmek bulamazdi. Buna ragmen sikâyetçi olmadi. Hep haline sükretti.
O, Resûl-i Ekrem (s.a) efendimize son derece sadakat ve muhabbetle bagliydi. Kendisine hediye edilen seyleri yemez içmez, Resûlullah’a ikram ederdi. Onu daima nefsine tercih ederdi. Bir defasinda kendisine bir tulum bal hediye etmislerdi. Resûl-i Ekrem (s.a) efendimiz odasina ugradiginda ondan serbet yapar ve ikram ederdi.

Hz. Hafsa (r.anha) Fahr-i Kâinat (s.a) efendimizin dâr-i bekâya irtihalinden sonra da önemli hizmetlerde bulundu. Hz. Ebûbekir (r.a) devrinde Kur’ân âyetleri bir araya toplanarak Mushaf haline getirilmisti. Bu tek nüsha idi. Hz. Ebûbekir (r.a)in nezdinde kaliyordu. Vefatindan sonra Hz. Ömer (r.a)’in nezaretine verildi. Hz. Ömer (r.a) da yaralanip sehid olacagi zaman kizi Hz. Hafsa (r.anhâ) annemize teslim etti. O da itina ile muhafaza etti. Hz. Osman (r.a) devrinde bu nüshadan çogaltildi.
Hz. Hafsa (r.anhâ) vâlidemiz 60’a yakin hadis-i serif rivayet etti. Bir tanesi sudur. Rasûlullah (s.a) yatagina girdiginde sag elini basinin altina koyar söyle duâ ederdi: Yâ Rabbi! Kullarini dirilttigin gün beni azabindan koru. Bunu üç defa tekrar ederdi.

Hicretin 45. yilinda Hz. Muaviye’nin halifeligi döneminde altmis yasinda iken vefat eden Hz. Hafsa (r.anhâ) annemiz’in cenâze namazini Medine valisi Mervan ibni Hakem kildirdi. Cennet-i Bakî’a’da mü‘minlerin annelerinin yanina; ebedî istirahatgâhina tevdi edildi. Cenab-i hak’tan sefaatlerini niyaz ederiz. Amin.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, H.z Hafsa, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Etiketler: | Leave a Comment »

Hz. ÂİŞE (r.a.)

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2007

 

Hz. ÂİŞE (r.a.)

Allah Resulü Hz. Muhammed (s.a.s.)’e ilk iman eden onun en sadik arkadasi Hz. Ebu Bekr es-Siddîk’in kizi ve Hz. Peygamber’in zevcesi. Hicret’ten dokuz veya on sene önce Mekke-i Mükerreme’de dogdu. Annesi Ümmi Rûmân binti Âmir ibn Umeyr’dir. Hz. Âise çok küçük yasta müslüman olmustur.

Resulullah, ilk zevcesi Hatîcetü’lKübrâ hayatta iken baska bir kadinla evlenmemisti. Onun vefatindan sonra bir süre daha evlenmedi. Resulullah, Hatice (r.a.)’in ölümüne çok üzüldü. Osman ibn Maz’un’un hanimi Havle binti Hakim, Resulullah’a gelerek Ebu Bekr es-Siddîk’in kizi Âise ile evlenmesini teklif etti. Sonra da Resulullah adina Ebu Bekr’e giderek kizi Âise’yi istedi.

Hz. Âise’nin Resulullah’a nikâhlanmasi Hicret’ten iki veya üç sene önce oldu. Kaynaklar, bu nikâhlanma sirasinda Hz. Âise’nin yasinin küçük oldugunu kaydetmektedir. Nikâhin kiyilmasindan iki yil kadar zaman geçtikten sonra zifâf vukû bulmustur. Hz. Âise’nin o zaman dokuz veya on bir yasinda oldugu rivayet edilmektedir. Bu rivayetleri bazi tarihçiler cerhetmekte ve Âise validemizin evlendikleri zaman daha büyük oldugunu ileri sürmektedirler. Âise validemizden rivayet edilen bir hadiste, Hz. Cebrâil Âise’nin resmini ipek bir hirka içinde Resulullah’a getirmis ve “Bu, senin dünya ve ahirette zevcendir.” demisti. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bâkire olarak nikâhladiklari tek zevcesi vâlidemiz Hz. Âise’dir. Resulullah onu çok severdi. Ona ‘Hümeyra’ lâkabini vermis ve: “Dininizin yarisini bu Hümeyra’dan aliniz” buyurmuslardir. Hazret-i Âise, Medine’de Peygamberimizin muharebelerine katildi ve diger sahâbe hanimlari gibi harpte yaralilarin tedavisiyle bizzat mesgul oldu. Uhud gazâsinda sirtinda su ve yiyecek tasiyip yardim için Peygamber Efendimizin hep yaninda kalmisti. Hatta, peygamberimizin Uhud’da müsriklerin taslariyla yaralanan mübarek yüzlerine, hasir yakip, külünü basarak kanlarinin durmasini saglamisti. Hz. Âise bir ara Uhud’da kiliçla cepheye gitmek istemisse de, Resulullah buna müsaade etmemistir.

Âise 14-15 yaslarinda iken Benu Mustalik (Müreysi’) gazâsina Resulullah’la beraber katildi. Gazâ dönüsü tuvalet için geride kalmasi yüzünden iftiraya ugradi; savasa ganimet için katilan münafiklar Hz. Âise’nin, gecikmesi sebebiyle, kâfilenin ardindan yaninda Ashabtan Safvan ile birlikte geldigini görünce bunu kötü sözlerle ve çirkin bir sekilde yorumladilar. Yolda bu dedikodulara bazi müslümanlar da karisinca Hz. Âise çok üzüldü; Medine’ye gelince hastalandi. iftira, dedikodu etrafa yayilmisti. Atesi yükselerek yataga düstü. Bu arada kendisini fazla aramayan Rasûlullah’tan izin isteyerek babasi Ebû Bekir’in evine gitti. Orada bir müddet kaldi; sabirla bekledi. Bu arada Rasûlullah diger hanimlarina ve sahâbeden en yakinlarina Âise’nin durumunun ne olabilecegini sordu. Hepsi de Hz. Âise’nin temiz ve suçsuz oldugunu söylediler; “Peygamberini fenaliklardan koruyan Cenâb-i Hak, size böyle bir seyi revâ görmez, sabreyleyin” dediler.

Aradan bir ay gibi uzun bir zaman geçinceye kadar danismalarini sabirla sürdüren Resulullah, sonunda Hz. Ebû Bekir’in evine ugradi. Hz. Âise’yi, anne, babasi ve sahâbeden bir hanimla aglar buldu: “Ya Âise, senin için bana söyle söyle söylediler. Eger sen, dedikleri gibi degilsen; Allah’u Teâlâ yakinda senin dogrulugunu tasdik eder. Eger bir günah islediysen, tövbe ve istigfar eyle! Allah’u Teâlâ, günahina tövbe edenlerin tövbesini kabul eder. ” buyurdular. Resulullah’in mübarek sesini isitince aglamayi kesen Hz. Âise babasina bakip cevap vermesini istedi. Hz. Ebû Bekir ve Âise’nin annesi böyle söylentilere ve dedi-kodu yapanlara sadece sasirdiklarini söylediler. Hz. Âise ise: “Allah’u Teâlâ’ya yemin ederim ki kulaginiza gelen lâflarin hepsi yalandir, iftiradir, Allah biliyor ki benim bir seyden haberim yoktur. Yapmadigim bir seye evet dedigimde kendime iftira etmis olurum. Sabretmek iyidir. Onlarin söyledigi sey için Allah’u Teâlâ’dan yardim bekliyorum.” dedi. Günahsiz oldugundan, kalbinin temizligi ile ve kendinden emin olarak bekledi .

Bu sirada Hz. Peygamber (s.a.s.)’in yüzünde vahiy alâmetleri belirdi. Hz. Ebû Bekir, Resulullah’in basinin altina bir yastik koyup üzerine çarsaf örterek beklediler. Vahiy tamamlaninca Resulullah terlemis yüzünü örtünün altindan kaldirarak: “Müjdeler olsun sana ey Âise! Allah’u Teâlâ seni temize çikardi. Senin pak olduguna sahit oldu.” deyip Kur’an’daki Nûr Suresinden, o an nazil olunan 10 ayeti okudu. Hz. Ebû Bekir hemen kalkip kizi Âise’yi basindan öptü, “Kalk, Resulullah’a tesekkür et.” dedi. Kendisi için ayet inecegini aklindan geçirmeyen Âise saskinlik içinde: “Hayir kalkmam baba vallahi kalkmam. Allah’u Teâlâ’dan baskasina sükretmem. Çünkü Rabbim beni Ayet-i Kerîme ile methetti.” dedi. Ama, çok sevindi. iftirada bulunanlar zamanla hakîr ve zelîl oldular.

Peygamberimiz (s.a.s.) 632 senesinde hastalaninca son gününü Hz. Âise validemizin evinde geçirdi. Rebiü’levvel ayinin onikinci pazartesi günü ögleden önce mübarek basi, Hz. Âise validemizin gögsüne yaslanmis oldugu halde vefat etti. Resulullah’in vefatindan sonra Ashâb-i Kirâm, Hz. Aise validemize müminlerin annesi adini vererek, ona büyük hürmet göstermislerdir. Hz. Âise de, sahâbe içinde, kirk yila yakin bir müddet daha yasamis ve pek çok hadis rivayet etmistir.

Hz. Âise’nin bu son kirk yillik hayatindaki en önemli olay; Cemel Vak’asi’dir. Hz. Osman’in karisiklik çikaran entrikaci asiler tarafindan sehid edilmesinden sonra halîfe olan Hz. Ali, katilleri bulmak ve kisas yapmak hususunda günün sartlari geregi olarak sabirla hareket etmeyi uygun bulmustu. Bu yumusak davranistan yüz bulan asiler taskinliklarini artirarak fenaliklarina devam ettiler.

Durum böyle endise verici bir hâl alinca Ashâb-i Kiram’in büyüklerinden bir kismi (Talha, Zübeyr…) Mekke’ye giderek o sirada hac için orada bulunan Hz. Âise’yi ziyaret edip, olaylara el koymasini ve kendilerine yardimci olmasini istediler. Hz. Âise de; acele etmemelerini, sabirla bir köseye çekilip Hz. Ali’ye yardimci olmalarini tavsiye etti. Ashâb-i Kirâm’in büyükleri de Hz. Âise’nin tavsiyesine uyarak, askerleriyle Irak ve Basra’ya gitmeyi uygun gördüler. Hz. Âise’ye de: “Ortalik düzelinceye ve halifeye kavusuncaya kadar bizimle beraber bulun, bize destek ol, çünkü sen müslümanlarin annesi ve Resulullah’in muhterem zevcesisin, herkes seni sayar dediler. Hz. Âise de, müslümanlarin rahat etmesi ve Ashâb-i Kirâm’in korunmasi için onlarla birlikte Basra’ya hareket etti. Bu gidisi asiler, Hz. Ali’ye baska türlü anlattilar. Bu arada Hz. Ali’yi de zorlayarak Basra’ya gitmesini sagladilar. Hz. Ali de Basra’ya gelince Hz. Âise’ye bir haberci yollayarak, olaylar ve yolculugu hakkindaki düsüncelerini sordu. Hz. Âise, fitneyi önlemek ve sulhu saglamak için Basra’ya geldigini; öncelikle katillerin yakalanmasini istediklerini halife Hz. Ali’ye bildirdi. Bu görüsü Hz. Ali de uygun bularak sevindi. Memnun olan her iki taraf üç gün sonra birlesmeyi kararlastirdilar.

Bu baris haberini ve memnunlugu isiten münafiklar birlesmeye engel olmak için, gece karanlik basinca, her iki tarafa da ayri ayri askerlerle saldirdilar. Taraflara da: “Bakin, karsinizdakiler sözünde durmadi” deyip bu gece baskini ile ortaligi karistirdilar. Karanlikta neye ugradiklarini bilemeyen müslümanlar harb etmeye basladilar. Her iki taraf da karsisindakini suçluyordu. iste bu iki müslüman grup arasinda meydana gelen çatismaya Cemel vak’asi denir.

Bu vak’ada Hz. Aise’nin ictihadi Hz. Ali’nin ictihadina uymamisti. Buna ragmen galib olan Hz. Ali, müminlere anneligi Kur’an-i Kerim ayeti ile sabit olan Hz. Aise’ye ikram ve izzette bulundu. “Ali’yi sevmek imandandir.” hadisini haber veren Hz. Âise de Hz. Ali’yi çok severdi. Daha sonra Hz. Ali’nin sehâdetine üzüldü ve çok agladi. Çünkü, sahâbiler birbirlerini çok severlerdi.

Hayatinin son devrelerini müctehid olarak bilhassa kadinlara mahsus hallere dair fikhî hükümlerde fetvalar vererek geçirdi. 676 yilinda Medine-i Münevvere’de vefat etti. Cenazesini Ashâbtan Ebû Hureyre (r.a.) kildirdi. Vasiyyeti üzerine Medine’de el-Bakî’ kabristanina defnedildi. Küçük yaslarda iken Âise’nin egitim ve ögretimiyle bizzat babasi Hz. Ebû Bekir (r.a.) ilgilenmistir. Bütün müminlerin annesi olan Âise validemiz daha küçük yaslarda iken okuma yazma ögrenmis, zekâsi ve kabiliyeti ile etrafinin dikkatini çekmistir. Ögrendiklerini unutmaz, ezbere tekrar ederdi. Hafizasi çok kuvvetli idi. Akilli, zeki, âlime, edibe, iffet sahibi bir hanim idi. Pek çok konulari siirle anlatan sanatkârca bir ifadeye sahipti. Ashâb, karakter ve hâfizasina güvendikleri ayet-i kerime ile övüldügünü bildikleri için birçok meseleyi ondan sorar ve ögrenirlerdi.

Hz. Âise vâlidemiz babasi Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Osman’in hilâfetleri zamaninda Hz. Peygamber’den isittiklerini müslümanlara anlatti. Devamli oruç tutar ve daima gece namazi kilardi. Hz. Âise fikih ve ictihadda keskin, kuvvetli görüse sahiptir. Fikih ilminin kurucularindan sayilir. Devrinin üstün âlimlerinden ve Fukahâ-i Seb’a*dandir.

Hz. Âise, güzel ahlâkli, merhamet dolu, cömert ve ibadete düskün, çok zeki bir sahâbiydi. Hepsinin basinda en mümtaz vasfi ise islâm’a ve ilme olan büyük hizmeti idi. Müslüman bilginler arasinda yaygin bir rivayete göre fikih ve dinî ilimlerin dörtte birini Hz. Âise nakletmistir.

Ebû Mûsa el-Es’ârî: “Bizler, müskül bir mesele ile karsilastigimizda gider Hz. Âise’ye sorardik.” demistir.

Abdurrahman b. Avf’in oglu Ebû Seleme: Resulullah’in sünnetini Hz. Âise’den daha iyi bilen; dinde derinlesmis, Ayet-i Kerîme’lere bu derece vâkif ve sebeb-i nüzulleri bilen, ferâiz ilminde mâhir bir kimseyi görmedim.” demistir.

Hakkinda imam Zührî: “Eger zamaninin bütün âlimlerinin ve peygamberimizin diger zevcelerinin ilmi bir araya toplansa, Hz. Âise’nin ilmi yine daha agir basardi” derdi.

Atâ b. Ebî Rebâh; “Hz. Âise, ashâb içinde en çok fikih bilen, isabetli rey bakimindan en ileri gelen bir kimse idi.” demistir.

Tabiinden Mesruk; “Allah’a yemin ederim ki, Ashâb-i Kirâm’in ileri gelenlerden bir çogu gelir Hz. Âise’den Ferâiz’e ait sorular sorar ve ögrenirlerdi.” demistir.

Hz. Âise Peygamberimizden ikibinikiyüzon hadîs rivayet etmistir. Kendisinden de Ashâb ve Tabiin’den bir çok kimse hadîs nakletmislerdir. Sahih hadis kitaplari Hz. Âise’nin fetvalari ile doludur. Ahmet b. Hanbel Müsned adli eserinde de Âise’nin rivayet ettigi hadislerinden uzun uzun bahseder .

Hz. Âise’nin naklettigi hadislerden bazilari:

“Ey Âise, Allah, kullarina lutf ile muamele edicidir. Her iste yumusak davranilmasini sever.”

“Her gün yirmi kere ölümü düsünen kimse, sehidlerin derecesini bulur”

“Resul-i Ekrem (s.a.s.) ‘in en ziyade hoslandigi ibadet, devamli olani idi, az olsa bile.”

“Sekir (sarhosluk) veren her içki haramdir. “

Hazret-i Peygamber (s.a.s.) söyle buyurmustur: “Cebrâil hiç durmaz komsu hakkina hürmet olunmasini bana tavsiye ederdi. Hatta ben yakinda komsuyu mirasçi kilacak sandim. ”

Posted in H.z Aişe ( r.a ) | Leave a Comment »

Hz. HADICE, HATICE (r.a)

Posted by Site - Yönetici Temmuz 26, 2007

Hz. Hatice, Hz. Muhammed ,BİR ADAM HANIMINI ÇAĞIRDIĞI ZAMAN, ŞER'İ BİR ÖZRÜ OLMAKSIZIN KADININ REDDETMESİNİN HARAM OLUŞU

Hz. HADICE, HATICE (r.a)


Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s)’in temiz, iffetli ve yüce ahlâk sahibi olan hanimlarinin ilki.

O, Araplarin en asil kavmi olan Kureys kavminden ve Kureys kavminin de, en asil, pak ailelerinden idi. Babasi Huveylid, annesi Fâtima’dir (Ibn Ishak, es-Sîre, Nesr. Muhammed Hamidullah, s. 60).

Hz. Hatice’nin baba tarafindan soyu Kusay’da Peygamberimizin baba tarafindan soyu ile birlestigi gibi, annesi tarafindan da soyu yine Peygamberimizin baba tarafindan dedesi olan Lüey’de bilesmektedir (M. Asim köksal, Islâm Tarihi, Mekke Devri, 96).

Hz. Hatice, ticaretle ugrasan zengin, haysiyetli, serefli bir kadindi. Ücretle tuttugu adamlarla Sam’a ticaret kervanlari düzenlerdi. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in dogru sözlü, güzel ahlâkli ve son derece kendisine güvenilen bir insan oldugunu ögrenince, O’na ticaret ortakligi önerdi. Hz. Muhammed (s.a.s) Hz. Hatice’nin bu teklifini kabul etti. Hz. Hatice O’nun baskanliginda bir ticaret kervanini Sam’a gönderdi. Ayni zamanda kölesi Meysere’yi de O’nunla beraber gönderdi. Meysere, yolculuk sirasinda Hz. Muhammed (s.a.s.)’de harikulade hallere sâhid oldu. Gittikleri yerde, Peygamberimiz (s.a.s.) satacaklarini satti ve alacaklarini da aldi. Ondan sonra geri döndüler. Hz. Hatice bu ticaret kervanindan çok memnun oldu. Daha önce gönderdigi ticaret kervanlarina nazaran, bu sefer daha fazla kâr elde etti. Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkinda Meysere’yi de dinleyince, O’na olan itimadi ve sevgisi daha da artti. O’na anlastiklari ücretten fazlasini verdi ve Hz. Muhammed (s.a.s)’e evlenme teklifinde bulundu (Ibn Ishak, a.g.e., 59).

Hz. Peygamber (s.a.s.) durumu amcasi Ebu Talib’e anlatti. Ebu Talib Hz. Hatice’yi Hz. Muhammed (s.a.s.) için istedi. Iki aile anlasti. Dügünleri o zamanin örf ve adetlerine göre, Hz. Hatice’nin evinde yapildi. dügünde Ebû Talib ve Hz. Hatice’nin amcasi Amr b. Esed birer konusma yaptilar. Ikisi de konusmalarinda hikmetli ifadelerde bulundular ve evlenecekler hakkinda güzel seyler söylediler. Ondan sonra misafirlere ikram yapildi, yemekler yenildi. Ebû Talib nikâhlarini kiydi. Mehir olarak 500 dirhem altin tesbit edildi (Ibn, Sa’d Tabakat, VIII, 9).

O zaman, rivâyetlerin ekseriyetine göre, Hz. Muhammed (s.a.s.) 25 ve Hz. Hatice 40 yasinda idiler. Aralarinda 15 yas fark vardi (Ibn Hacer, el-Isâbe, 539). Bazi rivâyetlerde bu yas farkinin daha az oldugu kayitlidir.

Rasûlullah (s.a.s.)’in evlendigi ilk kadin, Huveylid’in kizi Hatice’dir. Hz. Hatice ilk olarak Atik b. Aziz’le evlendi, ondan bir kizi oldu. Onun ölümünden sonra, Temim ogullarindan Ebû Hale ile evlendi. Ondan da bir oglu ve bir kizi oldu. Onun da ölümünde sonra, Rasûlullah (s.a.s.) ile evlendi (Ibn Ishak, a.g.e., 229).

Hz. Hatice’nin Rasûlullah (s.a.s.)’den Fâtima, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Rûkiyye adinda dört kizi, Kâsim ve Abdullah adinda da iki oglu dünyaya geldi. Kelbî’nin rivâyet ettigine göre, önce Zeynep, sonra Kâsim, sonra Ümmü Gülsüm, daha sonra Fâtima, ondan sonra Rûkiyye ve en sonunda Abdullah dünyaya geldi. Ali b. Aziz el-Cürcânî de, Kâsim’in Zeynep’ten daha önce dogdugunu nakletmistir (Ibn el-Esir, Usdü’l-Gâbe, I, 434).

Hz. Hatice(r.anha), Rasûlullah (s.a.s.)’e, Peygamberliginden evvel son derece saygi gösterip onu mutlu ettigi gibi, Peygamberligi döneminde de, ona ilk inanan, onunla beraber namaz kilip ona ilk cemaat olan kisi vasfini kazandi. Daima Hz. Muhammed (s.a.s.)’e destek oldu, ona moral verdi, son derece güzel davranis ve sözleri ile, onun basarilarina katkida bulunmaya çalisti.

Hz. Hatice, Rasûlullah (s.a.s.)’e (Allah kendisini Peygamberlikle sereflendirdigi zaman) teskin etmek için; “ey amca oglu, beni melek geldigi zaman haberdar edebilir misin?” diye sordu. Resûlullah (s.a.s.); “evet” cevabini verdi. Bir gün Hatice’nin yaninda iken, ona Cibril geldi ve; “Ey Hatice! Iste bu Cibril’dir, bana geldi” dedi. Hatice “Su anda onu görüyor musun?” diye sordu. “Evet” karsiligini verdi. Hatice bu kez sag tarafina oturmasini söyledi. Rasûlullah (s.a.s.) Hatice’nin sag tarafina oturdu. Hz. Hatice; “Simdi görüyor musun” sorusunu tekrarladi. Rasûlullah (s.a.s.) yine olumlu cevap verince, Hz. Hatice örtüsünü çikarip atti. O sirada Rasûlullah (s.a.s.)in hâlâ kucaginda oturuyordu. “Onu, simdi görüyor musun?” diye tekrar sordu. Rasûlullah (s.a.s.) bu kez “hayir” cevabini yerince, Hz. Hatice; “Bu seytan degil; bu kesinlikle melek, ey amca oglu! Sebat et, seni müjdelerim” dedi (Ibn Ishâk, a.g.e., 114).

Hz. Hatice(r.anha), Allah’in selâmina ve Rasûlullah (s.a.s.)’in övgüsüne nâil olacak derecede faziletli ve serefli bir kadindi. O, imanda, sabirda, iffette, güzel ahlâkta, kisacasi her yönü ile örnek olan bir anneydi. Rasûlullah (s.a.s.); “hristiyan kadinlarinin en hayirlisi Imrân’in kizi Meryem, müslüman kadinlarinin en hayirlisi ise. Hüveylid’in kizi Hatice’dir” buyurdu. Bu konudaki diger bir hadisinin meali söyledir: ” Dünya ve âhirette degerli dört kadin vardir. Imran’in kizi Meryem; Firavun’un karisi Asiye, Hüveylid’in kizi Hatice ve Muhammed (s.a.s.)’in kizi Fâtima” (Ibn Ishak, a.g.e. s. 228).

Bir gün Cebrâil (a.s.) Rasûlullah (s.a.s.)’e gelerek söyle buyurdu: “Hatice’ye Allah’in selâmlarini söyle.” Rasûlullah (s.a.s.): “Ya Hatice, bu Cebrâil’dir, sana Allah’tan selam getirdi” deyince, Hz. Hatice, Allah’in selamini büyük bir memnuniyetle kabul etti ve Cebrâil’e de iadei selâmda bulundu (Ibn Hisâm, es-Sîre,, I, 257).

Allah’in rizasini, yuvasinin mutlulugunu, dünya ve âhiretin huzur ve saadetini düsünen bütün anneler için en güzel örnegi teskil eden Hz. Hatice (r.a.), nübüvvetin onuncu yilinda, Ramazan ayinda vefât etti ve Mekke’deki Hacun kabristanina defn edildi (M. Asim Köksal, a.g.e. s. 302).

Posted in Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, H.z Hatice | 4 Comments »

 
%d blogcu bunu beğendi: