Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 25 Tem 2007

4 HAK MEZHEBiN iMAMLARI TASAVVUFA GIRMiŞLERMiDiR ?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 25, 2007

4 HAK MEZHEBiN iMAMLARI TASAVVUFA GIRMiŞLERMiDiR ?

4 HAK MEZHEBiN iMAMLARI TASAVVUFA GIRMiŞLERMiDiR ? 

 Dört büyük mezhebin kurucusu bulunan imamlarin bizzat kendileri, çagdasi olan seyhlerden tarikat almislar mi? Ferdî veya toplu zikir meclislerinde onlarla bir arada bulunmuslar mi? Teveccüh ve mukâbele ile yapilan niyaz merâsimlerine katilmislar mi?
Tasavvuf ve tarikat büyüklerine karsi mütevâzi bir tavir takinip onlara karsi saygi ve hürmet göstermisler midir?

Mezkûr imamlarin hepsi de bir seyhe intisâb etmisler ve ondan ma’nen feyz almislardir.

Nitekim
Imam-i A’zam Hazretleri, vefatlarindan iki sene önce kendi ögrencilerinden birine intisâb ederek tarikat almis, vefât ederken de: «Son iki senem olmasaydi helâk olurdum» buyurmustur.

Imam Sâfi’î Hazretleri ise, aslen ümmî, fakat gönlü ilm-i ledünnî ile dolu Seybân-i Râ’î gibi bir zâtin önünde, anasinin dizi dibinde oturan bir çocuk gibi mütevâzi bir tavir içinde bulunur ve teveccüh için beklerdi. Hattâ Imam-i Hanbelî Hazretleri :
»—Yâ Imâm-i Sâfi’i! Seybân-i Râ’î gibi bir ümmiye karsi niçin bu kadar tevâzû gösteriyorsunuz?» diye sordugunda O:«—Yâ imâm-i Hanbelî!
Bizim ilim ve îman konusundaki sözlerimiz bu zâtta fi’len yasanilan bir hâl ve davranis seklinde tezâhür etmistir» diye cevap vermistir.

Hattâ Imâm-i Hanbelî, imtihan etmek ve ilmî seviyesini ölçmek maksadiyla Seybân-i Râ’î Hazretleri’ne, fikhin en çetrefil mes’elelerinden birkaç soru sormus, aldigi pek ince ve nükte dolu cevap karsisinda hayret etmekten kendini alamamis ve düsüp bayilmistir.
Bu hâdiseden sonra da Imâm-i Sâfi’î ile birlikte Seybân-i Râ’î’nin zikir ve sohbet meclislerine katilmislar, diger âlim ve ögrencilerine de süfiyye meclislerine devam etmelerini tavsiye buyurmuslardir.

Imam Azam Ebû Hanife rahmetullah aleyh’in vefâtindan iki sene önce sûfiyye yolunu benimseyerek talebelerinden birine intisâb edip ondan tarikat aldigi, vefâti esnâsinda da «Ömrümün son iki senesi olmasaydi Nu’man helâk olurdu» sözleriyle de bunu vecizelestirdigi
ve ölümsüzlestirdigi bilinmelidir.

(Mektûbât-i Rabbani)

Imam A’zam Hazretleri hadîs-i serifte de isaret edildigi üzere, abdest suyuyla birlikte akan günâhin necâsetini kesfen gördügünden, abdest aliminda kullanilmis müsta’mel suyun, tekrar abdest almak için kullanilamiyacagina hükmetmistir.

(Sa’rânî, Mîzânü’l-kübrâ)

Imam Sa’rânî Tabakât’inda Imam Sâfi’i ile Ahmedb.
Hanbel”in sûfiyye meclislerine devam etme ve onlarin

zikir ve sohbetlerinde bulunma konusunda i’tinâ gösterdikleri, kendilerine; zikir ve sohbetten baska mesgaleleri bulunmayan sûfilerle niçin hasir-nesir oluyorsunuz? denildiginde de: «Takvâ, zikir, muhabbet ve ma’rifetten meydana gelen dini hayâtin ana sermâyesi sûfîler nezdinde bulunmaktadir» cevâbini verdiklerini nakletmektedir.
Imâm-i Sâfi’i Hazretleri, Seybân-i Râ’î’nin huzûrunda anasinin önünde diz çöken çocugun durus ve oturusu gibi saygili bir tavir içinde bulunurdu. Imam Ahmed b. Hanbel Imâm-i Sâfi’î’nin yaninda oturur iken bir gün Seybân-i Râ’î çika geldi. Ahmed b. Hanbel:
«Bu zât, zâhiri ilimlerdeki eksikligine ragmen hâlâ bâtin ilmini elde etmege çalisiyor, bu yüzden kendisine fikhi birkaç mes’ele sormak istiyorum» deyince Imâm-i Sâfi’î: «Bunu yapma» dediyse de Imam Ahmed b. Hanbel kendisini alamayarak Seybân-i Râ’î ye:«Bes vakit namazdan birini kazaya birakip, bilâhare kazâ edecegi zaman da bu vaktin hangisi oldugunu unutan bir kimse hakkinda ne dersin? Böyle bir kimse ne yapmali ve nasil davranmalidir? diye sordu. O’nun: «Allah’tan gâfil ve habersiz olarak yasayan böyle bir kimse bu hâlinden vazgeçinceye ve gafleti unutuncaya kadar cezâlandirilmalidir» seklindeki cevabi karsisinda Ahmed b. Hanbel kendinden geçerek yigilip kaldi ve bayildi. Ayilinca Imâm-i Sâfi’i: «Ben
sana O’na karsi gelmemeni söylememis miydim?» dedi.

Baska bir zaman da develerin zekâtinin nasil verilmesi gerektigini sordu ve su cevâbi aldi:
«Fikhin sâdece ilmiyle ugrasan sizlere göre, her bes deveye karsilik bir koyun verilir. Ama bize göre bes devenin besi de, hattâ varsa koyun da zekât olarak verilir» buyurdu. «Bu konuda delilin nedir ve dayanagin kimdir?» diye sorulunca da: «Imâmim Ebû Bekri’s-Siddîk’tir. Zira O, bir mücâhede sirasinda elinde ve avucunda ne varsa hepsini ordunun teçhizi için Rasûlüllaha arzettiginde, kendisine: «Senin ve ehl ü iyâlin için geride ne biraktin? diye sorulunca: «Evet onlar için Allah ve Rasûlü’nü biraktim» cevâbini lütfetti.

Bunun üzerine huzûrda bulunanlar hayret ve saskinlik içinde kaldilar. Seybân-i Râ’i bir ümmi idi.
Ümmîsinin hâli böyle olunca, âlim olan sûfilerin ÎRSAD durumunu buna göre düsünmek ve takdir etmek gerekir.

Allah Sefeatlerine nail eylesin.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tasavvuf, Yorumlar, İmam-ı Şafi | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: