Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 23 Tem 2007

Erkek, eşine neden ‘Seni seviyorum’ demez?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 23, 2007

201Erkek, eşine neden ‘Seni seviyorum’ demez

Erkek, eşine neden ‘Seni seviyorum’ demez?

Konuyu Buraya Açtım Çünkü Açmak İstediğim Yerde Yetki Yoktu… Bir kişinin 100 lirası olsa bunu çarçabuk harcayarak bitirse cüzdanında para kalır mı? Tabii ki kalmaz. Aslında erkeğin de kadının da karşılıklı olarak birbirlerine sevgileri vardır; ama bu sonsuz değildir. Karşılıklı olarak “harcanırsa” bitiverir. O zaman nasıl eşine dönüp de “Seni seviyorum!” diyebilir ki bir insan. Artık sevgi kalmamıştır ki. Bu yazıda hadiseye biraz erkeklerin gözüyle bakmaya çalışayım ki hanımlar hiç de dikkat etmedikleri bazı noktaları anlayabilsinler.

Erkekler kendisine karşı yapılan hataları affederler; ama akrabasına, arkadaşına veya misafirlerine karşı yapılan hataları asla affedemezler. Yani bir kadın kocasının yakın akrabasına, arkadaşına veya misafirlerine yüz vermezse sevgi, saygı biter. Bunu söylerken bazı hanımları tenzih ederim: Kocasının akrabalarına, arkadaşlarına, misafirlerine kul köle olan hanım kardeşlerimiz var. Ama bazı hanımlar nefsine uyarak ve peşin hükümlü olarak kocasının akrabalarına asla yüz vermiyor. İşte o zaman da sevgi eriyiveriyor.

İsterseniz bizzat çevremde yaşanan ve duyduğum birkaç olayı anlatayım: Bundan 20-25 sene önce yaşanmış bir olay: 6-7 arkadaş her hafta bir arkadaşın evinde toplanarak sohbet edip kitap okuyorduk. Bizdeki sohbetten sonra sıra bir amcaya geliyordu. O amcalara bir sefer gittik, ikinci sefer sohbet sırası bize geldi ve gelecek hafta yine o amcalara gidecektik. Arkadaşlar birbirine sordu gelecek hafta nerede toplanacağız diye. Kendilerinde toplanılmasına hanımı karşı çıkmış olacak ki amcamız hemen atıldı şöyle dedi: “Sohbeti gelecek hafta burada yapalım, ben çiğ köfte vereyim!” Neyse gelecek hafta sohbeti çiğ köfteli olarak bizde yaptık. Tabii sıra döndü dolandı bir daha amcamıza geldi. O zaman amcamız dedi ki: “Babamın bir odası var orada toplanalım!” Tahtalı oda adında bir oda var. Oraya gittik ki ne görelim, duvarlar nem çekmiş, pas kokuyor. Taban tahtaları çürümüş velhasıl oturulacak gibi değil. Bütün arkadaşlar “Yahu senin evin yok mu? Bizi neden buraya getirdin?” diye sitem ettiler ve orayı terk ettiler. Tabii amcamız çok mahcup oldu. Kocasının tarafına yüz vermeyen bir kadın diğer hizmetleri ne kadar iyi yaparsa yapsın eşinin gözünde bir mânâ ifade etmez. Bazen de bunun tersi olabilir. Erkek hanımının tarafına yüz vermez. Tabii bu da çok yanlış bir hareket; ama bu durumda kadın sizin gelmenize kocam izin vermiyor diye rahatlıkla söyleyebilir. Ama erkeğin karım bırakmıyor demesi alay konusu olur.

FAHRİ TİRYAKİ-ELAZIĞ

Biraz DÜŞÜNELİM Mİ?!

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Evlilik, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

Cennet ve Cehennem’in Ebedîliği

Posted by Site - Yönetici Temmuz 23, 2007

Cennet ve Cehennem’in Ebedîliği,cennet

Cennet ve Cehennem’in Ebedîliği


EBU BEKİR SİFİL

OKUYUCU SORULARI-14 Cennet ve Cehennem’in Ebedîliği

Milli Gazete – 17 Aralık 2005

Soru:

İslam inancına göre ahiret hayatı ebedidir (gerek cennette, gerekse cehennemde).Yani öldükten sonra bizi sonsuz bir hayat bekliyor, Allah-ü Teala’nın da ezeli ve ebedi varlığını göz önünde bulundurunca, sonsuz olan varlıkların sayısı artmış olmuyor mu? Yani bizim varlığımız da Allahın varlığı gibi (gibi denmesi ne kadar doğru bilemiyorum) ebedi mi olacak?”

Cevap:

Cennet’in de, Cehennem’in de varlığı ebedî olarak devam edecektir. Kur’an ve Sünnet nassları, hem Cennet’in, hem de Cehennem’in şu anda mevcut olduğunu, kıyamet, haşir ve hesap süreçlerinden sonra Cennetlikler Cennet’e, Cehennemlikler Cehennem’e gittikten sonra orada ebedî kalacaklarını açık bir şekilde ifade etmektedir. Şu kadar ki, Cennet’e gidenlerin hiç birisi oradan bir daha çıkmayacak, ancak Cehennem’e gidenlerin bir kısmı, yani günahkâr mü’minler, günahları miktarınca azap gördükten sonra Cehennem’den azad edilecek ve ebedî hayatlarına Cennet’te devam edeceklerdir.

Ehl-i Sünnet, bu meselede görüş birliği içindedir. Sadece İbn Teymiyye ve İbnu’l-Kayyım’da bu noktada İcma’a muhalif bir tavır görüyoruz. İbn Teymiyye, er-Redd alâ Men Kale bi Fenâi’l-Cenneti ve’n-Nâr’da, İbnu’l-Kayyım da Şifâu’l-Alîl[1] ve Hâdi’l-Ervâh[2] isimli eserlerinde Cehennem hayatının inkârcılar için dahi ebedî olmadığı görüşünü alabildiğine detaylı bir şekilde işlemiş, tartışmışlardır. Onların Cehennem hayatının ebedî olmadığı görüşünü benimsediğini söylemenin doğru olmadığını düşünenler mevcut ise de[3], �Allahu a’lem� doğrusu, ikisinin de bu konuda belli bir “görüş değişikliği” süreci yaşadıklarıdır.

Cennet ve Cehennem’in ebedîliği konusunda bildiğimiz tek aykırı görüş Cehm b. Safvân’a ve Cehmîler’e aittir. Cehm, sonradan yaratılmış, yani varlıkları ezelî/öncesiz olmayan varlıkların devamlarının da sonsuz/ebedî olamayacağını söyleyerek Cennet’in de Cehennem’in de bir gün fena bulacağını/yok olacağını söylemiştir.

Ancak varlığı kendinden ve zorunlu olan Allah Teala’nın ezelîliği ve ebedîliği ile varlıkta ve devamda O’na muhtaç olan mahlukatın �ve tabii Cennet ve Cehennem’in de� ebedîliği aynı değildir.

Her ne kadar İmam el-Gazzâlî[4] “el-Evvel” ism-i şerifini, Kelamî bir üslup kullanarak bütün mevcudatın, varlığını O’ndan alması ile izah ederken “el-Âhir” ism-i şerifini Tasavvuf terminolojisine başvurarak sülûkun son basamağının marifetullah olması ile açıklamış ise de, konuya yukarıdaki gibi de yaklaşılabilir.

Nitekim el-Hattâbî de Allah Teala’nın devam ve bekası ile Cennet ve Cehennem’in devam ve bekası arasındaki farkı, Allah Teala’nın varlığının ezelî ve ebedî, Cennet ve Cehennem’in ise yok iken var edilmiş olması ile açıklamıştır.[5]

Bu durumda bizim varlığımızın sonsuzluğunun, Allah Teala’nın varlığının sonsuzluğu “gibi” olmayacağını, zira bizim sonsuzluğumuzun da varlığımız gibi “mümkin”, O’nun sonsuzluğunun ise varlığı gibi “zorunlu” olduğunu söylemek durumundayız.

[1] Şifâu’l-Alîl, 252 vd.

[2] Hâdi’l-Ervâh, 368 vd.

[3] Ali b. Ali el-Harbî bunlardandır; konu hakkında Keşfu’l-Estâr li İbtâli İddi’âi Fenâi’n-Nâr isimli bir de risalesi mevcuttur. [4] el-Maksadu’l-Esnâ, 106. [5] Bkz. el-Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât, 12.

Posted in Cennet & Cehennem, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Genel, Soru Ve Cevaplar | 12 Comments »

Gecenin nuru… Teheccüd namazı

Posted by Site - Yönetici Temmuz 23, 2007

Teheccüd namazı,Hacca gİdemeyen müslüman NE YAPMALI

Teheccüd namazı

Teheccüd Namazı (Gece Namazı): Yatsı namazından sonra , daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra, kılınacak nafile namaza “gece namazı”denir. Bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa “Teheccüd” adını alır. Teheccüd namazı iki rekettan on iki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. (Muhammed Bin Abdullah Hanî, Âdâb, s. 264)

Teheccüd namazı, Rasul-i Ekrem -sallALLAHü aleyhi ve sellem- Efendimize vacip yani farz hükmündeydi. Bu namaz O’nun ümmeti için sünnet-i müekkededir.

“Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, ALLAH’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)

Allâh Teâlâ çok sevdiği ve kâinâtı hürmetine yarattığı Habîb-i Edîb’ne daha fazla lütuflarda bulunmak için teheccüd namazını ona farz kılmıştı.

“Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl, Yakındır ki Rabbin seni bir makam-ı mahmuda eriştire.” (el-İsrâ/17, 79)

Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem- Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18) “Sabah namazından önce kılınan iki rek’at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır.” (Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn, 96) buyururdu. Gözümün nûru diye tavsif ettiği namazı geceleri daha bir iştiyak ve arzû ile kılardı. Ayakları şişecek kadar kendinde geçerek kıldığı teheccüd namazına olan iştihâsını şöyle dile getirmişti:

“Allâh her peygamberde belirli birşeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir…” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, II, 271)

Allâh’a yaklaştıran en mühim ibâdet olması hasebiyle ümmetinin de bu nimetten nasiblenmelerini arzû ederlerdi. Öncelikle yakın akrabasından tebliğe başlayan Efendimiz, bir gece Ali ile Fâtımâ -radıyallâhu anhümâ-‘nın kapısını çalmış ve onlara:

– “Namaz kılmayacak mısınız?” (Buhârî, Teheccüd, 5) buyurarak geceyi boş geçirmemelerini istemişti.

Diğer ashâbına da:

“Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve ALLAH’a yakınlıktır. (Bu ibâdet) günahlardan alı kor, hatalara kefâret olur ve bedenden dertleri giderir.” (Tirmizî, De’avât, 101) buyurarak onları huzûrun kaynağına yöneltmek istemişti.

Âile içinde kadın ve erkeğin Allâh’a ibâdet ve sâlih ameller işleme husûsunda birbirlerine destek olmalarının önemine dikkat çeken Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bilhassa gece namazına kalkmada bu yardımlaşmanın daha da önemli neticeler hâsıl edeceğini şöyle ifâde etmiştir:

“Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye ALLAH rahmet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da ALLAH rahmet etsin.” (Ebû Dâvud, Tatavvu, 18, Vitir, 13)

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Namaz, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | 3 Comments »

Acaba niçin Allah dostlarıyla uğraşılır?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 23, 2007

 

Acaba niçin Allah dostlarıyla uğraşılır?


Acaba niçin Allah dostlarıyla uğraşılır?
Bir müminin aşık olduğu ve kendisinden gece gündüz feyiz aldığı bir Allah dostuna, öbür mümin niçin düşman kesiliyor?
Bunu ilim mi gerektiriyor?

Hayır, müslümanım diyen bir kimse, dini ayakta tutan, takva yolunda başı çeken ve müslümanların göz aydınlığı olan bir insanla uğraşmaz.

Salih insanlarla uğraşmak büyük bir imtihandır. Herkes bu imtihanda kendini görür, nefsini tanır, içini dışa yansıtır.

Büyük veli Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî (k.s) (672/1273), Mesnevî’sinde insanlardaki farklı yaratılış ve yönelişlerin nasıl sonuç verdiğini şöyle ifade eder:

“Herkesin hareketi, bulunduğu durağa (sahip olduğu makama ve içinde olduğu hâle) uygundur.

Herkes herşeyi kendi tabiat ve anlayışı çerçevesinde görür.

Mavi cam güneşi, mavi gösterir; kırmızı cam da kırmızı. Fakat camlar renklerden arınır da (safi) beyaz olursa, beyaz cam, bütün öbür camlardan daha doğru söyler. (Gerçeği gösterir. Herşeyi olduğu gibi yansıtır), bütün camlara baş olur.”

Hz. Mevlânâ (k.s), bu sözüne şu hâdiseyi misal verir:

“Bir gün Resûlullah (a.s) karşıdan çıkageldi. Ebû Cehil O’nu görünce:

“Hâşimoğulları’ndan şu adam (Muhammed) ne kadar çirkin bir adam!” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) bunu duyunca tebessüm ederek:

-Haddi aştın ama doğru söyledin! buyurdu. Sonra Ebû Bekir Sıddîk (r.a) geldi. Resûlullah’a (a.s) bakıp:

-Sen ne kadar güzelsin, yüzün ne kadar aydınlık, diye O’nu övdü. Resûlullah (a.s) ona da tebessüm ederek:

-Ey gönül ehli, sen de doğru söyledin, buyurdu. Orada bulunanlar:

-Ya Resûlallah! Çirkinsin diyene de, güzelsin diyene de: ‘Doğru söyledin!’ buyurdunuz. Bunun hikmeti nedir? diye sordular. Resûlullah (a.s):

-Ben Allahu Teala’nın nuruyla cilalanmış bir aynayım. Herkes bende kendisini görür. Şimdi de öyle oldu! buyurdu.” (Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî şerhi, I, 433-434)

Anlatılır ki, Sultan Gazneli Mahmud, Şeyh Ebu’l-Hasan el-Harkânî’yi (k.s) ziyarete geldi. Yanında bir müddet oturdu. Bir ara ona, Beyazid-i Bistâmî (k.s) hakkında ne düşündüğünü sordu. Harkânî (k.s):

-O öyle bir zattır ki onu gören kimse hidayete ulaşır ve saadeti elde eder, dedi. Sultan Mahmud:

-Bu nasıl oluyor? Ebu Cehil bile Hz. Resûlullah’ı (a.s) gördüğü halde sapıklıktan kurtulamadı! diye sorunca; Harkânî (k.s):

-O, Resûlullah’a (a.s) Allah’ın Resulü olarak değil, Ebu Tâlib’in yetimi Muhammed diye baktı. Eğer Resûlullah’ı, Allah’ın Resulü olarak görseydi, şekavetten kurtulur, saadete ererdi, dedi ve buna delil olarak, Allahu Teala’nın şu ayetini okudu:

“Onların sana baktıklarını görürsün. Halbuki onlar, (kalp gözleri ve basiretleri kör olduğu için) seni (aslî hüviyetinle) göremezler.” (A’râf 7/198.)

Sonra şöyle devam etti:

-Resûlullah’ı (a.s) baş gözüyle görmüş olmak bu saadeti temin etmez. Ona kalb ve sır gözüyle (ibret ve muhabbet nazarıyla) bakılırsa bu saadete ulaşılır. İşte kim, Beyazıd-i Bistami’yi (k.s) bu mana gözüyle görür ve ondaki marifet ilminden nasiplenirse, saadeti bulur” dedi. (Bkz: Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ, (Haz: S. Uludağ) 678; Hânî, el-Hadâiku’l-Verdiyye, (Trc: A. Akçiçek), 462; ibrahim Hilmi, Medâricü’l-Hakîka, 36; Bursevî, Rûhu’l- Beyan, III, 297.)

Posted in Dini Filmler, Dini Konular, Gündem, Genel, Türkiye | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: