Göynem – Beyşehir

İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Archive for 12 Tem 2007

Papaz ve karga.. :))

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

 

Papaz ve karga

Kiliseye yeni bir papaz atanmış. Gelir gelmez ilk işi eski çanı temizleyip parlatmak olmuş.

Çan çalmak için geldiğinde bakmış ki ne görsün:

karganın biri çana pislemiş. Neyse temizlemiş, ertesi günü çan çalmaya geldiğinde aynı manzarayla
karşılaşmasın mı?

Papaz kargayı yakalamaya karar vermiş fakat ne yaptıysa bir türlü yakalayamamış.

Demiş ki bir de vatandaşa sorayım, birilerine olayı anlatmış ve demiş ki ben bu kargayı nasıl yakalarım?
Vatandaş kolay demiş bir parça peynir, peynirin yanına da bir kadeh rakı koy yakalarsın. Papaz nasıl olur mu öyle şey demiş. Vatandaş izah etmiş karga peyniri yiyecek, sonuçta susayacak, rakıyı su diye içecek ve sarhoş olacak. Papazın aklına yatmış vatandaşın anlattığını harfiyen yapmış.

Papaz çan çalmak için geldiğinde bakmış ki ne görsün; karga yerde yatıyor. Kargayı tutmuş ulan demiş sana
Hıristiyan desem kilisenin çanına pislemezsin, Müslüman desem rakı içmezsin söyle len söyle sen nesin ?

.

Posted in Diger Konular, Mizah, Muhabbet | Leave a Comment »

Ağız temizliği ve misvak

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

Ağız temizliği ve misvak,misvak_fazilet2

Ağız temizliği ve misvak

Misvak, erak ağacının dalından, kesilen parçadır. Erak dalı bulunmazsa, zeytin veya başka dallardan da olabilir. Nar dalından misvak olmaz.

Bugün, modern tıbbın diş sağlığı konusunda ortaya koymaya yeni başladığı tedavi usullerini, İslamiyet 14 asır önce öğretmiştir. Diş sağlığına büyük bir fayda temin eden misvak, gayet basit ve en iyi diş temizleme vasıtasıdır. Dişlerin çürümesini önlemek için misvak kullanmak çok faydalıdır.

Bütün diş macunları ve tozları, dişlere zarar verir. En iyisi, sert bir fırçadır. Önce, dişleri kanatırsa da, korkmamalıdır. Diş etlerini kuvvetlendirir ve artık kanamaz. (Larousse İllustre Medical)

Bu şekildeki diş temizliğini sağlayan en iyi vasıta misvaktır. Diş macunları, ağızdaki faydalı ve zararlı bütün mikropları öldürürken, misvak sadece zararlı mikropları öldürür. Dinimiz, temizliğin her çeşidini emretmiştir. Allahü teâlâ, (Temiz olanları severim) buyuruyor. (Bekara 222)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cebrail aleyhisselam, misvak kullanmayı o kadar tavsiye etti ki, misvakın farz olacağından korktum.) [İbni Mace]

(Gece namazı için kalkınca, ağzınızı misvakla temizleyin! Çünkü bir melek, namazda Kur’an okuyanın ağzına yaklaşarak dinler.) [Deylemi]

(Misvak; ağzı temizler, görmeyi keskinleştirir, diş etlerini güçlendirir, dişleri beyazlaştırır ve çürümeyi önler, hazmı kolaylaştırır, mideye sıhhat verir, balgamı keser, hasenatı artırır. Allahü teâlâyı razı eder, melekleri sevindirir.) [Ebu Nuaym]

(Misvak erkeğin fesahatini [konuşma güzelliğini] artırır.) [İ. Adiy, Hatib]

Misvakın faydaları çoktur. En aşağısı sıkıntıyı giderir, en iyisi de ölürken şehadet getirmeyi hatırlatır. Sıratı geçmeyi kolaylaştırır, yaşlanmayı yavaşlatır. Resulullah efendimiz her zaman yanında ayna, tarak ve misvak taşırdı. Eshab-ı kiram, savaşlarda bile misvaklarını ihmal etmezlerdi. İmam-ı a’zam hazretleri, “Misvak kullanmak, dinin sünnetlerindendir” buyurdu.

Misvakı kullanmanın en az miktarı üst dişlere üç, alt dişlere de üç defa sürmektir. Misvaklarken dişlerin içi, dışı, üst ve alt kısımları ovuşturulur. Misvakı sağ el ile kullanmalıdır. Misvakı avucunun içine almamalı ve emmemelidir. Misvak, sağ elin küçük ve baş parmağı altta, diğer üç parmak üstte olarak tutulur. Misvaklamaya başlanınca, ağızdaki yaşlığı yutmak iyidir. Ondan sonra yutmak iyi değildir. Kullandıktan sonra misvakı yıkamalıdır. Misvakı yere yatırmamalı, dikine koymalıdır. Misvak, çok yaş, çok kuru ve bir karıştan uzun olmamalıdır! Yeni alınan misvakın ucu hafifçe çekiçle dövülünce tel tel ayrılır. Suya koymak gerekmez.

.

 

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Gündem, Genel, Sağlık, Yorumlar | Leave a Comment »

Yemeklerden Hemen Sonra Yapılmaması Gereken 7 şey!!!!!!!!!!

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

Yemeklerden Hemen Sonra Yapılmaması Gereken 7 şey!,yemek-hakkc4b1ndaki-birtakc4b1m-dinc3ae-ve-tc4b1bbc3ae-edepler

Yemeklerden Hemen Sonra YapılmamasıGereken 7 şey!

1. Sigara içmeyin: Tabii aslında en iyisi/en doğrusu hiçbir zaman içmeyin. Ama henüz bırakamamışsanız, bari yemeklerin akabinden içmeyin. Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır. (Kanser olma riski daha yüksek.)

2. Hemen meyve yemeyin: Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine sebep olur.

3. Çay içmeyin: Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde, tükettiğimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlaştırıyor.

4. Kemerinizi gevşetmeyin: Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına sebep olabilir.

5. Banyo yapmayın: Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını/dolaşımını hızlandırır, böylece mide çevresindeki
kan miktarı bu durumda azalır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır.

6. Yürümeyin: İnsanlar çoğu zaman, yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru değildir. Yemeğin hemen ardından yürümek sindirim siteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.

7. Hemen uyumayın: Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona öncülük eder.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Güncel, Genel, Sağlık | 4 Comments »

AMR B. AS’IN HİDAYETİ

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

AMR B. AS ( r.a.)'IN HİDAYETİ

AMR B. AS ( r.a.)’IN HİDAYETİ

Amr b. As r.a. anlatıyor:
Hendek savaşından Mekke’ye döndüğümüzde, Kureyş’ten benim gibi düşünen bazı kimseleri bir araya getirdim. Onlar beni dinlerlerdi. Onlara:
– Biliyorsunuz, Muhammed gittikçe kuvvetleniyor, hem de korkunç bir şekilde güçlenmektedir. Ben bu konuda birşey düşünüyorum. Acaba siz ne dersiniz? diye sordum. ‘Görüşün nedir?’ dediler. Ben de:
– Beraberce gidelim Habeş Kralı Necaşi’ye sığınalım, onun yanında olalım. Eğer Muhammed bizim kavmimize galip gelirse, biz Necaşi’nin yanında kalırız. Onun elinin altında olmamız, Muhammed’in elinin altında olmaktan daha iyidir. Eğer bizimkiler galip gelirse, zaten bizi biliyorlar. Onlardan bize sadece iyilik gelebilir, dedim.
Arkadaşlarım bunun tek yol olduğunu söylediler. Bunun üzerine ben: ‘O halde, Necaşi’ye vereceğimiz hediyeleri hazırlayınız.’ dedim.
Necaşi’nin hoşuna gidecek hediyelerin başında tabaklanmış deri vardı. Biz de ona çokça deri topladık. Sonra Mekke’den yola çıkıp, Necaşi’ye vardık. Biz orada iken, Amr b. Ümeyye de geldi. Hz. Peygamber, Amr’ı Necaşi’ye Cafer ve arkadaşları için göndermişti. Amr, Necaşi’nin yanına girdi, sonra da çıktı. Arkadaşlarıma dedim ki:
– Bu zat Amr b. Ümeyye’dir. Eğer Necaşi’nin yanına girip de onu bana teslim etmesini istesem, o da onu bana verse de onun boynunu vursam, Kureyşliler bunu bir mükâfat gibi kabul ederler. Çünkü böylece Muhammed’in elçisini öldürmüş olurum.
Bu fikirle Necaşi’nin huzuruna girdim. Daha önce yaptığım gibi secde ettim. O da:
– Dostum Amr’a merhaba, dedi. Bana memleketinden bir hediye getirdin mi?
– Evet ey kral! Sana birçok deri getirdim.
Sonra derileri Necaşi’ye takdim ettim, hoşuna gitti. Dedim ki:
– Ey kral! Ben yanından çıkan bir kişi gördüm. O, bize düşman bir kişinin elçisidir. Onu bana ver ki öldüreyim. Çünkü o bizim ileri gelenlerimizden birçok genci öldürdü.
Necaşi müthiş öfkelendi. Sonra eliyle burnuma vurdu. Zannettim ki burnum kırıldı. Eğer yer açılsaydı korkudan girerdim. Dedim ki:
– Ey kral! Eğer hoşuna gitmeyeceğini bilseydim, bunu senden istemezdim. Necaşi:
– Kendisine, Musa’ya gelen en büyük Namus’un (Cebrail’in) geldiği bir kişinin elçisini sana vermemi nasıl isteyebilirsin?
– Ey kral! Gerçekten böyle midir?
– Behey azaba uğrayasıca, beni dinle de ona tabi ol! Çünkü o, Allah’a yemin ediyorum, Hak üzeredir ve kendisine karşı gelenlere, tıpkı Hz. Musa’nın Firavun ordusuna galip geldiği gibi galip gelecektir.
– O halde, onun namı hesabına İslâm üzerine benimle biat eder misin? dedim. Necaşi evet dedi ve elini uzattı. İslâm üzerine Necaşi’ye biat ettim.
Sonra arkadaşlarımın yanına vardım. Müslüman olduğumu gizledim. Daha sonra Hz. Peygamber’e gitmek üzere yola çıktım. Yolda Halid b. Velid’e rastladım. Bu hadise Mekke’nin fethinin biraz öncesindeydi. O da Mekke’den geliyordu. Ona:
– Ey Eba Süleyman, nereye gidiyorsun? dedim.
– Andolsun, iş açığa çıkmış ve başarıya ulaşmıştır. Kesinlikle o kişi peygamberdir. Gideceğim ve müslüman olacağım. Sen daha ne zamana kadar inat edeceksin? dedi. Ben de ona:
– Andolsun ki ben de müslüman olmak için geldim, dedim.
Halid’le beraber Medine’ye, Peygamber s.a.v.’e vardık. Halid benden önce müslüman oldu, biat etti. Sonra ben:
– Ey Allah’ın Rasulü! Ben geçmiş günahlarımın affedilmesi üzerine -ki gelecektekileri de bilmiyorum- seninle biat ediyorum, dedim. Hz. Peygamber s.a.v.:
– Ey Amr! Biat et ki, İslâm, İslâm’dan önceki bütün günahları silip süpürür. Hicretten önceki herşeyi hicretin sildiği gibi, dedi.
Rasulullah s.a.v.’e biat ettikten sonra geri döndüm

Yusuf Yavuz
Semerkand

Posted in Ashab-ı Kram, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Genel | Leave a Comment »

Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur – çalgılı ilahi caiz degildir

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur - çalgılı ilahi caiz degildir,tasavvuf-mucc88zigcc86inin-dinde-yeri-yoktur-c2a0ccca7algc4b1lc4b1-ilahi-caiz-degildir

Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur – çalgılı ilahi caiz degildir


Def ile şarkı türkü söylenir, ilahi söylenmez.

Çünkü ilahi ibadettir.

İbadete çalgı karıştırılmaz.

Tasavvuf müziğinin dinde yeri yoktur.

Resulullah efendimizin geldiği bir evde, küçük zenci kızları [cariyeler] def çalıp şarkı söylüyorlardı.

Şarkıyı bırakıp, Resulullahı övmeye başladılar.

Resulullah efendimiz, (Onu bırakın, oyun arasında beni övmeyin. Beni övmek [ilahi söylemek] ibadettir.

Eğlence, oyun arasında ibadet caiz değildir) buyurdu.

Kaynak : Kimya-i Saadet

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Genel, Haramlar - Helaller, Müzik - Musiki, Soru Ve Cevaplar, Türkiye | 2 Comments »

Tekkelerde ilahiler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek haramdır.

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

 ilahiler-okuyarak-raks-etmek-oynamak-donmek-haramdir

Tekkelerde ilahiler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek haramdır.


Kur’an-ı kerimi musiki perdelerine uydurarak okumak haramdır. (Fetava-i Bezzâziyye)

Çalgı çalmanın haram olduğu, icma ile bildirildi. (Makamat-ı Mazheriyye)

Çalgı çalarak veya oyun arasında Kur’an okuyan kâfir olur. (Tergib-üs-salât)

İmam-ı Münavi hazretleri (Nikahı herkese duyurun! Bunun için de, camide yapın ve def çalın) hadis-i şerifini açıklarken, (Mescitlerde def çalınmaz. Hadis-i şerif, mescit dışında çalınmasını, mescitte yalnız nikah yapılmasını emrediyor) diyor. (Hadika)

Dümbelek, ney, saz çalmak haramdır. (Tahtavi şerhi)

Teganni ile okuyan bir imamın arkasında kılınan namazın iadesi gerekir. (Halebi)

Kur’an-ı kerimi, Arap şivesine uygun, tecvid ile ve güzel ses ile okumalıdır. Ebu Davud’daki hadis-i şerifte, (Kur’anı güzel sesle okuyun) buyuruldu. Yani “Allah’tan korkarak okuyun” demektir. Bu da, tecvid ilmine uyarak okumakla olur. Yoksa, harfleri, kelimeleri değiştirerek, manayı, nazmı bozarak teganni ile okumak haramdır. (Berika)

Teganni haramdır. (Tıbb-ün-nebevi)

Kur’anı teganni ile okumak ve dinlemek haramdır. Burhâneddin-i Mergınânî hazretleri buyurdu ki:
Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyan hafıza, ne güzel okudun diyen kimsenin imanı gider. Tecdîd-i iman gerekir. Kuhistânî de, böyle yazmaktadır. (Dürr-ül-müntekâ)

Teganni ile şarkı söylemek ve dinlemek haramdır. Tekkelerde ilahiler okuyarak raks etmek, oynamak, dönmek haramdır. Şimdi, dinden haberi olmayan fasıklar, böyle tarikatçılık yapıyorlar. (Fetava-yı Hindiyye 5/352)

Allame Zahirüddin bin Cafer diyor ki:
(Mevlidde, salihlerle salevat okumak, her zaman sevaptır. Fakat, buna haram karıştırmak, mesela çalgı, şarkı, raks gibi şeyler yapmak büyük günah olur.)
Büyük âlim ibni Arabi hazretleri Fütuhat-ı Mekkiyye kitabında, raks ile ve dönerek olan simanın yasak olduğunu bildirmiştir. (Mektubat)

Sima esnasında raks günahtır. (Merec-ül-bahreyn)

Kitab-ül-kırare’deki hadis-i şerifte, kıyamet alametleri sayılırken, (Kur’an-ı kerim mizmardan, [çalgılardan] okunur) buyuruluyor. (Tergib-üs-salât)

Ney de, diğer çalgılar gibi asla caiz değildir. Eğlence ve para kazanmak için şarkı söylemek haramdır. Her çalgıyı çalmak ve dinlemek, raks etmek caiz değildir. (Redd-ül Muhtar)

.

Posted in Bunları Biliyormuydunuz, Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Fetvalar, Güncel, Gündem, Genel, Haramlar - Helaller, Müzik - Musiki, Soru Ve Cevaplar, Türkiye | 1 Comment »

Altıyüz Dirhemlik İp

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

Altıyüz Dirhemlik İp,iplik 1

Altıyüz Dirhemlik İp

Bağdat. Dul bir kadın. Altı öksüz çocuğu ve bir de ihtiyar ana. Kadın geçimi sağlamak üzere, hafta boyu el emeği verir, göz nuru döker iplik eğirir, pazara çıkar ve anası ile çocuklarının rızkını temin etmeye çalışırdı.

Vakti tamam olunca bu dul kadın vefat eder, çocukların bakımı ise ihtiyar kadına kalır. Kadın pazara her hafata çıkamıyor, ip eğiriyordu. Bir zaman baktıki altıyüz dirhem kadar ip eğirmişti, pazara götürmeye karar verdi.

– Ya Rabbi! Bu öksüzlerin, yetimlerin rızkını ver, diyerek sabah erkenden pazarın yolunu tuttu. Yolda giderken Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretlerinin evinin önünden geçiyordu. Onu görünce durakladı. Şeyh mürüdleriyle sabah namazından çıkmıştı, yaşlı kadını görünce duraklayarak:
– Hoş geldin bacı, nereye gidiyorsun?
– Bir miktar ipliğim var, pazara götürüp satacağım.
– Ver bakalım. Benden altıyüz dirhem ip isteniyor, bunu ver de ben satayım.
– Memnuniyetle, lütuf buyurmuş olursunuz, efendim dedi ve ipi verdi.

Abdülkadir Geylani Hazretleri eline aldığı ipi şaka yollu mescidin damına atınca hemen nereden geldiği belli olmayan büyük bir kuş gelip, ipi kapıp gider. Kadın bu nebiçim şaka diye kendi kendine söylenmeye başlayınca, müritler kadına itiraz etmemsi için işaret ettiler, kadında daha fazla bir şey demedi.

Hazreti Şeyh kadına dönerek.
– Hatun canını sıkma, ipliği satmaya gönderdim, parası gelsin ne kadar etti se alırsın.
– Pekala, diyerek gider, ertesi gün gelir.
– İpilik satıldı mı?
Abdülkadir Geylani Hazretleri:
– İplik satıldı, fakat parası henüz gelmedi. Bir hafta hadar bir zaman içinde gelir.
Kadın bir hafta sonra gelir, para henüz gelmemiştir, kadına:
– Yarın gel, paranı al.
Kadın, pazara niye gitmedim, şimdi param elimde olurdu hayıflana hayıflana evine gitmek üzere iken, Mürütler:
– Bir gün daha sabret bakalım mevla ne gösterecek, derken bu işin sade bir şaka olmadığının farkında idiler.

Ertesi gün oldu. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin huzuruna o ana kadar görülmeyen bir heyet geldi. Bin altın takdim ettiler. Müritler heyete bu kadar paranın ne olduğunu, niçin Şeyhe takdim ettiklerini sordular. Gelenler tüccar olduklarını belirterek:
– Altınlar Hazreti Şeyhindir. Denizde yolculuk yaparken fırtına sebebiyle geminin yelkeni delindi, yol alamaz olduk, denizin ortasında kalacaktık. Kaptana bir çaresi yok mu diye sorduğumuzda:
– Altıyüz dirhem ip olsa geminin yelkenini onarır, yolumuza devam ederdik ama, şu anda nerede bulacağız, dedi.
Biz ellerimizi kaldırarak Allaha dua ettik ve duamızda:
– Ya Sultanul Arifin bize altıyüz dirhem kadar ip gönder, sana bin altın vereceğiz diye yalvardık. Bir de baktık ki, bir kuş gelip altıyüz dirhem ipliği geminin güvertesine bırakıp uçtu gitti. Şimdi o adağımızı yerine getirdik, dediler.

Tüccarlar ayrıldıktan bir müddet sonra, ihtiyar kadın gelip sordu.
– Para geldi mi efendim?
Şeyh bin altını kadına verirken:
– Benim satışım seninki kadat kârlı olmuş mu?

Kadın bir anda zengin olmuştu. Abdülkadir Geylani Hazretleri’ne teşekkür ederek huzurdan ayrıldı.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel, Tavsiyeler, Türkiye, Yorumlar | Leave a Comment »

ALLAHÜ TEÂLÂYI BİLİR MİSİN?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

Abdullah bin Mübarek,Allahi bilirmisin,Allah kactir,çoban

ALLAHÜ TEÂLÂYI BİLİR MİSİN?

Abdullah bin Mübarek, bir gün yolda gidiyordu. Önünde birkaç koyunla bir çoban çocuk gördü. Ona acıdı ve; “Zavallı, çocuklukta çobanlık yaparsa, büyüdükte Allahü teâlânın ibâdet ve mârifetine nasıl erişir?” dedi. Sonra kendi kendine; “Gideyim, ona Allahü teâlâyı tanımakta bir mesele öğreteyim.” deyip, çocuğun yanına geldi ve:

-Evlâdım, Allahü teâlâyı bilir misin? buyurdu.

Çocuk:

-Kul nasıl sâhibini bilmez?” dedi.

-Allahü teâlâ’yı ne ile biliyorsun?

-Bu koyunlarımla.

-Bu koyunlarla, O’nu nasıl bilirsin?

-Bu birkaç koyun çobansız işe yaramaz. Bunlara su ve ot verecek, kurttan ve diğer tehlikelerden koruyucu birisi lâzımdır. Bundan anladım ki, kâinat, insanlar, cinler, hayvanlar ve canavarlar ve bu kanatlı kuşlar bir koruyucuya muhtaçtır. Bu binlerce çeşit mahlûkatı korumaya kâdir olan, Allahü teâlâdan başkası değildir. İşte bu koyunlarla Allahü teâlâyı, böylece bildim

-Allahü teâlâyı nasıl bilirsin?

-Hiç bir şeye benzetmeden bilirim.

-Böyle olduğunu nasıl bildin?

-Yine bu koyunlardan.

-Nasıl?

-Ben çobanım. Onların koruyucusuyum. Onlar benim korumam ve tasarrufumdadırlar. Onlara dikkatle bakıyorum. Ne onlar bana benzerler, ne de ben onlara benzerim. Buradan, bir çoban koyunlarına benzemezse, Allahü teâlânın elbette kullarına benzemiyeceğini anladım. Abdullah bin Mübârek:

-İyi söyledin. İlimden bir şey öğrendin mi? buyurdu.

Çocuk:

-Ben bu sahrâlarda, nasıl ilim tahsîl edebilirim, dedi.

-Peki başka ne öğrenmişsin?

-Üç ilim öğrendim. Gönül ilmi, dil ilmi ve beden ilmi.

-Bunlar nelerdir, ben bunları bilmiyorum.

-Gönül ilmi şudur ki, bana kalb verdi ve kendi mârifet ve muhabbeti yeri eyledi ki, bu kalb ile O’nu bileyim. O’nun sevdiklerine gönülde yer vereyim, sevmediklerine yer vermiyeyim ve böylelerinden uzak olayım. Dil ilmi şudur ki, bana dil verdi ve dili zikretmek, O’nun ismini söylemek yeri eyledi. Bununla O’nu hatırlatanları dile getirmeği, O’ndan bahsetmiyen sözden onu korumayı, böyle sözden uzak olmayı îmâ etti. Beden ilmi şudur ki, bana beden vermiştir ve onu kendine hizmet yeri eylemiştir. Böylece O’na hizmet olan her şeyi yaparım, hizmet olmayan şeyi ise bedenimden uzaklaştırırım.

Abdullah bin Mübârek, bunun üzerine:

-Ey çocuğum! Evvelki ve sonraki ilimler, senin bana bu öğrettiklerindir! dedikten sonra: Ey oğul, bana nasîhat ver, buyurdu.

-Ey efendi! Âlim olduğun yüzünden belli oluyor. Eğer ilmi Allah rızâsı için öğrendiysen, insanlardan istemeyi, beklemeyi kes. Yok, dünyâ için öğrenmişsen, Cennet’e kavuşamazsın, dedi.

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular | Leave a Comment »

ALLAH NASIL MİSAFİR EDİLİR?

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

Allah nasıl misafir edilir,,musa aleyhisselam,

ALLAH NASIL MİSAFİR EDİLİR?

Musa Aleyhisselâmın ümmeti:

– Ya Musa! Rabbimizi yemeğe davet ediyoruz. Buyursun bir gün misafirimiz olsun. Nemiz varsa ikram etmeye hazırız, dediklerinde Musa Aleyhisselâm, onları azarladı. «Nasıl olur, Allah (haşa) yemekten, içmekten ve mekândan münezzehtir» diyerek bir daha böyle bir şeyi akıllarından bile geçirmemelerini tenbihledi. Fakat Musa Kelîmullah Turu Sina’ya çıkıp, bazı münasaatta bulunmak istediğinde, Allah tarafından şöyle nida olundu:

– «Ya Musa neden kullarımın davetini bana getirip söylemiyorsun?»

Musa Aleyhisselâm: «Ya Rabbi, böyle daveti size gelip söylemekten haya ederim. Nasıl olur, Zatı Ulûhiyetiniz onların söylediklerinden beridir» dedi.

Allah (c.c.): «Söyle kullarıma, onların davetine Cuma akşamı geleceğim» buyurdu.

Musa Aleyhisselâm gelip kavmini durumdan haberdar etti, hazırlığa başlandı, koyunlar, sığırlar kesildi. Mümkün olduğu kadar mükellef bir yemek sofrası hazırlandı. Çünkü misafir gelecek olan ne bir vali, ne bir padişah, ne bir başka yaratıktı. Kâinatın yaratıcısı misafir olarak gelecekti. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra, akşam üstü uzak yollardan geldiği belli; yorgun argın, üstü-başı birbirine karışmış bir ihtiyar gelip: «Ya Musa! Uzak yollardan geldim, acım, bana bir miktar yemek verin de karnımı doyurayım» dedi. Hz. Musa:

– Acele etme, hele şu testiyi al da biraz su getir bakalım. Senin de bir katkın bulunsun. Biraz sonra Allah (c.c.) gelecek, dedi.

Tabii adam daha fazla diretmeden çekip gitti. Yatsı vakti oldu, beklenen misafir halâ gelmedi. Sabah oluncaya kadar beklediler, halâ gelen giden yoktu. Neyse ümidi kestiler. Hz. Musa taaccüp içinde idi.

İkinci gün Hz. Musa Tur’a gidip:

– Ya Rabbi, mahcup oldum, ümmetim: «Ya Sen bizi kandırdın, ya Allah sözünde durmadı» diyorlar dediğinde, şöyle hitap olundu:

– Geldim ya Musa, geldim. Açım dedim, beni suya gönderdin, bir lokma ekmek bile vermedin. Beni ne sen, ne kavmin ağırladı.» Bunun üzerine Hazreti Musa Kelîmullah:

– Ya Rabbi bir ihtiyar geldi sadece, o da bir kuldu, Allah değildi. Bu nasıl olur? dediğinde Cenabı Allah:

– «İşte ben o kulum ile beraberdim. Onu doyursa idiniz, beni doyurmuş olacaktınız. Çünkü ben ne semalara, ne yerlere sığarım, ben ancak aciz bir kulumun kalbine sığarım. Ben o kulumla beraber gelmiştim. Onu aç olarak geri göndermekle, beni geri göndermiş oldunuz» buyurdu.

Demek ki, Allah için yapılan her şey, bizzat Allah’ın kendisine yapılmış gibi olmakta, Allah o kimseden razı olmaktadır.

Kaynak:
Büyük Dini Hikayeler, İbrahim sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Genel | Leave a Comment »

Bir Günahkarın Cenazesi

Posted by Site - Yönetici Temmuz 12, 2007

Malik ibn Dinar Hazretleri,Bir Günahkarın Cenazesi,

Bir Günahkarın Cenazesi

Malik ibn Dinar Hazretleri [ö.131/748] anlatıyor:

Basra’da küçük bir grubun bir cenazeyi taşıdığını gördüm. Cenazeyi uğurlayan başka kimse de yoktu. Neden cenazeye katılım olmadığını sordum. Dediler ki:

– Bu adam büyük günahkâr, asi ve ömrünü boşa harcamış biriydi.

Ben de cenazenin namazını kıldım ve kabrine indirdim. Sonra bir gölgeliğe çekildim. Uyuyakalmışım. Rüyamda iki meleğin gökten indiğini gördüm. Az önceki cenazenin kabrini açtılar. Biri onun yanına indi ve arkadaşına şöyle dedi:

– Onu cehennem halkından yaz. Bunda isyansız ve günahsız bir organ yok!

Dışarıdaki arkadaşı ona dedi ki:

– Ey kardeşim, onun hakkında acele karar verme! Gözlerini bir yokla.

– Gözlerini yokladım. İki gözünü de haram bakışlarla dopdolu gördüm.

Arkadaşı onun kulağını, dilini, ellerini ve ayaklarını yoklamasını söyledi. Şu cevabı aldı:

– Kulağını yokladım. Kötü ve çirkin şeyleri dinlemesiyle dolu gördüm. Dilini yokladım. Yasaklara dalması ve haramları dile getirmesiyle dolu olduğunu anladım. Ellerini kontrol ettim. İki elinin de haram olan lezzet ve nefsanî isteklerle dolu olduğunu farkettim. Ayaklarını da yokladım. Ayaklarını çirkinliklerde ve kötü işlerde yürümesiyle dopdolu buldum!

Diğeri dedi ki:

– Ey kardeşim, sen yine acele etme. Bir de ben onun yanına ineyim.

İkinci melek cenazenin yanına indi. Biraz bekleyip arkadaşına dedi ki:

– Ey kardeşim, ben bunun kalbini yokladım ve imanla dolu olduğunu öğrendim. Onu rahmete kavuşmuş bahtiyar kimse olarak yaz! Artık Allah’ın lütfu, onun günah ve hatalarını bütünüyle kuşatmaktadır.

Yafiî Hazretleri diyor ki: Ancak bu saadet, o kişi için Allah’ın yardımıyla hasıl olmuş demektir. Fakat bu saadet her günahkâr için ortaya çıkmaz. Böylesine de güvenip aldanma! Bütün günahkârlar, güçlerinin yettiği hususlarda tehlikeyle karşı karşıyadırlar. İtaatkâr kullar da kendileri için nasıl bir sonuç olacağını bilemezler. Yüce Allah’tan dünya ve ahirette güzel son ve bağışlanma, af ve afiyet dileriz.

Abdullah el-Yafiî, Ravzu’r-Reyahin fi Hikâyati’s-Salihîn, s. 178-79

Posted in Diger Konular, Dini Hikayeler, Dini Konular, Güncel, Gündem, Genel | Leave a Comment »

 
%d blogcu bunu beğendi: