Daha düne kadar tanımıyorduk sizleri… Bir haberle girdiniz dünyamıza… Sarsıcı, can yakan bir haberle, sıradan bir ölüm haberi miydi bu? Hem ölümün sıradanlığı mı olurdu? Ama çağımızda her şey o kadar alelade olmaya başladı ki, artık ölümler bile anlık sızılardan sonra unutuluverir oldu.
Bu yazıyı sana dün bırakıp gittiğin yerden yazıyorum küçüğüm… Hiç duymadığım sesine hasret, hiç görmediğim yüzüne hasret… Kendi yavrumdaki hissettiğim sıcağına hasret gönlümle yazıyorum…
Sen o minicik yüreğinle bizlere o kadar büyük bir ders verdin ki, “
İşte” dedin “Ölüm dediğin böyle olmalı. Öyle yatakta değil namaz hazırlığında olmalı” dedin ve gittin küçüğüm.Şahadetin nimetleri çok
Ölüm anında acı çekmeyeceksiniz
Sorgusuz sualsiz cennete gireceksiniz
Kabir azabı olmayacak
Aileden birçok kişiye şefaat edeceksiniz.
Ne mutlu size en güzel sona en güzel şekilde gittiniz!
Dünya hayatını kendine amaç edinmiş olanlara zor gelir ölüm. Ama bizim için böyle bir şey yok. Biz inanıyoruz ki; gerçek hayat diğeri, bu değil. Ve yine inanıyoruz ki; âhirette insan sevdikleriyle birlikte haşrolunacak. Ben sizleri seviyorum hem de çok seviyorum.Arkanızda gözü yaşlı bir sürü insan bıraktınız… Gözü yaşlı ama gururlu… Bir anne izledim. Muhabirin o buz gibi “Pişman mısınız kızınızı bu kursa gönderdiğinize?” sorusuna şu içten cevabı verdiği cevap bir tokat gibiydi: “Hayır!” dedi ışıldayan gözlerle, “Bir kızım daha olsa yine gönderirim.”
Teslim olmak, bulunulan yere güvenmek böyle gösterilir her durumda. Başkaları konuşsun dursun kaçaktı beton eksikti hocalar eğitimsizdi… Boş konuşan çok ama bir cevap yetiyor onlara başka söze ne hacet?
www.yukarikayalar.wordpress.com
İşte siz bu annelerin kızlarıydınız ve siz kimbilir ne kızlar yetiştirecektiniz ama nasip etmedi yaradan…
Şimdi çok mutlusunuz cennettesiniz. Efendimiz’e layık ümmet olarak göçtünüz bu diyardan. Arkanızdan konuşuyorlar küçüğüm… Konuşup dalga geçiyorlar iftira atıyorlar… “
Boşver” diyorsun biliyorum. Zaten boş verdik, hesap gününün yakınlığın hissederek ve sığınarak Mevla’ya…
Ana yüreği dayanmaz… Bu yürekle dayanamadım acınıza, içim sızladı konuşamaz oldum bir müddet. Ama ne olursa olsun gittiğiniz yerin güzelliğini bilmek rahatlattı bizleri. Siz cennettesiniz ya, bu bize yeter. Siz anne babalarınıza şefaatçi olacaksınız ya, bu bize yeter. Siz orda anne şefkatinin misliyle karşılanacaksınız ya, bu bize yeter!
Yavrucuğum, bilmem kaç nüfuslu şu kocaman şehirden sesleniyorum sana! Sen şimdi en güzel mekâna imanla gittin. Bizden oralara selam götür küçüğüm. Selam gönderebilecek yüzümüz olmasa da, günahkâr da olsak belki kabul edilir ümidiyle selamımızı götür… Ümmetinden olabilmek için çabaladığımız Efendimiz’e ve kendimizi evladı zannettiğimiz ama onu da beceremediğimiz Sâhib-i Zamân Hazretlerine selam götür küçüğüm…
STOCKHOLM –Danimarka’da rahipler, İncilde cehennem ile ilgili bir açıklamanın yer almadığını belirterek, dinle ilgili yeni açıklamalarda bu konuya yer verip vermemeyi tartışıyor.
Danimarka’da artan cehennem ile ilgili tartışmaların, Norveç’te bu konuyla ilgili olarak yapılan ve 2010 yılına kadar bitirilmesi planlanan yeni İncil çevirilerinden kaynaklandığı bildirildi. Danimarka’nın Aorhus kentinde bir kilisede görev papaz Jacob Holm, gazetelere yaptığı açıklamada, cehennemin insanların hayattayken içlerinde yaşadıkları bir hal olduğunu belirterek, “İnsanların sonsuza kadar cezalandırıldığı bir cehennem hayatı yok. İncilde de böyle bir tarif bulunmuyor” dedi.
Cehennem tanımının ilk kez Ortaçağ’da yapıldığını ve İncil’e bu dönemde girdiğini kaydeden papaz Jacob Holm, “Tanrı bize sonsuz sevgisini bağışladığı için cehenneme göndermez” dedi. Tartışmaya katılan papaz Anders Dalgaard ise her şeyin zıttı ile var olduğunu kaydederek, “Cehennem yoksa, cennet de yoktur” iddiasında bulundu. Danimarka’da cehennem ile ilgili yaşanan tartışmalara İsveç gazeteleri de yer verdi. Nüfusun büyük çoğunluğunun Protestan olduğu Danimarka’da bu tartışmaların İncilin yeni çevirisi çerçevesinde yürütüldüğü ve cehennem kavramının bu çevirilerde yer almayacağı kaydedildi. İsveç gazetelerinde bu haber ile birlikte yer alan anket sorusuna yanıt veren okurların yüzde 80′i de cehennemin var olduğuna inanmadıklarını belirtti.(A.A)
Son aylarda yaşanan bozuk et skandalından sonra şimdi de dönerde domuz eti bulundu. Bağımsız kontol laboratuvarları derneği (Verband Unabhängiger Prüflaboratorien) başkanı Gero Beckmann Hessen, Thüringen ve Bayern eyaletlerinde döner satan dükkanlardan alınan numunelerde yapılan analizler sonucunda 13 Imbisste satılan dönerlerde domuz eti bulunduğunu söyledi.
Beckman kontrol edilen her üç dönerden birinde domuz eti kalıntılarına rastlandığını belirti. Beckmann, dönerde domuz eti analizinin yaklaşık 200 Euroluk bir maliyeti olduğu için ancak bu kadar analiz yapıldığını söyledi. Maalesef Berlin gibi şehirlerde 1 euroya döner satılmaktadır. Hiç bir fast food zincirinde 1 euroya bir yemek yemek mümkün değilken dönerciler nasıl oluyor da 1 Euroya döner satabiliyorlar? Ucuz döner üretmenin tek yolu ucuz et bulmak bu da bozulmuş veya bozulmaya yakın etler ve domuz eti gibi etleri kullanmaktan başka bir şekilde açıklanamıyor. Domuz etinin kilosunun 50 cente alınabildiği düşünülürse durumun vehameti ortadadır.
Daha ucuza üretmek adına hem kalite düşürülmekte, müslümanların güveni sarsılmakta, hem de döner piyasasının adı lekelenmiş olmaktadır. Bozuk et ve domuz etiskandalları tüketicinin midesini bulandırıyor ve et yeme isteğini de azaltıyor. Bu tip üreticiler ve dönerciler kendilerine zarar verdikleri gibi helal yoldan üretim yapan dönercileri de etkilemektedir. Yapılması gereken bu tip döner üretimi yapan ve satan imbislerin deşifre edilmesi ve halka duyurulmasıdır. Eğer tüketici 1-2 Euroya döner yemek istiyorsa içinde domuz eti olabilme riskini de gözönünde bulundurması gerekiyor.
Benzer durum, Türkiye için de geçerli olabilir. Denetlemekle görevli Resmi Makamlar Türkiye’de de benzer bir skandalın patlamasına fırsat vermeden gerekli denetimleri yapmalıdırlar. Ayrıca namusu ile çalışmak isteyen döner üreticileri ve döner satıcıları sektörlerine leke getirebilecek, bu gibi yolsuz çalışan meslektaşlarını oto kontrol yaparak aralarından tasfiye etmelidirler. Sağlığına ve inancına dikkatli tüketiciler de bu olumsuzluklarla her an karşılaşabilecekleri cihetle döner yemede çok dikkatli olmalıdırlar.
Türkiye İş Kurumu (İŞKUR), Norveç çalışma Bakanlığının, “Türkiye’den iş gücü getirme planı olmadığını” açıkladığını duyurdu.
İŞKUR’un İl Müdürlüklerine gönderdiği ve kurum binalarındaki panolara asılan “Norveç Çalışma Bakanlığından Resmi Duyuru” başlığını taşıyan duyuruda, Norveç Çalışma ve Sosyal Kapsama Bakanı Bjarne Hakon Hanssen’in, “Norveç iş gücüne ihtiyaç duyuyor olsa da Norveç hükümetinin bir kısım Türk medyasında belirtildiği gibi Türkiye’den işçi getirme planı yok” dediği kaydedildi.
Hanssen’in, “Türkiye’den vasıflı işçi alımını gerçekleştirme görevinin Norveçli firmalara ait olduğunu söylediği” belirtilen duyuruda, “Bakan, Norveç’te iş arayan kimselerin ilgili eğitime (mühendislik ya da zanaatkarlık gibi) sahip olmaları ve çalışma iznine başvurmadan önce somut bir iş teklifi almış olmaları gerektiğini belirtti” ifadelerine yer verildi.
Çalışma izni için gerekli kriterlerle ilgili daha fazla bilginin Norveç Göçmen İdaresinin web sayfasında mevcut olduğu, ilgili bağlantıya “http://www.udi.no/templates/Tema.aspx?id=4479″ adresinden ulaşılabileceği belirtildi.
BAŞVURU ŞARTLARI VE SÜREÇ-
Kurumun, Norveç Göçmen Bürosundan alınan bilgilere dayandırarak yaptığı bir diğer duyuruda da bu ülkede herhangi bir işte çalışabilmek için çalışma izninin şart koşulduğu, 3 aydan sonra da oturma izni alınması gerektiği belirtildi.
Başvuracaklarda üniversite mezunu olma ya da mesleki lise veya dengi bir okulda en az 3 yıllık mesleki eğitim almış olma şartı aranacağı ifade edilen duyuruda, profesyonel tecrübenin önceki işveren tarafından güven mektubu ile belgelenmesi, başvuru yapılan şirketin resmi belgeyle başvuran kişi adına konsolosluğa istekte bulunması da isteniyor.
BAŞVURU SÜRECİ-
Gerekli şartları taşıyanlar tarafından her bir pozisyon için farklılık gösteren başvuru formu doldurularak vatandaşı olunan ülke yetkililerince onaylandıktan sonra gerekli belgelerle birlikte Norveç Konsolosluğuna teslim edilecek.
Evraklar konsolosluk tarafından incelenip herhangi bir eksiklik bulunmaması durumunda, çalışma izni çıkarılıp, vize işlemlerine başlanıyor.
Başvuru formu ile birlikte diploma ya da sertifika, önceki işveren tarafından imzası bulunan deneyimle ilgili bilgiler ve öz geçmişin yer aldığı CV, işverenin başvuruda bulunan adına yaptığı istek belgesi, başvuru ücretinin ödendiğine dair makbuz, fotoğraf, pasaport fotokopisi de teslim edilecek.
Tüm belgelerin İngilizce veya Norveççe’ye çevrilmiş olması da gerekiyor
Norveç’in Türkiye’den 100 bin nitelikli işçi istemesi işsiz gençler ve yurtdışında iş imkanı arayanlar arasında heyecan yarattı. Gençler internet üzerinden Norveç’e gidebilmenin yollarını araştırırken, dolandırıcılar ise Norveç’e gönderme vaadiyle başvuru parası topluyor.
Norveç’in, nüfusunun yaşlanması nedeniyle Türkiye’den 100 bin kişilik işgücü talep etmesi, işsizler ve yurtdışında çalışmak isteyen gençler arasında heyecan yarattı. Gençler, internet gruplarında Norveç’e gidebilmenin yollarını araştırırken dolandırıcılar da “500 euro’ya sizin adınıza iş formu doldurabiliriz” başlıklı mailler göndererek iş hayali kuran gençleri dolandırıyor.
Şimdiye kadar Avrupa ülkelerinden nitelikli iş gücü ithal eden Norveç’in Çalışma ve Sosyal Kapsama Bakanı Bjarne Hakon Hanssen, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’i ziyaret ederek, ülkesinde faaliyet gösteren şirketlerin işgücü temininde büyük sıkıntı yaşadığını söyledi. Hanssen, Türkiye’nin bu konunda önemli fırsatlara sahip olduğunu ifade etti. Çelik de Norveç’in istediği 100 bin işçinin 6 ayda gönderilebileceğini söyledi. İki bakanın bu diyalogunun ardından onbinlerce genç Norveç’e gidebilmenin yollarını aradı.
SAHTE MAİLLERE DİKKAT
Gençler internet gruplarında Norveç’e gidebilmenin yollarını araştırırken isimlerini, adreslerini, mesleklerini, telefon numaralarını ve eğitim durumlarını yazarak yardım istiyorlar. Bunun üzerine internetten Norveç Çalışma Bakanlığı logolu mailler göndererek, “Norveç firması eleman arıyor” veya 500 euro’ya “sizin adınıza form dolduruyoruz” diyerek iş hayali kuran gençleri dolandırmaya başladı. Bazı dolandırıcılar da Norveçli firmalar adına kapı kapı dolaşarak sahte form dağıtıyor, iş başvurusu karşılığında para topluyor. Yetkililer Norveçli bakanı Hanssen’in çalışma izni alınabilmesi için “somut bir iş teklifi alınmış olması gerektiği” açıklamasına dikkat çekerek vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardılar.
Kimler gidebilir
Norveç’ten çalışma ve oturma izni alabilmek için gerekli şartlar şunlar: En az meslek lisesi mezunu veya dengi bir okulda 3 yıllık mesleki eğitim almış olmak. Yeterli resmi eğitim tamamlanamamışsa ya da söz konusu özel beceriye resmi eğitim yoluyla ulaşılamıyorsa, profesyonel tecrübenin, kurs veya dengi okulun belgelenmesi gerekiyor. İlahiyatçılar, öğretmenler ve mutfak şefleri için daha sıkı kurallar ve özellikler isteniyor. Belirlenen işçi kotasının Norveç vatandaşlarıyla doldurulması gerekiyor. Fakat bu kota 2002 yılından beri doldurulamadı.
Elçiliğe başvurmak gerekiyor
Başvuru formunun Türkiye’den verilmesi gerekiyor.
Çalışma veya oturma izni onaylanmadan Norveç’e giriş yapılamayabilir.
Başvuru formları Norveç elçiliği ve konsolosluğuna ulaştırılmalı. Başvurunun sonucu Norveç elçilikleri veya konsolosluğundan öğrenilecek.
İşverenler de çalışanları adına başvurabilir. Bu durumda form işyerinin olduğu bölgedeki polis merkezine verilecek. Başvuru için gerekli belgelerYazılı iş teklifi ve/veya başvuru sahibi veya iş veren tarafından imzalanmış iş kontratı.Eğitime ilişkin belgeler.
Profesyonel tecrübenin belgelendirilmesi.
CV
Barınma ile ilgili bilgi
Pasaport fotokopisi
İstenilen miktarda fotoğraf
Başvuru ücreti.
Başvuru formuyla birlikte istenilen belgelerin fotokopilerinin verilmesi yeterli. Ancak başvurunun yapılması durumunda belgelerin asıllarının sağlanması gerekiyor. Belgelerin İngilizce veya Norveççe’ye çevrilmiş olması gerekiyor. Başvuru formu ile istenen belgeler ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Başvurudan önce Norveç elçiliği veya konsolosluğundan detaylı bilgi alınması lazım.
4 bin dolar maaş imkanı! Peki Norveç’e işçi olarak kimler gidebilir?
‘Norveç çalışacak 100 bin eleman arıyor’ haberinden sonra okurlarımızdan gelen talep üzerine, gereken şartları ve kimlerin yurtdışına gidebileceğini araştırdık.
Norveç Göçmen Bürosu’ndan alınan bilgiye göre, herhangi bir işte çalışabilmek için çalışma izninizin olması şart. 3 aydan sonra da oturma izni almanız gerekiyor.
Çalışma izni için başvuru şartları: - Üniversite mezunu (uzman eğitimli) ya da meslek lisesi veya dengi bir okulda en az 3 yıllık mesleki eğitim almış olanlar (özel vasıflı)
- Uzmanlık alanı aranan pozisyon için uygun olanlar (örneğin öğretmenlik mezunu iseniz öğretmenlik için başvuru yapmanız tercih ediliyor)
- Profesyonel tecrübenin de bir önceki işverenden alınacak güven mektubu ile belgelenmesi gerekiyor. Bu belge işçinin hangi alanlarda uzman olduğu ve ne kadar çalıştığı bilgilerini içermeli.
- Başvuru yaptığınız şirketin resmi bir belge ile sizin adınıza konsolosluğa istekte bulunması gerekiyor.
SÜREÇ NASIL İŞLİYOR? - Her bir pozisyon için farklılık gösteren başvuru formunun doldurularak vatandaşı olunan ülke yetkililerince onaylandıktan sonra gerekli belgelerle birlikte Norveç konsolosluğuna teslim ediliyor.
- Başvuru formlarını bu siteden indirebilirsiniz.Teslim edilen tüm evraklar konsolosluk tarafından inceleniyor ve herhangi bir engel bulunmaması durumunda çalışma izni çıkarılıyor ve bu çalışma izni ile vize işlemlerine başvuru yapılıyor.
Başvuru formu ile birlikte teslim edilmesi gereken diğerevraklar :
- Diploma ya da sertifika gibi eğitime ilişkin belgeler (Bu belgelerin arasında eğitimin süresi ve içeriği hakkında da ayrıntılı bilgi verilmeli)
- Özgeçmişiniz ve iş deneyimleriniz gibi bilgileri içeren ve önceki işvereninizin de imzasının bulunduğu ayrıntılı bir CV
- İşvereninizin sizin adınıza yapmış olduğu istek belgesi
- Başvuru ücretinin ödendiğine dair makbuz
- Fotoğraf
- Pasaport fotokopisi
Tüm belgelerin İngilizce veya Norveççe’ye çevrilmiş olması gerekiyor. Ayrıca başvuru yapılmadan önce Norveç konsolosluğundan detaylı bilgi alınması gereklidir.
Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, gramıyla ve fiyatıyla insan sağlığını tehdit eden ekmeğin, artık ‘domuz’ katkısı ile insan inancını da tehdit etmeye başladığını söyledi. Dinç, “Bu yüzden Tüketiciler Birliği yönetimi olarak biz piyasada satılan ekmekleri almıyor ve yemiyoruz” dedi. Ekmeğe katılan katkı maddelerini değerlendiren Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, “Konyalı tüketicinin sağlığı ve geleceği bazı kimselerin siyasi emellerine, kaprislerine ve fırıncıların tamahkarlıklarına alet edilmiştir. Gelinen bu noktada ekmeği artık gramıyla ya da fiyatıyla konuşmanın bir önemi kalmamıştır. Üretici 5 kuruş fazla kazanmak için siyasetçisi ise ucuz ekmek diyebilmek için Konyalıya ‘domuz’ katkılı ekmek yedirmektedirler” dedi.
Gram da düşüyor Mustafa Dinç, ekmeğin un, su, tuz ve mayadan elde edilmesi gereken bir temel besin maddesi olduğunu belirterek, bundan 15-20 yıl önce Konya’da ekmeğin 500 gram olarak satıldığını, bu rakamın 150 grama kadar düşürüldüğünü aktardı. Dinç, Türkiye’de buğday üretiminin artmasına ve fiyatının düşmesine karşın ekmekte sürekli maliyet artışı olduğuna dikkat çekti. Dinç, şöyle dedi:
“Ekmek de kapitalistleşmenin, liberalleşmenin ve sömürge düzeninin kurbanı oldu. Batı endüstrisinin dayattığı insan sağlığı ile inancına aykırı modeller, insan ruhu gibi ekmeği de bozdu. İnsan bozulunca, ekmeğin bozulması ya da ekmek bozulunca insanın bozulması da denilebilecek bir süreç yaşandı. İslam inancında ve geleneklerimizde ekmek ayrı bir öneme sahiptir. Son 20 yıla kadar yolda bir ekmek kırıntısı gören kişi Peygamberi bir gelenekle onu alır öper temizler yenilebilecek durumda ise yer ya da kuşlara ikram ederdi. Ama şimdi çöplüklerimizden tonlarla ekmek toplar hale geldik.”
Ekmekte domuz katkısı var Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, en çok ekmek tüketen halkın Türk halkı olduğunu belirten Dinç, bunun yanında dünyanın en sağlıksız ve kalitesiz ekmeğini de Türk halkının tükettiğine işaret etti. Dinç, Tüketiciler Birliği olarak 2004 yılından bu yana ekmekle ilgili birçok mücadelenin içinde yer aldıklarını, önemli çalışmalar yaptıklarını söyledi. “Gördük ki ekmek, ekmek olmaktan çıkmıştır. Ekmek, katkı maddecilerinin insan sağlığını ve inancını tehdit ettiği bir zehir topuna dönüşmüştür. Ekmeği sadece fiyatıyla gündeme getirenler, seçim kaygısı, pazarlama kaygısı gibi ahlaki olmayan kaygılar insan sağlığının, toplum sağlığının önüne geçmiştir. Dindar olduğunu iddia edenlerin bile aldırış etmediği bir aymazlıkla karşı karşıyayız” diyen Dinç, bugüne kadar geri adım atılır düşüncesi ile temkinli olarak tüketicileri bilgilendirdikleri ekmekte maalesef domuz katkısı olduğunu ifade etti.
Sağlıklı ve güvenilir belge verilmeli Tüketiciler Birliği yönetimi olarak piyasada satılan ekmekleri almadıklarını ve yemediklerini belirten Dinç, şöyle devam etti: “Çünkü biz içinde domuz ya da benzer yenmesi sakıncalı hayvanlardan elde edildiği bilinen, E472e olarak kodlanan Mono ve Digliserid Diasetil Tartarik Asit Esterleri’nin bulunduğu bir ekmeği yememiz mümkün değildir. Bu büyük oranda hayvansal menşeili olup yağı bol olan domuzdan elde edilme ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Bu madde ile ilgili tüm üreticiler kendi ürünlerinin domuzdan mamul olmadığını sözle ifade etmekte ancak ‘sağlıklı ve güvenilir belge’ sunmakta zorlanmaktadırlar. Ekmeğin 150 gram olarak üretilebilmesi için katkı kullanmak zorunda olduklarını söyleyen fırıncılar ekmeğin 300 grama çıkarılmasıyla katkı kullanmaya gerek kalmayacağını açıklamalarına rağmen yine bildiklerini okuyup 150 gram ekmeğe zam katkıya devam mantığı ile tüketicinin karşına çıkmışlardır.
Suç duyurusunda bulunacağız Tüketiciler Birliği Konya Şube Başkanı Mustafa Dinç, “Ekmek Tebliği’ne göre ekmeğin üzerinde etiket olmalı ve ekmek poşetle satılmalıdır. Ekmeğe domuz vb. ürünlerden elde edilen katkıların da etiketine yazılması etiket tebliğine göre zorunluluktur. Ancak bütün bunların hiçbiri yapılmamaktadır. Tarım İl Müdürlüğü yasal denetim görevlerini yapmayarak suç işlemektedir. Yetkililer haklarında derhal suç duyurusunda bulunacağız.”
Dünyanın en soğuk başkentine sahip Moğolistan’da yüzyıllardır var olma mücadelesi veren Müslümanlar, kimliklerini yeniden kazanmak için Türkiyeli kardeşlerinden yardım bekliyor. İnsani Yardım Vakfı İHH ile bölgeye giderek yardım çalışmalarında bulunan Amasya Gönüllü Kuruluşlar Birliği Başkanı (GÖKBİR) Nuri Eken, Moğolistan’da Müslümanların Moğol ve Komünizm zulmüne karşı durduklarını ifade ederek, ülkede ezan sesi duydukları tek yerin Ülgi şehri olduğunu kaydetti. Eken, “Burada Azathan Hoca ve etrafındaki az sayıda insan çırpınıyor. Müslümanları yeniden teçhiz etmek için çabalıyorlar. Heyecanla İmam Hatip Lisesi açmışlar. İyi çalışmalar yapıyorlar” dedi.
300 yıl sonra ilk cami açıldı
Meşakkatli bir yolculuktan sonra Hoton Müslümanlarının yaşadığı bölgeye ulaştıklarını belirten Eken, “İHH’nın katkılarıyla 300 yüz yıldır ilk defa bir camii açıldı bu beldede… Öğlen namazında erkekler, kadınlar ve çocuklar cami içerisini hınca hınç doldurdu. Yazık ki bu insanlar ne namazı ne abdesti biliyorlar. Safların arasında yer alıp bize bakarak namaz kılmalarını sağladık. Kaybedilen değerlerin hüzünlü yarasını yeniden kazanabilme ümidi içeren merhemle dağıldık” diye konuştu.
Bölge insanının İslam’a susadığını bildiren Eken, cami yanındaki okulun müdiresinin din dersi kitapları getirildiği takdirde müfredata koyarak okutabileceğini söylediğini vurguladı. Türk Büyükelçiliği Din İşleri Danışmanı Asım Serçe ile tanıştıklarını söyleyen GÖKBİR Başkanı Eken, “Bizden Camii yapımına önem vermemizi istiyor. Ramazan ve Kurban kitapçıkları ile İlmihal basımı yaptırmak istiyorlar. Serçe, Kutlu Doğum Haftasının önemli olduğunu belirtiyor. Biz de Kazakça-Moğolca alt yazılı ‘Çağrı’ filminin oluşturacağı etkiyi düşünüyoruz. Sünnet şölenlerinin yaygınlaştırılmasının faydalı olacağını da tespit ettik” şeklinde konuştu.
“Ezanın büyük nimet olduğunu İstanbul’da anladık”
İnsanların önemli bir kısmının çadırlarda yaşadığını ve işsizliğin had safhada olduğunu kaydeden Eken, “En büyük geçim kaynağı hayvancılık. Temel besin kaynağı da et. Bu dondurucu soğuklara karşı yağlı et önemli bir direnç unsuru. İnsanları esmer tenli, zayıf yapılı ve kilo problemleri yok. 7 mahallenin muhtarını İHH çadırına misafir edip bölgenin sorunları, çözüm önerileri, istek ve teklifleri hakkında bilgi aldık. Deri Fabrikası kurulmasını istiyorlar. İşsizliğin böyle sona erebileceğini ve bölge de 3 milyon 4 yüz bin hayvan olduğunu söylüyorlar” dedi. Eken, şöyle konuştu: “Yaklaşık 14 bin kilometrelik yolculuk yaptık. Buralarda derin bir maddi sıkıntı ve yoğun bir bilgisizlik var. Nimetin kıymeti kaybedilince anlaşılırmış. Şu semalarda yankılanan ezanın bile ne büyük nimet olduğunu İstanbul’a döndüğümüzde anladık”
Ünlü modacı Cemil İpekçi üniversitelerde türban serbest bırakılana kadar defile yapmayacağını açıkladı.
Türbanın tülbentten geldiğini ifade eden İpekçi, “Bu bağlanış şeklinin bir ideolojik bağlanış şekli olduğunu kabul ediyorum. Çünkü hepsinin birden aynı şekilde bağlamasını başka türlü açıklayamazsınız. Ne zaman serbest kalacak, ondan sonra. Tabii ki bin şekil başı bağlama, bin şekil tesettür veya kapalı insanların giyinme şekilleri… Şu anda bu ideolojidir ve kimse kimsenin ideolojisine karışamaz” dedi. Kendisini AK Parti’ye yakın hissettiğini ifade eden İpekçi, “Kadın olsaydım türban takardım” dedi.
Turgay Güler’in sorularını yanıtlayan ünlü Modacı Cemil İpekçi, türbanla kadınların TBMM’ye girişine ise bu şartlarda karşı olduğunu söyledi. İpekçi, ‘ne zaman bir papaz vekil seçilebilirse, ne zaman azınlık vekilleri görebilirsek o zaman başörtülü vekil seçilmesini normal karşılarım. Demokasi farklı görüşlerin birarada yaşaması demektir” dedi.
Son olarak Fazıl Say eleştirisiyle gündeme gelen İpekçi, “Türkiye Malezya mı oluyor” sorusuna “Keşke olabilsek” şeklinde cevap verdi.
İpekçi’ye göre, AK Parti hükümeti cumhuriyet tarihinin en iyisi.